Lenin ve Stalin’de ‘nesnel anlam’ — Slavoj Žižek

(öncesi: Şifa dilerim: Lenin’den Gorki’ye, Stalin’den Stalin’e)

‘Kadro’ nedir? İnsan önce Heideggerci oyunlara ayartılır, ‘kadro’da (quadro) antik Yunanlı ‘tetragonos’u ayırt eder, Simonides’in milattan önce beşinci yüzyıla ait bir şiirinin başında bu kelime geçer:

Yetkin, sahiden yetkin bir adam olmak çetindir: Elleri ve ayakları kadar zihninde de kusursuz [tetragonos: square: kare: dört köşe] ve hatasız olmak…

(Yunanlı kavramla Komünist kavram arasındaki bağ Kazimir Malevich’in ‘Ak Yüzde Kara Kare’sinden başka bir şey değildir: tanımsız arkaplan üzerinde kare figür.)

Yani Heideggerce dile getirirsek kadronun özü tam da özü kadrolamaktır (kadrajlamak, karelemek, çerçevelemek).

Kadronun özel bedeni kavramı öylesine bir ‘mecaz’dan ibaret değildir, Lenin ve Stalin’in paylaştığı ‘nesnel anlam’ mantığını temel alır:

Sıradan bireyler onları aşan tarihsel olaylara kapılıp giderler, olayların asıl anlamına kördürler, bilinçleri ‘fol’dur (false); devrimci bir kadro ise olayların asıl (‘nesnel’) anlamına erişebilir, yani onun bilinci doğrudan tarihsel gerekliliğin kendi öz-bilincidir.

(Bu özel konum sayesinde başkalarını şu bilindik tarzda eleştirebilir: “İyi niyetli olabilirsin, samimiyetle insanlara yardım etmeyi arzu ediyor olabilirsin, ama yine de, bu öne sürdüklerinin nesnel anlamı mücadelenin tam da bu anında reaksiyoner kuvvetleri destekliyor…”

Hegelce söylersek bu konumun gözardı ettiği şey bu ‘nesnel’ anlamın zaten öznellikle dolaylanmış olduğudur. Mesela parti politik çizgisini değiştirmeye karar verirse aynı politikanın ‘nesnel’ anlamı bambaşka bir şeye dönüşebilir: 1939 Hitler-Stalin paktına kadar başat düşman faşizmdi, lakin pakttan sonra anti-faşist mücadeleye odaklanmaya devam edenler ‘nesnel olarak’ emperyalist reaksiyona hizmet ediyordu.)

Kadronun yüce bedeni de tarihsel mutlak Öznenin bu doğrudan öz-bilincinin semavi desteğidir.

Yine de bu konuda Lenin’den Stalin’e mühim bir kırılma vardır:

Lenin olayların ‘nesnel anlamına’ eriştiği iddiası ile yetinmişti, Stalin ise talihsiz bir adım daha atarak bu nesnel anlamı yeniden öznelleştirdi.

Stalinci evrenin paradoksuna göre kimse aslında kandırılmış olamaz, herkes kendi eylemlerinin ‘nesnel anlamını’ bilir, o yüzden yanılsamalı [fol] bilinç yerine doğrudan ikiyüzlülük ve düzenbazlık vardır: Eylemlerinizin ‘nesnel anlamını’ gerçekten istemişsinizdir ve iyi niyetleriniz ikiyüzlüce bir maskeden ibarettir.

Dahası, Lenin ‘nesnel anlama’ erişim ayrıcalığına dayanan bu öznel konuma indirgenemez tamamen: Lenin’in yazılarında çok daha ‘açık’ bir öznel konum daha vardır, tamamen tarihsel olumsallığa maruz kalma konumu.

Bu konuma göre keşfedilmeyi bekleyen ‘asıl/sahi’ parti çizgisi yoktur, onu belirleyecek ‘nesnel’ kıstaslar yoktur: Parti ‘yapabileceği bütün hataları yapar’ ve ‘asıl/sahi’ parti çizgisi dalgalanmaların zikzakından ortaya çıkar, yani ‘gereklilik’ pratik içinde oluşur, öznel kararların karşılıklı etkileşiminden çıkar.

Kayıp Davaları Savunarak’tan

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

7 Yorum

Filed under Çeviri