Psikiyatri Psikoloji Psikofarmakoloji (3P), 2003; 11(3):227-234 (metin) HF
Özet
Freud’un psikanalitik kuramının öğrenilmesinde önceleri bazı güçlükler olmuştur. Nesne ilişkileri kuramı, psikanalitik kuramdan doğmuştur. Öte yandan temel öğelerin şekillendirilmesi ve güçlük yaşanan alanların teorik açıklamaları kişiler arası ilişkiler ve nesne ilişkileri teoristleri tarafından yapılmıştır. Freud’un özgün modeli de bu eleştiriler sonucu anlam kazanabilmiştir. Nesne ilişkileri kuramı; her yeni kuramcı tarafından büyük ölçüde eleştirilmiş ve pek çok yeni katkıda bulunulmuştur. Biz insan gelişimi ile ilişkin olarak nesne ilişkileri kuramına göz atmak istedik.
Anahtar sözcükler: Nesne ilişkileri kuramı, gelişim
Summary
Object relation theory and human development.
There were previously some difficulties in learning psychodynamic content of Freud’s drive theory. The concept of object relations is originated from an inherent part of Freud’s drive theory. On the other hand, the object relations and interpersonal relationship theorists constituted essential elements of Freud’s theory and described significant areas of the theoretical disagreement. Freud’s original model had gained meaning following that criticism for the object relations theory in recent years. A great deal of Criticism has came from all new theorists and they have made many contributions. As far as human development is concerned, we wanted to review object relations theory.
Keywords: Object relations theory, development.
Nesne ilişkileri kuramının açıklamasına göre bireyin zihni, dışarıdan içeriye alınan ve kişinin işlevselliğinin temel öğeleri olan tasarımlardan oluşmaktadır. Bu, içselleştirme süreciyle olmaktadır1. Tüm bu tasarımsal dünya bebeklikten beri tekrarlayan içselleştirilmiş ve dışsallaştırılmış ve yeniden içselleştirilmiş deneyimlerin titreşimleri ile oluşmaktadır. Bebeğin annesi yada diğerleri olan deneyimleri ile(mutlu eden anne, kızan anne vb gibi) çok çeşitli nesne görünümleri bunların pek çoğunun birleşmesi ile de nesne tasarımları oluşmaya başlayacaktır. Bütün bunların sonucunda da günlük ilişkiler insanın iç dünyasındaki içselleştirilmiş ve dışsallaştırılmış işlemlerin etkileri ile çeşitli tonlara bürünecektir2.
Nesne ilişkileri kuramının başlangıcı Freud’a dayanmakla beraber, Jacobson, Kernberg, ve Volkan günümüzdeki çağdaş biçimini almasında önemli rol oynamışlardır. Freud, henüz yapısal kuramı geliştirmeden önce “Yas ve melankoli” adlı yazısında bir yakınını kaybeden insanın, bu yakınıyla ilgili libidinal enerjiyi kendi benliğine yatırdığını belirtmiştir. Daha sonraki çalışmalarda libidinal durum yanında saldırgan durumun da yatırıldığı anlatılmıştır. Yani bu kişi, kaybolan nesneye ilişkin tasarımları içselleştirmektedir. Freud, açıkça ifade etmemesine karşın nesnelerin içe alınmış olmalarından söz etmektedir1,3. Freud’un “Yas ve melankoli” konusundaki bu yazısı onun daha sonra geliştireceği yapısal kuram için de bir başlangıç olmuştur3,4. Yapısal kuramda, ruhsal yapının belirlenmesinde içe alınmış nesne ilişkilerinin önemi vurgulanmaktadır. Örneğin üst benliğin (süper ego) oluşumu içe alınmış nesne tasarımlarına dayanır. Aynı şekilde benliğin (ego) gelişmesinde de bu durum söz konusudur5. Freud’un “Yas ve melankoli” yazısındaki kuramı yeniden düzenlenerek nesne ilişkileri kuramcıları tarafından bir model olarak sunulmuştur. Bu modelin temelleri:1 bilinçdışı egonun eşleştirilmiş parçaları arasındaki nesne ilişkilerinden oluşur,2 fizik acı fantastik, içsel ve bilinçdışı nesne ilişkilerinin dışsal nesne ilişkileri ile yer değiştirmesinin bir savunması olabilir,3 sevgi ile nefret arasındaki patolojik bağlantı içsel nesneler arasında çözülmesi güç ve karşılıklı esarete yol açan bir duruma sürükleyebilir,4 psikopatoloji genellikle bilinçdışı içsel nesne dünyası ile gerçek yaşama dayanan gerçek nesne dünyası arasındaki iletişimi kesen omnipotent düşünceye bağlıdır,5 sevgi ve nefret çatışması yalnızca bilinçdışı içsel nesnelerin arasındaki çift duygululuktan değil, aynı zamanda bir nesne ilişkisinin hem hayatda kalmasını hem de ölmesini isteme arasındaki çatışmadan kaynaklanır5.
Klasik psikanalitik kurama göre doğuştan gelen libidinal ve saldırgan dürtüler, sonradan gelişecek olan ruhsal yapının temellerini oluşturmaktadır. Bu duruma göre doğuşta “id” vardır, “ego ve süper ego” ise daha sonradan gelişecektir. Yine bu kurama göre nesne sevgisi de ilk yaşantılara ikincil olarak gelişir, yaşantıların başlamasıyla dürtülerin aradığı hedefler nesneler (örneğin:anne) olmaktadır3,6.
Freud’un kuramına göre cinsel dürtünün dört öğesi vardı. Bunlar kaynak (erojen bölge), enerji, amaç (enerjinin boşalımı) ve nesne (cinsel/ duygusal enerjinin yöneldiği ve bağlandığı kişi cisim yada düşünce) idi. Freud’a göre bunlardan asıl önemlisi amaç idi, nesne o kadar önemli değildi ; bir nesnenin yerini bir başkası tutabilirdi, ve zaten öznenin cinsel / duygusal enerjilerinin kendi dışında bir nesne bulması da çocukluğun oldukça geç bir döneminde ortaya çıkıyordu. Bundan önce bebeğin sadece kendinden zevk aldığı uzun bir “otoerotizm dönemi vardı3.
Freud gibi Klein da dürtü teorisini sürdürmüştür. Klein dürtünün en baştan beri bir nesneye yöneldiğini, önce kısmi nesnelere (örn:anne memesi) sonrada bütünsel nesnelere (annenin kendisi) bağlandığını öne sürmüştür. Freud ‘un 4-5 yaşlarına özgü saydığı Oedipus ve suçluluk gibi şiddetli duygusal yaşantılar Klein’a göre aslında çok daha önce başlamaktadır. Öte yandan Klein suçluluk duygusunun tek kaynağının cinsellik(ana / babaya duyulan arzular) olmadığını, belki asıl önemli nedenin saldırganlık olduğunu söylemektedir3,6. Klein, Freud ‘un 1920 ‘de ortaya attığı ama hiçbir zaman tam sahip çıkmadığı “ölüm içgüdüsü” kavramını klinik çalışma düzleminde ciddiye alan ilk analisttir. Dışa yönelik saldırganlığın (ve özellikle haset duygusunun) kaynağında ölüm içgüdüsünü işler. Klein, bebeğin kötülüğe ölüm dürtüsünden kaynaklanan saldırganlığa karşı kendini savunmak zorunda olduğunu düşünür3,6,7.
Klein’ın teorisinde kendilik ve nesne arasında tam oluşmamış sınırlar vardır. Klein, gelişimi açıklamada aşama yerine pozisyon terimini kullanmıştır. Başlangıçta bebekler anneleriyle hallüsinatif bir füzyon içerisinde ilişkiye girerler. Bebek kendi parçalarını nesnenin parçaları olarak görür. Bu durumun şizoid yanıdır ve doğumla başlar. Kendi saldırgan parçasını memeye (anneye) yansıtır, ve memeden zarar görmekten korkar. Bebek aynı zamanda kendiliğin sevgi parçasını da anneye yansıtır. Bu da memeye yöneliktir. Çünkü nesnenin sevgi bölümü olarak da burayı deneyimlemiştir. Bu da pozisyonun paranoid kısmını oluşturur. Bu yüzden Kiein bu dönemi paranoid – şizoid pozisyon olarak isimlendirmiştir. Bebek memenin tümüyle iyi yada kötü olduğu yolunda primitif düşünceye sahiptir3,6,7,8. Klein çocuğun id’in yanısıra bir egoyla doğduğunu öne sürer, insanın kendi içindeki nesnelerle ilişkisi, kendi dışındaki birer nesne olarak anasına ve babasına karşı iki yönlü ilişkisini oldukça etkiler. Çünkü dışarıdaki nesnelerin içselleştirilmesi (introjeksiyonu) içerdeki nesnelerin dış dünyaya yansıtılmasına neden olur. Bebek ve anne arasında sessiz döngülerle giden yansıtma ve içselleştirme özdeşim süreçleri ruhsal yapıyı oluşturur. Bu karşılıklı etkileşim gerek gerçek ana-babayla ilişkilerin gerekse üst-ben (süper ego) gelişmesinin temelinde yer almaktadır6,7,9,10.
Yaşamın ilk 6-12 ayı boyunca bebekler annelerinin hem iyi hem de kötü olduklarını kabul ederler. Daha sonra bebek iki duygululuğu (ambivalans) tolere etme kapasitesine sahip olur. Bunu başardığında bebek paranoid-şizoid durumu aşar ve ikinci pozisyona girer, bu pozisyon depresif pozisyon olarak adlandırılır. Depresif pozisyonda iyi ve kötü nesneler birleşir, tümden iyi bir dünya algısından vazgeçilerek, insanlar parça nesneler yerine bütün nesneler olarak algılanmaya başlar. Bu durumda bebek aynı kişiyi hem sevip hem nefret edebilir ve suçtan doğan pişmanlık tecrübesi yaşayabilir. Annenin ilişkideki tutumu çocuğun bu pozisyonları yaşama şeklini etkiler6,7,8. Segal sanatsal yaratıcı dürtülerin Kleincı depressif pozisyon ile bağlantılı olduğunu öne sürmüştür. Segal’e göre bu dürtüler, iç dünyamızdaki hasarın onarımı veya kaybedilmiş nesneleri yeniden bulma gereksiniminden kaynaklanmaktadır11.
Hartmann ise Freud ile Klein’ın görüşleri arasında bir ortak nokta bulmuştur. Hartmann’a göre çocuk dünyaya ayrışmamış bir id-ego ile gelmektedir. Hartmann’ın “ayrışmamış matriks” dediği bu oluşum çocuğun annesi ile ilişkileri sonucu gelişip ayrışmaya başlamaktadır. Bu ayrışma sonucu önce ego sonra da süper ego olgunlaşmaktadır. Ancak süper egonun bir bütün olarak yapılanması oedipal dönemden sonra gerçekleşmektedir6,9.
Hartmann’ın diğer bir katkısı da kendiliği ve egoyu birbirinden ayırmasıdır. Psikanalizde “ego” teriminin farklı anlamları vardır. Bu terimin ruhsal aygıtın bir alt yapısını anlatması 1923’te psikanalitik yapı kuramının ortaya çıkışı ile olmuştur. Bununla beraber “kendilik” kelimesi bireyi diğer nesnelerden ayıran fiziksel ve ruhsal bütünlüktür6.”Kendilik” kavramının metapsikolojik anlamlarını vermek için “kendilik görünümü” ve “kendilik tasarımı” terimleri tanımlanmalıdır. Kendilik görünümü ego tarafından yaratılır. Bu herhangi bir anda bireyin kendine ait olan görünümüdür. Ego doğrudan, yani algılardan duygulardan düşüncelerden ve motor davranışlardan faydalanarak veya dolaylı yolla yani bedensel ve ruhsal kendini bir nesne gibi sezerek o andaki kendilik görünümünü yaratmaktadır. Bu görünüm bilinçli ve bilinçdışı olabildiği gibi, gerçeğe uygun ya da gerçeğe aykırı olabilir. Örneğin bireyin kendi görünümünde kabul edemeyeceği kısımları ego örtebilir. Bu durumda gerçek kendilik görünümü bilinçdışındadır6. Kendilik tasarımı da, ego tarafından yaratılır. Egonun zaman içinde oluşturduğu gerçeğe uygun olan ve olmayan bütün kendilik görünümlerinin düzenli bir biçimde bir araya gelmesiyle tasarımlar ortaya çıkmaktadır. O halde kendilik tasarımları tüm bedensel durumları bilinçli ve bilinçdışı tüm içgüdüsel ve duygusal tepkileri içine almaktadır6.
Ego kendilik hakkında bilgi toplarken kendilik dışındaki nesneler hakkında da görünümler biriktirir. Bu nesne görünümleri kendiliğin nesne ile olan ilişkisine egonun algılama işlevine ve nesnenin hangi içgüdüye bağlı olduğuna göre değişmektedir6. Nesne görünümleri yani bir başka deyişle içe alınmış nesneler düzenli bir şekilde birleşince kişinin içinde nesnenin tasarımı oluşmaktadır. Örneğin annesi yanında yokken bile çocuğun egosu annesinin bir görünümünü yada tasarımını gereksinimini karşılayan bir nesne olarak tutabilir3,6.
Nesne ilişkileri teorisi esas olarak Balint, Fairbairn, Guntrip, Winnicot, Klein, ve onun peşinden gelenlerin oluşturduğu İngiliz bağımsız analistler grubunun çalışmalarından oldukça etkilenmiştir. Aslında çocuk hekimi olan Winnicot ; “İngiliz nesne ilişkileri okulu”nda Klein ‘dan sonra en önemli isimlerden biri olmuştur6,9.
Winnicot’a göre çocuk başlangıçta bütünleşmemiş, zamanda ve mekanda dağınık deneyimler yaşamaktadır. Bu deneyimler kendiliğin çekirdeklerini oluşturur. Kendiliğin bütünleşmesi gelişmesi anne ile ilişki içinde annenin sağladığı çevre içinde gerçekleşir. Çocuğun bütünleşmiş biçimde kendini algılaması ve kendilik duygusunu geliştirmesi, annenin sunduğu “kucaklayıcı çevre” sayesinde olur. Annenin çocukla ilgili bütünleşmiş tasarımları çocuğun giderek kendi bütünlüğünü kavramasına yol açar12.
Annenin çocuğun ihtiyaçlarına eş duyumlu yanıtlar vermesi çocuğun tutarlı bir kendilik duygusu geliştirmesinde iç dünyasının olgunlaşmasında çok önemli bir aşamaya yol açmasından dolayı ön plana çıkar. “Tüm güçlülük” olarak tanımlanan kavram ise çocuğun eş duyumlu olarak ihtiyaçları karşılandığında kendini her türlü tatminin kaynağı olarak yaşamasıdır. Bu tam bir tüm güçlülük deneyimidir. Çocuk kendi iç dünyasında her türlü yaratının kaynağıdır12. Söz konusu tüm güçlülük deneyimi kendiliğin sağlıklı gelişimi açısından belirleyici bir önem taşır. Gelecekteki yaşamda dış dünyanın güçlükleri karşısında yıkılmayan bir kendine güven duygusu böyle bir çocuksu tüm güçlülük deneyimine dayanır. Winnicot çocuğun yanılsamasını, sanki her şeyi kendisi yaratıyormuş hissini veren annenin eş duyumlu yanıtlarına bağlamıştır. Kendiliğin bütünleşmeside annenin eş duyumlu “ayna” yanıtlarına bağlıdır. Bu yanıtlar “kendilik duygusunun” gelişmesinde önemli rol oynar. Çocuğun “yanılsama anında” tüm güçlülük duygusu güvenli bir şekilde yerleştikten sonra dereceli bir şekilde yanılsamanın kırılması gerekmektedir. Bu çocuğun sanrılı bir şekilde tüm güçlülüğü deneyimlemesinden, gerçeklik ilkesine geçişi olarak açıklanabilir. İhtiyaçları ile her şeyi yaratan o değildir. Bir dış dünya vardır, onun gerekleri zorlukları ve zorunlulukları vardır. Söz konusu geçiş annenin kaçınılmaz ve döneme uygun yetersizlikleri sayesinde olur. Bu minimal örselenmeler çocukta dış dünyaya ait bir gerçeklik olduğu fikrini yaratır. Bu aynı zamanda anneden ayrılma ayırımlaşma dolayısıyla bireyleşme anlamına da gelmektedir12, 13.
Bu dönemde Winnicot’a göre “geçiş nesneleri” devreye girmektedir. Bu nesneler kimi zaman bir ev eşyası veya benzeri bir şeydir. Çocuk bir süre için sürekli olarak bu nesneyi kendi denetimine alır sürekli yanında taşır ve bu nesne ile ilgili tüm olasılıkları elinde tutmak ister. Winnicot’a göre bu sağlıklı bir gelişimi simgelemektedir. Annesi üzerindeki tüm güçlü kontrolün yarattığı yanılsamadan çıkmakta olan çocuk gerçekliğe dönmeden önce annesini daha doğrusu annesi üzerindeki tüm güçlü kontrolünü sağladığı yeni bir nesne aramaktadır12.
Geçiş nesnesi konusunda erişkinlerle çocuk arasında örtük bir anlaşma meydana gelir. Erişkinler çocuğun geçiş nesnesi üzerindeki kayıtsız egemenliğini tanırlar. Geçiş nesnesi çocuk açısından ne tüm güçlü kontrole tabiidir, ne de büsbütün egemen olmadığı dış dünyaya aittir12. Eroin bağımlısı hastalarda erken çocukluk döneminde duygusal baskılanma ve ayrılık travmaları nedeniyle, iğnenin bir geçiş nesnesi olduğu öne sürülmüştür14.
“İngiliz nesne ilişkileri” okulu analistlerinden en çok Fairbairn, Freud’un yapısal teorisine sistematik bazı değişiklikler eklemiştir. Fairbairn’a göre yeni doğanlar Freud’un tanımladığı gibi dürtülerin kümelenmesinden oluşan bir oluşum değildir. Bebek bütün bir kendilik içinde doğar, ihtiyacı olan ilgiyi isteyen davranışlarıyla bunlar dışarı yansıtır6,9. Fairbairn’e göre bebek ayrılma değil birleşme aramaktadır. Eğer bebek ile anne yada anne benzeri bir kişi arasında bir bağlanma oluşursa; bebek geliştirdiği yanıtları ile kendilik durumunu ayırımlaştırmayı ve farkına varmayı gerçekleştirir. Bu deneyimlerin iniş çıkışları arasında ruhsal yapı gelişir9. Anne bebekle olan ilişkisinde onun ihtiyaçlarını karşılamada bir noktada yetersiz kalır. Bu engellenme tolere edilemez olduğunda bebek anneyi “iten anne” olarak algılar, bu acının tekrarlanması ile bebek anneyi “itici nesne” olarak deneyimler ve içine alır. Bunu bilinçsiz yapar ve bastırır. Annenin heyecan verici, seven büyüten besleyen kısmı bebekte ihtiyaç duygusu oluşturur. Annenin doyum ve güven veren bu kısmı da çocukta “heyecanlandırıcı nesne” (exiting object) olarak içe alınır6,9.
Fairbairn bebeklikte başlayan, yaşam boyunca süren yineleyici itici nesne (rejecting object) içselleştirmelerini, ardından ego bölünmesini ve acı veren içsel nesnelerin bastırılması görüşlerini nesne ilişkileri kuramını temel alarak öne sürmüştür. Fairbairn’e göre bütün bu işlemlerle egoda bir içsel sistem olarak subegolar ve nesne parçaları oluşmakta, bunların birbirleri ile olan dinamik ilişkileri dışsal nesne ilişkilerinin niteliğini belirlemektedir15. Fairbairn’ın itici nesne ilişkisi sistemi, heyecanlandırıcı nesne ilişkisi sistemini baskılayan bir sistem olarak gözlemlenir. Her bir nesne ilişkisi alt sisteminde karakteristik duygulanımlar ilişkilere bağımlıdır, (örneğin: kızgınlık ve üzüntü itici nesne ilişkisi sistemine bağlıdır) bunlar sistemin içsel parçalarıdır. Kişisel iç dünya açısından hem kendi kendileri ile hem dış dünya ile etkileşim içindedirler. Fairbairn’in sistemi dinamik içsel nesne ilişkilerinden biridir6,9.
İçselleştirilmiş nesne tasarımları gelecekteki ebeveyn modelini belirlemede de etkin rol oynamaktadır. Kuşaklar arasında bağlanma ve ilişki kalıplarının çalışıldığı bir araştırmada annelerin bebekleri ve kendi anneleri ile olan ilişkileri incelenmiştir. Dokuz ay boyunca annelerin bebeklerini beslerken girişimciliği ve aşırı duyarlılığı ölçülmüş. Annesi tarafından kabul görmüş, dengeli bir anne çocuk ilişkisine sahip annelerin bebeklerine daha az girişimci ve daha duyarlı olduğu saptanmıştır. Annelerin önceden oluşan içsel modellerinin onların bakım vericiliğini etkilediği ve bebekleri İle olan ilişkilerinde bu modellerin yeniden şekillendiği öne sürülmüştür16.
İçe alınmış nesne ilişkileri kuramına göre çocuğun psikolojik gelişimi beş dönemde incelenir.
1. Dönem
Normal otizm veya ayırışmamış dönem (diferansiye olmamış dönem)
Bu dönem yaşamın birinci ayından ibarettir Henüz ilkel ve idden ayrışmamış ego yalnızca hoşnutsuzluk ve hoşnutluk yaşantılarını ayırt edebilir. Çocuğun anneyle ya da anne işlevi yapan kişiyle ilişkisi sürdükçe bir yandan ego ayrışıp gelişmeye başlar ve bunu hoşnutluk ve hoşnutsuzluk yaşantıları izler. Mahler’e göre “anı adaları” oluşur. Mahler bu döneme normal otistik evre adını verir. Freud ise bu döneme ” birincil narsisizm” adını vermiştir6,13,17.
2. Dönem
Normal sembiyoz dönemi veya ilkel ayrışmamış kendilik ve nesne tasarımları dönemi
Dört ile 8 haftadan sonra bebek giderek kendisinin ve çevresindeki nesnelerin çok belirsiz içsel resimlerini belirginleştirmeye başlar. Ancak bebek henüz kendisinin ve annesinin tek bir tüm güçlü sistemin bir parçası olmadıklarını anlayacak düzeyde değildir. Bu bebekliğin normal sembiyozu olarak bilinir3,6,13.
Öte yandan bu dönemin en önemli özelliği filogenetik olarak, insan yavrusunun anne ile “ikili birim” (dual unity) içinde duygusal bağ oluşturabilme yetisidir. Bu daha sonraki insan ilişkilerine zemin hazırlayan bir yetidir. İyi bir sembiyoz birleşme adımlarını atılması ve dengeli bir “kimlik duygusu” nun kazanılması için son derece önemlidir18.
Bu dönemde ilkel ego “anı adaları” üzerinde kendilik ve nesne görünümlerini kurmaya başlar. Ancak ego bu görünümleri henüz ayırt edecek yetenekte değildir. Buna karşılık bu dönemde hoşnutluk yaşantıları ile ilgili ayırt edilmemiş kendilik nesne görünüm ve tasarımları bir tarafta libidinal dürtülere yatırılırken, hoşnutsuzluk yaşantılarıyla ilgili ayırt edilmemiş kendilik – nesne görünüm ve tasarımları da saldırgan dürtülere yatırılır3,6.
Psikanalitik literatürde libidoya yatırılan kendilik – nesne görünüm ve tasarımları “iyi” saldırganlığa yatırılan kendilik – nesne görünüm ve tasarımları ise “kötü” terimleri kullanılarak anlatılır. Libidoya yatırılmış “iyi” kendilik – nesne görünüm ve tasarımları ile saldırganlığa yatırılmış “kötü” kendilik – nesne görünüm ve tasarımları birbirinden ayrı olarak gelişir ve bölünmüş gibi görünürler3,6,13,17.
Bu dönemdeki bölünme ilkel egonun bütünleştirici yeteneklerinin henüz gelişmemiş olmasından kaynaklanır. Normal olarak bu dönem 1-2 ile 6-8 ‘ inci aylar arasını içine alır. Hoşnutluk kuralına göre çocuk kendine ait olan “iyi” kendilik ve nesne tasarımlarını kendi içinde bozulmamış, lekelenmemiş olarak saklı tutmak ister. Ancak gerçeklik kuralı onu bu dileğinden uzaklaşmaya ve “iyi” tasarımlarını “kötü”lerle birleştirmeye doğru iter3. Bu birleşme sırasında çocuğun kendi içinde “iyi” tasarımlarını kaybedeceğine dair ilkel kaygılar ortaya çıkar. Yani çocuk bir yanda “iyi” tasarımlarını saklı tutma öte yanda bu “iyi” leri “kötü”lerle birleştirme arasında kalarak çatışmaya girer. Bu duruma “nesne ilişkileri çatışmaları” denir. Normal gelişmede bu çatışmalar gerçeklik kuralına göre çözümlenip sonuçlanır. Böylece bölünme artık etkisini yitirerek yerini bastırmaya bırakır. Bastırma, bazı duygu ve düşüncelerin rahatsız edici olduğu için bilinçten uzaklaştırmalarını ve bilinçdışında tutulmalarına sağlayan bir savunma mekanizmasıdır3.
3. Dönem
Kendilik ve nesne tasarımlarının ayrışması dönemi
Bu dönem 6-8 ila 18-36 aylar arasındadır. Asıl ayrılma bireyselleşme süreci dört-altı aylıkken başlar. İlk durumda çocuk Sullivan’ın dediği gibi, bedenin, çevresindeki nesnelerin tersine, hem hissettiğini, hem de hissedildiğini öğrenir. Ağız başparmağı başparmak ağzı duyumsar bu kendini sezmedir. İkinci durumda çocuk belli nesnelerin (meme gibi) ne kadar isterse istesin her zaman görünmediğini oysa diğer bazı nesnelerin (başparmağı gibi) istediği zaman bulunduğunu keşfeder13.
Bebek iki anne temsilcisi oluştururken aynı zamanda iki kendilik temsilcisi de oluşturur. Bunlar anneyle olumlu renk taşıyan ilişkilerden kaynaklanan bir “iyi kendilik” temsilcisi engelleyici öfkeli, kaygılı ve yaralayıcı ilişkilerden kaynaklanan bir “kötü kendilik” temsilcisidir. Başka bir deyişle, insan başkalarının aynalarındaki yansımalar aracılığıyla kendini tanımaya başlar, ilk ayna ise annedir13.
Çocuk annenin varlığını ve yokluğunu denetleyemediği, anneyi ayrı bir nesne (ya da kısmi nesneler yığını) olarak tanımaya başladığı, ayrılma bireyselleşme sürecinin bir yeni aşamasındadır. Bu aşamada çocuk, annesinin yokluğunda onu temsil etmesi düşünülen geçiş nesnelerini benimser13.
Bu dönemde genelleşmiş (seçici olmayan) gülümseme anneye özgü onu tercih eden bir gülümseme tepkisi haline gelir; bu çocuğun anneyi diğer bütün kişilerden ayrı bir nesne olarak tanıdığının anneyle çocuk arasında bir bağ oluştuğunun güvenilir bir göstergesidir13.
Sekiz-dokuz aylara doğru kendiliğin ve nesnenin bütünleşmesi ve ayırımlaşması anne imgesinin çocuğun zihninde bir oranda belirginleştiği bir noktaya ulaşmıştır; ancak, onu belli bir süre için akılda tutamamaktadır. Burada çocuk anne ve anne olmayan arasındaki ayırımı fark ettiğinde yabancı anksiyetesini de hissetmeye başlar13. İyi bir sembiyotik dönem geçiren bebeklerin yabancıları incelemekten hoşlandıkları bildirilmiştir. Kötü sembiyoz ise yabancı anksiyetesini artırmaktadır. Ancak aşırı girişimci annelerin bebekleri yabancıları tercih edebilmektedirler19.
On-oniki aydan, 16-18 aya kadar olan süre Mahler tarafından ayrılma bireyselleşme sürecinin “alıştırma alt evresi” olarak adlandırılmıştır. Çocuk bu dönemde sevgi nesnelerini taklit eder ve onlarla özdeşleşir. Bu özdeşimler de çocuğun kimlik duygusunu geliştirir19.
Ayrılma-bireyleşme süreci hızlı bir şekilde Mahler’in “uzlaşma alt evresi” adını verdiği (18-24 aylar) bir döneme girer. Bu dönemde, yeni yürümeye başlayan çocuk, anneden ayrılma konusundaki kararsızlığını (ambivalansını) eylemleri ile gösterir. “Anneyi gölge gibi izleme ve hızla uzaklaşıverme” olayı gözlenir. Koşup birkaç adım uzaklaşma hem bağımsızlık özlemini ve peşinden koşulma isteğini hem de henüz kararsız olan kendilik duygusunun yeniden annenin kendilik duygusu içinde özümsenmesi korkusunu belirtir13.
Annenin yanında kalma isteği ile ondan uzaklaşma zorlantısı dolayısı ile anneyi memnun etme ve ona yönelmiş öfke arasında kalır. Bu anneye yönelik iki duygululuktur. Erken gelişim dönemlerini üç ana korkusu bu alt dönemde toplanmıştır. Bunlar; nesnenin kaybedilmesi korkusu, nesnenin sevgisinin kaybedilmesi korkusu ve kastrasyon anksiyetesidir19.
Çocuğun bu dönemde motor gücü büyük oranda gelişmiştir, ve çevresini etkin olarak araştırmaktadır. Burada Winnicot’un deyişiyle “yeterince iyi anne” çocuğa gereksinim duyduğu alanı ve bağımsızlığı sağlayabilir ve yine gözden ırak olsa da gönülden ırak olmadığı evde sağlam ve yerinde duran bir dayanak olarak işlev göreceği biçiminde güvence verebilir13. Sağlıklı bir nesne sürekliliği, annenin Mahler’in sözünü ettiği bu yeniden yaklaşma döneminde, geri çekilmemesi, çocuğun iki duygululuğuna sert tepki göstermemesi ve tutarlı davranışları ile mümkün olabilir19.
Bu dönemlerde ortaya çıkabilecek, sevgi nesnesinin tutarsız, girişimci ve düş kırıklığına uğratıcı etkisi ile gerçekleşebilecek omnipotansı ve kastrasyon tepkisini zedeleyecek ani acı verici deneyimler yoğun bir iki duygululuğa dönüşerek nesne dünyasının kalıcı olarak iyi ve kötü olarak bölünmesine yol açabilir19.
Altı-sekiz ile on sekiz-otuz altıncı aylar arasındaki bu dönemde de bölünme sürer. Ancak gerek “iyi” taraftaki kendilik nesne görünüm ve tasarımları, gerekse “kötü” taraftaki kendilik nesne görünüm ve tasarımları artık birbirinden ayrılmıştır. Yani bu dönemde ego kendiliği nesneden ayırt edebilecek yeteneğe kavuşmuştur. Buna karşılık egonun bütünleştirici işlevleri henüz gelişmediğinden “iyi” taraftaki kendilik nesne görünüm ve tasarımları ile “kötü” taraftaki kendilik ve nesne görünüm ve tasarımları birleşmemişlerdir3.
4. Dönem
“İyi” ve “kötü” kendilik nesne görünüm ve tasarımlarının birleşmesi dönemi
Bu dönemde “iyi” ve “kötü” kendilik görünüm ve tasarımları birleşip tüm kendilik tasarımını oluştururken “iyi” ve “kötü” nesne görünüm ve tasarımları da birleşip tüm nesne tasarımını oluşturur. Normal bir gelişme sürecinde ego, bu birleştirme işlevini yapabilecek duruma gelmektedir. Bu birleşmenin sağlanması ile bölünme sona erer3.
Ayrılma-bireyleşme sürecinin ilk dönemi ödipal evrenin bitimine doğru sona ermeye başlar, ama gizillik (çocukluğun ayrılma bireyleşme sorunlarının birçoğunun depreştiği) ergenlik ve erken erişkinlik dönemleri boyunca da kendilik ve nesne resimlerini daha da netleştirmek ve gerçekliğin daha yanlışsız temsilcilerini elde etmek için ego bunları düzeltmeye devam etmektedir. Gerçekten de bu süreç ömür boyu sürer3.
5. Dönem
Süper egonun daha ileri bir düzeye gelip olgunlaşması ve ego özdeşiminin daha ileri düzeyde bütünleşmesi dönemi
Bu dönemde bütünleşmiş olan kendilik ve nesne tasarımlarının bazı yönleri ego ve süper ego içine girer. Böylece ego, daha fazla olgunlaşırken süper egonun oluşumu da tamamlanır. Bu dönemde tüm kendilik ve nesne tasarımları rafine hale gelir. Böylece yaşam boyunca süren bir gelişme ve olgunlaşmadan söz edilebilir3.
İkinci sınıf ve beşinci sınıf öğrencileri ile 9.sınıf 12.sınıf öğrencileri arasında yapılan nesne ilişkileri ve sosyal bilişsel işlevlerin değerlendirildiği iki araştırmada TAT (tematik algı testi) uygulanmış; kişi tasarımlarının karmaşıklığı, ilişkilerin affekt tonu, ilişkiye coşkusal yatırım kapasitesi ve ahlaki standartlar, sosyal nedensellik anlayışı alanları incelenmiştir. Çalışmanın sonucunda bu dört alandan ilişkilerin affekt tonu dışında her birinde gelişimsel farklılık saptanmıştır. Sonuç olarak preödipal yıllar ötesindeki nesne ilişkisel gelişimin önemi, nesne ilişkilerinin pek çok yönünün tanımlanması ve tek bir gelişimsel dönemden ibaret görülmemesi gerekliliği tanımlanmıştır20.
Downey’e göre terapötik ve gelişimsel değişimler benzerdir ve önemli oranda başka alanlara enerji boşalımı ile ilgilidir. Terapide ya da gelişimsel değişiklikler öncesinde gelişimsel dinamiklere ulaşmayı baskılayan enerjiler mevcuttur, insan hayatında tekrarlayan gelişim krizleri sonrası yeni meydana gelen nesnelerle oluşturulan bağlantılar psikolojik yapılara eklenerek olgunlaşmayı öncelerler21. Güncel yazarlar içsel nesne ilişkileri kavramını egonun parçalanması ile oluşan, biri nesne biri kendilik olarak erken döneme ait ve bilinçdışı kişilik organizasyonları arası ilişki olarak açıklamıştır. Bütün bunlar yeni doğanın öznel deneyimlerinden kaynaklanır(hissetme, algılama, düşünme). Direncin hastanın erken bilinçdışı içsel nesne ilişkilerine yaptığı patolojik bağlanmadan vazgeçmedeki güçlük olduğu öne sürülmüştür. Bu dirençler kendilik tarafından değiştirilmemiş bir içsel nesne ihtiyacı, içsel nesnenin kendiliğe bağımlılığı, içsel nesnenin kendilik kısmının içsel nesne ilişkisindeki özenti ve kıskançlığından kaynaklanır22. Blanck ve Blanck (1986) insanın oluşturduğu tasarımsal dünya içerisinde nesne tasarımlarının pek çok işlevinin altını çizmektedir. Bunlar güven duygusu, içsel dengelenmenin sağlanması, ego özerkliğinin devamı, gelişim öznellikleri, süper ego gelişimi, ego ideali oluşumu, ödipal karmaşaların çözümü ve gelişimin gizillik döneminin devamıdır2.
Nesne ilişkileri başka deyişle gelişimi içinde bebeğin ebeveyn yada bakıcıları ve çevre ile ilişkileridir. Ebeveynler çocuğun ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik birer nesnedir. Çünkü çocuk ben merkezcidir; ihtiyaçlarının acil olarak karşılanması önemlidir. Ancak nesne ilişkilerinin önemi kişilik gelişimi sürecinde bu nesnelerin içselleştirme süreci ile görülebilir. Nesne ilişkileri kuramı tüm kendi ve diğer nesne görünümlerinin çevre ile etkileşimi ile ruhsal yapının ortaya çıktığını söyler.
Belki de taşıdığımız yüzlerce nesne ilişkisine ait izler bizim gündelik yaşantımızı şekillendirirler. Bu yüzden insanı anlamada ve yordamada bu kuramı akılda tutmanın önemli olduğu kanısındayız.
Kaynaklar:
- Ceyhun B, Çevik A. Nesne İlişkileri kuramına göre narsistik kişilik bozukluğu. Ege Psikiyatri Sürekli Yayınları sonbahar 1996 Cilt 1, sayı: 3.
- Piper EW, Duncan SC. Object relations theory and short- term dynamic pschotherapy findings from the quality of object relations scale. Clinical Psychological Review 1999;19(6):669-685.
- Volkan V. Psikanaliz Yazıları, Ceyhun B, Çevik A(çev.) 2.baskı. Ankara Bilimsel Tıp Yayınevi, 1997.
- Volkan V. Nesne ilişkileri kuramı çerçevesinde gelişim ve organisazyon. Ceyhun B. (çev.) seminer notları.
- Ogden TH. The concept of internal object relations. Int J Psychoanal 1983;64(Pt2):227-241.
- Greenberg J R., Mitchell S A. Object relations in psychoanalytıc theory. 2. Baskı. London, England Cambridge, Massaehusetts Harvard University Press, 1983.
- Klein M. Öner Y. Çocukken Başlar İsyan. İstanbul. Era Yayıncılık, 1993.
- Gladwell S. Bookshelf. Melanie Klein:From Theory to Reality. Lancet 1992;340:1149-1150.
- Scharff J.S., Scharff D E. Object Relatıon Couple Therapy. 1. baskı Inc. North Wale, New Jersey, London Jason – Aronson 1991.
- Odağ C. Yansıtmalı Özdeşim. Nöropsikiyatri Arşivi .1994 (31) (3) ; 97 .103.
- Segal H. Dream and Phantasy and Art. New Library of Psychoanalysis. London and Newyork: Tavistock/Routledge, 1995.
- Winnicot. D.W. Oyun ve Gerçeklik. Birkan T.(çev.) 1. baskı, istanbul Metis Yayınları 1998.
- Wallace E R. Dinamik Psikiyatri. Atalay H.(çev.) 1.baskı. İstanbul Eylül Yayınları 1994.
- Miller J. Heroin addiction: The needle as transitional object. J Am Acad Psychoanal 2002;30(2):293-304.
- Scharff DE, Birtles EF. From instict to şelf: the evolution and implications of W.R.D. Fairbairn’s theory of object relations. IntJ Psychoanal. 1998;79(Pt3):604-7.
- Kretcmar MD, Jacobvitz DB. Observing mother-child relationships across generations; boundary patterns, attachment and the transmission of caregiving. Fam Process 2002;41(3):351-74.
- Sürmeli A. Kernberg’in borderline kişilik bozukluğu öğretisi ve bu öğretinin bir eleştirisi. Psikiyatri Bülteni 1993 Cilt 2, Sayı:1.
- Mahler MS, McDevitt JB. The separation-individuation process and identity formation., Greenspan SI, Pollock GH (Ed). The course of life. International Universities Press.1989, cilt 2, 19-35.
- Vahip l. Ayrılma-Bireyleşme Kuramı. Türk Psikiyatri Dergisi 1993; 4(1) 60-66.
- Westen D, Klepser J, Ruffins SA, Silverman M, Lifton N, Boekamp J. Object relations in childhood and adolescence: the development of Working representations. J Consult Clin Psychol 1991;59(3):400-9.
- Downey TW. Early object relations into new objects. Psychoanal Study Child 2001;56:39-67.
- Ogden TH. A new reading of the origins of object-relations theory. Int J Psychoanal 2002;83(Pt4):767-82.






























Geri bildirim: Astro Özgeçmiş | YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Prof. Dr. Hüray Şirin Fidaner | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER