>>> Toplantı 1, Toplantı 2, Toplantı 3 <<<
(25 Mart 2024, belgesel, sorular, döküm)
Çağımızın filozofu Slavoj Žižek sinemanın psikanalitik çözümlemesi üzerine hem birçok kitap yazdı ve seminerler verdi hem de belgeseller hazırladı. Beş tane ‘Žižek belgeseli’ var:
1) Kendin Gibi Sev Semptomunu (1996, Love Thy Symptom as Thyself, Liebe Dein Symptom wie Dich selbst!, Claudia Willke & Katharina Höcker) [*]
2) Žižek Ünlem (2005, Žižek!, Astra Taylor) [*]
Bu iki belgesel Žižek’in entelektüel kişiliği etrafında kurgulanmıştır.
3) Görcül Gerçek (2004, Reality of the Virtual, Ben Wright) [*]
Bu belgesel teorik bir seminerdir.
4) Sapkın Kılavuz Sinema (2006, Pervert’s Guide to Cinema, Sophie Fiennes [fayns]) [*]
5) Sapkın Kılavuz İdeoloji (2012, Pervert’s Guide to Ideology, Sophie Fiennes) [*]
Bu iki belgesel ise filmlerden yola çıkan felsefi yorumlardan oluşuyor. Üçlemeyi tamamlayacak Sapkın Kılavuz Ütopyalar‘ın da bu yıl çekilmesi planlanıyor. Bu toplantıda Sapkın Kılavuz İdeoloji‘yi ele alacağız. Bu belgesellerin çoğu Türkçe altyazıyla Yersiz Şeyler sitesinde izlenebiliyor (Kendin Gibi Sev Semptomunu da yolda).
Fikir Teatisi tabiriyle eski nesiller bazen ‘beyin fırtınası’ yapmayı bazen de diplomatik temaslar kurmayı kastederlerdi. Türkiye’de Harf Devrimini önceleyen toplantılara ‘fikir teatisi’ denmişti, 1928’de bir gazeteye Ahmet Haşim eski harflerle şöyle yazmıştı: “Geçen hafta, yeni harflere dair ilk defa fikir teatisi için Dolmabahçe Sarayı’na davet edilenler içinde Gâzi’yi ilk defa, re’yü’l-ayn [bizzat, dünya gözüyle] görmeye gidenlerden biri de bendim. Heyecanım çoktu.”
Sıfırıncı soru: Peki bu toplantıyı nasıl yapacağız?
Bu toplantıdaki amacımız Žižek’in belgeselde açtığı konular etrafında düşünsel bir bağlam oluşturmak. Bunun için 23 tane soru hazırladım ve bunları 4 gruba ayırdım (5+6+6+6). Bu toplantıda ilk gruptaki beş soruyu belgesele atıfla birer birer sorup cevaplayacağız, sonra da katılımcılar söz alacak. Bu film çekileli 12 sene geçmiş, bu sürenin 10 yılında sosyal medya, 2 yılında da yapay zeka ‘palazlandığı’ için cevaplarda o konulara da değineceğim. Bu toplantı için hazırladığım konuşma metnine Yersiz Şeyler sitesinden ulaşabilirsiniz.
Birinci soru: Meta fetişizmi nedir, nasıl işler?
Meta fetişizmi malların piyasada kıymetlenmesiyle ilgilidir. Žižek’ten aktarıyorum: “Marx zaten çok eskiden vurgulamıştı: Mal asla satın alınıp tüketilen basit bir nesneden ibaret değildir. Mal denen nesne ilahi ve hatta metafizik inceliklerle doludur. Malın mevcudiyeti her zaman görünmez bir aşkınlığı yansıtır ve Kola’nın klasik reklamı bu yoğul, görünmez niteliğe alenen atıf yapar. Kola ‘Gerçek Şey’dir veya ‘Kola: İşte bu’dur. Nedir ‘bu’ ‘gerçek şey’? Kola’nın müspet vasıfları arasında bulunamaz, tarif edilemez, kimyasal analizle tespit edilemez. O gizemli şey ‘daha fazlası’dır. Arzunun Nesne-Sebebi olan ve hiçbir tarife sığmayan fazlalıktır.”
Marksizmde değişim değeri kullanım değerinden ayrı tutulur. Müşteri markette malın görüntüsü ve fiyatıyla bakışırken, ürün paketi açılmadığı sürece değişim değeri geçerlidir (buna mübadele değeri de denir). Eve götürüp paket açılıp ürünü kullanmaya başladıktan itibarense kullanım değeri devreye girer.
İlk televizyon reklamları insanların ihtiyaçlarını karşılayan kullanım değerlerini vurguluyordu. Sonra reklamcılar zamanla seyircilerin arzularını kışkırtıp sanal ihtiyaçlar yaratarak değişim değerini kullanım değerinden özerkleştirmeyi öğrendiler, böylece ürünü fetişleştirerek hiçbir işe yaraması gerekmeden fiyatını serbestçe yükseltebildiler. Piyasadaki ‘orijinal’ malları halelendiren kapitalist ideoloji böyle şekillendi. Buna altyazıda ‘yoğul’ dedim çünkü bu hale görünmez bir yoğunluktur, yokluk halinde varolur. Sinema filmleri de belli hayat tarzlarını halelendirerek kapitalist ideolojiye katkı yapar, dizilerde yapılan ‘ürün yerleştirmeler’ gibi.
Sosyal medyayla birlikte ‘beğenilme ve paylaşılma değerleri’ ortaya çıktı, her post ve profil birer ‘ürün yerleştirme’ye dönüştü. Artık yayıncılar kitap basarken ‘müstakbel yazar’ın sosyal medyalarındaki aktif takipçi sayılarına bakıyor. Siyasi partiler de adaylarını belirlerken bu gibi göstergeleri haddinden fazla önemsiyor. Son yıllarda reklam metinleri de yapay zekalara yazdırılır oldu. Meta fetişizmi ivmelendikçe içi daha da boşalıyor.
İkinci soru: Kapitalizmin sapkınca mekanizması nasıl yürür?
Kapitalizmin giderek sapkınlaşması postmodern durumu oluşturur. Žižek’ten aktarıyorum: “Size ‘ideolojiler ötesi’ bir toplumda yaşadığınız söylenir. Oynamaya çağrıldığınız rol, yani toplumsal otoritenin sizi çağırdığı rol, vazife üstlenen özneler olarak fedakarlık yapmanız değil, hazzedici özneler olmanızdır. Sahici potansiyelinizi gerçekleştirmenizdir. Kendinize kavuşmanızdır. Tatmin edici bir yaşam sürmenizdir… Postmodern denen güncel toplumlarda keyif sürmeye mecbursunuz. Keyfiyet acayip, sapkınca bir vazifeye dönüştü.”
Reklamların tesiri altında markete gelen müşteri sadece ihtiyaçlarını karşılamak için değil, ‘keyif almak ve hayatı dolu dolu yaşamak’ için ürünlere bakıyordur. Her müşteri halelenmiş malların ona sunduğu yaşam tarzıyla buluştukça satışlar artacak ve kapitalizm güçlenecektir. İşte klasik ideolojileri geride bıraktığını iddia eden postmodern ideolojinin kovaladığı ülkü bu şekildedir. Yaşıyorlar filmi de bunun alegorisidir.
Sosyal medyayla birlikte keyif sürme vazifesine ‘ızdırap sergileme vazifesi’ de eklendi. On yıl kadar önce politik sonuçlar getireceği zannedilen ‘makus kadere isyankar’ içerik üretimleri zamanla birer tüketim janrına dönüştü. Üstelik artık ‘derin acılardan yakınma’ konusunda bile yapay zeka insanlardan daha becerikli.
Üçüncü soru: Faşizmin başat çelişkisi nedir?
Pahalı ‘orijinal’ malların halelenmesi gibi egemen sınıflar da halelenerek kendilerini ‘üstün ırk’ sayabilirler. Meta fetişizminin öbür yüzünde sınıflı toplum şekillenir. Faşizm toplumsal hiyerarşiyi sabit tutarak sanayileşmek ister fakat kapitalist dinamikler buna müsaade etmez, sınıfsal çelişkileri derinleştirerek istikrarsızlık üretir, yani Komünist Manifesto’daki meşhur ifadeyle: “Katı olan herşey buharlaşıyor.”
Žižek’ten aktarıyorum: “Faşizm temelde muhafazakar bir devrimdir. Devrimdir: ekonomik gelişmedir çağdaş sanayidir, evet. Ama öyle bir devrimdir ki amacı geleneksel hiyerarşik toplumu sürdürmek ve hatta geri getirmektir. Çağdaş, verimli bir toplum isterler ama sınıf çatışkısı gibi sorunlardan muaf hiyerarşik değerler hakim olmalıdır. Fakat bu konuda faşistler sorun yaşar çünkü çatışkılar ve sınıf mücadelesi gibi tehlikeler kapitalizmin tabiatında vardır. Çağdaşlaşma, sanayileşme olunca kapitalizmin tarihinden bilindiği gibi eski istikrarlı ilişkiler dağılıp gider, toplumsal çatışmalar çoğalır. İstikrarsızlık kapitalizmin işleyiş tarzıdır.”
Sosyal medya ve yapay zekanın kapitalizmi İvmelendirerek içini boşaltmasına reaksiyon veren Frenci ideolojilerin çoğunda Sağcı tandanslar hissedilir çünkü sabit hiyerarşilerle dünyayı basitleştirmek isterler [*].
Dördüncü soru: Antisemitizmi yapılandıran mantık nedir?
Žižek’ten devam ediyorum: “Peki [faşizmin çelişkisi] nasıl çözülür? Basit: Öyle bir ideolojik öykü kurmalısınız ki toplumda işlerin nasıl yolundan şaştığını izah etmeli ama o toplum gelişirken oluşan doğal gerilimler üzerinden değil, yabancı bir istilacı üzerinden izah etmeli. [Naziler şöyle der:] Yahudiler toplumsal vücuda zerk olana kadar sorun yoktu. Toplumsal vücuda sağlığını geri kazandırma yolu da Yahudileri ortadan kaldırmaktır.”
Başka bir deyişle: “Katı olan herşey neden buharlaşıyor, çünkü dış mihraklar kargaşa çıkarıyor.” İstikrarsızlık dış mihraka yansıtılınca toplum içi çelişkiler perdelenir. Köpekbalığı filmi de bunun alegorisidir. Yansıtma yani projeksiyon paranoyak bir savunma mekanizmasıdır. Ayrıca sanki yabancılar gelmeden önce herşey güllük gülistanlıkmış gibi bir de nostaljik öykü kurgulanır.
Kendilerine ‘nasyonal sosyalist’ diyen Naziler komünistleri taklit ederek ‘halk dayanışması’ndan bahsettiler ama bundan bambaşka bir şey anlıyorlardı. Bu yüzeysel benzerlik nedeniyle liberaller ‘totaliter ideoloji’ üstbaşlığı altında faşizm ve komünizmi aynı çuvala attı.
Žižek’ten aktarıyorum: “Şu Nazi dünya görüşünün merkezi kavramlarına bir bakalım: Halk dayanışması. Allahım bu kavramın nesi kötü ki? Asıl mesele hangi halkla dayanışmak? Eğer halk derken ‘Volksgemeinschaft’ kastediliyorsa, halkın organik cemaati kastediliyorsa o zaman düşman da otomatikman yabancı istilacı oluverir ve Nazilerin dünyasına varılır.”
Sosyal medya ‘haklı BİZ // haksız SİZ’ veya ‘üstün BİZ // alçak ONLAR’ gibi kutuplaşmalara fazlaca elverişli. Hatta faşizan düşmanlıklardan kaçınmak konusunda yapay zeka insanlardan daha duyarlı.
Beşinci soru: Totaliter ideoloji neye yaslanarak ayakta durur?
Stalincilikte dış mihrak Nazilikteki kadar belirgin değildir, onun yerine “BİZ işçi sınıfının partisiyiz, halkımıza hizmet ediyoruz, tarihsel görevimizi yapıyoruz” gibi soyutlamalar ön plana çıkar, politik söylevlerde beliren bu BİZ soyutlamasına ‘Büyük Öteki’ denir. Partinin temsil ettiği halk o ülkenin gerçek halkına bağlı kalmayan bir efsanedir. Stalinci ideoloji ‘tarihsel zorunlulukları yerine getirdiğini’ iddia eder ama pratikte ‘son kavgayı kazanacak yarış atına bahis yatırmak’ gibi işler çünkü ‘nihai zafer bizi haklı çıkaracak’ düşüncesine yaslanır.
Žižek’ten aktarıyorum: “Stalinciliği düşünelim. Resmiyette Stalincilik ateist Marksist teoriye dayanır ama Stalinci bir politik sözcü veya önderin öznel yaşantısına yakından bakılırsa görülür ki o canı ne isterse onu yapan küstah bir Sahip gibi değildir. Aksine Stalinci kusursuz bir hizmetkar gibidir. Stalinci evrenin dayanağı psikanalitik teoride ‘Büyük Öteki’ denen şeydir. ‘Büyük Öteki’ Stalinci evrende birçok farklı isim altında mevcudiyetini hissettirir. Bu isimlerden en meşhuru da komünizme götürecek tarihsel ilerlemenin zorunluluğudur. Veya ona kısaca ‘tarih’ denir, Tarih bizzat ‘Büyük Öteki’dir. Tarihsel aşamaların zorunlu dizilişi olarak Tarih. Bir komüniste göre kendisi tarihsel zorunluluğu gerçekleştirecek bir enstrümandan ibarettir. Halk, efsanevi ‘Halk’, totaliter önderin hizmet ettiği Halk, fiilen varolan bireylerden, insan gruplarından oluşmaz. Hayali-ideal bir atıf noktasıdır öyle ki mesela komünist iktidara isyan edildiği zaman 1956’da Macaristan’da olduğu gibi halkın ezici çoğunluğu direnişe geçse bile, ayaklansa, rejime itiraz etse bile şöyle diyebilirler: Hayır onlar bireylerden ibaret, asıl halk onlar değil.”
Sosyal medyada rastgele birisi ‘BİZ onurlu insanlar’ diye lafa girip kalabalık toplayarak ‘halkımız’ adına konuşurmuş gibi bir izlenim yaratabiliyor. Fakat bu mesajlar çoğu zaman parantez içinde ‘ONLAR namussuz yaratıklar’ gibi imalar içeriyor. Belki de BİZ adına konuşma işini yapay zekalara devretmek çok da kötü bir fikir değildir…
Bugünkü sorular bitti, şimdi sizden katkılar alacağız, lütfen toplantı konusunu dağıtmamaya özen gösterelim.






























Geri bildirim: FİKİR TEATİSİ 📺 25 Mart 2024 Ptesi | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Perhizyen — derleme | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: FİKİR TEATİSİ 2 📺 22 Nisan 2024 Pts | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Boomer Mutabakatına Karşı Lacancı Mıncık Teorisi — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Çimdik — derleme | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Sapkın Kılavuz İdeoloji: İkinci Toplantı | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Slavoj Žižek: Sapkın Kılavuz İdeoloji | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Sapkın Kılavuz İdeoloji: Üçüncü Toplantı | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: FİKİR TEATİSİ 3 📺 20 Mayıs 2024 Pts | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: FİKİR TEATİSİ 2 📺 22 Nisan 2024 Pts | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Hypocritique 🫣🙃😏 | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER