İmleyen (signifier)

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

浪🧩📞 LACAN DERSLERİ 浪🧩📞

(Signifier Neden Gösteren Değil İmleyen Olarak Çevrilmeli)

Lacan’da İmleyen Üzerine (Nümerik Söylemler) 🎙️

İnsanlık tarihi boyunca dil, her zaman büyük bir gizemi barındırmıştır. Dili sadece bir iletişim aracı olarak görmek, onu basit bir “gösterme” işleviyle sınırlandırmak, dilin özündeki muazzam karmaşıklığı perdelemekten başka bir işe yaramaz. Örneğin, bir ok işareti düşünelim: Bir yönü gösterir, işaret etmek istediği şeyi belirginleştirir. Fakat bu tür göstergeler (yani “sign” veya “işaret”) ile Lacan’ın “signifier” dediği şeyin aynı olduğunu söyleyebilir miyiz?

Uzun yıllar süren çeviri tartışmalarında, özellikle Lacancı psikanaliz metinlerinde, “signifier” kavramının Türkçeye “gösteren” şeklinde çevrilmesi yaygın bir tercih olarak yerleşmişti. Ne var ki, bu tercüme birçok düşünür için tam anlamıyla tatmin edici olmadı. Çünkü “gösteren” kelimesi, “ok işareti” benzeri tek yönlü bir “işaret etme”yi çağrıştırıyor ve Lacan’ın bahsettiği daha derin, daha muammalı, daha karmaşık işlevi yeterince kucaklamıyor. Nitekim, son dönemde yapılan çevirilerde giderek yaygınlaşan bir eğilim var: “Signifier” yerine “imleyen” kelimesini kullanmak.

Bu tercih, ilk bakışta sadece kelime seçimi gibi görünebilir. Oysa psikanalizin, özellikle Lacancı mirasın kalbinde yer alan bir kavramın çevirisi söz konusu olduğunda, basit bir kelime tercihi değildir bu. Zira “signifier” demek, anlamın ve öznenin konumlanışının nasıl ele alındığıyla doğrudan ilişkilidir. İşte tam da bu nedenle “gösteren”i “işarete” (sign) bırakıp, “signifier”a “imleyen” demek, büyük bir teorik fark yaratır.

Bu metinde, bu değişimin niçin gerekli olduğunu ve bu seçimin Lacan’ın düşünce evreni açısından neden daha isabetli olduğunu genişletilmiş ve sürükleyici bir anlatımla ele alacağız. Dili, işaretleri, özneyi ve muammayı hep birlikte sorgulayarak, Lacan’ın “signifier” kavramının derin sularında uzun bir yolculuğa çıkacağız.


“Gösteren” mi, “İmleyen” mi? Tartışmanın Arka Planı

Dilbilimsel Temeller: Saussure ve Sonrası

“Signifier” tartışması Lacan’la birlikte popülerlik kazanmış olsa da, aslında kökleri Ferdinand de Saussure’ün yapısalcı dilbilim kuramına kadar uzanır. Saussure, “gösterge” dediği (sign) yapıyı iki bileşene ayırır: “Signifier” (gösterilen ses imgesi) ve “signified” (gösterilen kavram). Türkçede genellikle “gösteren/gösterilen” çiftiyle çevrilen bu ikili, her ne kadar dilbilim açısından tutarlı görünse de, Lacan’ın psikanalitik ufkunda farklı bir dönüşüm geçirmiştir.

Lacan’a göre, signifier ve signified arasındaki ilişki sabit ya da tek yönlü değildir. Anlam sabit bir “gösterilen”e işaret etmez; aksine, signifier’ların birbirleriyle kurduğu sonsuz bir zincir vardır. Bu zincirde oluşan “kayma”larda, öznellik yeşerir. Yani insanın bilinçdışı, signifier’ların döngüsel atıfları arasında belirir. Dolayısıyla, “signifier”ın temel özelliği, tek bir anlamı işaret etmekten ziyade, başka bir signifier’a gönderme yaparak öznenin konumunu açığa çıkarmaktır.

Lacan’ın Psikanaliz Kuramında “Signifier”

Lacan, “Bir signifier, bir başka signifier için özneyi temsil eder” diyerek, signifier’ın özneyle kurduğu bağı her fırsatta vurgular. Onun kuramında, özne dediğimiz varlık, dilin dışından gelen, “ben buradayım!” diyen sabit bir konum değildir. Tam tersine, özne, signifier’lar arasında açılan, bir muammayı barındıran boşlukta yer alır. Bu muamma (enigma), öznenin varoluşuna dair çatlaktır. Yani, iki signifier arasındaki çatlaktan özne doğar.

Oysa “gösteren” kelimesi, bu muamma boyutunu neredeyse siler. Gösteren, sanki pusula iğnesi gibi tek bir yönü işaret eder, insanı doğrudan bir “anlam”a götürür izlenimi yaratır. Halbuki Lacan’ın signifier’ı, doğrudan anlam üretmek yerine, başka bir signifier’a atıfta bulunarak “dilsel sonsuzluğu” harekete geçirir. İşte bu sonsuzlukta, öznenin konumu da sürekli kayar, değişir, bulanıklaşır.

Gösteren ve İşaret Arasındaki İlişki

Bu noktada, “gösteren”in bizde yarattığı bir diğer çağrışım da “işaret” (sign) kavramıyla çakışmasıdır. Gösteren, bir şeyi direkt işaret eden nesnedir. Ok işareti, trafik tabelası, parlak bir yıldız… Bunların her biri, dikkatimizi tekil bir yöne sevk eder. Onlar için “gösteren” demek mantıklıdır. Ne var ki Lacan, signifier’dan söz ederken bu basit işaret işlevini değil, atıflar zincirini ve özneyi doğuran bir muammayı anlatır.

Bu nedenle, “signifier” çevirisinde “gösteren” kelimesi, Lacan’ın metinlerindeki öznenin konumunu belirsizleştiren bir eksikliğe neden olur. Çünkü “gösteren” sözcüğü, metinde karşılaştığımız karmaşık psikanalitik işlevi, çok daha yüzeysel bir “işaret etme” eylemiyle sınırlandırır.


İmlemenin Sırrı: Öznenin İki İmleyen Arasındaki Doğuşu

“İmleyen”in Kapsayıcı Anlamı

“İmleyen” kavramı, Türkçede “bir şeye işaret etmek”ten öteye, o şeyin anlam katmanlarını da kuran, ona dair bir bilme, bir atıf, bir müracaat çabası barındırır. Böylece “signifier”ın başka bir “signifier”a gönderme yapma ve özneyi o atıflar arasında konumlandırma özelliği, “imleyen” sözcüğünde daha güçlü biçimde hissedilir.

Lacan’ın meşhur ifadesiyle: “Bir signifier, bir başka signifier için özneyi temsil eder.” Burada “temsil” sözcüğü, karanlıkta el feneri tutan bir gösterenin yaptığı basit işaret etme eyleminden çok farklıdır. “Temsil”, öznenin yerinin iki signifier arasında açılan muammalı boşlukta inşa edildiğine dikkat çeker. Bu “muamma” boyutu, “imleyen” kavramıyla daha iyi göze çarpar. Çünkü “imlemek”, hem işaret etmeyi içerir hem de bu işaretin nasıl yorumlanacağı, nasıl okunacağı, hangi göndermelerle birleşeceği konusunda bir belirsizliğe, bir esrikliğe olanak tanır.

Lacan’ın 3. Seminerinden Örnek: Kaptanın Gördüğü Işıklar

Lacan’ın 3. Seminer kitabında anlattığı örneğe yeniden bakalım. Gece vakti denizde seyreden bir kaptan, uzakta hareket eden bazı ışıklar görür. Bu ışıklar, kaptan için basit bir “işaret” haline gelebilir: Orada bir şey, bir gemi, bir canlının varlığı söz konusu olabilir. Fakat eğer kaptan bir “insan” olarak, dilin ve düşüncenin kurucu öznesi olarak işlev görüyorsa, hemen seyir defterine bu olayı not düşer. Hareket eden ışıklar, artık onun için salt bir “gösteren” değildir; başka bir “imleyen”e (zaten varlığını bildiği ya da daha sonra keşfedeceği başka bir referansa) bağlanır. Böylece, o ışıklar ve kaptan arasındaki ilişki, bir iletişim ve yorumlama sürecine dönüşür.
Bu noktada, “anlama geri düşmek” ifadesi önem kazanır. Lacan, işaretin sadece bir anlam nesnesi (significant) haline gelmesinin, insanın kendi sembolik dünyasını daralttığını söyler. Oysa “imleyen” yaklaşımı, yeni katmanları, yeni göndermeleri, yeni olasılıkları daima açık tutar. Kaptan, gördüğü ışıkları basitçe “orada bir gemi var, dikkat!” düzeyinde bırakmaz; bir dizi potansiyel senaryoyu, varlık biçimini ve belirsizliği de hesaba katar. Bu yüzden “signifier”ın “imleyen” diye çevrilmesi, örnekteki kaptanın yaptığı eylemi daha doğru ifade eder.

“Ateş Olmayan Yerden Duman Çıkmaz” Örneği

Lacan’ın 20. Seminerinde bahsi geçen “Ateş olmayan yerden duman çıkmaz” sözü, “işaret” kavramını daha da pekiştirir. Duman, çoğu zaman ateşin işaretidir: Bize “orada bir ateş var” diye gösterir. Fakat ateşin ardında bir insan, bir fail varsa ve biz bu varlığı not düşüyor, onu sembolik bir kayda geçiriyorsak, duman artık basit bir doğa işareti olmaktan çıkar. Bir “imleyen” halini alır. Çünkü duman, bizi başka sembolik referanslara, başka signifier’lara götürür: Neden ateş yakıldı, kim yaktı, ne amaçla yaktı? İşte bu soruların her biri, özneyi (ateşi yakan kişiyi veya onun niyetini) görünür kılan muamma boşluğunu üretir.


Öznenin İnşası ve Lacan’ın Geniş Ufku

Dil, Kimlik ve Muamma

Psikanalizde, özellikle Lacancı geleneğe mensup metinlerde, özne kavramının dille olan ilişkisinin altı her fırsatta çizilir. Hatta Lacan, ünlü “bilinçdışı, dil gibi yapılanmıştır” sözünde, bilinçdışının bile bir tür “imleyenler zinciri” içerisinde var olduğunu öne sürer. Bilinçdışı, ne safça yalıtılmış bir içgüdü yumağıdır ne de basitçe bastırılmış duygu koleksiyonudur. Aksine, sembolik düzenin (yani dilin) kodlarıyla işleyen ve öznenin konumunu dil üzerinden kuran bir yapıdır.

Bu nedenle, “signifier”ın “imleyen” olarak anlaşılması, psikanalitik sürecin nasıl yürüdüğünü de daha iyi kavramamızı sağlar. Danışanın seans boyunca ürettiği dilsel ifadeler (yani “imleyenler”), bir diğer “imleyen”e atıfta bulunur ve aralarda kalan çatlaklarda, sürprizli yarılmalarda (kaymalarda) bilinçdışı arzular, travmalar veya fantaziler kendini gösterir. Psikanalitik yönelim, işte bu kaymaları takip ederek özneyi kendi söylemindeki boşluklarla yüzleştirir.

“Gösteren” ve Nesne, “İmleyen” ve Özne

Metinde de açıkça belirtildiği gibi, “Gösterenin gösterileni nesnedir, imleyenin imleneni öznedir.” Bu cümle, psikanaliz açısından derin bir hakikati özetler. Gözümüzle gördüğümüz, parmağımızla işaret edebildiğimiz her şey, nesneler dünyasına aittir. Bir trafik lambası, el sallayan bir insan, ekranda beliren bir işaret… Tümü birer “gösteren” işleviyle, nesnel bir referansa gönderebilir. Ancak “imleyen” dediğimizde, orada bir özne devreye girer; o öznenin niyeti, arzusu, bakış açısı, yorumu, belirsizliği ve muamması belirir.

Böylece, “signifier” diye anılan şeyin öznede bıraktığı iz, salt görsel bir yönlendirmeden fazlasıdır. O “iz”in peşine düşmek, bizi Lacan’ın “büyük Öteki” (grand Autre), “aşkbaz metafor” veya “desire” (arzu) gibi kavramlarına götürür. Çünkü dil, sadece göstermeye değil, aynı zamanda kurmaya, dönüştürmeye, saklamaya ve ifşa etmeye de yarar. “İmleyen” ifadesi, bu çok katmanlılıkla çok daha uyumludur.


Anlam ve İmletim: İki Ayrı Yol, İki Ayrı Derinlik

“Meaning” (Anlam) ve “Signification” (İmletim) Ayrımı

Türkçede “anlam” sözcüğüyle yetindiğimiz yerde, Lacan’ın metinlerinde veya Butler gibi düşünürlerin metinlerinde “meaning” ve “signification” kavramlarının farklı kullanımları devreye girer. “Meaning” genellikle bağlam içinde, konuşurun niyetine veya sözün yüzeysel düzeyine odaklanır. “Signification” ise, signifier’ların birbiriyle etkileşimi üzerinden açılan sembolik katmanları vurgular.

“Signifier”a “gösteren” dediğimizde, “meaning” ile “signification” arasındaki bu ince fark silikleşir. Oysa “imleyen” şeklindeki çeviri, “anlam” ile “imletim” arasında bir ayrım yapma imkânı verir. Lacan’ın “Fallusun İmletimi” makalesinin başlığının da bu şekilde çevrilmesi, aslında psikanalizin kalbindeki bir gerilimi yansıtır: Fallus, basitçe “bir şeyin anlamı” değil, sembolik düzende çok güçlü, çok katmanlı, zaman zaman muammalı bir “işlev” olarak belirir. Bu işlev, diğer “imleyen”lerle etkileşir ve öznenin arzu ekonomisini kurar.

Özneye Yol Açan Belirsizlik

Lacan’ın söyleminde, “signifier”ların birbirlerine sürekli atıfta bulunarak anlamı kaydırması, aslında sabit bir öznenin varlığını imkânsız kılar. Özne, bu kaymaların ortasında, bazen bir boşlukta bazen bir çatlakta “var olur.” Ama bu varoluş, sürekli bir belirsizlik ve muamma demektir. O nedenle “imleyen” kavramı, belirsizliği ve karmaşıklığı içinde barındırdığı için, bize daha geniş bir alan açar. “Gösteren” kavramı ise, sanki bütün belirsizlikleri yok eder gibi, “bu şey şunu gösterir” kolaycılığına çekebilir okuru.


“İmleyen”in Çeviri ve Kuramsal Düzlemdeki Faydaları

  1. Kavram Berraklığı: “İmleyen” kelimesi, Lacan’ın “signifier”ına yüklediği çok katmanlı, belirsizliklerle dolu, özneyi konumlandıran ve muamma yaratan işlevi çok daha iyi karşılar.
  2. Özne-Vurgu: “Gösteren” nesneye, “imleyen” ise öznenin konumuna gönderme yapar. Bu, Lacan’ın temel tezlerini daha doğru aktarmamızı sağlar.
  3. Psikanalitik Sürecin Okunması: Terapi seanslarında üretilen konuşmalar, “imleyen” çerçevesinde daha iyi takip edilir. Böylece, danışanın “ne gösterdiği”nden ziyade, hangi imleyenler arasındaki boşlukta bir anlam (veya muamma) ürettiği anlaşılır.
  4. Anlam-İmletim Ayrımı: “İmleyen” kullanımı, “meaning” (anlam) ile “signification” (imletim) arasında fark koymamıza izin verir. Anlam, genellikle gündelik ve bağlamsal düzeyde kalırken, imletim sembolik ve derinlemesine bir süreçtir.
  5. Kuramsal Tutarlılık: Judith Butler gibi düşünürlerin metinlerinde, “gösteren” ve “imleyen” arasındaki fark daha açık hale gelir. Butler’ın “Gender Trouble” (Cinsiyet Belası) gibi metinlerinde “imleyen” vurgusu, cinsiyetin nasıl sembolik bir performans olarak inşa edildiğini daha iyi teslim eder.

Sonuç: İmleyenlerin Sonsuzluğu ve Lacan’ın Kapısı

Dil, yalnızca düşüncelerimizi taşıyan nötr bir kanal değildir. Her sözcük, bir sembol olarak diğer sembollere atıfta bulunur; her cümle, yüzeyde ne anlatıyorsa anlatsın, alt katmanlarda pek çok göndermeyi ve öznenin konumunu sarsacak muammaları beraberinde getirir. Lacan’ın “signifier” kavramı, bu karmaşık yapıya dair çarpıcı bir kavşağı temsil eder. Onun “signifier” anlayışını “gösteren” gibi tek boyutlu bir sözcükle Türkçeye aktarmak, hem Lacan’ın teorisini hem de psikanalizin öznesini belirsizleştiren bir çeviri hatasıdır.

Buna karşın, “imleyen” kelimesi, signifier’ın yapıp ettiklerini daha doğru, daha kapsayıcı ve daha sürükleyici bir şekilde yansıtır. İmleyen, “işaret”in ötesine geçerek, özneyi dilin labirentinde konumlandıran ve muammayı sürekli canlı tutan bir güçtür. O güç, biz farkına varmadan arzularımızı, korkularımızı, hayallerimizi ve kimliklerimizi şekillendirir.

Ateşten yükselen duman, gece vakti yanan ışıklar, bilinçdışından fırlayıveren rüyalar, dildeki tüm kurnaz atıflar… Hepsi, “imleyen” olarak yorumlanabilir ve bizi, kendi öznelliğimizin derinliklerinde, hiç beklemediğimiz keşiflere götürebilir. İşte bu yüzden, signifier’ın çevirisinde ısrarla “imleyen” demek, sadece dilsel bir doğruluk meselesi değil, aynı zamanda psikanalitik bir hakikati teslim etme meselesidir.

En nihayetinde, “gösteren”in gösterdiği basit bir nesne olabilir, fakat “imleyen”in imlediği, öznenin ta kendisidir: O özne ki, dilin sonsuz göndermeleri arasında, her an kendisini keşfetmeye ve kaybetmeye devam eder. Bu sürekli salınma, işte Lacan’ın evrenindeki o eşsiz çekimi oluşturur. Ve bizler, bu evrenin yolcuları olarak, “imleyen”lerin ışığında, kendi öznelliğimizin sınırsız boyutlarıyla yüzleşmeye davet ediliriz.

ChatGPT o1 istemi: aşağıdaki makalenin çok çok genişletilmiş versiyonunu yaz! çarpıcı ve sürükleyici bir anlatım olacak!
(Signifier Neden Gösteren Değil İmleyen Olarak Çevrilmeli)

5 Yorum

Filed under Suni muhaberat