Biz bu dünyanın turistleri, özgür olmak istemiştik sadece.
Trenin gara girdiği yerde hakikat sonrası otobüsüne bindirdiler.
Dağlardan ovalardan bağlardan adalardan çağlardan obalardan geçtik.
Kültürel çalışmalar üssünün kapısında durduk, şöför hanım duyuru yaptı:
— Amerikan topraklarına geldiğimiz için artık ‘şoför’ diye yazmaya dikkat edin, yerlileri kızdıramayız.
Sonra otobüsü durduran Gender beyler…
— Biz burada yabancıları sevmeyiz ahbap.
…yolculara tek tek LGBT kontrolü yaptı:
— Çabuk zamirlerini söyle!
— She it.
— Gender?
— Nam bin arya.
— Meslek?
— Marjinekoyloji.
— Marjınız size mi ait yoksa tranzaksiyon mu?
— Tranzaksiyon ama anonimleştirdim.
— Anonimleriniz yanınızda mı?
— Evet özdeşimin kucağında uykulanıyor.
— Genelde uygulu mudur ayıklı mıdır?
— Ayıplı anonimleri evde bıraktık.
— Marj dışında yani?
— Muhakkak öyledir.
— Tamam dönünce onları merkezsizleştirmeyi unutmayın, geçebilirsiniz.
— Sağolun memnun bey.
İçeri girdiğimizde bir adam namlarını sayıyordu:
— Nam nam nam nam nam…
— Bak kim geliyor, tanıyor musun?
— Tanımam mı… Namçomuz ki o bizim.
Namço: Nam nam nam…
— Ooo namço naber?
Namço: Nam nam… Uzun adam mutlu mu?
— Uzun adamı boşver namço sen mutluysan bize yeter!
Namço: Evren silgiye rağmen… Nam nam…
— Nasıl?
Namço: Evrensel gramer! Nam!
— Ha şöyle desene! Biz de bir şey var sandık…
Bkz “Ayaklarımla düşünürüm” Jacques Lacan, “Gender bey” ~ Mahmut Tuncer, “Saklı Yüksük Dünya: Hakikat sonrası yolcusu kalmasın!”






























Geri bildirim: Elifbe — derleme | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Sine Mat — özel sayfa | YERSİZ ŞEYLER