Zenon, Çokluk ve hareket varsayımlarını çürütmek için savladığı paradokslarda, hareket olumlandıkça beliren saçma neticeler yoluyla Bir-oluşu ve değişmez-oluşu ispatlamayı amaçlamıştı. Bu paradokslar/saçmantıklar bizim açımızdan da epey ilginçtir.
Jean-Claude Milner muhteşem ‘kurgusal hafiyeliğiyle’ (détections fictives) göstermiştir ki Zenon kendi dört savına (Aşil ve tosbağa, atılan ok, Dikotomi, stadyum) saf formel mantıkla yaklaşmamıştı [argümantasyon yapmadı], bir nevi edebiyat tekniğiyle onlara varmıştı [erguvantasyon yaptı].
Şimdi gelin Zenon’un atıf noktalarını oluşturan edebiyat örneklerinin tabiatını inceleyelim. En ünlü paradoksa bir bakalım: Aşil tosbağaya (veya Hektor’a) yetişme gayretiyle kendini paralıyor. Milner’e göre bu paradoks İlyada’daki şu sözlerden türemişti:
Rüyasında kovaladığı birine elini süremeyen –ne onu kaçırabilen ne de ona yetişebilen– biri gibi aynı, ne Aşil Hektor’a varabiliyordu, ne de Hektor Aşil’den sıvışabiliyordu. (Homeros, İlyada)
Öznenin nesneyle paradoksal ilişkisine baktığımızda, insanın katiyen erişemediği bir nesneye mütemadiyen yakınlaştığı bilindik rüyayı anmadan edebilir miyiz? Lacan’ın da belirttiği gibi, nesnenin erişilmezliği Aşil’in tosbağayı geçememesi anlamına gelmez (Aşil tosbağaya yetişip onun önüne geçebilir), Aşil’in tosbağaya varamayışı anlamına gelir.
Küçük a nesnesi asla varılmayan bir sınır noktasıdır, ne ‘çok erken’ ne ‘çok geç’tir, arada derede kalmıştır, Brecht’in Üç Kuruşluk Opera‘sındaki bilindik mutluluk paradoksu gibi: Mutluluk peşinde fazla gayretkeş olursak onun önüne geçeriz, mutluluk gerimizde kalır. Bu paradoksal topolojide bizden kaçan arzu nesnesi biz ona yaklaştıkça bizi daha da öteliyordur.
Zenon’un diğer paradokslarında da benzer edebi bağlamlar kolayca bulunur. Atılmış okun uçuşu paradoksunda (her an uzayda bir yer tuttuğu için hareket edemeyen okun uçuşu paradoksunda) atıf yapılan modeli Milner Odiseya‘daki Herkül tarifinde bulur:
Gecenin karasına bürünmüştü, elindeki yalın yay ve ipteki okla etrafına bakınırken nereyi hedef alacağını aranıyor gibiydi… Yalın yayı kavradı, yay ipine bir ok sürdü, hışımla etrafa bakındı, ilelebet oku atmaya hazır bir halde. (Homeros, Odiseya)
Herkül oku atar ve ok uçup gider, ama mütemadi tekerrürlü bir tarzda, öyle ki hareketini hep en başa sarıp bir kez daha o yaydan atılıyordur, bu bakımdan da hareketi boyunca kıpırtısız kalıyordur. Bu sahnenin de yine yaygın bir rüya deneyimiyle bağlantısını gözden kaçıramayız: ‘kıpırtısız hareket’ rüyalarında coşkun çırpınışlarınıza rağmen bir şekilde engelli ve kıpırtısız kalırsınız, sabit bir noktaya takılıp kalırsınız, tam da o hareketleriniz sizi rüyada ‘kıpırtısız’ bırakmıştır. Hep aynı jesti yineler durursunuz ama bu eyleminiz tekrar tekrar becerilse dahi göstereceği tesir iptal olmaktadır.
Ayrıca Milner’in de dikkat çektiği gibi, yukarıda anlatılan hadisenin [Her-kül’ün oku-yayı gerişi-çekişinin] yaşandığı ortam da önemsiz değildir; olay Yeraltı dünyasında geçer, aynı eylemi sürekli yinelemeye mahkum edilmiş bir dizi ünlü ezalı kişilikle Ulysses’in karşılaştığı yerdir orası: Tantalos, Sisifos, vb.
Tantalos’un çektiği eziyet Lacancı ihtiyaç-talep ayrımının fiziki bedenlenişidir (içme ihtiyacını gidermekle susuzlukla gelen talep doyurulmadıkça susuzluk ilelebet direşir) ama onu şimdilik rafa kaldıralım [thirst~turşu].
‘Sisifos kayası’ tam da bizim konumuzla ilgili:
El ve ayaklarıyla kayayı yuvarlayıp tepeyi aştırmaya çabalardı ama tam öte yana geçecekken her seferinde ağırlığıyla üzerine çullanan acımasız kaya yıldırım gibi bir kez daha düz ovaya iniverirdi. (Homeros, Odiseya)
‘Dikotomi’ denen üçüncü paradoksun edebi atıf noktası şöyledir: X mesafesi asla katedilemez çünkü ondan önce o mesafenin yarısı katedilmelidir, ondan önce çeyreği, vb., bu dizi sonsuza kadar uzanır. Varılacak hedef (Sisifos için tepeyi aştırmak) uzaklaşır, yerinden oynar; katettiğiniz yolun ancak yarısına geldiğinizi fark edersiniz.
Sisifos’un eyleminde asıl maksat katedilen yolun kendisidir, tepeye kadar yuvarladığı kayayı düzlüğe geri bırakmaktan oluşan dairesel harekettir.
Burada netlikle beliren yapı, bir dürtünün temel çerçevesidir, itkilerin dairesel hareketidir. Bir dürtünün asıl amacı beyan ettiği hedef değildir. Onun tek amacı “dürtü devresine geri dönmek”tir (Lacan, Seminer 11).
Şimdi gelelim sonuncu paradoksa:
iki sıra beden vardır, iki sırada da eşit boyda ve eşit sayıda beden vardır; bu iki sıra beden yarış pistinde eşit süratle ama aksi yönlerde ilerleyerek birbirlerinin yanından geçerler; başlangıç anında sıralardan biri hedef ile pistin ortası arasına dizilmiştir, diğeriyse pistin ortası ile başlama noktası arasına dizilmiştir… bir zamanın yarısı o zamanın iki katına eşittir. (Aristo, Fizik)
Yahut Platon’un genel formülüne göre:
yarımın hakkı bütünün hakkından fazladır (Platon, Devlet)
[analar dert yesin, yarımşardan dört yesin]
Bir nesne küçüldükçe tesirinin pekiştiği ve arttığı (küçülen parçanın giderek daha çok önem kazandığı) böylesi bir deneyimi nerede bulabiliriz? Nazi söyleminde Yahudi figürünün (libidinal nesne timsali olarak) nasıl işlediğini düşünün: “Biz onları ne kadar ısrarla imha edersek geride kalanlar o kadar fazla tehlike arzediyor…” Ürkünç arzu nesnesini kovabilmek için ne kadar uğraşıyorsanız o nesne gözünüzün önüne o kadar korkunç ağlar örecektir.
Bunlardan çıkacak genel sonuca göre Zenon paradokslarının hakkını veren bir mahal vardır, tam olarak Zenon’un saçmantıklarıyla benzeşik tarzda işleyen bir mahal vardır: Orası arzu nesnesinin mahallidir; öznenin kendi arzusunun nesne-sebebiyle [object-cause, obje-koz] ‘imkansız’ münasebetinin ve bu nesneyi ona tavaf ettiren zorlantının mahallidir. Zenon paradokslarının topolojisi öznenin kendi arzusunun nesne-sebebiyle münasebetidir.
Bir-oluşun hükmünü yerleştirmek isteyen Zenon’un ‘imkansız’ sayarak üstünü çizdiği –hatta belki de defterden sildiği (foreclose)– bu mahal, zorlantı Gerçeği ve onun kendi nesnesi etrafındaki dönüşüdür. Felsefe alanı küçük a nesnesini gözden çıkararak teşkil edilir:
felsefi düşüncede o nesnenin eksik kalması konumlanabilmek içindir, yani: onun hiçlik olduğunu bilebilmek içindir (Lacan, Televizyon)
Yani hareketin imkansızlığını ve olmazlığını [‘nayır nolamaz’lığını] ispatlamak için Zenon’un başvurduğu paradokslar Bir-oluşun öbür yüzüdür, “ilk filozof” Parmenides’in değişmez-oluş dediği şeydir.
Küçük a nesnesi aynı anda hem en saf görünüştür, ‘maddesiz’ kimeradır, kırılganca kondurulan hiçliktir… hem de Gerçektir, katı nüvedir, simgeleyişin toslayıp paralandığı kayadır.
Felsefenin paradoksu böylece açıklanır: Felsefede Gerçeğin eksik kalması tam da dışlama yoluyla sahi varlığı kurma girişiminden kaynaklanır, fol/sahte görünüşlerin [suretlerin] üstünü çizme girişiminden, sahi varlığı suretlerden ayıracak olan çizgiyi çekme girişiminden kaynaklanır.
Gerçek nüveyi düşünemeyiş –felsefi paradoks/saçmantık gereği– fol/sahte görünüşlerin ayartısına kapılıp gitme korkusu kılığına bürünür, suretlerin iktidarına boyun eğme korkusu kılığına bürünür. Saf suret korkunç/ürkünç görünür çünkü ondaki Gerçek evrenin ontolojik tutarlılığı karşısında büyük bir tehdit arzeder.
O halde Hegel’in Zenon paradoksları okumasını şöyle formülleştirebiliriz: Zenon’un ‘niyeti’ paradoksal zorlantı devresini dışlamaktır; biz yaklaştıkça uzaklaşan, kendi küçülümüyle büyültülen küçük a nesnesinin paradoksal tabiatını dışlamaktır. Ammavelakin Zenon’un ‘fiiliyatta becerdiği iş’ çok net ve kesin bir tarzda imkansız-Gerçek nesnenin paradoksal topolojisini tanımlamak olmuştur, öznenin kendi arzusunun nesne-sebebi ile kurduğu düşlemsel münasebeti ($ ◊ a) tanımlamak olmuştur.
En Yüce Histerik’ten (İngilizcesi)
Türkçesi: Işık Barış Fidaner
Bkz “Dırdırcı Özne ile Kar Tanesi Egolar”, “Anka”, “Herkül’ün Acısı”, “Yengeç (hayvancık)”































Geri bildirim: Zeno’s paradoxes — Slavoj Žižek – Game Dasein
Geri bildirim: Ejderhane: Dil Sesle Eşleşen Örgütlü Düşüncedir — Ferdinand de Saussure | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Mecbursun — derleme | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Anka | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Herkül’ün Acısı | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Dırdırcı Özne ile Kar Tanesi Egolar — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Yengeç (hayvancık) — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Tyrannosaurus Coloneus ~ Sofokles | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Zenon’un saçmantıkları: Trajik-asil bir konuyu vülger-alelade eşleniğiyle yüzleştirmek — Slavoj Žižek | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Saikbilim — özel sayfa | YERSİZ ŞEYLER