Şu görüşü terk etmeliyiz:
Üstat hep otoritesiyle eski bilgelikleri ve yerleşik görüşleri dayatır ve dolayısıyla değişim hep ‘alttakilerden’ gelir, üstadın bilgeliğinden kuşkulananlardan gelir.
Biz teorisyenler histerik olmamız hasebiyle bir üstada muhtacız.
Teorik gelişim demokratik değildir: Akıl yürütmeleri iyileştirmekle yeni buluşlar çıkmaz; üstadın yaptığı ‘keyfi’ beyanlarla ortak teorik öğretiyi tersyüz edişlerinin ne anlama geldiğini umutsuzca keşfetmeye çalışmakla yeni buluşlar çıkar.
Böylesi ‘keyfi’ beyanlar elbette riskten azade değildir; isabet etmeyebilir, ıska geçebilir, yeni teorik buluşları harekete geçirmek yerine alakasız ‘rastgele’ iddialar halinde ortada kalabilir.
Unutmayalım ki üstadın iddiasının neye varacağı biz histerik talebelerine bağlıdır. Üstat kendi başına ‘dahi’ olmaz, ancak bizim çalışkanlığımızla ‘dahi’ olur. [ç.n. Şeyh uçmaz, müridi uçurur]
O halde üstat işini bitirdikten sonra fütursuzca terk edilmelidir, öylece bırakılmalıdır; yanılsamalı bir aktarım noktasının acziyeti nihayet açığa çıkmış olacaktır.
Peki o zaman üstat (denen kişinin) işi hepten bitmiş mi olur? Yoo…
Ama sağ kalmak istiyorsa gidebileceği tek yer bir kez daha histerikleşmektir, analizanlığa dönmektir; işte Lacan seminerlerinde sürekli bunu yapıyordu…
Seminerlerinde Lacan analizan rolünde olsa bile onu dinleyenlerin kolektif bir analist olduğu söylenemez; tekil analist figürü yerine burada aynı psikanaliz arzusunu paylaştıkları varsayılan ‘aydınlanmış’ kolektif vardır.
Keyif Fazlası’ndan
Türkçesi: Işık Barış Fidaner






























Geri bildirim: Bir başka doyum — derleme | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Haziran’da doğmak kolay ~ Grup Yorum | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Saikbilim — özel sayfa | YERSİZ ŞEYLER