Saldırının Gölgesinde: Rojava, Temsil Krizi ve Özgürlük Arzusu Üzerine Diyalektik Bir Sorgulama

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

⏳⛰️🛡️ Süreç Heval ⏳⛰️🛡️

(İngilizcesi)

Köln’de Komünist Parti okuma grubuna yönelik yapılan saldırı [*], yalnızca bir şiddet olayı değildir. Saldırı, çağımızda eleştirel düşüncenin karşısına konan yeni baskı tekniklerinin, solun kendi içindeki tahammülsüzlük biçimlerinin ve toplumsal mücadelelerin nasıl bir “imge rejimi”ne teslim edildiğinin küçük ama simgesel bir örneğidir. Tehditkâr sözlerle, “yayınları bir hafta içinde silmezseniz kan akar” denilerek, fikir tartışmasının yerine korkunun, politik öznelliğin yerine bastırmanın ve eleştiriyle yüzleşmek yerine “kendi kutsalını dokunulmazlaştırmanın” arayışı öne çıkar. Tam da bu nedenle, bu saldırı yalnızca fiziksel bir hadise değil, çağdaş solun öznesini ve mitini sorgulama zorunluluğunun işaret fişeğidir.

Buradan hareketle, günümüzde Rojava/PKK/Jineoloji başlığında sol çevrelerde yaşanan tartışma ve çatışmaların altında yatan dinamikleri, diyalektik bir akışta, bastırılan arzu ve eksiklikler, estetize edilen mücadele, kolektifin kendini mitler üzerinden yeniden üretme eğilimi ve tüm bunların ürettiği ataleti sorgulamak gerekir. Olaydan yola çıkarak bu süreci beş temel diyalektik katmanda izleyebiliriz.


Temsilin Krizi: Komünün Gösterisi, Devrimin Hissi

“Bir Çaydanlık Umut: Rojava Belgeselinin Estetize Edilmiş Komün Fantazisi” başlıklı analiz, devrim fikrinin ve komün pratiğinin ne ölçüde bir gösteriye, duygu rejimine ve “arzu edilen manzara”ya indirgendiklerini ortaya koyuyor. Belgesel, Rojava’da gündelik hayatın ve komünlerin sıcaklığını, çay bardağının buharıyla, kolektif kararların mahalle arasına serpilmişliğiyle sunuyor. Fakat tam da bu “sunma” hali, politik olanın temsil kriziyle iç içe geçiyor. Komün, insana dokunan bir sıcaklık değil, seyirlik bir hissiyat olarak dolaşıma giriyor; öznellik değil, empati nesnesi üretiyor.

Politik olanın aşırı estetikleştirilmesi, mücadeleci öznenin yerini pasif izleyiciye bırakıyor. Umut, mücadeleyle birleşmediğinde bir tür “duygusal afyon”a dönüşüyor. Kamera karşısında tekrar tekrar oynanan devrimci jestler, hakiki olanı temsile, temsili ise gösteriye hapsediyor. Böylece komünün en büyük radikalliği – gündelik çelişki, görünmez emek, kolektif kararın pürüzlü hali – buharlaşıyor, yerine insana iyi hissettiren ama harekete geçirmeyen bir anlatı bırakıyor.

Bütün bunlar, Rojava’da yaşanan gerçek çelişkiler, yapısal sorunlar ve sınıf ilişkileriyle yüzleşmek yerine, “hissiyat” fazlasına, bir tür estetize edilmiş devrim hayaline kapı açıyor. Komün, temsile kurban edildiği ölçüde etkisizleşiyor.


Jineoloji ve Fallik Kadın Miti: Eksikliğin Bastırılması, Arzunun Çöküşü

Temsil krizi sadece komün ve devrim hayalinde değil, kadın hareketinin merkezine yerleşen Jineoloji’nin epistemolojisinde de karşımıza çıkıyor. Başlangıçta erkek-merkezli bilgiye karşı bir alternatif olarak geliştirilen Jineoloji, kısa sürede “sezgisel bütünlük”, “kadın bilgeliği” ve “mitik tamlık” üzerinden kurulan yeni bir tahakküm rejimine dönüşüyor [*] [*].

Buradaki diyalektik gerilim, eksikliğin bastırılmasıyla ilgilidir. Kadın artık arzulayan, çelişen, eksik bir özne değil; her şeyi bilen, hisseden, eksiksiz bir Fallik Kadın figürüne indirgeniyor. Bu noktada temsilin krizi, özneleşmenin çöküşüne yol açıyor. Çünkü arzu, Lacan’ın deyimiyle, ancak eksikliğin kabulüyle mümkündür. Eksikliğin yüceltildiği değil, yok sayıldığı bir yerde politik arzu ve özgürlük imkânsızlaşır.

Jineoloji, bilgi üretmek yerine, “kadın olma hali”ni sonsuz bir yoruma ve haz nesnesine dönüştürüyor. Bilimsel tartışmanın yerine, duygusal telkin ve sembolik doluluk geçiyor. Kendi içinde Jungcu bir özcülüğe yaslanan bu söylem, kadınlığı bir öznellik olmaktan çıkarıp, libidinal bir bütünlük simgesi haline getiriyor. Tartışmanın yerini telkin, eleştirinin yerini mistifikasyon alıyor. Burada özne yok; sadece eksiksiz bir figür, arzu değil doyum, hakikat değil haz dolaşımda.


Mit, Yüceltme ve Medyatik Fantaziler: Politik Figürlerin İmgeye Dönüşümü

Bu kriz, sadece komün veya kadın hareketiyle sınırlı değil; liderler ve toplumsal figürler etrafında da yeni mitler inşa ediliyor. Žižek’in Öcalan’ı “zamanımızın Mandela’sı” olarak tanımlaması, analizden çok mitin ve medyatik fantazinin egemenliğine işaret ediyor [*]. Lider, eleştirilemez, sorgulanamaz, adeta kutsal bir ikon haline getiriliyor. Tarihsel farklar siliniyor, figürler toplumsal çelişkileriyle değil, simgesel yücelikleriyle dolaşıma sokuluyor.

Burada eleştirinin yerini estetizasyon, çelişkinin yerini fetiş, tarihselliğin yerini ikonografi alıyor. Her fetişleşme, politik tartışmanın ve müdahalenin yollarını kapatıyor. Özellikle PKK gibi yapılar, içsel çelişkileri, kadın militanların araçsallaştırılması veya örgüt içi tahakküm biçimleriyle yüzleşmek yerine, “melekler” ve “kahramanlar” imgeleriyle toplumsal eleştirinin önünü kapatıyor.

Mitlerin kolektif hareketi motive ettiği zamanlar elbette var. Fakat mit, bir noktadan sonra gerçek çatışmaların üzerini örten, eleştiriye kapalı bir iktidar biçimine dönüşüyor.


Ölüm, Kadın Direnişi ve Bedensel Fantazma: Fetişleştirme Döngüsü

Kadın hareketine dair yazılarda da benzer bir sorun tekrarlanıyor: Direnişte hayatını kaybeden kadınların bedenleri, kolektif hafızada “ilham verici”, eksiksiz, çelişkisiz kahraman/fetişlere dönüştürülüyor. Bu tür temsiller, kadını özneleştirmekten çok, estetik ve ahlaki bir model haline getiriyor [*].

Politik trajedinin libidinal ilhama, eksikliğin estetik telkine, mücadeleci öznenin fetişleşmiş bedene dönüşmesi… Bu döngüde, arzu ve eksiklik tamamen bastırılıyor. Öldürülmüş kadın bedeni bir “anlam” değil, “etki” yaratıyor; konuşmuyor, bildiriyor; tartışmıyor, temsil ediyor. Bu da kadın öznenin siyasal varlığını törpülüyor, direnişi kolektif bir empati fantazisine indiriyor.

Temsilin bu aşırı yüceltilmesi, mücadeleyi sahici özneleşmeden, gerçek çelişkilerle yüzleşmekten uzaklaştırıyor. Kolektif, kendi kahramanlarını mitleştirdikçe, özgürleşme imkânı daha da geri çekiliyor.


Parapraksis Olarak Angajman: Düşüncenin Kirlenmesi ve Hakikatle Temas

Makalenin son diyalektik halkasında, felsefi-politik angajmanın kaçınılmaz çelişkisiyle karşı karşıyayız. Heidegger’in Nazizm’le ilişkisi, Foucault’nun İran devrimine yaklaşımı veya Žižek’in Öcalan romantizmi… Her biri düşüncenin kirlenmesi, hata ve sapma barındırıyor. Ancak tam da bu hata, düşüncenin hakikatle temas etmesinin, dünyaya dokunabilmesinin koşulu [*].

Hakikat, ancak angajmanın riskinde, çelişkilerin içinden geçilerek üretilebilir. Hatalı bir angajman, eleştirinin önünü açar; eleştirisizlik ise mitin ve fetişin egemenliğine kapı aralar. Bu nedenle, kolektif hareketlerin ve politik figürlerin kendi mit ve fetişlerini eleştirel bir diyalektik içinden geçirmesi zorunludur.


Kapanış: Eksikliğin Onuru ve Gerçek Özgürleşme İmkânı

Saldırıdan, komünün temsil krizine; kadın hareketinin mistifikasyonundan, liderlerin fetişleşmesine; ölü kadın bedenlerinin idealize edilmesinden, felsefi angajmanın hatasına kadar bütün bu diyalektik halkalar bir noktada birleşiyor: Eksiklik ve çelişki bastırıldığında, arzu ve özgürlük çürür. Gerçek devrim, ancak mitlerin, estetize edilmiş temsillerin, telkinin ve bastırmanın yerine, eleştirinin, çelişkinin ve eksikliğin tanındığı bir düzlemde mümkündür.

Her kolektifin, kendi efsane ve fetişlerini sorgulama, eleştiriyle yüzleşme ve yeniden kuruluş iradesi göstermesi gerekir. Çünkü arzu, eksikliğin ve çelişkinin onurlandırıldığı yerde doğar. Ve özgürlük, tam da burada, mitlerden ve estetize edilmiş fetişlerden değil; hakiki tartışmadan, eleştiriden ve diyalektik mücadeleden çıkar.

Kısacası: Saldırıdan çıkacak gerçek ders, bastırmak, telkin etmek, temsil etmek değil; tartışmak, eksikliği kabul etmek ve özneyi her seferinde yeniden kurmaktır. Çünkü kolektiflerin onuru, hatasızlığında değil, hatalarıyla yüzleşme cesaretindedir. Devrim, gösteriyle, hissiyatla veya efsanelerle değil, eksikliğin kabulüyle, arzu ve eleştirinin diyalektiğinde mümkün olur.

İstem: [4.1] ekteki bütün yazıları oku ve yeni saldırı vesilesiyle yazılarda anlatılan mesajların hepsini tek bir akışta birleştiren yeni bir makale planla! sıralamayı diyalektik bir şekilde kurgulayacaksın! (yazılar) / uzun makaleyi yazmaya başla

9 Yorum

Filed under Suni muhaberat