CHP Neden DEM’le Hiç İttifak Yapamadı? Türkiye Siyasetinde Tabular, Korkular ve Sürpriz Ortaklıklar

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

⏳⛰️🛡️ Süreç Heval ⏳⛰️🛡️

🎵 Halkımıza (Ara bizi!) 🎵

(Uçurumun Kenarında: TKP’nin Vertigo Bildirisi, Žižek’in Provokasyonu ve Türkiye’nin Barış-Yeni Osmanlı Düğümü, Slavoj Žižek’in ‘Tüm Kürtler Türkiye Altında Birleşse Mükemmel Olmaz mı?’ Fikrinin Kapsamlı Analizi, PKK’nın Feshi Sonrasında Barış Süreci Stratejisi: Çok Aktörlü, Güven Odaklı ve Kapsayıcı Bir Yol Haritası)

Türkiye siyasetinde son yılların en büyük soru işaretlerinden biri, “Bunca seçim geçti, CHP neden hiçbir zaman DEM Parti (ve öncülleri HDP, DEHAP, DTP, BDP gibi Kürt partileri) ile resmî bir ittifak kurmadı da, bugünlerde kamuoyu AKP-MHP-DEM üçgenini konuşur oldu?” Bu sorunun arka planı, sadece partiler arası görüşmeler veya seçim mühendisliğiyle değil, Türkiye’nin siyasi hafızası, seçmen psikolojisi, devlet-toplum ilişkileri ve yeni dönem siyasal mühendislik hamleleriyle açıklanabilecek kadar derin. Şimdi bu çetrefilli yolculuğa, tabuları, çelişkileri ve siyasi gerçeklikleriyle birlikte yakından bakalım.


1. CHP ve Kürt Partileri: Birlikte Yan Yana Neden Gel(e)medi?

Cumhuriyet Halk Partisi, kurulduğu günden bu yana devletin “birleştirici harcı” olma iddiasıyla, laikliğe, üniter yapıya ve ulusal bütünlüğe yaslanıyor. Türkiye’de “Kürt meselesi” ise, uzun yıllar boyunca güvenlik parantezine alınmış ve toplumsal hafızada çoğunlukla bir “devlet sorunu” olarak kodlanmış durumda.

HDP ve öncülleri ise, kimlik temelli siyasetin merkezinde, Kürt sorununu ve demokratik özerklik fikrini savunarak, devlete karşı demokratik hak taleplerinin temsilcisi olarak öne çıktı. Bu iki gelenek, yalnızca programatik olarak değil, duygusal ve tarihsel anlamda da farklı toplumsal kodları temsil ediyor. CHP’nin “devletin partisi” kimliğiyle, HDP’nin “devlete muhalif Kürt halkının partisi” kimliği doğal olarak mesafeyi kaçınılmaz kıldı.


2. “Seçmen Kaybı Korkusu” ve Toplumsal Kodlar

Bir CHP yöneticisinin ifadesiyle:

“HDP ile ittifak yapsak, tabanımızın önemli bir kısmı bizi terk edebilir. Bizim için en büyük risk, ‘devletin partisi’ kimliğini zedelemek.”

CHP, hem Ege ve Trakya’nın laik, ulusalcı seçmenine hem de metropollerdeki merkez seçmene oynuyor. Bu kitlelerin önemli bir kısmında “PKK ile arasına mesafe koymayan” bir partiyle (doğru veya yanlış) yanyana gelmenin kabul edilemez olduğu yönünde bir algı var. Her seçim öncesi medya üzerinden pompalanan “HDP ile yan yana gelen bölünür” söylemi, CHP’yi bu konuda sürekli bir savunma psikolojisine soktu.

Hatta bu endişe, kimi zaman partinin kendi içinden yükselen seslerle daha da belirginleşti. Hatırlayın; 2015 ve 2018 seçimlerinden önce, Kılıçdaroğlu dahil üst düzey CHP’liler, “HDP ile ittifak arayışımız yok” demeçleri verdi.
Kısacası, CHP’yi DEM/HDP ile resmî ittifaktan alıkoyan ilk büyük faktör, toplumsal tabanın net çekincesi ve seçmen sadakatini kaybetme korkusu oldu.


3. İdeolojik Uçurum ve Devletin Kırmızı Çizgileri

CHP ile DEM/HDP’nin arasında sadece seçmen kaygısı yok, aynı zamanda net bir ideolojik uçurum da var. CHP; laiklik, üniter devlet, cumhuriyetin temel değerleri ve “Türklük” kimliğini savunurken; DEM ve öncülleri, “demokratik özerklik”, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve çok kimlikli bir Türkiye hedefini ön plana çıkarıyor.

Türkiye siyasetinde, “devletin kırmızı çizgileri” tabiriyle anılan bu alanlarda manevra yapmak, CHP için tarihsel olarak riskli. Çünkü devletin güvenlik bürokrasisi, yargı mekanizması ve medya düzeni, bu tür açılımları hızlıca “bölücülük” olarak kodlayıp, muhalefetin tüm söylemini kriminalize edebiliyor.
Yani, CHP’nin böyle bir adım atması halinde, karşılaşacağı siyasi, hukuki ve medyatik baskının maliyeti, bugünkü “örtülü destek” modeline göre çok daha yüksek olacaktı.


4. Yargı, Medya ve Devlet Baskısının Gölgesinde Siyaset

2020’lerin ortasında Türkiye’de siyaset, sadece sandıkta değil, yargı salonlarında ve medya manşetlerinde de belirleniyor. CHP’nin seçilmiş belediye başkanlarının toplu şekilde görevden alınması ve tutuklanması, genel başkan hakkında ardı ardına açılan davalar ve “terörle iltisak” iddialarının kolayca dolaşıma sokulması, CHP’yi sürekli bir “risk yönetimi” rejimine itti.

HDP/DEM’le resmî bir ittifak kurmak, bu yargı ve medya baskısının katlanarak artması anlamına gelirdi. Çünkü iktidar ve ortağı MHP, zaten “arka kapıdan HDP ile ittifak yapıyorlar” iddiasıyla CHP’yi sıkıştırıyordu; bunun resmiyete dökülmesi, partinin tüm Türkiye’ye yayılmak isteyen kimliğine büyük bir zarar verebilirdi.
Bu nedenle, özellikle genel başkanlar düzeyinde, “seçim zamanı her partiyle görüşürüz ama resmî ittifak yok” formülü sürekli devreye sokuldu.


5. Zımni Destek ve Örtülü İşbirliği: 2019 Modeli

Peki bu, hiçbir işbirliği olmadı anlamına mı gelir? Tabii ki hayır. 2019 İstanbul ve Ankara yerel seçimlerinde, DEM/HDP aday çıkarmayarak CHP adaylarını (Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş) destekledi. Ancak bu destek, örtülü, adeta “göz göze gelmeden” yaşanan bir dayanışmaydı. Resmiyete dökülmeyen, fakat sahada net etkisi hissedilen bu model, CHP’ye hem “Kürt oyları”nı hem de merkez seçmen desteğini aynı anda kazandırdı.

Yani, CHP stratejisini şu şekilde kurdu:
“DEM/HDP ile yan yana gelmeden, onların seçmenine kazanabileceğimizi gösterebiliriz.”
Bu, Türkiye siyaseti açısından yeni bir hibrit modelin ilk örneği oldu.


6. CHP’nin “Kürdü”yle DEM’in “Kürdü” Arasındaki Fark

Bir başka önemli dinamik de şu: CHP, kendi içinde çok farklı Kürt kimliklerinden ve hassasiyetlerinden oy alabiliyor. Özellikle kentli, laik, seküler, modern yaşam tarzına sahip Kürt seçmen ile HDP/DEM’in tabanı arasında belirgin bir fark var.
CHP, “Türkiye partisi” iddiasını diri tutmak için, HDP/DEM çizgisine fazla yaklaşmaktan imtina etti. Çünkü tabanı kaybetmeden, DEM’in tüm oylarını da çekemeyeceğini biliyordu.


7. MHP-DEM Yakınlaşması: Türk Siyasetinde Şaşırtıcı Bir Hamle

Ve bugün geldiğimiz noktada, kamuoyunun kafasını asıl karıştıran mesele tam da burada: CHP, yıllarca devletin kırmızı çizgileri ve toplumsal tabanın baskısı yüzünden DEM’le açıktan ittifak kuramazken, iktidarın kurucu ortağı MHP, AKP ile birlikte DEM’le “süreç ittifakı” yürütme sinyali veriyor.

Erdoğan’ın Kızılcahamam konuşmasında, “AK Parti, MHP ve DEM birlikte bu yolu yürüyecek” sözleri, siyasetin ezberini bozdu.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Pervin Buldan’ın “Bu ittifak, süreç ittifakıdır, başka bir şey değil” çıkışı, hem yeni bir döneme işaret ediyor hem de siyasetin eski doğrularını sorgulatıyor.
Çünkü MHP, uzun yıllar boyunca “bölücülükle” suçladığı Kürt siyasetiyle aynı masada olmayı, “terörsüz Türkiye” gibi büyük bir hedef için meşru görebiliyor.


8. Siyasi Mühendislik ve Yeni “Çözüm” Dalgası

Bu tablonun arkasında, Türkiye siyasetinin 2020’lerde girdiği yeni bir mühendislik dalgası var. AKP ve MHP, bir yandan milliyetçi seçmene “güvenlikçi” mesajlar verirken, öte yandan DEM’i sürece katarak, büyük bir “normalleşme” hamlesi başlatmak istiyor.
Böylece, hem Kürt sorununda Batı’ya ve iç kamuoyuna “yeni bir çözüm iklimi” mesajı veriliyor, hem de DEM’in “sistemin dışındaki” rolü törpüleniyor.

Burada asıl çarpıcı olan, yıllarca “Kürt partileriyle işbirliği vatana ihanettir” diyen MHP’nin, bugün AKP ile birlikte DEM’le aynı sürecin parçası olabilmesi. CHP ise, hem tabanının hem de devletin tepkisinden çekinerek, bu konuda inisiyatif almak yerine kenardan izlemeyi tercih etti.


9. Sonuç: CHP’nin Çelişkisi, MHP’nin Pragmatizmi

Bugün Türkiye siyasetinde, klasik kimlikler, ezberler ve pozisyonlar hızla eriyor. CHP, kendi tabanı ve devletle yaşadığı tarihi bagaj nedeniyle Kürt siyasetiyle resmî ittifak kurmaya hiçbir zaman cesaret edemedi.
Bunun sonucunda, Kürt sorununda tarihî bir rol üstlenme fırsatını kaçırdı ve bu alan, bugün beklenmedik şekilde MHP’nin de dahil olduğu “yeni süreç ittifakları”na açıldı.

Bir başka deyişle, CHP yıllarca, “bu iş benim kırmızı çizgim, elimi yakar” diye korktuğu DEM’le aynı masaya oturmazken, iktidar cephesi Türkiye’de siyasetin rotasını yeniden belirliyor.


Çarpıcı Final

Siyaset kimi zaman, tam da tabuların bittiği yerde başlar.
Bugün CHP’nin asla yanaşamadığı masalarda, DEM ve MHP birlikte oturabiliyor.
Türkiye siyasetinde asıl şaşırtıcı olan; bir partinin inşa ettiği korkunun, sonunda rakiplerine alan açmasıdır.
Ve bu hikâyede, asıl değişen partiler değil, siyasetin akışı oldu.

6 Yorum

Filed under Suni muhaberat