Bürokratik sosyalizm çağrısı — Slavoj Žižek

Eğer sağ kalacaksak “yabancılaştıran” kurumsal mekanizmalar topluma sıkça dokunmalıdır (thick texture): Elektrik ve su nereden gelecek? Kanun hükmünü kim emniyet altına alacak? Sağlık için kime başvuracağız? Bir topluluk kendi yönetimine ne kadar hakimse bu kurumsal ağ o kadar pürüzsüzce ve dikkat çekmeden işlemelidir. Belki de özgürleşme mücadelesinin hedefi “yabancılaşmadan kurtulmak” olmamalıdır, doğru bir yabancılaşmayı dayatmak olmalıdır, “yabancılaşmamış” topluluklara yer açabilmek için gereken “yabancılaştırıcı” (görünmez) toplumsal mekanizmaların pürüzsüzce işlemesini sağlamak olmalıdır.

Bu yabancılaştıran mekanizmaların eski bir adı var, onlara bürokrasi denir. Günümüzde sol politika bürokratik sosyalizmi yeniden icat etmelidir…

Bürokratik sosyalizm çağrımız karşısında “gerçekte varolan sosyalizm”in bilindik çağrışımları haricinde daha ciddi bir itiraz daha var: Bürokrasi –Kafka’dan öğrendiğimiz kadarıyla bile– ilke olarak (kötü örgütlenmek gibi rastlantısal nedenlere bağlı kalmadan) verimsiz değil midir, kendi keyfiyetinin dairesel hareketine kapılıp gitmez mi? Denir ki bürokratik mekanizmaların asıl amacı hedefine varmak değildir, yani uğraştığı sorunları çözmek değildir, aksine onun amacı bu sorunları tekrar tekrar çıkarmak ve hatta büyültmektir ki kendi varoluş nedenini tazeleyebilsin. Böylece bürokrasi bizi bir kez daha keyif fazlası (surplus-enjoyment) ile yüzleştirir: Resmi hedefe varınca (sorunu çözünce) alınan keyif değildir bu, aksine kendi döngüsel hareketini yenileyince alınan keyiftir.

Kafka’nın dehası bürokrasiyi (erotizmden en uzak şeyi) erotikleştirmek oldu. Isabel Allende’nin anlattığına göre Şili’de bir vatandaş yetkililere kimlik göstereceği zaman:

Görevli memur zavallı ricacıdan şu konularda ispat sunmasını ister: Doğmuştur, suçlu değildir, vergilerini ödemiştir, seçmen kaydı vardır ve halen hayattadır, vatandaş ölmediğini kanıtlamak için oracıkta tepinmeye başlasa bile memura bir “sağ kalım sertifikası” sunması zorunludur. Bu sorun o kadar orantısız bir hal aldı ki hükümet devreye girip “bürokrasiyle mücadele bürosu” kurdu. Artık vatandaş baştansavma muamele eden beceriksiz yetkililer hakkında şikayet dilekçesi verebiliyor … tabi ki bir form doldurup üç nüshasını çıkarıp damgalatarak.

Devlet bürokrasisi işte böylesine delice olsa bile, seküler çağda ilahi güçlere temas edebileceğimiz tek gerçek noktanın bürokrasi olduğunun farkında mıyız? Bürokrasinin en delice haliyle travmatik bir karşılaşmadan daha “ilahi” bir şey olabilir mi (bir bürokratın size “kanunen yoksunuz” dediğini düşünün)? İşte böylesi karşılaşmalarda sıradan gündelik dünyevi gerçekliğin ötesinde bir başka düzenin belirişine şahitlik ederiz. Bürokrasi aynı Tanrı gibi tümgüçlüdür, ona nüfuz edilemez, kaprislidir, her yerde birden vardır ve görünmezdir. Kafka bürokrasiyle ilahiyat arasındaki derin bağı bilmiyor değildi: “Devlet Tanrı’nın dünyevi varoluşudur” diyen Hegelci tez, Kafka’nın eserinde adeta “düzülmüş” oldu, ayıpçıl bir yöne doğru buruldu. Seküler dünyanın çoraklığında Kafka’nın ilahi güçler peşinde bir arayışa girdiği söylense de aslında Kafka ilahi güçleri aramıyordur çünkü devlet bürokrasisinde zaten onları bulmuştur.

Terry Gilliam’ın Brazil (1985) filminin iki fevkalade sahnesinde bürokratik keyfiyetin öz-dolaşımla kendini pekiştirerek çıkardığı delice taşkınlıklar kusursuzca dışavurulmuştur.

Su tesisatı bozulunca resmi tamirat servisine acil yardım isteği bırakan kahramanın evine çıkagelen Robert de Niro, efsanevi-gizemli bir suçludur, işlediği kabahat de şudur: Acil çağrıları dinleyip derhal müşteriye gider, bozulan tesisatı ücretsiz tamir eder ve böylelikle devletin verimsiz tamirat servisinin kağıt işleri atlatılmış olur. Keyfiyetin kısır döngüsüne kapılmış bir bürokrasiyi korkutan en büyük suç sahiden de dümdüz ve derhal gidip gereken işi yerine getirmektir – eğer devletin tamir servisi gereken işi yapmış bulunursa bu durum talihsiz bir yan etki sayılacaktır (bilinçdışı libidinal ekonomi düzeyinde) çünkü bürokratik enerjinin çoğu komplike idare yordamları icat etmek ve yepyeni engeller çıkararak yapılacak işi ilelebet ertelemek için harcanmaktadır.

Bir başka sahnede –muazzam hükümet bürosunun koridorlarında– durmaksızın etrafta koşturan bir grup insan görürüz, öndeki üst yöneticinin (büyükbaş bürokrat) peşine takılmış alt yöneticiler sürekli ona bağırmaktadır, şu veya bu konuda görüşünü veya kararını sormaktadır, üst yönetici de sinirli jestlerle onlara hızlı ve “verimli” cevaplar püskürtmektedir (“Bunu en geç yarın halledin!” “O raporu gözden geçirin!” “Hayır o toplantıyı iptal edin!”). Bu hiperaktivite görüntüsü elbette bir kamuflajdır, “verimli idarecilik” oyunudur, anlamsız ve şımarıkça bir taklit gösterisidir. Neden bu adamlar hiç durmaksızın telaşla etrafta dolaşırlar? Peşine takıldıkları üst yöneticinin bir toplantıdan diğerine gidiyor olmadığı apaçıktır – koridor boyunca hızlı hızlı öylesine boşbeleş dolanıp durmaktadır.

Kahraman zaman zaman bu grupla karşılaşır. Kafkaesk izaha göre elbette bu performansın tek amacı üst yöneticiden bir şey isteyen kahramanın sinirlerini bozmak ve “Ne kadar meşgul olduğumu görmüyor musun?” cevabıyla oradan gönderilmesini sağlamaktır. Gerçi bazen de üst yönetici bunun tam tersini yapar, sanki uzun zamandır bekliyormuş gibi kahramana selam verir, adeta geleceğini önceden biliyormuş gibi gizemli bir havaya bürünür.

O halde verimli bürokrasi fikri kendini baltalamaz mı, ütopyaların en beteri değil midir? Kamu yönetimi sanatının püf noktası bu bakış açısını tersine çevirmektir: Bürokrasi daha verimli olacak diye keyif fazlasını daraltmak değildir, aksine bürokratik keyif fazlasının hayatın bir gerçeği olduğunu kabullenmek ve farklı bir açıdan yaklaşmaktır: Bürokratik keyif fazlasını nasıl yapılandırmalıyız ki kimi gerçek sorunları da çözecek yan etkilere yol açabilsin?

Bireylere bürokratik muamelenin anonim soğukluğuna da hak ettiği değeri vermeliyiz: Evet bürokrasi hepimize kötü davranır ama o da demek oluyor ki hepimize aynı şekilde davranır. Hepimize insani bir sıcaklıkla muamele eden bir bürokrasi tahayyül edilemez (bunun tek yolu robotik bir ses programlamak olurdu herhalde) ama şahısları kayırmadan (torpilsizce) hepimizi eşit ölçüde yok sayan bir bürokrasi tahayyül edilebilir.

Umutsuzluğun Cesareti’nden

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

— Göreviniz?
— Kusura Bakanlığa Bağlı Fasit Daire Başkanlığında “Şu Bu Mudur?”luğu yapıyorum.

4 Yorum

Filed under Çeviri