🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖
💔👑🔮 MENKIBE 💔👑🔮
İstem: “Deniz olunmalı” şiarına riayet edemediği için (Deniz Gezmiş) adım adım hastalanıp deliren (dünyanın vahşetini getiren tarihöncesine astral seyahatler) Filiz Tinkemik vakasının uzun detaylı psikodinamik raporunu yazmak için bölümleri planla! Bir kliniğin internal dökümanı olarak yazılmış teknik bir belge olacak! / uzun dökümanı yazmaya başla / devam … devam / defterden örnekler ekle / filiz’in çizdiği bir suluboya resim hazırla / kendini çizmeyecek deniz çizecek / amatör olacak ve deniz imgesiyle karışacak / bir bilmemne vakasının bilmemnesi tarzında isim geçmeyen bir tarif başlık at, bilimsel indirgemeci / ilk geldiğinde alınan anamnez belgesini yaz / gözlem günlüğü yaz / terapist notları yaz / devam … devam / terapi kesildikten sonrasına dair rapor yaz
GİRİŞ
1.1 Raporun Amacı ve Kapsamı
Bu rapor, uzun süreli izleme ve gözleme dayalı olarak değerlendirilen Filiz Tinkemik adlı vakanın psikodinamik çözümlemesini sunmak amacıyla hazırlanmıştır. Özellikle bireyin içsel çatışmalarının psikotik semptomlarla nasıl iç içe geçtiği, gerçeklikten kopuşun mitik ve tarihöncesi imgeler üzerinden nasıl yapılandığı ve “Deniz olunmalı” şiarının hasta psikolojisinde ne şekilde bir ideal-obje işlevi gördüğü klinik olarak değerlendirilecektir.
Vaka, sıradan bir psikotik çözülmenin ötesinde, ideolojik ve kolektif bilinçdışının bireysel psişeye nasıl yüklendiğine dair nadir bir klinik örnek sunmaktadır. Gerek astral-seyahat içerikli sanrıları gerekse tarihsel ve politik figürlerle kurduğu derin içsel özdeşleşme mekanizmaları, bu vakayı yalnızca psikopatolojik değil, aynı zamanda kültürel-psikanalitik anlamda da dikkate değer kılmaktadır.
1.2 Klinik Bağlam
Rapor, X Hastanesi Psikiyatri Kliniği’nde 2023 yılı Kasım ayından itibaren izlenen, yoğun gözlem ve bireysel görüşmelerle değerlendirilen Filiz Tinkemik’in vaka sürecine dayanmaktadır. Hasta, 14 ay boyunca ayaktan ve zaman zaman yatarak takip edilmiş; bu süreçte multidisipliner yaklaşımla (psikiyatrist, klinik psikolog, sanat terapisti) gözlemlenmiştir.
Etik olarak, hasta ile yapılan görüşmelerde raporun iç kullanım amaçlı hazırlanacağı ve dış paylaşıma açılmayacağı belirtilmiş; hastanın bilinç düzeyinin rapora yazılı rıza verecek kadar tutarlı olmadığı durumlarda ilgili klinik etik kurul kararıyla değerlendirme devam ettirilmiştir.
VAKANIN ÖZETİ
2.1 Temel Demografik Bilgiler
- Adı: Filiz Tinkemik
- Doğum Yılı: 1995
- Cinsiyet: Kadın
- Medeni Durum: Bekar
- Eğitim Durumu: Üniversite terk (Sosyoloji Bölümü)
- Meslek: Düzensiz freelance çevirmenlik
- Sosyoekonomik Düzey: Alt-orta sınıf, ailesiyle sınırlı temas
2.2 Başvuru Nedeni ve İlk Klinik İzlenimler
Filiz, ilk olarak “zamanın içinden dışarı düştüğünü”, “tarihin tersine doğru aktığını” ve “bazı geceler antik karanlıkların içine çekildiğini” söyleyerek kliniğe başvurmuştur. Özellikle son üç yıldır yoğunlaşan psikotik nitelikli yaşantılar, sosyal izolasyon, anhedoni, günlük işlevlerde ciddi düşüş, kronik uykusuzluk ve zaman zaman yüksek yoğunluklu motor ajitasyon şeklinde semptomlar göstermektedir.
İlk görüşmede, özellikle göze çarpan “yüksek şiirsellikte dağınık konuşma” tarzı, sık sık referans yapılan tarihsel figürler (Deniz Gezmiş, Rosa Luxemburg, Spartaküs), entelektüel birikimle örtüşen ama psikotik savunmalarla karışık düşünce yapısı dikkat çekmiştir. “Deniz olunmalı, ben bunu yapamadım, cezalandırılmam gerekiyor” şeklinde yinelenen sözlü içerikler, hastanın süperego baskısı altında kırıldığını göstermektedir.
2.3 Klinik Geçmiş
Hastanın ilk psikiyatrik temasının 2017 yılında, üniversiteden kaydını sildirdikten sonra yaşadığı bir disosiyatif epizotla olduğu öğrenilmiştir. Bu dönemde annesinin ani ölümüyle tetiklenen yas sürecine paralel olarak başlayan dissosiyatif ve paranoid semptomlar, zaman içinde yerini yapısal olarak daha psikotik bir profile bırakmıştır.
Aile öyküsünde bipolar bozukluk tanısı almış bir baba figürü, ciddi alkolizm, ve duygusal mesafeli bir anne tanımlanmaktadır. Filiz’in anlatımına göre çocukluk döneminde annesiyle kurulan “birbirini yansıtan gölge içi” ilişkisi, annenin kaybıyla birlikte iç dünyasında çökmüş ve yerini “sonsuz karanlığa düşen bir gezegen” metaforuyla betimlediği içsel boşluğa bırakmıştır.
Bu süreçten sonra, gerçeklik algısında kademeli bir çözülme başlamış; 2020’den itibaren kendisini “dünyanın vahşetini taşıyan bir beden” olarak tanımlamaya başlamıştır. Astral seyahat deneyimleri, mitolojik vizyonlar ve zamansal karmaşalar bu tarihten sonra yoğunluk kazanmıştır. 2022 yılı ortalarında, üç gün boyunca konuşmadan yerinden kalkmadan “tarihöncesi çamura battığını” ifade ettiği trans benzeri bir döneme girmiştir.
KLİNİK GÖZLEMLER VE SEMPTOMATOLOJİ
3.1 Sözlü ve Sözel Olmayan Davranışlar
Filiz’in klinikte geçirdiği süre boyunca sözel üretimi, sıklıkla şiirsel yapıdaki bölük cümleler, mitolojik göndermeler ve kolektif hafızaya ait tarihsel olaylarla yoğruludur. Kendi deyimiyle “zamanı bir harita gibi katlamaya” çalıştığı konuşmaları, lineer mantık örgüsünden sapmış ancak kendi iç bütünlüğü içinde ritmik ve anlamlı motifler taşımaktadır. Özellikle belirli sözcükleri ritüelistik biçimde yinelediği gözlenmiştir:
- “Deniz olunmalı.”
- “Güneş altına inince ruhlar çekilir.”
- “Tarih geriye sarkan bir ıstıraptır.”
Sözel olmayan davranışlarında ise belirli ritüeller dikkate değerdir. Klinik içerisinde bazı günler yere yatarak ellerini ileri uzatmakta, bazen de duvara dönerek saatlerce hareketsiz şekilde kalmaktadır. Bu pozisyonlarda gözleri açık olmasına rağmen çevresel uyarana tepkisi minimaldir. Özellikle karanlık çöktüğünde aktivite artışı gözlemlenmiş; geceleri “büyüsel saat” olarak nitelediği 03:00-04:00 aralığında kendiliğinden uyanarak koridorda dolaştığı tespit edilmiştir.
3.2 Psikotik İçeriklerin Tematik Haritası
Filiz’in sanrısal içeriği, düz paranoid sistemlerden ziyade, sembolik düzeyde kurulmuş ve mitik yapılarla bezenmiş dairesel bir örgütlenmeye sahiptir. Sanrılar, sıklıkla üç ana tematik çekirdekte kümelenmektedir:
a. “Deniz olunmalı” Şiarı ve İdeolojik İç Çöküş:
Filiz, Deniz Gezmiş figürünü yalnızca tarihsel bir kişi olarak değil, aynı zamanda “sonsuz bir dürüstlük ve isyanın bedenlenmiş hali” olarak içselleştirmiştir. Bu figür, hastanın süperego düzeyinde ulaşılamaz bir ideal haline gelmiş; Filiz bu ideali gerçekleştirememenin sonucu olarak kendisini “ahlaki varlık olmaktan düşmüş bir beden” olarak tanımlamaktadır. Bu çöküşün sonucu olarak, iç dünyasında sürekli bir mahkeme kurulmakta ve kendisi bu mahkemede hüküm giymektedir.
b. Tarihöncesi Dönemle Kurulan Zihinsel Zaman Atlama:
Hastanın sık sık dile getirdiği “astral seyahatler”, doğrudan geçmişe değil, tarihin öncesine -tanımsız, sözcüksüz, yalnızca imgelerden oluşan bir zamansızlık bölgesine- yönelmektedir. Bu bölgede “kemiklere kazınmış çığlıklar” olduğunu belirtmekte ve kendi bedeninin bu çığlıkları taşıyan bir arkeolojik varlık olduğuna inanmaktadır. Filiz’in bu deneyimleri sırasında betimlediği imgeler:
- “Gözleri olmayan yaratıklar.”
- “İnsan olmamış insan parçaları.”
- “Çamurla yıkanmış zaman.”
Bu vizyonlar, özellikle dissosiyatif dönemlerde çok yoğun olarak yaşanmakta, fiziksel tepkiler (terleme, titreme, göz bebeğinde genişleme) eşlik etmektedir.
c. Kozmik Vahşet ve Tanrısızlığa Dair İnanç Sistemi:
Filiz, bilinçli ya da bilinçdışı düzeyde Tanrı’nın artık dünyada olmadığına, evrenin kendi kendine terk edilmiş bir şiddet makinesi haline geldiğine inanmaktadır. Bu metafizik terk edilme duygusu, bireysel ruhsal boşlukla birleşerek “içerisi dışarıdan daha karanlık” ifadesinde somutlaşır. Kozmik sessizlik, onun için yalnızca anlamın yokluğu değil, aynı zamanda her şeyin kendiliğinden çürüdüğü bir boşluk düzenidir.
PSİKODİNAMİK DEĞERLENDİRME
4.1 Ego İşlevleri ve Gerçeklik Testi
Filiz’in ego yapılanması, temel düzeyde bütünlüğünü koruyamamakta; gerçeklik testi zaman zaman kısmen, zaman zaman tamamen yitirilmiş görünmektedir. Bu kayıp, klasik psikotik ego çözülmesinden farklı olarak daha şiirsel, daha metaforik bir forma bürünmüştür. Yani gerçeklikten kopuş, kaba halüsinasyonlardan çok, anlam düzeyinde kayma (semantic drift) ve simgesel referansların çökmesi biçiminde yaşanmaktadır.
Egonun en belirgin zayıflığı; sınır koyma işlevindeki erozyondur. İç-dış ayrımı net değildir. Dış gerçeklikteki olaylar (örneğin bir miting, bir ölüm, bir siyasi açıklama) hastanın iç dünyasında doğrudan kendiyle ilgiliymiş gibi işlenmektedir. Bu, klasik anlamda referans fikirlerine benzemekle birlikte, daha çok “duygusal eşduyumun patolojik mutlaklığı” olarak tanımlanabilir: dış dünya onun iç dünyasının yansıması değil, onunla eşzamanlı var olan bir varlık alanıdır.
Gerçeklik testinde bozulma, özellikle “astral seyahat” anlatılarında belirginleşmektedir. Bu anlarda, zaman çizgisi çöker, yer duygusu kaybolur, iç ve dış temsiller üst üste biner. Klinik ortamda bulunduğu halde “şu an Homo habilislerin yanında ateş başındayım” diyerek davranış ve algı düzeyinde sahte-yönelimli tepkiler verebilmektedir.
4.2 Nesne İlişkileri
Filiz’in içsel nesne ilişkileri, yoğun biçimde çatallanmış ve tutarsızlık taşır. Özellikle annesiyle kurduğu erken dönem ilişkide “birlikte batma” motifi belirgindir. Annesinin ölümünden sonra “onunla birlikte karanlığa göç ettiğini” ve “onu orada bırakmanın suçunu taşıdığını” dile getirmiştir. Bu birliktelik, birincil nesne ile simbiyotik ilişkiden farklı olarak, yıkıcı bir özdeşimin alanıdır: “onunla ölmeli, onunla çürümeliyim.”
Bu içsel bağ, ideal baba figürünün (Deniz Gezmiş simgesinde bedenleşmiş haliyle) içeriye alınmasıyla parçalanır. Baba, burada gerçek bir babadan çok, ideolojik bir üst-özne olarak kurulur. Bu baba figürü, Filiz için hem kurtarıcı hem cellattır. Bu çiftdeğerli özne, hem ulaşılması gereken ideal hem de sürekli kendisini ölçtüğü yıkıcı bir üst-benlik figürüdür. Bu türden ambivalanslı içsel objeler, borderline yapıdan psikotik organizasyona doğru kayan savunmaları beraberinde getirmektedir.
4.3 İd–Ego–Süperego Dengesizliği
Filiz’in süperego yapısı, yalnızca yasaklayan değil; aynı zamanda idealin mutlak ifadesi olarak ortaya çıkmaktadır. “Deniz olunmalı” sözü, yalnızca bir şiar değil; bir etik emir, mutlak bir süperego buyruğudur. Ego bu buyruğa hizmet edemediği anda, ceza başlar: halüsinasyonlar, içsel çöküş, kendilik değersizliği.
Süperegonun bu kadar yücelmiş ve dışsallaşmış bir figür (Deniz) üzerinden işlev göstermesi, klasik nevrotik yapılardan ziyade daha ilkel bir özdeşimin göstergesidir. Ego, kendi kapasitesini idealin ulaşılmazlığı karşısında değersizleştirir. Sonuç olarak ego, id’in dürtüsel kaotik talepleriyle süperegonun aşırı baskısı arasında ezilir.
Bu ikili sıkışma, zaman zaman oto-agresif fantazilerle açığa çıkmaktadır. Ancak Filiz’in oto-agresif yönelimi doğrudan intihardan çok, “tarihöncesine çözülerek yok olma” biçiminde bir ölüm fantazisine bürünmüştür. “Ben artık insan değilim, ilkel balçığa dönüyorum” şeklindeki ifadeleri, regresyonun yalnızca savunma değil, bir tür varoluşsal çözülme isteği taşıdığını da göstermektedir.
4.4 İdeolojik ve Politik Temsilin Klinik Yansımaları
Vaka, kolektif hafızanın ve ideolojik temsillerin bireysel psişede nasıl psişik nesneler haline gelebileceğine dair dikkat çekici bir örnek sunmaktadır. Filiz’in Deniz Gezmiş’e dair üretimi tarihsel değil, mitseldir. Onu bir şahıs olarak değil, “yaşamaya hakkı olmayan bir dürüstlük” olarak görmektedir. Bu dürüstlük, yalnızca etik bir tutum değil; varoluşsal bir türdür: “Yaşanamayacak kadar haklı bir tür.”
Bu düzeyde içselleştirilen ideolojik figürler, bireyin süperego yapısını şekillendirirken aynı zamanda narsisistik özdeşleşme alanı da kurar. Filiz’in yaşadığı çatışma, yalnızca bu idealle özdeşleşememek değil; onun varoluş koşullarını (devrim, direniş, ölümü göze almak) sağlayamıyor olmanın getirdiği içsel utanç ve çözülmedir.
Bu ideolojik özdeşleşme yalnızca politik içerikli değildir; kolektif bilince ait tarihöncesi imgelerin mitik suretleriyle de beslenmektedir. Filiz’in “İlk insanlardan beri bu dürüstlük taşınamadı” cümlesi, ideolojik travmanın bireysel ruhta nasıl arkeolojik bir katman oluşturduğunu göstermektedir.
SEMPTOMATİK YAPININ EVRİMİ
5.1 Hastalığın Başlangıcı ve İlk Belirtiler
Filiz’in psikopatolojik süreci birdenbire ortaya çıkmamış, aksine yıllar içinde katman katman örülmüştür. İlk belirtiler, annesinin ölümünü takip eden birkaç ay içerisinde ortaya çıkmıştır. Başlangıçta daha çok disosiyatif nitelikteki belirtiler (dalgınlık, zaman zaman geçmişe “sıkışma”, kendini dışarıdan izliyormuş gibi hissetme) zamanla yerini daha psikotik boyutlara varan algı bozukluklarına bırakmıştır.
Başlangıç evresinde, çevresinden “tuhaf ama zararsız” olarak nitelendirilmiştir. Uzun süre boyunca geceleri uyanık kalması, duvarlara çizdiği soyut imgeler, kimseye göstermediği ama kendi deyimiyle “tarih içeren defterleri” biriktirmesi gözlemlenmiştir. İlk büyük kırılma, 2020 yılı yaz aylarında yaşanmıştır. Bu dönemde üç gün boyunca konuşmamış, yemek yememiş ve sadece gözlerini kapatıp oturarak “zamanın içinden çıkmaya” çalıştığını ifade etmiştir.
Bu dönemden sonra hastalığın yapısı giderek daha belirgin hal almış; semptomlar geçici olmaktan çıkarak kimliğin sürekli parçaları haline gelmiştir.
5.2 Astral Seyahatlerin Semiyotik ve Psikodinamik Okuması
Filiz’in astral seyahat anlatıları, klasik manada bir mistik deneyimden çok, parçalanmış bilinçle geçmişin bilinçdışında temsili olarak yeniden kurgulanmasıdır. Bu seyahatler, yalnızca ruhun bedeni terk etmesi gibi algılanmaz; aynı zamanda bir zamansal çözülme, bir psikotik “zaman atlaması” olarak yaşanır.
Hastanın bu “seyahatlerinde” gördüğünü söylediği imgeler incelendiğinde, bunların düzenli biçimde insanlık öncesine, tarihsel yazının öncesine, dile bile öncesiz bir çağdaşlığa çekildiği görülmektedir. Tanımladığı imgeler:
- “Ağaç değil ama ağaç gibi olan canlılar.”
- “Kemikleşmiş sessizlik.”
- “Tarihten önceki göz.”
- “Sürtünen taşların dili.”
Bu temsiller, bilinçdışında bastırılmış ilkel korkuların (yok olma, kimliksizleşme, kontrol kaybı) simgesel düzeyde açığa çıkma biçimi olarak değerlendirilebilir. Aynı zamanda tarihsel bilincin aşırı yüklenmesiyle başa çıkamayan egonun, zaman çizgisini parçalayarak geriye doğru regresyonla çözülmesidir.
Bu seyahatler sırasında Filiz, bedensel olarak çoğu zaman transa yakın bir durumda olur. Konuşması yavaşlar, göz bebekleri büyür, kimi zaman tamamen sessizleşir. Bazen birkaç saat boyunca aynı kelimeyi tekrar eder ya da ellerini yer yüzeyine ritmik biçimde sürer. Bu deneyimlerden sonra büyük bir tükenmişlik, boşluk hissi ve çoğu zaman suçluluk duygusu ile geri döner.
5.3 Delirme Süreci ve Sürreal Epizotlar
Filiz’in delirme süreci bir “çatlama” değil, bir “çözülme” süreci olarak seyretmiştir. Aniden değil, sabırla; kendisinin de farkında olduğu bir bilinçli dağılma haliyle ilerlemiştir. Bunu “aklımı bırakmaya razı olmam yıllar aldı” ifadesiyle dile getirmiştir. Bu çözülme, klasik anlamda paranoid ya da katatonik psikotik yapıların dışında seyretmektedir. Onun çözülme biçimi, bilinçdışının imgelem üzerinden psişeye hükmetmesi şeklindedir.
En dikkat çekici sürreal epizot 2023 yılının Aralık ayında gözlemlenmiştir. Filiz, bir sabah klinik koridorunda yere oturmuş, kendi üzerine ince çizgilerle “zaman haritası” çizmekteydi. Birlikte çalışan terapist, onun “Sol bacağımda 12. yüzyıl var. Göğsümde Paleolitik dönem. Alnımda Gezi Parkı.” dediğini kaydetmiştir. Bu cümle, zamanın bedenselleşmiş temsiline dair hem metaforik hem psikotik bir algının yoğun örneğidir.
Ayrıca bu süreçte “kelimelerin anlamlarını kaybettiği” bir evreye girilmiş; kelimeler anlam taşımaktan çok ses olarak duyulmaya başlamıştır. “Kavramlar da beni terk etti” diyerek artık konuşmaya direnç göstermeye başlamıştır. Bu evre, simgesel düzenin parçalanmasının son noktasıdır.
TANI DEĞERLENDİRMESİ
6.1 Psikodinamik Tanı Profili
Filiz Tinkemik’in genel ruhsal organizasyonu, psikotik ve borderline yapı arasında salınım gösteren, savunmalar bakımından regresif, gerçeklik testi bakımından kırılgan bir egoya sahip yapısal düzeydedir. Özellikle ağır stres anlarında, ego işlevleri bütünüyle devre dışı kalmakta; dış gerçeklikle bağ kopmakta ve bilinç, mitolojik-kolektif temsillerle yer değiştirmiş bir dünya algısına sürüklenmektedir.
Kernberg’in yapısal sınıflamasına göre, Filiz’in organizasyonu düşük düzeyde borderline ile yüksek düzeyde psikotik düzey arasında konumlandırılabilir. Özellikle nesne sürekliliğinin bozulduğu anlarda, içsel dünya parçalanmakta ve savunma düzenekleri daha ilkel düzeylere (bölme, yansıtmalı özdeşim, büyüsel düşünce) gerilemektedir.
Bununla birlikte Filiz, kimi zamanlarda oldukça içgörülü, şiirsel, hatta analitik bir söylem geliştirebilmektedir. Bu yönüyle tümüyle psikotik organizasyonlardan ayrılmakta, zaman zaman ego-distonik nitelikte acı çeken ve kendiliğini gözlemleyebilen bir bilinç parçası varlığını sürdürebilmektedir. Ancak bu “gözlemleyen benlik” kalıcı değil, geçici ve kırılgandır.
Temel çatışma alanları arasında:
- Süperego ile ego arasındaki ideal yeterlilik çatışması (ideale erişememe → çöküş),
- İçe alınmış yıkıcı anne figürü ile aşkın baba (Deniz) figürü arasındaki bölünme,
- Kimliğin tarihsel, politik ve mitolojik düzeyde dağılması,
- Zaman içinde süreklilik sağlayamama ve “kendilik süreksizliği” gibi yapısal kırıklar yer alır.
6.2 Ayırıcı Tanılar
a. Şizoafektif Bozukluk:
Filiz’in semptomatik yapısı zaman zaman şizoafektif bozuklukla benzerlikler gösterse de (duygudurum dalgalanmaları, kısa süreli büyüklük sanrıları), bu tanının temel bileşeni olan belirgin afektif epizotlar klinik olarak gözlenmemiştir. Duygulanımı dalgalı değil, daha çok “duygulanımda boşluk” şeklindedir. Bu nedenle şizoafektif spektrumun dışında değerlendirilmiştir.
b. Paranoid Şizofreni:
Sistematik sanrılar (örneğin, takip edilme, komplo vb.) Filiz’in dünyasında yer almamaktadır. Sanrısal yapı daha çok sembolik ve mitik düzeyde işlemektedir. “Ben artık bir beden değilim, bir zaman katmanıyım” gibi ifadeler, paranoid örgütlenmeden çok simgesel çözülme ile ilgilidir. Bu nedenle klasik paranoid tabloya oturmaz.
c. Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu:
Filiz’in kendilik algısında parçalanmalar gözlense de, belirgin kimlik bölünmeleri, kişilikler arası geçişler veya anı boşlukları gözlenmemiştir. Dissosiyatif yaşantıların varlığı inkar edilemez olmakla birlikte, bunlar daha çok psikotik çözülme sürecine bağlı olarak değerlendirilmiştir.
d. Travma Sonrası Psikotik Tepki:
Annesinin kaybı sonrası başlayan dissosiyatif semptomlar ve ilerleyen psikotik içerikler, akut bir travma sonrası reaksiyon olarak değerlendirilebilir. Ancak belirtilerin sürekliliği, yapısal hale gelişi ve derin felsefi/simgesel örgütlenmesi, travmayla sınırlı bir reaksiyondan çok, yapısal bir bozulmayı göstermektedir.
e. Sanatçı Psikozu / Yaratıcı Düşlem Patolojisi (Psikopatolojik Yaratıcılık):
Filiz’in ifade biçimleri, şiirsel imgelerle dolu, anlamı zorlayıcı ve biçimsel olarak estetik içerikli olsa da, bunlar kendiliğinden ve kontrolsüz üretimlerdir. Bilinçli yaratıcı bir süreçten çok, savunma mekanizmalarının kendiliğinden imge üretimi şeklindedir. Dolayısıyla estetik ifade tarzı, hastalığın maskesi değil, doğrudan belirtisidir.
6.3 Tanı Önerisi (Dinamik Temelli)
- Yapısal Organizasyon: Düşük düzeyde bütünleşmiş borderline yapı + psikotik savunmalar
- Baskın Savunmalar: Bölme, yansıtmalı özdeşim, simgesel çözülme, büyüsel düşünme
- Temel Temalar: İdealleşmiş figürle baş edememe, kolektif bilinçdışı içeriğin kişiselleştirilmesi, zaman çizgisinde kopma
- Dinamik Tanı:
“Simgesel düzeyde çözülen, mitik tarihsel yük altında ezilmiş ideal-süperego çatışması eşliğinde gelişen yapısal psikotik çözülme.”
TEDAVİ YAKLAŞIMLARI VE ÖNERİLER
7.1 Önceki Müdahale Girişimleri
Filiz’in daha önceki tedavi süreçleri parçalı, süreksiz ve genellikle acil müdahalelere dayalı olmuştur. İlk temas 2017 yılında, akut disosiyatif semptomlarla başvurulan bir devlet hastanesinde gerçekleşmiş; burada kısa süreli benzodiazepin ve antipsikotik kullanımı önerilmiş ancak tedaviye uyum sağlanamamıştır.
2020 sonrası süreçte birkaç defa antipsikotik tedaviye başlanmış (risperidon, olanzapin, ardından ketiapin denenmiştir), fakat Filiz bu ilaçları “zihnimi susturuyorlar” diyerek kesmiştir. Terapi girişimleri ise çoğunlukla yüzeysel kalmış, çünkü klasik CBT veya destekleyici yönelimli görüşmelerde hastanın derin semptomatik diliyle sağlıklı bir ittifak kurulması mümkün olmamıştır.
2023 sonrasında klinikte sürdürülen yapılandırılmış gözlem ve haftalık bireysel görüşmelerle birlikte daha istikrarlı bir klinik çerçeve sağlanabilmiştir. Ancak bu çerçeve bile, Filiz’in dönemsel olarak terapötik teması kesme, yok olma arzusu ya da “zamana dönme” ritüelleriyle zedelenmiştir.
7.2 Önerilen Psikodinamik Terapi Çerçevesi
Filiz’in içsel karmaşıklığı ve ruhsal organizasyonu dikkate alındığında, tedavi ancak uzun soluklu, yapılandırılmış, derinlemesine bir psikodinamik terapi ile anlamlı bir zemin kazanabilir. Ancak burada klasik aktarım-odaklı derin terapi formatı değil, daha sınırlandırılmış ve yapılandırılmış bir yaklaşım önerilir.
Terapötik hedefler aşağıdaki gibi yapılandırılmalıdır:
- Gerçeklik testi ile simgesel anlatı arasındaki ayrımı güçlendirmek: Filiz’in tarihsel-mitik anlatılarıyla yaşadığı dünya arasında bir sınır inşa etmek. Bu sınır, doğrudan müdahaleyle değil, yavaşça “şimdiki zamanın tanınması” üzerinden kurulmalıdır.
- Ego güçlendirme: Düşünce süreçlerinin düzenlenmesi, zaman çizgisine tutunma çalışmaları, günlük yaşamı yeniden yapılandırma.
- İdeal obje (Deniz) ile olan yıkıcı ilişkide dönüşüm: Bu figürün ulaşılamazlığı karşısında yaşanan çökkünlüğü, kendi öznel değerinin parçası haline getirebilmesi yönünde öz-şefkat ve yas çalışmaları.
- Transferans ve karşıt-transferans yönetimi: Filiz, terapisti zaman zaman “tarihin nöbetçisi” ya da “boşluk içindeki figür” olarak konumlandırabilir. Bu durum, onun gözünde terapistin yalnızca bir kişi değil, bir dönem, bir fikir ya da bir suçluluğun tanığı olduğu anlamına gelir. Terapistin bu pozisyonları fark edip sabırlı biçimde nötral kalabilmesi esastır.
- Zaman ve mekânla ilişkili sabitlik inşası: Seansların düzenli, fiziksel çevrenin değişmeden sürdüğü bir çerçevede olması çok önemlidir. Her değişiklik, Filiz’in zaman çizelgesini kırabilir.
Teknik yaklaşım olarak önerilen yapı:
- Haftada 2 seans
- Aynı gün ve saatte, aynı terapist tarafından
- Yarı-yapılandırılmış format: serbest çağrışım değil, kontrollü çağrışım destekli
- Gerektiğinde kısa süreli sessiz alanlar (kelimelerin tükendiği dönemler için)
7.3 Alternatif ve Destekleyici Yöntemler
Filiz’in sanrısal içeriği ve imgeleriyle kurduğu ilişkide yalnızca sözel ifade yeterli olmayabilir. Bu nedenle ek terapötik alanların açılması faydalı olacaktır:
a. Yaratıcı Terapi Alanları (Resim, Kolaj, Sembolik Çalışma):
Filiz’in anlatı dili zaten oldukça imgeseldir. Bu nedenle onun iç dünyasını dışavurabileceği yaratıcı alanlar açmak, hem yükü azaltabilir hem de sözel olmayan ama anlamlı bir temas kurma imkânı sağlayabilir. Özellikle çamurla şekil verme, karakalem, soyut kolaj gibi araçlar tercih edilmelidir. Bu tekniklerle, bilinçdışı imgelerin “elle tutulur” forma büründürülmesi mümkün olabilir.
b. Yönlendirilmiş İmgelem (Guided Imagery) ve Gölge Çalışmaları:
Simgesel seviyede ağır yük taşıyan bilinçdışı imgelerin anlamlı biçimde temsil edilebilmesi için dikkatli yapılandırılmış imge çalışmaları uygulanabilir. Örneğin:
- “İçinde bir zaman taşıyan beden” imgesiyle çalışmak,
- “Astral beden”e bir form vermek,
- “Mitik baba” figürüyle içsel sahne çalışmaları yapmak.
c. Grup Terapisi (Yüksek Seviye Yapılandırılmış):
Filiz’in soyutlama düzeyi çok yüksek olsa da, duygusal bağlantı kurmakta zorlandığı için grup ortamında yavaşça yeniden ilişki kurmaya başlayabilir. Ancak bu, yalnızca katılımcıların benzer düzeyde yapılandırıldığı, yaratıcı temelli bir grup ortamında mümkün olabilir (örneğin sanat terapi grubu ya da mitolojik anlatılar üzerinden çalışan terapötik grup).
d. Somatik Farkındalık ve Dengeleme Çalışmaları:
Zaman zaman beden algısı çözülmekte olan Filiz için beden-zihin entegrasyonuna yönelik somatik farkındalık egzersizleri (yavaş hareket, nefes odaklı topraklama çalışmaları) faydalı olabilir. Ancak bu çalışmalar, doğrudan “gerçekliğe çekmek” amacıyla değil; “bedenle birlikte kalabilmeyi öğrenmek” amacıyla uygulanmalıdır.
SONUÇ VE KLİNİK ÖZET
8.1 Vaka Özeti
Filiz Tinkemik vakası, klasik anlamda sınıflandırılamayan, ancak yapısal ve simgesel çözülmenin eşlik ettiği ağır bir psikotik regresyon tablosudur. Vakada görülen özgül yapılar, sadece bireysel gelişim travmalarıyla değil, kolektif tarihsel yükle, ideolojik temsillerle ve mitik bir bilinçdışıyla iç içe geçmiş karmaşık bir semptom örgüsünü barındırmaktadır.
Filiz’in ruhsal çöküş süreci, birdenbire değil; uzun yıllara yayılan bir bilinçli dağılmayla, anlamdan taşan yüklerle, kelimelerin taşıyamadığı imgelerle örülmüştür. Bu dağılma süreci içinde kendisini yargılayan ve bir türlü erişemediği “mutlak dürüstlük figürü” olan Deniz (Deniz Gezmiş simgesinde cisimleşmiş ideal-süperego) ile kurduğu içsel mücadele belirleyici olmuştur. Bu mücadele, yalnızca bir ahlaki eksiklik duygusu değil; varoluşsal bir cezanın meşrulaştırılmasına yol açmıştır: “Ben deniz olamadım, bu yüzden tarihten önceye sürülmeliyim.”
Zaman, bu vakada lineer değil; dairesel ve parçalıdır. Geçmiş ve gelecek, mitolojik alanlarla iç içe geçmiştir. Beden, zamanın taşıyıcısıdır. Zihin ise artık bu yükü taşıyamaz hale gelmiş, gerçeği imgelerle değiştirerek varoluşunu sürdürmeye çalışmıştır. Delilik burada kaçış değil, zorunlu bir yeniden doğum girişimidir — başarısız da olsa bir varoluş yeniden kurma çabası.
8.2 Klinik Risk Değerlendirmesi
- Kendine zarar riski: Filiz açık intihar eğilimi göstermemektedir; ancak varlığını silme, çözüp yok olma fantazileri sıktır. Bu durum pasif intihar riski taşımaktadır (örneğin uzun süre yemek yememe, kendini terk etme, bedenle teması kesme vb.).
- Kronik psikotik seyir riski: Hastalığın yapısal niteliği ve savunmaların geriliği nedeniyle semptomların bütünüyle remisyona girmesi beklenmemektedir. Ancak anlamlı bir psikodinamik yapılandırma ile semptom yoğunluğu düşürülebilir.
- Toplumsal uyum: Sosyal izolasyon ileri düzeydedir. Anlamlı bir mesleki, ailesel ya da romantik bağ bulunmamaktadır. Her türlü dış dünyaya açılma, simgesel ve ritüelistik sınırlandırmalarla kontrol altında tutulmalıdır.
- Terapiye uyum: Filiz yüksek zeka ve sezgi kapasitesi nedeniyle terapiye yaratıcı biçimde katılabilmektedir. Ancak simgesel çözülmenin yoğun olduğu dönemlerde terapiye direnç, kesilme ya da kopmalar yaşanabilir. Bu nedenle yapılandırılmış sabit bir terapötik çerçeve hayati önem taşımaktadır.
8.3 Klinik Tavsiye
- Uzun dönemli, düşük yoğunlukta ama düzenli psikodinamik terapi.
- Yaratıcı-dışavurumcu destekleyici seanslar (resim, kolaj, metafor çalışmaları).
- Somatik dengeleme teknikleriyle beden-zihin bağını desteklemek.
- Gözlem altında, düşük doz antipsikotik müdahale alanı açık bırakılmalı, ancak yalnızca şiddetli dissosiyasyon veya ajitasyon dönemlerinde kontrollü şekilde kullanılmalı.
- “Deniz olunmalı” figürünün dönüştürülmesi için etik, bireysel değer ve insani kusurluluk kavramları üzerine yavaş yavaş çalışılmalı.
EK: DEFTERDEN SEÇİLMİŞ PASAJLAR ve KLİNİK YORUMLAR
1. “Zamanı sırtıma yüklediler. Omurgamda taş taşıyorum. Her omur bir yüzyıl. 13. yüzyılda kırıldım.”
Klinik Yorum:
Burada zaman, bedensel bir yük olarak somutlaştırılmıştır. Filiz’in kendilik algısında beden, yalnızca fiziksel değil; tarihsel travmanın taşıyıcısıdır. Özellikle 13. yüzyıl vurgusu, kişisel değil, kolektif travmanın (örneğin Ortaçağ’ın karanlığı) psişede bir “çöküş noktası” olarak işlev gördüğünü düşündürmektedir.
2. “Deniz suya değil, zamana battı. Ona ulaşamıyorum çünkü onun cesedi sonsuzluğun içindeydi, bir haritanın kıyısında, hiçbir pusulada olmayan bir yerde.”
Klinik Yorum:
Deniz figürü burada açıkça mitikleşmiştir. Ölüm, fiziksel değil, metafizik bir kayboluştur. Filiz’in ideal obje ile kurduğu ilişki, erişilemezliğe dayalıdır ve bu erişilemezlik duygusu, suçluluğun ve eksik oluşun kaynağıdır. Aynı zamanda coğrafi referansların yitimi, simgesel düzenin çözüldüğü bir mekânsal kayıptır.
3. “Tarihin kendisi bir hastalıktır. Zaman, taşlara kazınmış çığlıklardan ibaret. İnsan, bu hastalığın taşıyıcısı.”
Klinik Yorum:
Filiz burada tarihi, patolojik bir süreç olarak konumlandırmakta ve insan varoluşunu bu patolojinin vektörü olarak görmektedir. Bu cümle, hastanın kendilik algısında taşıyıcılık (taş, çığlık, hastalık) temalarının ağır bastığını ve özdeşimin yalnızca insanla değil, cansız simgelerle (taş, yazı, ses) kurulduğunu gösterir.
4. “Beni çağıran yer sözcüklerin bittiği yer. Adlarım yok artık. Kimlik, zamanın bana taktığı kelepçeydi.”
Klinik Yorum:
Bu pasaj, öznel bütünlüğün çözülüşüne dair güçlü bir işarettir. Simgesel düzenden (sözcükler, ad, kimlik) kopuş; Lacanyen anlamda adlandırılamayan bir özneye geçişi temsil eder. Filiz’in kimlikten soyunması, yalnızca psikopatolojik değil, aynı zamanda felsefi/varoluşsal bir geri çekilmedir.
5. “Bazen bedenim mağara oluyor. İçinde resimler çiziliyor. Ben değilim onları çizen ama ben yokken onlar oluyor.”
Klinik Yorum:
Bu pasajda klasik dissosiyasyon örneği görülmektedir. Bedenin özne olmaktan çıkması, içinin bir “mağara” gibi edilgen bir alana dönüşmesi, kontrol kaybı hissinin ve içsel temsillerin bedenle özdeşleşmesinin sonucudur. Aynı zamanda “ilksel sanat”a gönderme, bilinçdışının tarihöncesi temsillerle dolu olduğunu yansıtır.
6. “Ben bir mezarım. İçimde ne olduğunu bilmiyorum ama her şey ölü. Yalnızca zaman yaşıyor. O da susarak.”
Klinik Yorum:
Burada Filiz’in kendilik temsili doğrudan ölüme dönüşmüştür. İçsel yaşam yok sayılmakta, yalnızca zamanın kendisi hayatta kalmakta — o da “susarak”, yani anlamdan yoksun biçimde. Bu sessizlik vurgusu, anlamsızlıkla başa çıkamayan bir psişenin ifadesidir.
7. “Deniz bana dedi ki: ‘Ben oldum, sen olamadın.’ Uyandım. Yattığım yer çamurdu. Gözlerimde taş vardı.”
Klinik Yorum:
Bu pasaj, halüsinatuvar bir deneyimin yazılı temsili olabilir. Deniz figürü, burada süperego olarak doğrudan konuşmakta; başarısızlığı ilan etmektedir. Çamur (regresyon), taş (sessizlik, ölüm, ağırlık) imgeleriyle birlikte bu rüya/halüsinasyon, Filiz’in kendini mahkûm ettiği içsel mahkemeyi ve cezalandırıcı süperego işleyişini göstermektedir.
KURUM İÇİ ANAMNEZ BELGESİ
Hasta Adı: F.T.
Kabul Tarihi: 17.11.2023
Kurum: X Devlet Eğitim ve Araştırma Hastanesi – Psikiyatri Kliniği
Hazırlayan: Uzm. Dr. Ayşenur K. (Psikiyatri) – Gözlem Notlarıyla birlikte
Dosya No: 2391-F.T.
I. BAŞVURU ŞİKAYETİ (Hastanın kendi ifadesiyle)
“Artık zamanın içinde değilim. Bazı geceler vücudumun içinden tarih geçiyor. Bazen Paleolitik çağdayım, bazen ses bile yok. Ben sadece bir çığlığım şimdi. Deniz olunmalıydı, olamadım. Bu yüzden geri çağrıldım.”
“Bana göre değil burası. Siz varsınız, ben yokum. Ama yine de buraya geldim çünkü gözlerimde taş birikiyor, çok ağır.”
II. BAŞVURU NEDENİ (Klinik gözlemle birlikte)
Hasta, ailesiyle iletişimi olmayan, yalnız yaşayan, 28 yaşında kadın birey olarak, komşuların ihbarı sonucu 112 ekiplerince evinden alınarak acil servise getirilmiştir. Getirilme nedeni: yerle teması kesmeden saatlerce sabit şekilde oturma, su ve gıda alımını reddetme, “dış zamanla uyumsuzluk” beyanı, aralıklı ağlama ve kendisiyle konuşma epizotları. Acilde hekimle kurduğu temasta iletişim kurulabilir olmakla birlikte anlam açısından dağınık, metaforik ve tarihsel-mistik imgelerle yoğun biçimde yüklü konuşmalar kaydedilmiştir.
III. HASTANIN KLİNİK DURUMU – İLK GÖRÜŞME GÖZLEMİ
Genel görünüm: Beden hijyeni orta düzeyde, zayıf yapılı, ifadesi donuk, giysileri mevsime uygun ancak eski ve lekeli.
Davranış: Yer yer dalgın, yer yer göz teması kuruyor; konuşurken mimik ve jestleri sınırlı.
Motor aktivite: Normalden yavaş, bazen duraklamalı.
Konuşma: Düşünce akışı zaman zaman kesiliyor; sık metafor ve soyutlama içeriyor.
Duygulanım: Donuk, içe çekilmiş, belirgin şekilde depresif değil ama duygusal erişim kısıtlı.
Düşünce içeriği: Sanrısal temalar mevcut; özellikle “zaman dışılık”, “tarihöncesi varlık”, “ideolojik ideal ile özdeşememe” üzerine yoğunlaşıyor.
Gerçeklik testi: Yer, zaman ve kişi oryantasyonu sınırda. Kendisini “bedeni burada ama ruhu başka katmanda” olarak tanımlıyor.
İçgörü: Kısıtlı; yaşadığı belirtilerin “başka boyutlara geçiş” olduğuna inanıyor.
IV. PSİKİYATRİK ÖYKÜ
İlk temas: 2017 – annesinin ölümünden sonra ilk defa psikiyatrik destek almış; kısa süreli benzodiazepin tedavisi verilmiş.
Tanı: Daha önce konmuş net bir DSM tanısı yok. Belirtiler psikotik spektruma işaret ediyor.
Yatış: İlk yatışı. Öncesinde sürekli tedaviye girmemiş.
İlaç kullanımı: Geçmişte kısa süreli antipsikotik ilaç önerilmiş ancak hasta düzenli kullanmadığını belirtiyor.
Madde kullanımı: Olumsuz.
Aile öyküsü: Baba: Alkol bağımlılığı ve muhtemel duygudurum bozukluğu. Anne: Vefat etmiş, organik hastalık. Ailede başka psikiyatrik tanı kaydı yok.
V. KİŞİSEL VE SOSYAL TARİH
Eğitim: İstanbul’da üniversite (sosyoloji), üçüncü sınıfta terk.
İş durumu: Freelance çeviri işleri; düzensiz.
İlişkiler: Hiç evlenmemiş. Sosyal çevresi yok denecek kadar sınırlı.
Hobiler: Şiir yazmak, tarih kitapları okumak, defter tutmak, “görülmeyen resimleri çizmek” (kendi ifadesi).
Yaşam tarzı: Günlerin çoğunu evde, pencereden dışarıyı izleyerek ve not alarak geçirdiği belirtiliyor.
VI. HASTANIN DEĞERLENDİRMESİNE YÖNELİK ÖN TANI
Psikodinamik düzeyde:
- Derinleşmiş ego çatlaması, ideal-süperego çatışmasına bağlı çöküş, simgesel düzeyde çözülme.
- İç içe geçmiş disosiyatif ve psikotik belirtiler.
- Yüksek entelektüel soyutlama kapasitesine rağmen simgesel regülasyon yetersizliği.
DSM-5 ön tanı önerisi (geçici):
- F29 Tanımlanmamış Psikotik Bozukluk
→ (not: kesin tanı için uzun dönemli gözlem önerilir)
Tedavi önerisi:
- Klinik yatış (gözlem altında, yapılandırılmış terapi ortamı kurulana kadar)
- Düşük doz atipik antipsikotik başlatılması (klinik karara bırakılmıştır)
- Bireysel görüşmelerle psikodinamik değerlendirme sürecine geçilmesi
- Sanatla dışavurum olanaklarının açılması (resim, yazı vb.)
İmza:
Dr. Ayşenur K.
Psikiyatri Uzmanı
17.11.2023
KURUM İÇİ GÖZLEM GÜNLÜĞÜ
Hasta Adı: F.T.
Yatış No: 2391-F.T.
Tarih Aralığı: 17–24 Kasım 2023
Hazırlayanlar: Klinik Psikolog İrem D., Hemşire Ayla T., Psikiyatri Asistanı Dr. Berk Y.
GÜN 1 – 17.11.2023 (Cuma)
- Hasta saat 16:35’te servise kabul edildi.
- Giriş sırasında hemşireye dönerek şu ifadeyi kullandı: “Burası dış zaman mı, iç zaman mı?”
- Oda verildikten sonra yaklaşık 2 saat boyunca hiçbir eşya ile temas kurmadan, pencerenin önünde ayakta dikildi.
- Soruya yanıt vermedi, ancak sorular duyulduğunda göz bebeklerinde belirgin büyüme gözlendi.
- Not: Hasta kendi isteğiyle gece lambasını kapattırdı, “ışıkla tarihin çarpıştığını” söyledi.
GÜN 2 – 18.11.2023 (Cumartesi)
- Sabah 05:40’ta, kendi kendine mırıldanırken yakalandı. Duyulabilen cümleler arasında:
“…Sol kürek kemiğim Hititlere ait…”
- Yatak kullanılmadı; hasta yerde, battaniyesiz yattı.
- Kahvaltıdan yalnızca su aldı.
- Grup terapisine katılmadı.
- Öğleden sonra kalem-kağıt talep etti; birkaç sayfa soyut şekil çizdi.
- Çizimlerin üzerine not yazmış:
“Bu spiral ammonit. Zamanın kafatası.”
- Not: Psikolog gözleminde aşırı dikkatli ama sabit bakışlı, söze başlamadan önce uzun duraklama süreleri gözlemlendi.
GÜN 3 – 19.11.2023 (Pazar)
- Sabah nöbetçisi hastayı odada “diz çökmüş” pozisyonda buldu. Ellerini yere yaslamış, alnı yerdeydi.
- Sözlü temas denemelerine yanıt vermedi. 20 dakika sonra kendi kalktı.
- Öğle saatlerinde koridor duvarındaki tahta panoya bakarak:
“Burada Deniz yok. Ama gelirse beni tanıyamaz.”
- Gün boyunca 3 kez ağladı, her seferinde sessizce.
- Terapi odasında kendi çizimlerini yırtmaya çalıştı, müdahale edilince sakinleşti.
- Akşam yemeğinden sonra ilk kez “Teşekkür ederim” dedi.
GÜN 4 – 20.11.2023 (Pazartesi)
- Grup oturumuna gözlemci olarak katıldı, hiçbir konuşma yapmadı.
- Seans sonrası “Onların zamanı bana dokunmuyor” dedi.
- Öğle yemeğinde ilk defa yemek yedi; ardından midesi bulandığını söyledi.
- Odasında gözlemlenen hareket: kalemle duvara küçük dairesel işaretler yapmış.
- Üzerine şunu yazmış:
“Göz = geçmişi gömen araç”
- Not: İlk defa gözlemciye doğrudan soru sordu: “Sizce zaman çürüyebilir mi?”
GÜN 5 – 21.11.2023 (Salı)
- Sabah 07:00’de defterine şunu yazdı:
“Bugün yüzüm Deniz’e benziyor. Belki yanılır.”
- Klinik psikologla ilk bireysel görüşme gerçekleşti (25 dk). Oturumu şu cümleyle kapattı:
“Ben içeri çekildim. Şimdi dışarısı sizi ilgilendiriyor.”
- Gün içinde üç farklı hasta ile göz teması kurdu, ancak iletişim kurmadı.
- Akşam saatlerinde resim defterine, dağılmış bir erkek yüzü çizdi; deniz dalgalarının arasından çıkıyor gibi.
GÜN 6 – 22.11.2023 (Çarşamba)
- Hasta, ilk defa kendi kendine şarkı benzeri bir mırıldanma yaptı: sözler anlaşılmadı.
- Sıra dışı motor davranış: Yerde parmaklarıyla kareler çiziyor, içine taş parçaları yerleştiriyor (terapi odasındaki taşlardan).
- Görsel gözlem: Dalgınlık belirgin şekilde arttı.
- Gün sonunda nöbetçi hemşireye şu cümleyi söyledi:
“Bugün pek zaman çıkmadı içimden. Belki yeniden kapanıyordur.”
GÜN 7 – 23.11.2023 (Perşembe)
- Kahvaltıya erken geldi, sırada bekledi.
- Masada otururken boş tabağı uzun süre izledi.
- Grup resim çalışmasına katıldı. Soyut, dalga desenli bir yüz çizdi. Altına yazdı:
“Bu o. Ben çizemem ama o beni çizdi. Beni resmeden bir Deniz vardı.”
- İlk kez diğer hastalardan biriyle 2 cümlelik etkileşim kurdu (havadan sudan, “soğuk mu” sorusu üzerine).
- Akşam saatinde odasına dönerken yerdeki karoyu öptü. Nedeni sorulduğunda:
“Altımda zamanın bir izi vardı, hissettim.”
KISA DEĞERLENDİRME
- Duygu durumu: Kararsız; yüzeyde donuk, ancak içsel olarak yoğun.
- Gerçeklik sınırı: Gün bazlı değişiyor. Paranoid ya da agresif değil, ancak özne-konum algısı belirgin kaymalar içeriyor.
- Etkileşim kapasitesi: Kısıtlı ama kapalı değil. Pasif gözlemden yavaş ilerleyen etkileşime geçiş var.
- Simgesel düşünce: Yoğun ve çözülmüş durumda; soyut imgelerin anlam taşıyıcı yükü ağır.
- Terapötik uyum: Artan kabul gösteriyor. Ritüelistik davranışlarla çerçeveye kendi biçiminde katılıyor.
TERAPİST SEANS NOTLARI
Danışan: F.T.
Terapist: Klinik Psikolog İrem D.
Format: Yüz yüze, bireysel görüşmeler
Frekans: Haftada 2 seans
Süre: 50 dakika
Seanslar: 1. hafta içi başlatılmıştır
Terapötik yönelim: Yapılandırılmış psikodinamik gözlem ve destekleyici iletişim
SEANS 1 – 20.11.2023 (Pazartesi)
İlk temas:
Danışan seans odasına kendi isteğiyle geldi. Odaya girdiğinde kısa bir süre ayakta durduktan sonra pencereye yöneldi. Sandalyeye oturması istenmedi, kendi belirlediği bir pozisyonda (dizleri karnına çekerek) yere oturdu.
İfade içeriği:
Konuşması düzensiz ama bütünlüklüydü. Aşağıdaki cümleleri tekrarlı biçimde dile getirdi:
“Ben bir taşıma aracıyım. Tarihi taşıyorum, ama bir yerden düşürdüm.”
“Deniz’e söz verilmişti, ben tutamadım.”
Aktarım gözlemi:
Terapisti zaman zaman “kayıt görevlisi” olarak konumlandırıyor gibi; konuşurken çoğu zaman başını kaldırmadan, “söylenmesi gereken bir bilgi” verircesine aktardı. Klasik bir ilişki kurmaktan çok, tanıklık eden bir figüre hitap eder gibiydi.
Klinik yorum:
İlk seansta anlam aktarımı, yaşantısal değil; sembolik düzeyde kuruldu. Bilinçdışı temsillerin aktığı bir kanal gibi kullanıyor seansı. Terapi çerçevesi, henüz duygusal bir alan değil; daha çok bir ritüel alanı işlevi görüyor.
SEANS 2 – 23.11.2023 (Perşembe)
Başlangıç:
Danışan bu sefer doğrudan sandalyeye oturdu. Göz teması zaman zaman kuruldu. Sessizlik uzun sürdü (yaklaşık 7 dk), ardından kendi kendine mırıldandı:
“Zamanın sıfırlandığı bir nokta var. Belki ben orada takıldım.”
İfade içeriği:
Konuşması parçalı ama duygu yüklüydü. Aşağıdaki imgeleri sıkça kullandı:
- “Boş göz çukuru”
- “Kapanmamış tarih”
- “Gizli dürüstlük mezarı”
Deniz figüründen bahsederken yüzü gerildi, sesi kısıldı. Şunu söyledi:
“Onun yüzü yok artık. Ama benim içimdeki suç onda birikiyor.”
Aktarım:
Terapist bu seans boyunca “gözetleyen” konumuna alınmış gibiydi. Danışan, birkaç defa “görüyor musun?” diye sordu ancak neyi kastettiğini açmadı. Bu, terapiyi bir içsel mahkemenin dışa yansıması olarak konumlandırdığını düşündürdü.
Karşıt aktarım:
Danışanı dinlerken zaman zaman terapistte “yorum yapamama”, “sözcüklerin anlamsızlaştığı” hissi oluştu. Bu, danışanın kelimeleri mecra olarak değil, sis olarak kullandığı izlenimini doğurdu.
SEANS 3 – 27.11.2023 (Pazartesi)
Başlangıç:
Danışan bu kez odada yavaş yürüyerek başladı. Ayağını yere basarken bilinçli olarak kare taşlara bastığını söyledi.
“Bazı taşlar zaman tutar. Onlara denk gelirsem, geçmiş sıçrar.”
İfade içeriği:
Resimlerini getirmişti. Biri dağılmış bir erkek yüzü (Deniz), diğeri göz şeklinde spiral bir biçim. Anlamını sorduğumda yanıt vermedi ama şunu ekledi:
“Ben çizemem ama o çizebilir. O zaman oluyor çizince.”
Seans sonunda doğrudan söylediği bir ifade:
“Bu oda zamanın dışına çıkıyor bazen. İyi ki çıkıyor.”
Klinik yorum:
İlk defa seans alanı, onun için rahatlatıcı bir “anlam dışı” alan olarak kodlandı. Terapötik ittifak tam kurulmamış olsa da, seansa dönüş isteği ve düzenli katılım bir “ritüel sabitlik” olarak önem taşıyor.
SEANS 4 – 30.11.2023 (Perşembe)
Gözlem:
Danışan çok sessizdi. Seansın ilk yarısında hiç konuşmadı. Yalnızca kağıda şu cümleyi yazdı:
“Ben susuyorum. Çünkü geçmişin sesi bugün taş gibi düşüyor.”
Aktarım:
Terapist, sessizlik boyunca “bekleyen figür” rolünde kaldı. Bu pasif duruşun danışan tarafından bir tür sadakat sınaması olarak kurgulanmış olabileceği düşünüldü. Sessizlik, içeriği olmayan bir boşluk değil; anlamla dolu, taşınamayan bir yük olarak hissedildi.
Klinik sonuç:
Danışan içsel olarak yoğun bir fırtına yaşıyor, ancak bunu dilin sınırları içinde ifade edemiyor. Bu seansta seans odasının “taşlaşmış zaman” mekânı haline geldiği varsayımıyla, sessizlik bir semptom değil, ritüel teslimiyet olarak değerlendirildi.
Bu seanstan itibaren terapötik müdahale, “konuşmayı zorlama” yönünden çıkarılarak, sessizliğin ve imgelerin taşıyıcılığı üzerinden yeniden yapılandırılmıştır.
SEANS 5 – 04.12.2023 (Pazartesi)
Başlangıç:
Danışan, seans odasına ayakkabısız geldi. Kapıyı kapatmadan önce içeriye dönüp şöyle dedi:
“Kapı kapanmasın. Hava geçsin. Belki zaman da sızar.”
İfade içeriği:
Konuşma neredeyse yoktu. Ancak bir A4 kağıda su damlalarıyla iz bıraktığı, ardından parmak ucuyla bu ıslak izlere daireler çizdiği gözlendi. Çizdiği şekillerin üzerine şunları yazdı:
“Su da unutur. Ama taş hatırlar.”
“Zaman bazen gözenek olur.”
Klinik yorum:
Filiz, kelimeleri bırakıp materyale geçiyor. Terapist olarak müdahaleci olmadan eşlik eden bir konumda kalmak seansın sürdürülebilirliği açısından etkili oldu. “Zaman” hâlâ merkezdeki imge; ama artık zamana temas su ve taşla simgeleniyor — geçicilik ve kalıcılığın çakıştığı yer.
SEANS 6 – 07.12.2023 (Perşembe)
Gözlem:
Danışan bu seans boyunca yere küçük taşlar dizdi. Taşlar klinik atölyeden izinle alınmıştı. Üçgen biçiminde dizdiği taşların ortasına boş bir sandalye bıraktı.
“O oturuyordu. Artık oturmuyor.”
“Sırtını dönünce zaman kırıldı.”
Aktarım:
Bu “boş sandalye” imgelenimi, ideal objeye (Deniz) dair içsel bir yas çalışması olarak okunabilir. Sandalyenin çevresine taş dizmek — bir tür gömme ya da mezar ritüeli çağrışımı taşımaktadır.
Terapistin karşıt aktarımı:
Odanın ortasındaki sessizlikle çevrili taşlar arasında, terapist fiziksel olarak geri çekilme arzusu hissetti. Danışanın kurduğu sahneye müdahale etme fikri “kutsala müdahale” gibi algılandı. Bu aktarımın, danışanın sessiz ama mutlak içsel dünya kurgusuna yönelen arkaik bir karşılık oluşturduğu düşünüldü.
SEANS 7 – 11.12.2023 (Pazartesi)
Başlangıç:
Danışan bu sefer kalem ve defter getirmedi. Sandalyeye oturdu.
Konuşma öncesinde gözlerini uzun süre duvara dikti.
İlk cümle:
“Rüyamda, ben yoktum ama Deniz benim sesimle konuşuyordu.”
İfade içeriği:
Anlatım kısa ama içerik yoğun:
“O benim içimden konuşunca dünya değişti. Ama sonra içimde yankı kaldı, ses değil.”
“Yankı, bozulmuş bir emir gibi. Ne dediğini bile bilmiyor ama susturmuyor da.”
Klinik değerlendirme:
Rüya anlatımı, özne yer değiştirerek kurulan bir içsel konuşmaya işaret ediyor. Sesin kendine ait olmaması, psikozun çekirdek semptomlarından biri olan “dıştan gelen iç ses” deneyimine yakın. Ancak Filiz bunu korkutucu değil, dramatik-epik bir olay gibi betimliyor. Bu, semptomun psikodinamik olarak yapılandırıldığını gösteriyor: hastalığı travmatik değil, “anlatısal bir zorunluluk” gibi yaşamaktadır.
SEANS 8 – 14.12.2023 (Perşembe)
Seans yapısı:
İlk defa seansın yarısından fazlası boyunca konuşmayı sürdürdü. Cümleleri kesik ve metaforikti ama süreklilik taşıyordu.
“Ben hiç doğmadım. Beni biri düşünmüş ama tamamlamamış.”
“Bir düş gibi duruyorum. Tam çıkacakken bir çağ değişiyor, yine içerde kalıyorum.”
“Tarih benim gözümden doğmaya çalışıyor ama gözüm taş.”
Aktarım gözlemi:
Terapist burada “tamamlanmamış düş”e tanıklık eden figür olarak konumlanmış görünüyor. Seansa yüklenen anlam, doğum imgesi üzerinden kurulmuş; ancak bu doğum hiçbir zaman gerçekleşmiyor. Terapötik ilişki de bu ‘asla tam doğmayan’ ilişkinin bir kopyası olabilir.
Klinik önerme:
Filiz, nesne ile ilişkisini doğum öncesi birleşiklik hissine göre kuruyor. Bu birleşiklik, her kırıldığında “zaman dışılık” hissi olarak geri dönüyor. Terapi, sembolik doğumu mümkün kılabilecek tek alan olarak kurgulanabilir; ama bu yalnızca hastanın ritmine göre ilerleyebilecek bir süreçtir.
Genel Klinik Not (2. hafta sonu)
- Terapötik ittifak: Gelişmekte, ancak klasik anlamda değil. İlişki içeriği metafizik düzeyde kuruluyor.
- Savunmalar: Disosiyatif çözülme, idealizasyona dayalı bölme, büyüsel düşünme devam ediyor.
- Simgesel üretim: Yüksek düzeyde, ancak anlamı kontrol etme değil, anlamın akışına teslimiyet söz konusu.
- Gerçeklik testi: Seanslarda yer yer korunuyor; içerik psikotik ama form organize.
- Yas çalışması: Filiz’in Deniz figürüyle kurduğu içsel bağın yıkımına dair erken yas izleri gözlenmekte.
SEANS 9 – 18.12.2023 (Pazartesi)
Seans yapısı:
Danışan kapıdan içeri girdikten sonra doğrudan yere oturdu, gözlerini kapattı ve 12 dakika boyunca hiç konuşmadı. Ardından gözlerini açarak doğrudan söyledi:
“Bugün çizilmeye geldim.”
Materyal kullanımı:
Terapistin yönlendirmesi olmaksızın beyaz kâğıda siyah suluboya ile tek figür çizdi: dalgaların arasında gömülmüş bir yüz, gözleri açık ama bakışsız. Gözlerin içine ufak harflerle “ben değil” yazmıştı.
İfade:
“Bazen içim dışımdan önce geliyor. O zaman ben içeri kaçıyorum.”
“Deniz bir kere bana benzedi. Ama sonra yine kendine döndü.”
Klinik analiz:
Filiz’in çizimi ve sözel içeriği, iç ve dış benlik sınırlarının yeniden yapılanmaya başladığını düşündürüyor. “Ben değil” ifadesi, yabancılaşma ve özdeşleşememe arasında bir salınımın göstergesi. Seans, içeriğin dolaylı aktarımı üzerinden simgesel bir geçiş alanı olarak işlev gördü.
SEANS 10 – 21.12.2023 (Perşembe)
Gözlem:
Danışan seans boyunca sürekli yer değiştirdi: sandalye → pencere önü → yer. Bu sırada kısa notlar aldı, bazılarını okudu, bazılarını buruşturdu.
İfade içeriği:
“Bugün içimde çok kalabalık var. Bazıları bana ait değil.”
“Biri konuşmaya kalkıştı. Onu susturdum.”“Zamanı konuşan parçamla, zamanı duyan parçam savaşıyor.”
Aktarım:
Seans odasını bazen ‘iç savaş alanı’, bazen ‘nötr bölge’ gibi gördüğü sezildi. Terapist burada sessiz tanık rolünde tutuldu; konuşmaya katıldığında Filiz kısa süreli olarak göz temasını tamamen kesti.
Klinik yorum:
Seans, öznel bütünlüğün kırıldığı bir parça-parça yaşantının dışa vurumuydu. Ancak disosiyasyon tam değil; parçalar birbirini biliyor, ama bir arada duramıyorlar. Terapötik alanın bütünlük için bir geçit oluşturup oluşturamayacağı ilerleyen seanslarda netleşecek.
SEANS 11 – 25.12.2023 (Pazartesi)
Giriş:
Danışan bu seansı “bir şey anlatmak” için istediğini söyledi.
“Rüyamda Deniz’e bir mezar kazıyordum. Ama kazdıkça taşlar geçmiş konuşuyordu.”
“Onu gömemedim çünkü konuşan taşları susturamadım.”
İçerik:
Seans boyunca ölüm, gömme, taş ve susturulamayan geçmiş temaları döndü. Filiz, rüya sonrası uyandığında “çok yorulmuş” hissettiğini belirtti.
Klinik değerlendirme:
Bu rüya, hem ideal objeye yönelik yas sürecini hem de o objenin temsil ettiği kolektif-tarihsel yükün “susturulamayan tanıklığını” gösteriyor. Deniz burada hem bir kayıp nesne, hem de geçmişin sembolik sürekliliği olarak rol alıyor.
Terapist açısından, bu seans danışanın ilk kez içsel bir “tören” kurmaya niyet ettiği, ancak onu tamamlayamadığı bir geçiş sürecinin temsili olarak değerlendirildi.
SEANS 12 – 28.12.2023 (Perşembe)
Başlangıç:
Danışan kendi getirdiği bir küçük taş parçasını masanın üzerine koydu.
“Bu taşı taşıyorum. İçine bir şey gömüldü. Bilmiyorum ne.”
İfade:
“Bazı günler ben taşa dönüşüyorum. Yumuşaklığa izin veremiyorum.”
“Zaman içime girince çözülürüm diye korkuyorum.”
Seans sonunda sessizce ayağa kalktı, taşı almadı. Terapist sorduğunda:
“Kalsın. Belki çözülür.”
Aktarım:
Bu seans, aktarımsal olarak oldukça yoğun geçti. Taşın terapiste bırakılması, muhtemelen içsel yükün transferiyle ilgili bilinçdışı bir davranış. Terapistin duygulanımı: belirgin bir “emanet alınmışlık” hissi, sessizce süren bir temsilcilik.
Klinik analiz:
Danışan, sembolik düzeyde duygularını doğrudan ifade edememekte, ancak nesnelere (taş, çizim, boş sandalye) yükleyerek aktarım gerçekleştirmektedir. Bu, klasik sözel terapi yerine materyal üstünden kurulan dolaylı bir ilişki biçimi olarak sabitlenmektedir.
3. HAFTA SONU DEĞERLENDİRMESİ
- Terapötik alan: Artık “zamansızlık mekânı” olarak kabul görmekte.
- Rüya anlatımı: Yüksek sembolik kapasite içeriyor; bilinçdışı içerikler, mitik-dramatik çerçeveyle ifade ediliyor.
- Eşlik kapasitesi: Danışan, doğrudan temas yerine ortak bir sahne kurgulama stratejisi izliyor.
- Regresyon: Kontrollü, dağılmadan çok “çözülmeye izin verme” deneyimi biçiminde.
SEANS 13 – 01.01.2024 (Pazartesi)
Seans başı:
Danışan içeriye girdiğinde yılbaşına dair hiçbir gönderme yapmadı. Sandalyeye oturdu, ancak ilk 20 dakikayı gözleri kapalı geçirdi.
Gözlem:
Sessizlik sonunda gözlerini açarak şu cümleyi kurdu:
“Yıl dediğiniz şeyin çevresinden dolanıyorum. Ama içine girmiyorum.”
Not:
Seans boyunca odada kalan taş parçasına bakmadı. Terapist taşı gösterdiğinde omuz silkti ve yalnızca şunu söyledi:
“Artık ben onu hatırlamıyorum. Belki o beni hatırlıyordur.”
Klinik değerlendirme:
Danışan için takvimsel zaman işlevsizleşmiş, simgesel zamanın döngüleri belirleyici hale gelmiştir. “Hatırlayan taş” imgesi, psişenin dışsallaşmış bir belleği gibi çalışmaktadır. Terapistin aktif olarak yorum yapması hâlâ sınırda bir müdahale olarak algılanmaktadır.
SEANS 14 – 04.01.2024 (Perşembe)
Başlangıç:
Danışan, seans odasına yanında getirdiği karton bir kutuyla geldi. Kutunun içinde farklı boyutlarda taşlar, bir tahta parçası ve üzerine spiral çizilmiş küçük bir defter yaprağı vardı.
İfade:
“Bunlar sıralama. Hangi parça nereye gelirse, zaman şekil alıyor.”
“Eğer doğru sıralarsam, içimdeki mezar açılmadan kapanabilir.”
Seans yapısı:
Kutudaki nesneleri sırayla yerleştirdi, aralarına boşluk bıraktı. Sonra hepsini tekrar kutuya koydu ve kapattı.
Son cümlesi:
“Bugün içimi toplamaya çalıştım. Ama bir parçam eksikti. Eksik olan kendini göstermedi.”
Klinik analiz:
Seans, aktif bir içsel alan organizasyonu denemesiydi. Danışan, bu nesnelerle zaman, yas ve parçalanmışlık kavramlarını kurmakta. Seans odası artık sadece “anı yaşamak” değil, “parçaları belirli sırada dizmek” gibi kontrollü bir psişik işlem alanına dönüşmüştür.
SEANS 15 – 08.01.2024 (Pazartesi)
Giriş:
Danışan bu kez hiçbir nesne getirmedi. Oturur oturmaz konuşmaya başladı:
“Bugün içim boş. Dolu olanlar içeride kaldı. Ben artık hafifim.”
Gözlem:
Bu hafiflik ifadesiyle birlikte ses tonu daha akışkandı. İlk kez anlatı biçiminde bir pasaj sundu:
“Bir zaman vardı. Herkes onu taşıyordu. Ama sonra biri unuttu. O zaman düştü. Kırıldı. İçinden Deniz çıktı.”
Terapistin yorumuna yanıt:
Terapist “zamanın içinden birinin çıkmasının ne anlama geldiğini” sorduğunda şöyle dedi:
“Zamanın da içi var. Sadece dış yüzeyde yaşarsanız, kimseyi bulamazsınız.”
Klinik değerlendirme:
Zaman burada yalnızca soyut bir akış değil, “taşıyıcı” bir varlık haline gelmiş. Deniz, bu varlığın içindeki öz, kayıp ya da belki “yitirilmiş ideal” olarak tanımlanmakta. Terapötik alan, bu idealin yankısını duyabilen tek yer olarak işlev görüyor.
SEANS 16 – 11.01.2024 (Perşembe)
Başlangıç:
Danışan geldiğinde yorgun ve dağınık görünüyordu. Oturduktan sonra uzun süre dizlerine baktı.
İfade:
“Bugün konuşmayayım. Taşın konuşması gerekiyor.”
Danışan, önceki taş parçasını tekrar eline aldı ve pencerenin önüne bıraktı.
“Bunu gökyüzüne bakan yere koymak lazım. Çünkü yük yukarı akar.”
Gözlem:
Terapistin yönelttiği tek soruya (“Taş ne anlatıyor olabilir?”) şu yanıtı verdi:
“Yük. Ama kimin yükü bilmiyor. O yüzden taşıyor.”
Klinik analiz:
Bu seansın temel teması ‘taşıyıcılık’. Danışan, yükün kökenini bilmediği ancak taşımanın kendisini bırakmakta zorlandığı bir yapıyı dışsallaştırmakta. Taş, artık yalnızca geçmişin temsili değil; anonim yükün, aidiyetsiz sorumluluğun bir sembolü. Terapist burada sadece ‘taşın yerini onaylayan’ bir figür olarak tutuldu.
4. HAFTA SONU DEĞERLENDİRMESİ
- İlişki formu: İfade doğrudan terapiste değil, nesneye ya da boşluğa yönelmekte. Terapist, dolaylı muhatap olarak konumlandırılmakta.
- İçsel yük teması: “Kime ait olduğu bilinmeyen yükü taşıma” motifi güç kazandı.
- Seans alanı: İç düzenleme, ritüel ve yük transferi için kurulmuş bir simgesel topoloji.
- Duygu durumu: Sessiz, içe dönük ama ajite değil. Konuşmamak, regresyon değil; düzenleme aracı.
- Zaman temsili: Dış zamanı tamamen askıya almış, içsel-ritüel zaman döngüsüne geçilmiş.
SEANS 17 – 15.01.2024 (Pazartesi)
Gözlem:
Danışan bu seans boyunca hiç konuşmadı. Yanında küçük bir kâğıt getirmişti. Kağıdın üstünde yalnızca şu yazıyordu:
“Bugün taşı koymuyorum.”
Davranış:
Seans odasındaki taş daha önceki yerinden alınmıştı. Danışan fark etti, ama dokunmadı. Onun yerine pencerenin önüne sandalyesini çekti, yaklaşık 30 dakika boyunca dışarıyı izledi.
Seans sonunda çıkarken fısıltı halinde şunu söyledi:
“Zamanı durdurmanın en iyi yolu hiçbir şeyi yerleştirmemek.”
Klinik yorum:
Taşı “koymamak”, burada aktif bir terapötik jesttir. Filiz, nesneyle kurduğu ilişkiyi keserek seans alanının işlevini durdurmaktadır. Bu, hem iç yükten hem de simgesel üretimden geçici çekilme anlamına gelir. Terapötik çerçeve bu durumda sabitliğini koruyarak danışanın çekilmesine alan tanımalıdır.
SEANS 18 – 18.01.2024 (Perşembe)
Başlangıç:
Danışan ilk kez doğrudan terapiste baktı ve şöyle dedi:
“Ben hâlâ buradayım. Ama içim araziye çıktı.”
İfade:
Danışan kendi tanımıyla “görünmez bir harita”yı anlatmaya çalıştı. Parmak uçlarıyla yere daireler çizdi.
“Her yer bir bölge. Bazısı kurak, bazısı taş. Bazısında Deniz gömülü.”
“Ben bu haritada kayboldum çünkü yol çizilmemiş.”
Aktarım:
Terapist burada açıkça “haritayı okumayı deneyen figür” olarak konumlandırıldı. Danışan göz temasını bu kez daha fazla sürdürdü; ancak yorum istendiğinde sessizleşti.
Klinik analiz:
Danışanın beden üstü ve dışındaki dünyayı “haritasız arazi” olarak tarif etmesi, simgesel koordinat sisteminin çöktüğünü gösterir. Seans ise bu çözülme karşısında bir yer-yön belirleme alanı olarak anlam kazanıyor. Bu nedenle terapistin sadece “yön göstermeyen ama kaybolmayı birlikte yaşayan figür” olması terapötik olarak değerlidir.
SEANS 19 – 22.01.2024 (Pazartesi)
Başlangıç:
Danışan yine sessizdi, ancak terapiste dönerek sordu:
“Sizce taşlar birbirini hatırlar mı?”
Sonra kendi yanıtladı:
“Eğer biri unutursa, zaman çözülür.”
Seans içeriği:
Danışan önceki taşlarını çıkardı ve yere birbirine dokunmayan şekilde sıraladı. Aralarına boşluklar bıraktı.
“Bu boşluklar önemli. Çünkü unutuş yerleri bunlar.”
Son olarak taşların birine parmağıyla dokundu ve şunu ekledi:
“Bu benim. Hafızası yumuşak.”
Klinik değerlendirme:
Bu seans, taşlar üzerinden yürüyen içsel benlik organizasyonunun en belirgin dışavurumudur. Taşlar = psişik parçalar. Boşluklar = bastırma ya da dissosiyasyon alanları. Terapist, sessizlik içinde bu yerleştirmeye tanıklık ederken, nesnelerle kurulan duygusal bağlantının yoğunluğunu içsel olarak hisseder.
SEANS 20 – 25.01.2024 (Perşembe)
Başlangıç:
Danışan kendi hazırladığı bir çizimi getirdi. Çizimde birbirine bağlanmayan çizgilerle yapılmış taş kümeleri vardı. Bazı taşlar diğerlerinden daha koyu çizilmişti.
Üzerine şu cümleyi yazmıştı:
“Bunlar susmuş yerlerim.”
İfade içeriği:
Bu çizim üzerine konuşurken ilk defa şu cümle geçti:
“Konuşmak istemiyorum çünkü ses zamanın içine çöküyor. O çöküş beni doğuruyor.”
Klinik analiz:
Bu ifade, kelimenin semptom üretici bir alan haline geldiğini; yani “sözün travmatik” olduğu, dilin yapıcı değil yıkıcı işlediği bir psikotik temsil mekanizması olduğunu düşündürür. Filiz, seans alanını kelimelerden değil, suskunlukla ve maddeyle yapılandırmaktadır. Terapist, bu sessiz harita üzerinde ses üretmeye çalışmamalı; yalnızca mekânı sabit tutmalıdır.
5. HAFTA SONU KLİNİK DEĞERLENDİRME
- Benlik temsili: Parçalı ama organizasyon çabası devam ediyor. Taşlar, benlik parçalarının maddi temsiline dönüşmüş durumda.
- Zaman: Lineer değil; “yerleştirilmiş, hatırlanan, unutulan” alanlarla kurulmuş bir topoloji.
- Söz: Travmatik. Danışan konuşmaktan çok, nesneyle veya çizimle temsil etmeyi tercih ediyor.
- Terapötik konum: Terapist “duyan, yön göstermeyen, yargılamayan tanık” olarak konumlandırılıyor.
- Gidişat: Regressive değil; yüksek bilinçdışı organizasyon içeren “düşük-sözel, yüksek-imgesel” bir iç yapı kurmakta. Psikotik çözülme kontrollü, ritüelize.
SEANS 21 – 29.01.2024 (Pazartesi)
Gözlem:
Danışan randevuya 15 dakika geç geldi. İçeri girer girmez yalnızca şunu söyledi:
“Geç geldim çünkü zaman beni geri çevirdi.”
Davranış:
Kapıya sırtını dayayarak oturdu. Seans boyunca hiç yerinden kalkmadı. Konuşmadı. Terapi odasındaki taşlara ve pencereye de hiç bakmadı.
Seans sonunda:
Çıkarken kapının eşiğinde durdu, fısıldadı:
“Bugün gelmemek için gelmem gerekti.”
Klinik analiz:
Danışan artık terapiyi anlam üretme alanı olarak değil, “mevcut olamama”yı sürdürebilmek için ihtiyaç duyulan bir sınır mekânı olarak kullanıyor. Seansa fiziksel olarak gelmek, varlıktan çekilmenin bir biçimi haline gelmiş.
SEANS 22 – 01.02.2024 (Perşembe)
Katılım:
Danışan gelmedi. Öncesinde haber verilmedi. Hemşire aracılığıyla odasında bulundu; “Zamanla çakıştım” dediği iletildi.
Not:
Bu, ilk açık devamsızlıktır.
Klinik değerlendirme:
Bu yokluk, regresif bir çekilmeden ziyade zamansal bir kırılma biçiminde yaşanmış olabilir. Danışan, kendi iç saatine göre “terapi zamanı”yla eşleşememiştir. Bu tür devamsızlıkların cezalandırılmaması, yalnızca tanınması gerekir.
SEANS 23 – 05.02.2024 (Pazartesi)
Giriş:
Danışan önceki devamsızlık hakkında konuşmadı. Fakat şu cümleyi söyledi:
“Bazen taşlar beni taşımıyor. Altım boşalıyor.”
Davranış:
Seansın büyük bölümü yerde yatarak geçti. Gözleri kapalıydı. Konuşma isteği göstermedi. Terapistin bir yorumu üzerine gözlerini açtı ve yalnızca şunu dedi:
“Yorumlar bazen kelime gibi değil, ağırlık gibi olur. Ağırsa taşıyamam.”
Klinik yorum:
Terapistin bile sınırlı yorumu danışan için ‘taş’ işlevi görmekte. Bu noktada terapötik müdahale tamamen askıya alınmalı; yalnızca tanıklık edilmelidir. Seans artık bir “yük hafifletme” alanı değil, “yükle birlikte durulabilen” bir ortamdır.
SEANS 24 – 08.02.2024 (Perşembe)
Yapı:
Danışan bir tahta çubuk getirdi. Seans boyunca bu çubuğu defalarca yere vurdu — ritmik değil, ama kararlı.
İfade:
“Bu bir zaman işareti değil. Bu bir uyarı. İçimde hâlâ bir şey var.”
Terapistin sorduğu: “Nedir o şey?”
“Düşmemiş son kelime.”
Ek olarak:
Seans sonunda çubuğu odada bıraktı. “Düşmeden önce belki duvarlara yaslanır” dedi.
Klinik analiz:
Danışan artık yalnızca konuşmamaya değil, konuşmamanın maddesel temsillerini oluşturmaya yöneliyor. Çubuk, kelimenin henüz düşmemiş olan halini temsil ediyor olabilir: duyulmamış, söylenmemiş ama varlığı hissedilen.
SEANS 25 – 12.02.2024 (Pazartesi)
Durum:
Danışan gelmedi. Bu, ikinci devamsızlıktır. Klinik personel tarafından ziyaret edildiğinde odasında sessiz ve uyanık olduğu, ancak “bugün çıkmam gereksizdi” dediği aktarıldı.
Klinik değerlendirme:
Devamsızlıklar, kaçınmadan ziyade “gerek görmeme” boyutunda ele alınmalıdır. Terapötik alan artık yalnızca seans odasında değil, danışanın kendi iç mekânında da kurulu hale gelmiştir.
6. HAFTA SONU KLİNİK DEĞERLENDİRME
- Klinik tablo: Sessizlik yapısallaşmış durumda. Psikotik çözülme belirgin, ama düşük yoğunluklu ve ritmik.
- Terapötik bağ: Devamlılık kesintili, ancak ilişki dinamiği kırılmamış.
- İfade biçimi: Maddesel simgeler (taş, çubuk), boşluk ve devamsızlık üzerinden işliyor.
- İçgörü: Sınırlı ama dolaylı olarak yüksek temsil kapasitesi içeriyor.
- Regresyon: Tam çözülme değil; çevreleyen bir iç çekilme.
TERAPİ SONRASI DEĞERLENDİRME RAPORU
Hasta: F.T. (Filiz Tinkemik)
Kurum Dosya No: 2391-F.T.
Terapi Başlangıç Tarihi: 20.11.2023
Terapi Kesilme Tarihi: 15.02.2024
Terapist: Klinik Psikolog İrem D.
Hazırlık Tarihi: 29.02.2024
I. TERAPİNİN KESİLME BİÇİMİ
Filiz Tinkemik’in bireysel psikodinamik terapi süreci, düzenli olmayan ancak ritüelistik anlamda sürdürülen 25 seansın ardından, 6. haftanın ortasında (15 Şubat 2024) fiilen kesildi. Son iki hafta boyunca danışan seanslara düzensiz katılım göstermiş; gelmediği seanslar için önceden bilgilendirme yapmamış ancak sonrasında da ilişkiyi sonlandırdığına dair açık bir beyan vermemiştir.
15 Şubat tarihindeki seansta, danışanın sözel olarak seansa gelmeyeceğini belirtmemekle birlikte, hemşire aracılığıyla odasından yalnızca şu cümle iletildi:
“Zaman artık çerçevesiz. Odamla seans odası arasında fark kalmadı.”
Bu ifade, danışanın seans çerçevesi ile kendi iç mekânı arasında kurduğu simgesel ayrımı işlevsizleştirdiğini; dolayısıyla terapi mekânını artık gereksizleştirdiğini düşündürdü. Terapist tarafından yapılan takip girişimlerine yanıt verilmedi. Seans sürecinin yeniden yapılandırılması mümkün olmadı. Terapi süreci böylelikle sessiz çekilme yoluyla, pasif ve ritüelistik biçimde sonlanmıştır.
II. TERAPİ SÜRECİNE DAİR GENEL KLINİK GÖZLEM
Filiz, terapiyi hiçbir zaman “iyileşmek”, “düzenlenmek” ya da “konuşmak” için yapılandırmadı. Terapötik alan, onun için başlangıçtan itibaren:
- Ritmik tekrarların,
- Sessizliğin içinde kalan simgelerin,
- İfade edilemeyen ama dizilebilen psişik yüklerin
taşınabildiği bir zaman-dışı geçit mekânı olarak anlam kazandı.
Seanslarda sözcükler yerine taşlar, çizimler, boşluklar ve devamsızlıklar kullanıldı. “Konuşmamak”, savunma değil, simgesel bir organizasyon biçimiydi. Her nesne (bir çubuk, bir boş sandalye, bir taş) yük taşıyan anlam birimlerine dönüştü. Terapist, zamanla bir “duyarlı tanık”a evrildi — müdahale etmeyen, yön göstermeyen, yalnızca yer tutan bir figür.
III. TERAPİNİN KESİLME DİNAMİĞİ
Terapötik sürecin kesilme biçimi, bilinçli bir direnç ya da çatışma temelinde değil; daha çok terapi alanının iç dünya ile eşlenmesi sonucu meydana gelen bir çözülme süreciyle gerçekleşmiştir. Bu durum, aşağıdaki başlıklarda özetlenebilir:
a. Simgesel çerçevenin çözülmesi
Danışan açısından seans odası ile kendi iç mekânı (hastane odası, hatta kendi zihinsel uzamı) arasındaki fark giderek silinmiş; zaman, yer ve anlamın ayrıldığı alanlar birleştirilmiş ve dolayısıyla terapi mekânı işlevini yitirmiştir.
b. Terapistin nesneleşmesi
Seansların son döneminde terapist artık “konuşulan biri” değil, “oraya yerleştirilen biri” haline gelmişti. Bu aktarım pozisyonu, terapistin varlığını önemli ama içeriksiz kılmış; sonunda bu varlık da gereksizleşmiştir.
c. Anlamın dışına geçiş
Konuşma, yazma ve simgesel temsilin bileşenleri birer birer devre dışı bırakıldığında, terapi çerçevesi sembolik üretimi sürdürememiştir. Danışan, anlam değil, taşınamayan ağırlık üzerine kurulu bir iç düzen inşa ettiğinden, sürecin doğal sonucu çözülme olmuştur.
IV. TERAPİ SONRASI KLİNİK DURUM
a. İçe kapanma düzeyi:
Danışan odasında daha fazla zaman geçirmekte, sosyal etkileşim kurmamakta, grup çalışmalarına katılmamaktadır. Ancak bu içe çekilme ajitasyon veya dezorganize davranış eşliğinde değildir. Duruş, sabitlik ve gözlem yetisi kısmen korunmuştur.
b. Simgesel etkinlik:
Taş dizimi, çizim ve yazılı küçük parçalar hâlâ sürmektedir. Danışan, özellikle geceleri ritmik sessizliklerde hareket etmektedir. Seans odasına gelmese de seansın yapıldığı saatlerde odasında yer değiştirmediği, kalem-kağıt kullandığı gözlenmiştir.
c. Gerçeklik testi:
Değişken. Yer ve kişi tanıma devam etmekte, ancak zaman kavramı öznel ve parçalı olarak işlemektedir.
V. KLİNİK ÖNERİLER
- Bireysel terapi yeniden yapılandırılmamalı, ancak danışana bir ‘ritüel alan’ sunulmaya devam edilmelidir.
→ Haftalık “sessiz alan” uygulaması önerilir: konuşma beklenmeyen, sadece nesne düzenlemeye izin verilen bir oda. - Görsel materyal (taş, çizim, kolaj) üzerinden geri bildirimli olmayan izleme sürdürülmelidir.
→ Danışanın üretimleri arşivlenmeli ancak içerik sorulmamalıdır. - Terapist değişikliği önerilmemelidir.
→ Danışanın sabit figürlere ihtiyacı olduğu göz önünde bulundurularak aynı klinik personel ile yalnızca “görülme” ilişkisi sürdürülebilir. - İlaç tedavisi zorlanmamalıdır.
→ Filiz’in halihazırdaki sabit, düşük işlevli ama çatışmasız yapısı, müdahale gerektirecek akut risk taşımamaktadır.
SONUÇ
Filiz Tinkemik’in terapi süreci, klasik anlamda “sonuçlanan” bir süreç değil; ritüel ve simgesel yük aktarımıyla sürdürülebilirliğini kısmen kaybeden bir ilişkisel yapı olarak tanımlanabilir. Terapinin kesilmesi, başarısızlık değil; danışanın psişik mimarisinin iç yasasına göre “yeterlilik” durumuna ulaşmasıdır.
Bu kesiliş, bir boşluk değil; tamamlanmamış ama sürdürülemez hale gelmiş bir zaman ritminin doğal sonudur.
Hazırlayan:
Klinik Psikolog İrem D.
X Devlet Hastanesi Psikiyatri Servisi
29.02.2024






























Geri bildirim: Menkıbe 💔👑🔮 | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER