Tahsin Yücel’in Saussure yorumunu temellendiren Dilsel Teslis (gösterge-gösteren-gösterilen) şu formülle desteklenir [1]:
Sessel imge kavramı gösterir.
Bu formülü şöyle okuyun:
A B A’ B’.
Bu formülün işlevi A‘ların gizemini (ses-kavram bağını) B‘lerin totolojisiyle (imgenin göstericiliği ile) dikişlemektir:
A) Dildeki ses-kavram bağı gizemlidir, onu kimse bilemez.
B) İmgeler her zaman göstericidir ve bunu herkes bilir.
Dikkat edin: A’ların derin gizemini B’lerin sığ totolojisiyle dikişlemek sahteciliktir! A’lar dilin kendisidir, yani formülün varlık sebebini oluşturan evsahipleridir, B’ler ise salonu ele geçirip evsahiplerini mutfağa gönderen davetsiz misafir rolündedir.
Bu formüle göre dil olayı mesela şöyle cereyan eder:
1) Odaya girip ‘Aaa!’ dersiniz, bu sestir.
2) Sessiz sinema gibi araya giren kartonda ‘Aaa!’ yazılıdır, şu meşhur ‘sessel imge’ herhalde böyle bir şey olsa gerek.
3) Kartonu gören seyirci sizin şaşırdığınızı anlar, böylece ‘sessel imge kavramı göstermiş’ olur (?).
Sessiz sinemada seslerin işitilmek yerine kartonlarla gösterilmesi teknik bir kısıtlamaydı; ‘imgeyle göstermek’ ise dil olayının ancak kaba bir mecazı olabilir, yani özetle Tahsin Yücel (ve bu yazıda onunla simgelediğim dilbilim camiasına katılan zat-ı muhteremlerin hiçbirisi) Saussure’cü dilbilimi kendisi anlayamadığı gibi bizlere de anlatamamıştır.
Özgün eserdeki ‘image acoustique’ veya tercümesi ‘sound-image’ sessiz filmlerde gösterilen kartonlara benzemez, onlar zihinde canlanan seslerdir, duymadığınız halde duyar gibi olduğunuz seslerdir, ‘gösterici imge’ olamazlar, olsa olsa ‘göstermeyici imge’ olabilirler (hayal gibi), kaldı ki signify-signifier da zaten ‘göstermek’ değil, kastetmek, imletmek, çağrıştırmak demektir.
Yani dil olayı aslında şöyle cereyan eder:
1) Odaya girip ‘Aaa!’ dersiniz, bu sestir.
2) Havadaki dalga dinleyenlerin kulağından girip zihinlerini canlandırır, buna da seda diyelim.
3) Dinleyenlerin zihninde beliren çağrışımlar onlara sizin şaşırmış olduğunuzu düşündürür.
‘Sessel imge’ göstermeden imletici (çağrıştırıcı, yankılandırıcı) olduğuna göre ‘seda’ adı ona uygun düşer. Buna göre baştaki formülün düzeltilmiş hali şöyle yazılmalı [2]:
Seda kavramı imletir.

Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner
Notlar:
[1] Bkz Tahsin Yücel, Çağdaş Söylenler, s. 158. İşin doğrusu: “Dilde İşaretin Tabiatı 1: Seda Kavramı İmletir” “Dilde İşaretin Tabiatı 2: Keyfilik İlkesi ve Doğrusallık İlkesi” Ferdinand de Saussure
[2] Bkz “Saussure Dil Lokantası”, “Ejderhane: Dil Sesle Eşleşen Örgütlü Düşüncedir” Ferdinand de Saussure, “Yerlişhanı: Kavramsal Açıdan Dilde Değer” Ferdinand de Saussure
imaja küstük






























Geri bildirim: Dilde İşaretin Tabiatı: Seda Kavramı İmler — Ferdinand de Saussure | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Dilde İşaretin Tabiatı 2: Keyfilik İlkesi ve Doğrusallık İlkesi — Ferdinand de Saussure | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Müşkül Şehir: Seda-Kavram Bağının Politik Karşılığı — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Seda — derleme | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Sedayyel Elifbe | YERSİZ ŞEYLER