Mor ve Ötesi: Serseri analizi — Işık Barış Fidaner

🧵⚙️💪🏻 TEZGÂH 🧵⚙️💪🏻

Bu yazıda Mor ve Ötesi’nin Serseri şarkısının sözlerinin üzerinden geçeceğiz. İskeleti oluşturan ana kıtayla başlayalım:

Düşledim kayboldum, konuştum ziyan oldum
Eskinin huzurunda el pençe divan durdum
Ah, devrimim benim, nedir senden çektiğim
Sen gelmedin ama ben değiştim

İlk iki dize Lacancı imgesel/simgesel/gerçek üçlemesini verir:
1) Düş ayna imgesidir; söz karşısında yitip gider, kaybedilir.
2) Söz simgeye tutunur ama imkansız gerçek onu da ziyan eder.
3) Sona kalan gerçek el pençe divan durulan Nam-ı Pir‘dir [1].

Kalan iki dize solcu gerçekliğe hitap eder:
1) Devrimci “benim devrim”cidir [2].
2) “Devir im’im” çağımızı adlandırma şeklimdir.
3) Acı çektiren semptom çağımıza adını verir.
4) Çağ geçmez: hem evre gibi geçmez hem hastalık gibi geçmez [3].
5) Başarılan değişimler Ego’yla (“kişilik”) sınırlı kalır.

Şimdi en baştaki kıtaya dönelim. Burada Nam-ı Pir yani eskiden kalan yadigarlara hitap ediliyor:

Uzağındaydım düşerken
Nasıl bilirsen öyle ol
Kâbusum oldun, çok oldun
İyi ki yarına yoksun

Mor ve Ötesi X kuşağı olduğuna göre bu dizeler şunları söylemektedir [4]:
1) Baby boomer’ların çektiği sıkıntıları biz bilemeyiz.
2) Onlar kendilerini nasıl isterse öyle bilsin.
3) Yeter ki Üstben olup tepemize çullanmasınlar.
4) Neyse ki X’in asıl muhatapları Y ve Z kuşaklarıdır.
Yani bu kıta özetle “okay boomer” diyor veya Türkçesiyle “tabi tabi dayı” (köprüyü geçene kadar).

Şimdi iskeleti takip eden kıtaya bakalım. Burada ideolojik değerlere hitap ediliyor:

Hayat ne boş ne anlamsız
Neye benzerdi reklamsız
Ortağım oldun çok oldun
İyi ki yarına yoksun

İlk iki dize X kuşağının hayata anlam verirken medyatik kanalizasyon sistemine başvurmaya mecbur kaldığının itirafıdır [5]. Sinema ve televizyon kültürü kalıcılaştığından beri hayatımızın büyük bölümü filmlerde gördüğümüz yaşantıları taklit etmekten oluşmaktadır. Bu taklitçi yaşantılarda çeşitli ortaklıklar kurulur ama eninde sonunda “öküz ölür ortaklık bozulur”. Ölümüyle ortaklığı bitiren öküz ise diğer kıtalarda bahsi geçen Nam-ı Pir‘dir.

Geriye kalan iki kısım şunlardır:

1) Çocukların seslenişi

Aldım, verdim, ben seni yendim
Kaçtın, sattın, beş paraya sattın

2) Büyüklerin nasihati

Ağla, ağla, geçer

Çocukların seslenişi insanların öküz ölünceye kadar üste çıkmak için tepişmesini simgeler. Büyüklerin nasihati ise eninde sonunda öküz öldükten sonra meseleyi nasıl rafa kaldıracağımızı bize bildirmektedir.

(sonrası: Mor ve Ötesi: Pis analizi)

Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner

Notlar:

[1] Bkz “Babanın Adı, Babanın Hayrı: Nam-ı Pir, Nah-ı Pir”

[2] Bkz “Devrimcinin Gözünün Feri de Sönmez: Çarşılara Abanıp Bilinmeyeni Göğüslemek”

[3] Bkz “Geçenek bilinçdışıdır: Neden tarihin dışına düştük?”

[4] Bkz “Üç Tarz-ı Rivayet: Binyılcı Nergis Ne Yapacak?”, “X ve Z bakışırken Y’ye beklemek düşer”

[5] Bkz “Her Medya: Bitmemesi”, “Turbacracy/Turbo-crazy/Dur-bak-rasi: Güncel İğdiş İlkesi Anonim Kalabalık Fetişidir”

8 Yorum

Filed under Şey