Tag Archives: Mecbursun

Mecbursun — derleme

untiYazılar tek tek linklerden ya da kitabın etiket sayfasından (Mecbursun) okunabilir.

İçindekiler

— Jurassic Park: Dinozorlar pederane üstbenin patlamasıdır (Slavoj Žižek)

— Erguvantasyon: Zenon paradoksları/saçmantıkları (Slavoj Žižek)

— Hulusi nasıl yoğun! Halüsinasyon: Rüyalarda uyarılma geriye doğru taşınır (Sigmund Freud)

— Ejderhane: Dil Sesle Eşleşen Örgütlü Düşüncedir (Ferdinand de Saussure)

— Yerlişhanı: Kavramsal Açıdan Dilde Değer (Ferdinand de Saussure)

— Süleyman Rahatçıgil’in yanına oturdum ve bana dengi gibi davrandı, gayet yerlişçe (Sigmund Freud)

— Totemsilintemsili (Vorstellungsrepräsentanz): Gerçekliği Sınayanın Derdi Ne? (Jacques Lacan)

— Sen ona mecbursun o yoksa yoksun ~ (Hümeyra, Atilla İlhan)

Diğer kitaplar

逼 : mecbur etmek, zorlamak, dürtülemek

Yorum bırakın

Filed under Anti-şiir, Çeviri, Kitap, Laf sal atası

Sen ona mecbursun o yoksa yoksun ~ Hümeyra, Atilla İlhan

Sen ona mecbursun bilemezsin
Ruhunla ona mıhlı tavşan gibisin
Büyülü muhteşemlik görsün gözün
Mecbursun mıh deşene bilemezsin
Gerçi mıh da şendir kalbinde senin

Okumaya devam et →

8 Yorum

Filed under Anti-şiir, Laf sal atası, Robot şarkı, Şarkı

Totemsilintemsili (Vorstellungsrepräsentanz): Gerçekliği Sınayanın Derdi Ne? — Jacques Lacan

İyice bakın ve görün ki…

Gerçekliği sınayanın derdi gerçek bir mevcudiyeti teyit etmektir elbette ama işaretlerin mevcudiyetini! Freud’un en enerjik vurgusu budur.

Gerçekliği sınayanın maksadı kendi temsillerinin gerçek bir şeye tekabül ettiğinin teyidini almak değildir. Bu kulvarda filozoflara taş çıkartamayacağınızı artık anlasanıza bir zahmet!

Gerçekliği sınayanın amacı kendi temsillerinin sahiden temsil edildiğini teyit ettirmektir. Totemsilintemsili budur (Vorstellungsrepräsentanz). Okumaya devam et →

2 Yorum

Filed under Çeviri

Jurassic Park: Dinozorlar pederane üstbenin patlamasıdır — Slavoj Žižek

Hitchcock haricinde beklenmedik yerlerde de küçük a nesnesine rastlarsınız, mesela Jurassic Park‘ta. Eleştirmenlerin çoğu özel efektlerden başka bir numarası olmayan teknoloji bombardımanı saydıkları Jurassic Park‘ta karakterlerarası ilişkilerin düz ve çiğ kaldığını iddia etti. Valla mı? Kötülük algılayan nazarın ta kendisinde bir kötülük olmasın? Tekno-rüküş yaftasıyla dışlanmak belki de Jurassic Park filminin vasıflarından ziyade onu eleştiren nazarın kendi pörtlemesidir?

Hemen dikkatinizi çekmesi gereken ilk özellik filmdeki olağandışı stabilliktir: Çok geçmeden filmdeki olaylar dinozorların tekrar tekrar saldırdığı tek bir yere ‘sıkışıp kalır’. Eğer Jurassic Park sahiden de özel efekt bombardımanıysa o halde onu paradoksal/saçmantıklı bir tek odalı bombardıman saymalıyız. Okumaya devam et →

4 Yorum

Filed under Çeviri

Yerlişhanı: Kavramsal Açıdan Dilde Değer — Ferdinand de Saussure

Kelimelerin fikirleri ikame edebilme gücüne göre değerlenişinin anlatımıdır.
(Bağlam: Saussure Dil Lokantası)

signi1

Bir kelimenin değerinden bahsedilince ilk başta genelde o kelimenin bir fikri temsil edebilmesi akla gelir. Ama hal böyleyse değerin imletimden ne farkı kalır? Bu ikisi eşanlamlı mı yoksa? Hiç sanmam, gerçi ikisi kolayca birbirine karışır, ikisi birbirine benzediğinden değil ama aralarındaki ayrımın inceliğinden ötürü.

Kavramsal açıdan değer kuşkusuz imletime katılan öğelerden biridir ve imletimin değere bağlı kaldığı halde ondan ayrık durabilmesini anlamak zordur. Ama bu ayrımı netleştirmezsek dili basit bir adlandırma sürecine indirgeme tehlikesi doğacaktır. Okumaya devam et →

6 Yorum

Filed under Çeviri

Ejderhane: Dil Sesle Eşleşen Örgütlü Düşüncedir — Ferdinand de Saussure

Kelimelerin hemseda maddesinden yoğurularak dilegetirme gücü kazanışıdır.
(Bağlam: Saussure Dil Lokantası)

Fikirler ve sesler. Dilin işleyişine katılan bu iki öğeye bakmak onun yalın değerler sistemi olduğunu kanıtlamaya yeter.

Düşüncemiz psikolojikman –dilegelmemişken– şekilsiz ve dağınık bir yığından ibarettir. İşaretlerden yararlanamadığımız hallerde bir fikri geri kalan efkardan net ve tutarlı bir tarzda ayıramadığımızı filozoflar ve dilbilimciler kolayca kabullenirler. Dil olmadığı takdirde düşünce bulanık ve yersiz bir buluttan ibarettir. Dil meydana çıkana dek ortada fikir mikir yoktur, efkardan ayırt edilemez.

Okumaya devam et →

14 Yorum

Filed under Çeviri

Hulusi nasıl yoğun! Halüsinasyon: Rüyalarda uyarılma geriye doğru taşınır — Sigmund Freud

Halüsinatif rüyada olan bitenler ancak şöyle tarif edilir: Uyarılma geriye doğru taşınır. Ruhsal aygıtın motor uçlarına iletilmek yerine uyaranlar duyargalara doğru taşınarak nihayet algı sistemine varırlar. Uyanıkken bilinçdışından kaynaklanan ruhsal süreçlere ‘ilerlemeci’ diyorsak o halde rüyaların ‘gerilemeci’ karakterinden söz etmeliyiz.

Bu gerileme elbette ki rüya sürecini oluşturan psikolojik öğeler arasındadır ama unutmayalım ki o hareket sadece rüyalarda vuku bulmaz. Hatırlama gayreti gibi bazı normal düşünce süreçleri de ruhsal aygıtta yürüttükleri karmaşık fikrediş eylemlerini rafa kaldırıp onların altında yatan bellek-izlerinin hammaddesine doğru geri geri gidebilirler. Gerçi eğer uyanıksanız bu gerileme hareketi hiçbir zaman bellek imgelerinin ötesine uzanmayacaktır, algı imgelerinin halüsinatif dirilişine yol açamayacaktır. Okumaya devam et →

5 Yorum

Filed under Çeviri

Süleyman Rahatçıgil’in yanına oturdum ve bana dengi gibi davrandı, gayet yerlişçe — Sigmund Freud

Ve Allah bana altın kapıyı nasıl açacaksa öyle, Hekimim, Süleyman Rahatçıgil’in yanına oturdum ve bana dengi gibi davrandı, gayet yerlişçe. (Ceylan Sümbüle) [*]

Bu şakanın ‘tekniği’ nasıldır? İletilen düşünce hangi işlemden geçmiştir de bizi böylesine yürekten güldürebilir? İki işlemden geçmiştir. Öncelikle ciddi bir kısaltma olur. Şakanın ilettiği düşüncenin tam ifadesi için ‘R bana dengi gibi davrandı, gayet yerlice’ dedikten sonra en azından şunu da eklemeliyiz: ‘tabi bir işadamına yakışacak şekilde’. Gerçi bunlar da şakayı açıklamaya yetmez.

Şair mesajı çok daha kısa tutar: ‘R bana dengi gibi davrandı, gayet yerlişçe.’ Şakada birinci cümledeki yerlice davranışa ikinci cümlenin getirdiği kısıtlama gözden kaybolmuştur. Okumaya devam et →

11 Yorum

Filed under Çeviri

Erguvantasyon: Zenon paradoksları/saçmantıkları — Slavoj Žižek

Zenon, Çokluk ve hareket varsayımlarını çürütmek için savladığı paradokslarda, hareket olumlandıkça beliren saçma neticeler yoluyla Bir-oluşu ve değişmez-oluşu ispatlamayı amaçlamıştı. Bu paradokslar/saçmantıklar bizim açımızdan da epey ilginçtir.

Jean-Claude Milner muhteşem ‘kurgusal hafiyeliğiyle’ (détections fictives) göstermiştir ki Zenon kendi dört savına (Aşil ve tosbağa, atılan ok, Dikotomi, stadyum) saf formel mantıkla yaklaşmamıştı [argümantasyon yapmadı], bir nevi edebiyat tekniğiyle onlara varmıştı [erguvantasyon yaptı].

Şimdi gelin Zenon’un atıf noktalarını oluşturan edebiyat örneklerinin tabiatını inceleyelim. En ünlü paradoksa bir bakalım: Aşil tosbağaya (veya Hektor’a) yetişme gayretiyle kendini paralıyor. Milner’e göre bu paradoks İlyada’daki şu sözlerden türemişti:

Rüyasında kovaladığı birine elini süremeyen –ne onu kaçırabilen ne de ona yetişebilen– biri gibi aynı, ne Aşil Hektor’a varabiliyordu, ne de Hektor Aşil’den sıvışabiliyordu. (Homeros, İlyada)

Öznenin nesneyle paradoksal ilişkisine baktığımızda, insanın katiyen erişemediği bir nesneye mütemadiyen yakınlaştığı bilindik rüyayı anmadan edebilir miyiz? Lacan’ın da belirttiği gibi, nesnenin erişilmezliği Aşil’in tosbağayı geçememesi anlamına gelmez (Aşil tosbağaya yetişip onun önüne geçebilir), Aşil’in tosbağaya varamayışı anlamına gelir. Okumaya devam et →

10 Yorum

Filed under Çeviri