İki Kişi Bakışırken Üçüncüye Beklemek Düşer: Bakış Açısı (Görme Duyusu) ve Dinleme Açısı (Duyma Görüsü) — Işık Barış Fidaner

İki kişi bakışırken üçüncüye beklemek düşer.

Argo bir özdeyişten uyarladığımız bu cümleye bakışım tamlaması adını verelim. Bakışan iki kişinin simetrisi bakışımdır, o çiftin üçüncüye atıfla geçerlenmesi de tamlamadır.

Görü ve duyu Lacan’da şöyle tanımlanır [1]:

görü (nazar): Ötekine duyulan arzu
duyu (seda): Ötekinin arzusu

Dikkat ederseniz duyu bağımsız değişkendir, dolaysızca Ötekinin arzusundan kaynaklanır; görü ise duyu üzerinden tanımlanmıştır, Ötekine “duyduğunuz” arzuya “göre” şekillenir.

Görü duyuya bağlı olduğu için görme duyusu adını alır ve “beş duyu”dan biri sayılır. Bakış açısı anlamında perspektif budur. O halde duyunun görüyü şekillendirdiği diğer perspektife de dinleyiş açısı veya duyma görüsü diyelim (görme duyusu “beş duyu”nun modeli olduğundan “altıncı his” tabiriyle duyma görüsü kastedilir).

İngilizce “sense: duyu/anlam” teriminde duyunun anlam verici işlevini duyarsınız, arzu beslemeye Türkçede “arzu duymak” denmesi de duyunun neye anlam verdiğini size duyurur.

Bakışım tamlaması bir görü-duyu bileşimidir:
1) Bakışan iki kişi görme duyusunun bakış açısıdır.
2) Bekleyerek o çifti tamlayan üçüncü öğe duyma görüsünün dinleyiş açısıdır.
Lacan’ın “La Troisième” seminerinde atıf yaptığı “üçüncü” öğe işte bu dinleyiş açısı olduğu için “Segâh” adını hak eder (üç-durak veya üçüncü durak, müzikte bir perde) [2].

Şimdi bekleyenin rolüne daha yakından bakalım. Heteroseksüel bir aşk üçgeninde bekleyen kişi eğer erkekse kızı beklediği, yok eğer kızsa erkeği beklediği varsayılabilir, yani bakışanlardan birine odaklanmıştır ve çiftin simetrisini kırmaya yönelmiştir [3].

Fakat eğer bir simetriyi kıracaksanız önce ortada bir simetri olması gerekir, yani üçüncü kişi aynı zamanda kırmak istediği simetriden büyülendiği için iki kişiden hangisini beklediğine dair bir muğlaklık vardır: Kıskanılan tam olarak nedir, sevilen kişi midir, onunla birlikte görülen kişi midir, yoksa onların bakışım tamlamasında beliren cennet görüntüsü müdür? Kıskanan kişi o hayali destekler mi (imrenme), ona kavuşmaya mı çalışır (istek), yoksa onu bozmaya mı gayret eder (haset)?

Bekleme kavramının yankılarında bu muğlaklığı oluşturan yükleri duyarsınız:
1) Durup beklemek (wait)
2) Pusu kurmak (bek avı)
3) Kapatmak (beketmek)
4) Savunmak, desteklemek (back)
5) Uzak durmak, kaçınmak (back off)
6) Anlaşmadan geri çekilmek (back out)

Üçüncünün muğlak konumu bürokratik bir başvuruyla da sahnelenebilir [4]:

— Pardon ben başvuru yapmıştım da…
— Beyefendi/hamfendi müsayit diyil malesef sizi bekleme odasına alalım…
— Peki acaba görüşmek için ne zaman müsayit olacak beyefendi/hamfendi?
— Yanlış anladınız görüşmek için değil beyefendi/hamfendi beklemek için müsayit olmadığı için şimdi odada (“o da”da) siz onun yerine bekleyeceksiniz.

Yaptığınız her başvuruda (bakış açısı gereği) A’yı beklediğinizi zannetseniz de sonradan (dinleme açısı gereği) A adına B’yi beklediğinizi fark edersiniz. Daha doğrusu A-B simetrisinin kırılmasını beklersiniz ama kırılabilmesi için önce kurulmasını beklersiniz.

Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner

Notlar:

[1] Bkz “Nesneler” Jacques Lacan; diğer nesnelere bakarsanız argo özdeyişin kaynağı da anlaşılır.

[2] Bkz “Segâh” (etimoloji sözlüğü), “Lacan’da dil (la langue) ve dilmeden (lalangue)” Jean-Claude Milner

[3] Bkz “René Girard: Simetrik Kırma ve Simetriyi Kırma”, “Halk halktır: Demokratik Siyaset Üçgeni”

[4] Bkz “Filhakika, Bilinçdışı Fil Hafızasıdır: ‘O da’daki Fil Odadaki Fiili Unutmaz”

10 Yorum

Filed under Şey