🧸🧴🔎 Non-Ofens Gestalt 🧸🧴🔎
İlksel sahne (primal scene) bir çocuğun anne babasının cinsel münasebetine tanık olması demektir. Freudcu teoride ilksel sahnenin şahitlik esnasında kafa karıştıran bir gizem olarak hafızaya kaydedilmesi ve cinsel içeriğinin ancak sonradan (nachträglich) yorumlanabilmesi vurgulanır.
Çocuğun gelişimine çok farklı etkileri olabilen bu tanıklığın değişmeyen özelliği yaşantı esnasında muğlak kalması ve ancak sonradan anlam yüklenebilmesidir. Bülent Somay’a göreyse ilksel sahnenin hiçbir gecikmeye gerek kalmadan yorulduğu ve yorulması gereken tek bir anlamı vardır: Her çocuk cinsellik cennetinden dışlandığını hissederek anne babasına gücenir. Şimdi bu dünyanın en abuk teorisine bir bakalım (Ailenin Ötesi, 163):
Aile-içi cinselliğin bir yandan kaçınılmaz (anne-baba arasında), bir yandan da yasak ve tabu (anne-çocuk, baba-çocuk ve kardeşler arasında) olması, ve çocukların bu cinselliğin hep tabu yakasında kalmaları, aileyi ideologlarının iddia ettiği gibi kapsayıcı ve içerici bir kurum olmaktan ziyade, dışlayıcı bir kurum halinde oluşturmuştur: Çocuk her zaman-zaten ailenin temel kurucu özelliği olan cinsellikten dışlanmış olarak bulunur aile içinde.
Dışlanmışlık ise şiddete giden en garantili yoldur: Hayatının ilk beş yılı boyunca adım adım ailenin cinsel kurgusundan dışlanan çocuk, ergenlikte, yani biyolojik olarak üreme kapasitesine sahip bir ön-yetişkin olduğunda, cinsellikle zorunlu olarak yeniden ilişki kurar, ancak bu ilişki (ki bastırılmış olanın geri dönüşünden başka bir şey değildir) mutlaka histerik ve şiddet dolayımlı olmak zorundadır artık. Bu yüzden de ergenin cinsellikle ilişkisi kayıp, yalnızlık ve doğrudan ya da fantastik şiddet üzerine kuruludur. [1]
İlksel sahneyi şahitlik anında ilksel mağduriyet sahnesine çeviren Somay bu mağduriyetten bir kurtuluş ideolojisi devşirmekte de hiç gecikmez: Çocuklar “zincirlerinden başka kaybedecek hiçbirşeyi olmayan” devrimci sınıftır (118):
Sadece [Greta Thunberg] bile, çocukluğun kendi politik eylemi yoluyla kendini ortadan kaldırma eğiliminde olduğunu açıkça gösteriyor. Ait olduğunuz herhangi bir grup ya da kimlik için değil, tüm gezegeninizin hayatta kalması için ayağa kalktığınızda artık çocuk değilsinizdir, ancak bir “yetişkin” de değilsinizdir. Kısacası, yetişkin-öncesi bir birey olarak, Marx ve Engels’in Komünist Manifesto’daki “proleterler” tanımında olduğu gibi, mevcut düzeni ancak kendini ortadan kaldırarak ortadan kaldırabilecek bir toplumsal güç haline gelirsiniz.
İki alıntıyı birlikte okuyunca dünyanın en abuk neticesine varılır: Greta Thunberg onu doğurdukları halde cinsellik cennetinden dışlayan anne babasına fena halde gücendiği için iklim krizi çözülmüş yemyeşil ve püfür püfür bir gezegende güzel çocukların bir daha asla cinsellik cennetinden dışlanmadan özgürce sevişebilmesi için mücadele vermektedir. Bununla da yetinmeyen Somay bir dipnotta Thunberg’i “devrimci sakat çocuk” ilan eder (117):
Ergen olmasının yanısıra Asperger Sendromu (otizm spektrumunda) da olan Thunberg, çağdaş politik eylem biçimlerinin çocuk/yetişkin ve sakat/sağlıklı gibi söylemsel ikiliklerin arasındaki eski sınırları aşarak bunları geçersiz ilan ettiğinin de canlı bir kanıtı.
Oysa alıntıların bütününe bakıldığında sakat/sağlıklı ve çocuk/yetişkin ikiliklerini altüst edenin Thunberg’den ziyade Somay olduğu dikkatlerden kaçmaz: Thunberg’e yansıttığı “mağdur sakat çocuk” kendi fantazisine aittir, “ilksel mağduriyet sahnesi” de başka bir gerçekliğin perdesidir.
Hangi gerçekliğin perdesidir? Bence Somay kuşaklararası politik durum üzerine bir fantazi kurmuş: Sevişen anne ile baba, X kuşağı ile Boomer kuşağını simgeliyor, dışlandığı için onlara gücenen çocuk ise Y kuşağını simgeliyor: Neoliberal darbeyi kafasına yiyen X kuşağı kendi iradesini geliştiremeyip Somay gibi Boomer’ların “altına yatmıştır“, binyıl geçişinde yeni dünyaya gözlerini açan Y kuşağı ise bu Hayırsız Mutabakat’ın kaybedeni olmuştur. Bu üç rol Nuri Bilge Ceylan’ın Üç Maymun filminde Servet-Hacer-İsmail üçlüsüyle sahnelenir [2].
Bülent Somay gibi abuklayan Boomer’ları pistten alma vakti geldi de geçiyor bile!
(sonrası: Bülent Somay’ın Entropi Düşürme Fantazisi)
Işık Barış Fidaner doktoralı (Boğaziçi Üniversitesi) bir bilgisayar bilimcidir. Yersiz Şeyler‘in Admini, Žižekian Analysis’in Editörü, Görce Yazıları‘nın Küratörüdür. Twitter: @BarisFidaner
Notlar:
[1] Benzer bir başka alıntı için bkz “Psikanalitik Element Uydurma Olimpiyatları”
[2] Bkz “Üç Maymun’da Siyasetçi Servet X’lere Fındık Yutturan Boomer Rolündedir”, “Boomer Egosu: Benim Kafam Rahat, Sen Köşende Kudur!”






























Geri bildirim: Perhizyen — derleme | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Psikanalitik Element Uydurma Olimpiyatları — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Bülent Somay’ın Entropi Düşürme Fantazisi — Işık Barış Fidaner | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Çimdik — derleme | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: GEÇİŞ KRİZİ ⚠️⏳🚪 | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Non-Ofens Gestalt 🧸🧴🔎 | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER