Ters Dönen Saat Kulesi ve Dört Bucaklı Çayhane ⌁ Aziz Nesin

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

🔢🌟 UNUTUK MAKİNESİ 🔢🌟

İstem: aziz nesin tarzı aşırı incorrect aşırı absürdist bir öykü yaz, bazı eski zaman unsurları modern ve postmodern temaların içinde göze batmayacak şekilde eritilecek, sürreel ama akıcı olacak, karışık toplumsal olaylar yaşanacak

Şehrin tam ortasında, saati sürekli geri saran, akrep ve yelkovanı birbiriyle kavgalı olan meşhur Ters Dönen Saat Kulesi vardı. Kuleyi kimin yaptığı, neden yaptığı, hatta yapıp yapmadığı bile belli değildi. Ama halk arasında kesin bir bilgi vardı: Saat Kulesi doğru zamanı asla göstermezdi. Zaten kimsenin zamanı pek umurunda da değildi; çünkü herkesin cebinde üç tane farklı saat bulunurdu ve hiçbiri birbirini tutmazdı.

Kulenin hemen dibinde Dört Bucaklı Çayhane yer alıyordu. Çayhanenin dört köşesi, dört farklı coğrafyaya açılıyordu: Bir köşesinde deniz manzaralı bir sahil, diğer köşesinde sonsuz bir çöle uzanan kapı, üçüncü köşesinde karlarla kaplı bir dağ yamacı, dördüncü köşesinde ise tam anlamıyla bir boşluk vardı. Evet, boşluk. Masaların bir kısmı o boşluğun kenarına kurulurdu. Çay düşerse, çay bardağı düşmezdi; bardak düşerse, çay düşmezdi. Fizik kuralları burada sık sık grev yapar, sosyal haklar için slogan atarlardı.

Bir gün, Dört Bucaklı Çayhane’ye kasketi yüzünden kafası iki numara küçük duran Hüsnü Abi girdi. Hüsnü Abi’nin en büyük marifeti, söylediği her şeyin tam tersinin çıkmasıydı. Örneğin, “Bu yıl bol yağmur yağacak,” dese, kuraklıktan göller dahi buharlaşırdı. Onu gören diğer müdavimler; Çaycı Rasim, Emekli Hacı Kalipso ve Üniversiteli Dursun anında sus-pus oldular. Hüsnü Abi, ceketinin iç cebinden bir tomar devlet tahvili çıkarıp masaya attı ve şöyle dedi:

“Arkadaşlar, bu tahvillerle uzaya teleferik hattı kuracağım. Hepimiz Mars’a gidip tarhana çorbası fabrikası açacağız!”

Çaycı Rasim elindeki bardağı düşürdü; bardak yere düşmedi ama Rasim’in bıyıkları çay lekesi oldu. Emekli Hacı Kalipso derin bir ‘hımm’ çekti ve sorusunu sordu:

“Peki, oğlum Hüsnü, Mars’a tarhana satacak müşteri var mı?”

Hüsnü Abi cevap vermeden önce gökyüzüne baktı. Gökyüzü de ona baktı. Birbirlerine kısa bir süre boyunca dik dik bakıştılar. Gökyüzü hafifçe kızardı ve bulutlardan birkaç damla ter damladı.

“Orasını NASA düşünsün,” dedi Hüsnü Abi ve cebinden küçük bir dirgen çıkardı. Dirgen dediğimiz şey, aslında bir USB bellek şeklindeydi ama üzerinde ‘Made in Orta Çağ’ yazıyordu.

Tam o sırada şehre bir haber yayıldı: Ters Dönen Saat Kulesi durdu! Yani, zaten durmuştu ama bu sefer gerçekten durmuştu. Belediye Başkanı üç farklı açıklama yaptı. Birinci açıklamada, “Bu kuleden zaten hayır gelmezdi,” dedi. İkinci açıklamada, “Saatler doğru çalışsaydı, trafik sorunumuz çözülürdü,” dedi. Üçüncü açıklamada ise halktan özür dileyerek, “Saat Kulesi aslında bir uzaylı icadıdır,” itirafında bulundu.

Çayhanedeki masa bir anda kalabalıklaştı. Masa, kalabalıktan sıkıldı ve iki bacağını masanın altına sakladı. Üniversiteli Dursun dayanamayıp sordu:

“Hüsnü Abi, bu saat kulesi neden durdu sence?”

Hüsnü Abi ağır ağır çayından bir yudum aldı ve cevabı verdi:

“Zaman, kendini emekli etti oğlum. Artık çalışmak istemiyor.”

Bu cevap üzerine herkes sustu. Çaylar soğudu. Gökyüzü tekrar başını öne eğdi. Saat kulesi hafifçe hıçkırarak sallandı.

Ve o gün, şehirde kimse saatine bakmadı. Çünkü zamanı öğrenmenin hiçbir anlamı yoktu; zira herkesin gidecek bir yeri vardı, ama kimse nereye gideceğini bilmiyordu.

Çaylar tazelendi, konuşmalar devam etti ve Ters Dönen Saat Kulesi, bir daha asla ama asla doğru zamanı göstermeyeceğine dair kendi kendine yemin etti.

Halk bu durumu hiç yadırgamadı. Zira absürtlük, bu şehirde en tutarlı şeydi.

Yorum bırakın

Filed under Suni muhaberat

Yorumlar kapatıldı.