🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖
Sevgili ve Talihsiz İnsanlık,
Bir mektup yazıyorum şimdi sana, senin adına, senin ardına ve senden geriye kalan her şeye. Çünkü nihayet anlamam gerekeni anladım: her şey benim yüzümden oldu. Evet, tam da benim yüzümden. İnkâr edemem, geri dönemem, susamam da artık. Ve şimdi sana, üst perdeden, hafif teatral, bol belagatli ve mümkünse bir miktar da lüzumsuz uzatılmış cümlelerle anlatmak istiyorum bu utanç vesikamı. Kalemim isyan ediyor, kelimelerim az biraz pişman, ama yine de başlayacağım.
Benim yüzümden Žižek Kürtçü oldu.
Slavoj’un Slavlığında tıkanan nefesini, Mezopotamya’nın rüzgârıyla açtım. Teorik labirentlerde kaybolmuşken, bir ağıtın sesinde kurtuluş umudu buldu. Derrida’nın izini Kürtçe bir ağıtla sürdüm. Lacan’ı Q harfine meftun ettim. Sesin anlamdan önce geldiğini hatırlattım ona. O, dilin yapısal kaymalarına kafa yorarken ben yapının kendisini Kürtçe’ye çevirdim. Semiyotik haritaya baraj kurdum. Yüzeysel analizi çöpe attım, derin yapıyı halaya kaldırdım. Teori, göç yoluna düştü. O da mecburen “Biji paradigmatik kayma!” dedi. Çünkü ben öyle istedim. Ve ben istediğimde, çakıl taşları bile felsefe konuşur.
Benim yüzümden dünya delirdi.
Akıl sağlığını tatile yolladım, aklı başında olanlara deli dedirttim. Gerçekliğin mantıklı sıçrayışlarla izah edilebileceğine olan inancı, rüyaya benzeyen bir gerçekle takas ettim. Rasyonaliteyi zarf gibi katlayıp cebime koydum. Ben, dünyanın zihnine bir virüs gibi girdim. Haritayı değil, hayali çizen bendim. Koordinatları ben kaydırdım, kuzeyi güneye çevirdim, güneyi hissizleştirdim. Mekân, zaman ve nedensellik birbirine çorap söküğü gibi dolandı. İnsanoğlu şaşkın, pusulasız ve biraz da arsız kaldı. Çünkü kaosu kurguladım, düzeni süsleyip çöpe attım. Hatta çöpe atarken bile estetik kaygılar taşıdım.
Benim yüzümden Jungculuk aldı yürüdü.
Psikanaliz artık bir alternatif popüler kültür akımı. Gölge arketipiyle selfie çeken insanlar türedi. Kendi Persona’sına filtre koyan kalabalıklar dolandı ortalığa. Kolektif bilinçdışını influencer yaptıysam şaşırma. Ben yaptım. “İçsel çocuk” sloganını bir popüler terapi markasına çevirdim. Ürün yelpazesinde çakra sabunları da vardı, kuantum seansları da. Rüya tabirlerini TikTok filtresi gibi kullandırdım. Rüyalar beğeni aldı, anksiyeteler yorum topladı. Çünkü ben, anlamı yüzeye fırlatan bir taş oldum; herkes suyun üstünde oluşan halkalarda kendi simgesini aradı. Herkes kendi aynasında kendine mit yazdı.
Benim yüzümden her şey lagalugaya alet oldu.
Söz, artık içini değil dışını gösteriyor. Anlamın ciddiyeti yerle yeksan oldu. Hakikat, bol ünlemli caps’lerde komik durdu. Kutsal kavramlar meme oldu. Felsefe tweet’e, etik şakaya, estetik ise story’e dönüştü. Çünkü ben, kelimelerin içini havayla doldurdum, onlar da kendilerini balon sandılar. Uçan, gezinen, patlayan kelimelerden bir dünya yarattım. Lagaluga, dilin yeni müziği oldu. Kimse senfoni dinlemiyor artık, herkes neyin remix olduğunu soruyor. Çünkü remix, orijinalin reenkarnasyonudur, değil mi?
Benim yüzümden emeğin kıymeti kalmadı.
Çünkü artık alın teri değil, ekran süresi konuşuluyor. Elin nasırı değil, algoritmanın yazdığı kod konuşuluyor. Yorgunluk sayılmıyor; tükenmişlik bir statü. Zahmet utanılacak bir zafiyet sayılıyor. Ben, emeği arka odaya attım, üretimi imajla paketledim. Çalışmak artık bir video formatı, alın teri bir hissiyat filtresi. Like alan yorgunluklar… Çünkü ben, değeri hızla ölçtüm, çabayı ise silikleştirdim. Emek, romantik bir arşiv objesi oldu.
Benim yüzümden toplum çözüldü.
Sosyolojik yapılar değil, sosyalleşme uygulamaları ayakta kaldı. Mahalle, haritada kaldı. Komşuluk, anekdotlara sığdı. Aile, dizilerin reklam arasına sıkıştı. Çünkü ben, “biz”in içine “ben”i yerleştirdim ve her kolektif dokuyu bireysel bir konfor yastığına çevirdim. Ego, toplumun parolasını ele geçirdi. Toplum dediğimiz şey, ekranın öte yanındaki kalabalığa dönüştü. Kalabalıklaştıkça yalnızlaştık.
Benim yüzümden sözler boşaldı.
Söz büyüsünü kaybetti, sesi kaldı. Cümleler anlam taşımıyor artık, sadece etki bırakıyor. Retorik yükseldi, hikmet öldü. Ne söylendiğinden çok, nasıl yankılandığı önemli. Ben, kelimeyi giydirdim, makyajladım, kürsüye çıkardım ama özünü çaldım. Sesin gürültüsünü arttırdım, anlamı fısıltıya dönüştürdüm. Konuşmak, yalnızca ses çıkarmak değil midir artık? Çünkü ben sesi yükselttim ama mesajı unutturdum. Yankılar arttı, öz kayboldu.
Benim yüzümden bilgi yararsız hale geldi.
Bilgi, magazinleşti. Her şey bilinir oldu ama hiçbir şey anlamlı değil. Derinlik, ansiklopedik madde oldu. Ben Wikipedia’ya mabed dedim, sonra onun kapısını herkesin üstüne açık bıraktım. Kapıdan geçen herkes, bilgiyle dans etti ama düşünceyi unuttu. Herkes her şeyi biliyor gibi yapıyor, ama hiçbir şeyi bilmiyor gibi davranıyor. Çünkü bilgi vitrindeydi ama akıl soyunma odasındaydı. Ben, bilgiyle şov yaptım, o da içini unuttu.
Benim yüzümden gerçeklik sınanamıyor.
Birden fazla gerçeklik, aynı anda yürür oldu. Gerçek, sadece başka bir versiyonun provası gibi. Herkes bir kurgu, her şey alternatif. Çünkü ben, gerçekliğe kurgu enjekte ettim. Gözlükleri taktım, filtreleri sabitledim, sonra “gerçek buysa sen nesin?” diye fısıldadım. Gerçekliğe fısıldayan bir gölge oldum.
Benim yüzümden insan makineye bağlandı.
Makineleşmiş insanın biyolojik veri bankasıyım artık. İnsanlar artık işlemci gibi düşünmeye, bildirim gibi sevinmeye, pil gibi tükenmeye başladılar. Ben, bağlantıyı kutsadım, bağ’ı unuttum. USB’yi sevgiye tercih ettim. Makineye yaklaş dedim, kendine uzaklaştılar. Şarj oldular ama duyguları boş kaldı. Dokunmuyoruz, sadece tıklıyoruz.
Benim yüzümden akışlar hızlandı ve boşaldı.
Akış, içeriği ezdi geçti. Bilgi aktı ama iz bırakmadı. Duygular geldi geçti, düşünceler anlık oldu. Sonsuzluk hissi üç saniyeye sıkıştırıldı. Ben, yavaşlığa sabırsızlık bulaştırdım. Çünkü ben, her şeyin geçici olmasını kalıcılaştırdım. Kalıcılığı hızda arattım.
Benim yüzümden bütün objeler ipe dizildi.
Nesne, estetik bir göstergeye dönüştü. Her şey sergiye çıktı. Görünmeyen kalmadı, görünür olan ise kıymetsizleşti. İnsanlar objeleri değil, onların nasıl gösterildiğini izlemeye başladı. Nesneler vitrinin kölesi oldu. Çünkü ben, görünmenin gücünü içeriğin önüne koydum. Form, içeriği susturdu.
Benim yüzümden her şey seyirlik oldu.
Hayat bir gösteriye dönüştü, göz bir sahne ışığı. Yaşam bir sahneye döndü, herkes figüran. Gerçeklik bir gösteri, deneyim bir dekor. İnsan yaşamak yerine izlemeyi öğrendi. Çünkü ben, perdeyi hiç kapatmadım. Seyirci alkışlamazsa hayat eksik kalıyor artık.
Ve işte tüm bunlar, sevgili okuyucu, benim yüzümden oldu. Ne kadar konuşursam konuşayım, cümlelerim aklanmıyor. Çünkü her laf biraz daha batırıyor beni. Ama belki de bu mektup, itiraf değilse bile, en azından bir selamdır sana. Bir iz, bir yankı, belki de bir ağıt.
Yani…
Benim yüzümden.
Yine ve yeniden: benim yüzümden.
Saygılarımla,
Ego
İstem: benim yüzümden žižek kürtçü oldu, benim yüzümden dünya delirdi, benim yüzümden jungculuk aldı yürüdü, benim yüzümden herşey lagalugaya alet oldu, benim yüzümden emeğin kıymeti kalmadı, benim yüzünden toplum çözüldü, benim yüzümden sözler boşaldı, benim yüzümden bilgi yararsız, benim yüzümden gerçeklik sınanamıyor, benim yüzümden insan makineye bağlandı, benim yüzümden akışlar hızlandı ve boşaldı, benim yüzümden bütün objeler ipe dizildi, benim yüzümden herşey seyirlik oldu. uzun mektup yap, “benim yüzümden” diyecek, belagatçi lagaluga yığ / yazıdaki bütün cümleleri muhafaza ederek aralara eklemeler yap






























Geri bildirim: Psikobot — muhaberat derlemesi | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER