Erken Lacan‘a göre hem simgesel gerçekleştirme etiği hem de Gerçek Şey’le yüzleşme etiği bizi gündelik çökkünlüğü (Verfallenheit) geride bırakmak için sınırlarımızı kahramanca zorlamaya çağırıyordu:
İnsan zengin hayali özdeşimlerini üstünden çıkarıp atmalıdır ve ‘kendi ölümünün öznelliğine’ varmalıdır, böylece egosu olmayan saf bir öznenin sınır-konumuna erişmelidir; simgesel düzenin sınırını hiddetle aşmalıdır ve Gerçek Şey’in tehlikeli Ötesiyle kahramanca yüzleşmelidir.
Bu radikallikten vazgeçen geç Lacan‘ın psikanalitik muameleyi kavrayışı çok daha mütevazıdır:
Hakikatlerin hepsini öğrenmek gerekmez. Azıcık yeter. (Radiophonie)
Psikanalizin radikal ‘sınır yaşantısı’ olduğu fikri artık reddedilir:
Analiz fazla zorlanmamalı. Hastanın hayatından memnun olması yeterlidir. (Conférences aux USA)
Antigone’nin yasaklı Atë bölgesine kahramanca girip ‘saf arzu’ya erişme gayretinden amma da uzak bir yaklaşım! Psikanalitik muamele artık öznelliğin radikal dönüşümü değil, olsa olsa yerel bir onarımdır, uzun vadeli izler bile bırakmaz.
Bu bağlamda Lacan gözden kaçan bir gerçeğe dikkat çeker: Freud yıllar sonra Sıçan Adam’la buluştuğunda eski hastası kendi analizini tamamen unutmuştur.
Bu daha mütevazı yaklaşım Jacques-Alain Miller’in geç Lacan’a odaklanan okumasında tam anlamıyla dile gelir: Psikanaliz sürecinin bitişi sayılan ‘düşlemi katetme’ kavramını Lacan son seminerlerinde geride bırakır; onun yerine koyduğu ise tam tersine bilirti (sinthome) adı verilen analiz edilemez nihai engeli kabullenme jestidir. Belirti (semptom) yorumlanarak eritilecek bir bilinçdışı oluşumdur, bilirti ise yorumlamanın eriticiliğine direnen ‘bölünemez kalan’dır, öznenin biricik keyfiyet şeklinin yoğunlaştığı asgari figür veya düğümdür.
Analizin gayesinin yeni formülü ‘belirtiyle özdeşim’ olur: Özne kendi biricik bilirtisini eritmek yerine onun farkına varmalıdır ve onu kullanmayı öğrenmelidir, onunla baş etmeyi öğrenmelidir, bilirti öznenin arkasından işler çevirip onu belirleyemesin diye:
Analiz yaşantısı arzumuzu geri edinmemizi sağlar. En iyi ihtimalle şunlara varmayı umabilirsiniz: ‘Arzuladığınız şeyi istemek, istediğiniz şeyi arzulamak.’ Eğer yaşantı neticesine vardırılırsa ‘devasız’ yanımızla özdeşleşme imkanı buluruz: Hem onda kendimizi buluruz hem de onu kullanabiliriz. (Nicolas Fleury)
Bu özdeşim yoluyla anlam ile zevk arasındaki tezatlık da ‘sentezleri’ yoluyla aşılır: zevkanlam (anlamdan zevk almak: jouis-sens, enjoy-meant): Özne budalaca otistik keyfiyete indirgenmez, konuşmaya devam eder ama konuşması artık suretlerle oynanan bir oyundur, keyfiyet üreten boş bir dırdırdır. Lacan’ın eppur si muove (gene de dönüyor) versiyonu böyledir: Hayali ve simgesel suretlerin ciğerini okumuşsak bile dil oyunu zevkanlam dolaşımı kılığında devam eder, özne Gerçeğin uçurumunda eriyip gitmez.
Hiçten Az
Türkçesi: Işık Barış Fidaner






























Geri bildirim: dırdırdır | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Mektubaşka — çeviri derlemesi | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Çocuğun Ayartılması — Slavoj Žižek | YERSİZ ŞEYLER