Dilde İşaretin Tabiatı 1: Seda Kavramı İmletir — Ferdinand de Saussure

1. İşaret, İmlenen, İmleyen

Kimileri dili bir adlandırma sürecine indirger, adlandırdıkları şeylere tekabül eden sözcüklerin listesi gibi görür. Mesela:

sign0

Bu kavrayış birçok yönden eleştirilebilir:
1) Daha sözcükler ortada yokken kavramların hazır bulunduğunu varsayar.
2) Adların sesli mi ruhsal mı olduğunu belirtmez (‘arbor’ iki türlü de okunabilir).
3) Ad-şey bağının basit bir işlem olduğunu varsayar, oysa hiç de öyle değildir.
Yine de bu naif yaklaşım bizi hakikate yaklaştırabilir zira dildeki birimlerin ikili yapısını ortaya çıkarır, onların iki terimin ilintisiyle kurulduklarını gösterir.

Konuşma devresinde gördük ki:
1) Dilde işareti oluşturan her iki terim de ruhsaldır.
2) Çağrışım bağıyla [bağlaşımla] beyinde birleşirler.
Bunları vurgulamak şart.

İşarette birleşen öğeler bir şey ve onun adı değildir, bir kavram ve onu çağıran sedadır (image acoustique, sound-image). Seda maddi/fiziki sesin kendisi değildir, o sesin ruhtaki izidir, duyularınızda bıraktığı izlenimdir. Seda duyusaldır, ona ‘maddi’ demem de salt duyusal anlamdadır, yine de ona ‘maddi/somut’ dedim çünkü onun çağırdığı kavram genelde sedadan daha bile soyuttur.

Kendi konuşmanızı algıladığınız zaman sedaların ruhsal karakteri de netleşir: Ağzınızı hiç oynatmadan kendi kendinize konuşabilirsiniz, bir metnin okunuşunu aklınızdan geçirebilirsiniz. Dilde kelime sedadır çünkü onu fonemler üzerine kuramazsınız [kelime sözcük değildir]. Fonem maddi/fiziki seslendirmedir ve ancak sarfedilen sözlerde bulunabilir, iç seda şayet söze dökülürse ondaki fonemleri bulabilirsiniz, dökülmezse bulamazsınız. Bu yanılgıya düşmek istemiyorsanız kelimeyi oluşturan seslerin ve hecelerin aslında seda olduklarını aklınızda tutmalısınız.

Demek ki dilde işaret iki yanlı bir ruhsal yapıdır:

signi1

signi2

Bu iki öğe yakından bağlaşıktır, biri diğerini çağırır. İster Latince ‘arbor’ nedir diye sorun, ister ağacın Latincesi nedir diye sorun, her halükarda sadece o dilde müsaade edilen çağrışımları/bağlaşımları gerçekçi sayacaksınız, farzedilebilecek diğer eşleşmeleri boşvereceksiniz.

Dilde işaret tanımlanınca önemli bir jargon konusu gündeme gelir. Kavram-seda bileşimine işaret dedim, oysa işaret deyince genelde sadece seda/kelime anlaşılır (‘arbor’ gibi). Arbor’u işaret sayabilmenin ‘ağaç’ kavramını taşıması hasebiyle olduğu unutulur, böylece duyusal kısım tek başına işaretin bütünsel fikrini uyandırabilir.

Bu şemayı oluşturan üç öğeyi hem birbirini öneren hem de ayrık duran üç terimle adlandırmak bu muğlaklığı çözecektir. Bütünsel yapıya yine ‘işaret’ demeyi ama ‘kavram’ ve ‘seda’ terimlerini sırasıyla ‘imlenen’ ve ‘imleyen’ ile değiştirmeyi öneriyorum; bu son iki terim hem onları ayrı tutan karşıtlığı hem de onları birleştiren yapıyı belirtmenizi sağlar. ‘İşaret’ teriminden şikayet etmiyorsam konuşma dilinde onun yerini tutabilecek başka bir terim bulamadığım içindir.

(sonrası: Dilde İşaretin Tabiatı 2: Keyfilik İlkesi ve Doğrusallık İlkesi)

Genel Dilbilim Kursu’ndan

Türkçesi: Işık Barış Fidaner

Bkz “Seda Kavramı İmletir, Sessel İmge Kavramı Göstermez: Tahsin Yücel Saussure’ü Anlamayınca Biz De Anlamamış Sayıldık”

imaja küstük

10 Yorum

Filed under Çeviri