(öncesi: Yorumlama ancak hemseslenme ile işleyebilir)
Yorumlama yalnızca hemseslenme yoluyla işler. İmleyende yankılanan bir şeyler olmalıdır.
Bunu Britanyalı filozofların ruhunun duymaması şaşırtıcıdır. Onlara filozof diyorum çünkü psikanalist değiller. Konuşmanın hiçbir etki yapmadığından fazlaca eminler. Yanlışları var. Dürtülerin varolduğunu kabullenmeleri olsa olsa Trieb‘i instinct diye çevirmeyecek kadardır. Dürtülerin söyleyişin bedendeki yankısı olduğu fikrini benimsememişler.
Bir söyleyişin yankılanması için, (sinthome-masaquinas‘ın sözüyle) tutarlı/bağdaşık/consonant/sesteş olması için beden ona duyarlı olmalıdır. Nitekim beden sahiden de söyleyişe duyarlıdır. Beden ona duyarlıdır çünkü üzerinde kimi orifisler/ağızlar/açıklıklar vardır, en önemlisi de kulaktır çünkü o kapatılamaz, mühürlenemez, kaldırılamaz. İşte bu yüzden benim seda/ses dediğim şeyin bedende bir karşılığı vardır.
Gerçi sıkıntı veren odur ki sadece kulak yoktur, nazar/bakış da onun güçlü bir hasmıdır. More geometrico (geometrik tarzda), biçim nedeniyle –ki Plato biçimlere bayılır– birey kendini toparlandığı haliyle, bir beden olarak sunar. Bu bedende öylesine bir fitne/captivation gücü vardır ki bu açıdan insan körlere imrenmelidir. Kör adam braille dilini bilse dahi Öklid’i nasıl okuyacak ki?
Hayret veren odur ki biçim bir çantadan fazlasını sunmaz, o bir baloncuk gibidir çünkü şişen bir şeydir.
Obsesyonel bu balona herkesten çok saplanır çünkü daha önce de dediğim gibi obsesyonel öküz gibi kocaman olmak isteyen kurbağa ile aynı ayardadır. Bir fabl bize bunun etkilerini gösterir [aşağıda okuyun]. Bildiğimiz gibi pek zordur obsesyoneli nazarın pençesinden kurtarmak.
Jacques Lacan (1976) Seminer 23’ten
Türkçesi: Işık Barış Fidaner
Bkz “Hemseslenme (equivocation)” Jacques Lacan, “Bilemeyebilgi, Bilmeyememe, Belirti, Bilirti”
Kurbağa ile Öküz (La Fontaine)
Bir varmış, bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde öküz olmak isteyen bir kurbağa çıkış karşımıza. Dinleyin bakalım ne demiş, ne yapmış:
Kurbağa bir öküz görmüş çayırda, o kadar hoşlanmış ki, bayılmış boyuna posuna. Kendisine baksanız, boyu yumurta kadar ama kurbağa bu anlamaz ki, ille de öküze benzeyecek. Öküze bakmış kabarmış, kabardıkça şişmiş; ıkınmış, sıkınmış, gerilmiş. Bir görseniz gerginlikten nefes alamayacak hale gelmiş. Eşine sormuş:
– Nasıl hanım öküz kadar oldum mu?
Hanımı şöyle bir sağdan bakmış, bir de soldan:
– Nerdeee? demiş.
Kurbağa daha bir hırslanmış:
– Al öyleyse demiş. Şimdi nasılım?
Bunu söylemiş ya, iyice şişmiş. Hanım gülmüş :
– Vazgeç bu sevdadan demiş.
Bizimki iyice hiddetlenmiş.
– Sen dur hele bakalım demiş.
Şişmiş, bir daha, biraz daha. Biraz daha şişmiş. Derken çat diye çatlamış.






























Geri bildirim: Yorumlama ancak hemseslenme ile işleyebilir — Jacques Lacan | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Bir başka doyum — derleme | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Kopya çekme evladım! — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: İmleme, İmleyiş, İmletim, İmlendirme — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Ejderhane: Dil Sesle Eşleşen Örgütlü Düşüncedir — Ferdinand de Saussure | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Yankı — özel sayfa | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Saikbilim — özel sayfa | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Saikbilim — özel sayfa | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Saikbilimde Hemseda: Hemseslenişin Derinliklerindeki Sırlar — ChatGPT | YERSİZ ŞEYLER