(öncesi: Jikle Kaan: Farazi Türk Jacques Lacan)
Jacques Lacan’ın Televizyon konuşmasının ilk paragrafını farazi delikanlı Jikle Kaan’ın bıçkın dili eşliğinde okuduk; şimdi de birinci sayfanın geri kalanını farazi tiyatrocu Cakalı Kağan’ın sivri dili eşliğinde okuyoruz.
Jikle Kaan sahilik algısından yoksun olduğu için imkansızlığa tutunamayıp kendi yetersizliklerine saplanmıştı, dolayısıyla ne kadar doğruluk kazanmaya uğraşırsa uğraşsın Lacancı gerçeğin yanına bile yaklaşamıyordu.
Jacques Lacan ile Jikle Kaan özgün metin ve üzgün metin gibiydiler.
Cakalı Kağan ise Lacancı gerçeğe dokunabilmek bakımından Jikle Kaan’dan çok daha iddialıdır çünkü sahnelemek zaten onun işidir, yani eyleme dökmek, eyleme vurmak… [1] Önce onun cakasını işitmek kulağınızın pasını alır ve böylece Lacan’ı da daha iyi duyarsınız.
Cakalı Kağan ve Jacques Lacan azgın metin ve özgün metin olurlar.
Jikle Kaan’ın aksine Cakalı Kağan’ın cümlelerini tek tek çözümleme işini biz üstlenmeyelim. Müsaadenizle bu sefer elçilik bizden, algılamak sizden olsun [2]:
Farazi bir tiyatrocu: Cakalı Kağan
Dostum valla bu şarlatanlarla dolu dünyada ne yapsak yaranamıyoruz.
Gösteri beğendirmek değil sahnede olmaya devam edebilmek dert… sahneyi satmış değiliz, yani…
Gideceği yere kadar gitsin bu iş. iş ne mi?
Sahneyi satmak bön kalabalığa yaranmak için salağa yatmaktır.
Yabancıyım o projelere… bana uzaktan teklif ederler en fazla, dostlar üzerinden. Senin gibi.
Gerçi başkasının projesi veya değil ne farkı var benim kendi sahnemden? Tek bir nazar… tek bir nazar, var, her halükarda, vekaletini üstlenmediğimiz ama elçiliğini yürüttüğümüz tek bir nazar.
Tabi öyle her seyirciyi memnun etmek bizim derdimiz değil. Akıllılar algılar olan biteni, budala olmayanlar, çözümleyebilenler.
Jacques Lacan Televizyonda
İtiraf edeyim: Bu güldürüye karşılık vermeyi denediysem de ancak çöpe yaraşır bir sonuca varabildim.
Bocaladım yani, ama böylece yanlışa düşmemeyi becermiş oldum, daha doğrusu savrulmamayı.
Bu iş tek seferlik olduğundan pek sorun değil. Hangi iş mi?
Savrulma işi budalalar anlayabilsin diye konuşmaktır.
Yabancıyım o işe ben, olsa olsa telkin etmişlerdir. Arkadaşlık üzerinden. Dikkat.
Televizyonun uzun zamandır konuştuğum seminer grubundan ne farkı var? Tek bir nazar var her halükarda, hitap etmediğim ama konuşturduğum tek bir nazar.
Fakat öyle anlak-anlak herkese hitap ettiğimi sanmayın (a la cantonade: rastgele). Akıllılara konuşuyorum, budala olmayanlara, analizci olacaklara.


(sonrası: Çakal Okan: Diyelim ki şarlatan olsun Jacques Lacan)
Notlar:
[1] Bkz “Eyleme Dökme ve Eyleme Vurma” Slavoj Žižek, “Anlatılamayan Şey Sahnelenir: Kelimeler Tamamen Kifayetsiz Değildir”, “Düşlemsel Gerçekliğin Anlatımı ile Semptomatik Hakikatin Sahnelenmesi”
[2] Bkz “İki Tip Ahmak (Budala, Bön) ve Aptal/Abdal” Slavoj Žižek






























Geri bildirim: Jikle Kaan: Farazi Türk Jacques Lacan — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Televizyon da aynı işi hayli hayli görür — Jacques Lacan | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Çakal Okan: Diyelim ki şarlatan olsun Jacques Lacan — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Kaçak Çağ’la Kan — derleme | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: İnkarcılık Bön Kalabalığa Yaranmak İçin Sınırsızca Salağa Yatmaktır — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER