Çin baharını düşünmek — Robert Walser

Çin kadını çiçeklenen bitki gibidir. Çin baharını düşünmek insanı mutlandırır. Dil leziz bir içkidir; o dili konuşan saadete varır, her söz bir öpücük tadındadır.

Nehirlerden geçen takalar hazla ve müzikle dolup taşar. Köprüler narin suları kateder. Sahilde yetişen ağaçlar örtü gibidir. Alımlı yamaçlar sık evlerle kaplanmıştır. Hisli olan herşey iyi olan herşeye komşudur. Seher ışıkları insanı büyüler ve akşamları herkes nezakete ve memnuniyete doymuş olur.

Herşey ahenklidir, eğlenerek işler, ciddi işlerle zevkli işler bir aradadır. Halı gibi yumuşacık patikalarda güzel genç hanımlar zebralara ve ceylanlara binerler ve etrafa gülücükler saçmaktan kendilerini alamazlar. Mavi sisler ardında yeşilli çalılar içinde tapılası köylerin kahveye çalan kızıl rengi çatıları uzanır.

Sağlıklı olan herkes işine gider. Yaşlı insanlara hürmet edilir, hastalar sevgi ve ilgi görür. Çin insanlarla dolup taşsa da kimse kimseyi gıcık etmez; Çinliler muazzam ehemmiyetinin bilincine vardıkları sosyal vasıfların hepsine haizdir.

Dağların üzerine Tanrılara adanmış tapınaklar dikilmiştir. Sayısız lamba geceleri ışıl ışıldır. Evin ardındaki bahçede kuşlar cıvıldar, ayışığında da günışığında da.

İnsanlar ummanlar gibi oradan oraya akıp dururlar. Hepsi yalnızca iyi niyetler taşır. Kötülükler ve acılar çoktan geride bırakılmıştır.

Kurşunkalem bölgesindeki Hülyalanma mikrogramının ikinci yarısı, Speaking To The Rose kitabından

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

Vesile: “Yazının Kaçış Noktası: Mikrogramlar ve Haydut Romanı” Cemal Ener

7 Yorum

Filed under Çeviri