Ünlenmek İmlenmek Değildir: Çoğul Gösteren ve Çoğul İmleyen — Işık Barış Fidaner

Sözlerin anlamının güvencesi Nam-ı Pir’dir (Nom-du-Père, Name-of-the-Father, Babanın-Adı) [1]. Mesela insanlar Marksistiz derler, ben Žižekçiyim derim, başkaları Lacancıyız veya Freudcuyuz derler, bunların hepsi Nam-ı Pir örnekleridir.

Nam-ı Pir işlevi signifier-signified tekabüliyetini emniyete alır ama Türkiyeli Lacancılar bunun Türkçede hangi kavrama tekabül ettiği konusunda uzlaşmış değildir: Lacancıların ezici çoğunluğu gösteren-gösterilen tekabüliyetini temel alırken beni de içeren bir grup Lacancı imleyen-imlenen tekabüliyetini temel almaktadır [2].

Şimdi bu ikişerden dört kavramı tek bir imgede buluşturalım:

Bir kadın kilise faaliyetlerinin yazılı olduğu tabelayı gösteriyor [*]

Dili esneterek ‘faaliyetlerin tabelada gösterildiği’ veya ‘tabelanın faaliyetleri gösterdiği’ de söylenebilir ama aslında burada gösteren taraf tabela değil kadındır, tabela faaliyetleri ancak imliyor olabilir yani ‘faaliyetler tabelada imlenmiştir’ çünkü ‘tabeladaki yazı’ ancak konuşulan dil bağlamında yorumlanarak ‘anlaşılır olma’ statüsüne nail olur:

The writing is on the wall = Yazgısal alametler belirdi

Yani tabelada her ne imleniyorsa kadın ancak onu gösterebilir, neyi gösterdiğini anlasa da anlamasa da… ki orada nelerin imlendiğini tamamen anlamak da zaten imkansızdır, aksi halde insanların Tanrı hipotezine başvurmak suretiyle tapınaklar kurmasına da gerek kalmazdı [3].

Sonuçta ikişerden dört kavram şöyle ayırt edilir:
1) Gösteren kadındır, gösterilen tabeladır.
2) İmleyen tabeladır, imlenen kilise faaliyetleridir.
Kolayca algılansın diye şemayı değişik renklerle bölgelere ayırdım.

Şimdi baştaki soruyu yineleyelim:

Sözlerin anlamının güvencesi bunlardan hangisidir:
1) Gösteren kadın mıdır?
2) Yoksa imleyen tabela mıdır?

Aynı soru şöyle de sorulabilir:

Niceliğin niteliğe dönüştüğü kritik geçiş anı bunlardan hangisidir:
1) Kadının tabelayı gösterdiği an mıdır?
2) Yoksa tabelanın faaliyetleri imlediği an mıdır?

Bunun ölçek ve kıstaslara tercümesi şöyledir:

Bunlardan hangisini çoğaltmak anlamı zenginleştirir:
1) Çok sayıda kadının/insanın aynı tabelayı göstermesi mi?
2) Yoksa çok sayıda tabelanın aynı faaliyetleri imlemesi mi?

İşte tam bu noktada çok net bir ikilem belirir:
1) Nitelik kıstası ünlenmek midir? (gösteren-gösterilen’ciler)
2) Yoksa nitelik kıstası imlenmek midir? (imleyen-imlenen’ciler)

Ünlenmek imlenmek değildir.
Ünlenmek başkadır, nam salmak başkadır.

Türkiyeli tatlısu Lacancıları signifier’ın gösteren olduğunu zannettikleri için ünlendikçe nam saldıklarını farz ederler. Bu geçersiz varsayım da aşağıdaki örnek gibi “cringe moment”lara yol açar (Her anlama bir yanlış anlamadır turist broşüründen) [4]:

FiVSm6CWYAYunUK

Ünlü şehrin ünlü kafesinde ünlü isimler görünce çok etkilenen Lacan şöyle dedi:
— Şehir ünlü, mekan da ünlü, eh isimler de ünlü… Daha ne olsun? Jouissance gıcır! Garson çek bize bir kremasız kahve!

Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner

Notlar:

[1] Bkz “Babanın Adı, Babanın Hayrı: Nam-ı Pir, Nah-ı Pir”, “Naman-ı Pir: Kanman İptir, Anlam: Al Nam! (les noms du père: les non-dupes errent)” Jacques Lacan

[2] Bkz “‘Gösteren’de Yoğunlaşan İmletici Hemseslenme”, “Signifier Neden Gösteren Değil İmleyen Olarak Çevrilmeli”, “Parmakla gösterme bir işarettir”, “Neden, Sebep, Gösteren, İmleyen”

[3] Bkz “Söz varsa Tanrı hipotezi direşir” Jacques Lacan

[4] Bkz “Az Ötede Oynayın! Tatlısu Lacancılarını ve Žižek Bahçesinde Koşturan Köpecikleri Tanıyalım”, “Slavoj Žižek’le alay etmek klişe oldu”, “Anlama, Anlaşma, Antlaşma, Anıtlaşma”, “Her anlama bir anılışa yanlamadır”, “Yanlışsız hiçbir anlama yoktur”, “Her anlama bir yanılışı anlamadır, Hakikat yanılıştan doğar, Doğru yanılışın doğurusudur, Yanlış doğurunun yanılışıdır”, “Hakikat yanılgıdan ortaya çıkar”, “Yanlış Anlama ve Yanlı Şanlama”; Seminer başlığını Miller koymuş olsa da anafikir Lacan’a aittir: “The Truth Arises from Misrecognition” Slavoj Žižek (Part I, Part II); “Yanlışın yanlış olduğu doğrudur ama doğrunun doğru olduğu yanlıştır”, Doğru (özel sayfa)

Sevim koş!
Sevdiğin imler belirdi!

8 Yorum

Filed under Şey