🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖
⏳⛰️🛡️ Süreç Heval ⏳⛰️🛡️
İstem: Aşağıdaki söyleşinin çok ama çok daha abartık ve egzejere ve inanılmaz bir versiyonunu hazırla! (DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’dan anayasa ve pazarlık iddiaları için en net mesaj: “Muhalefet kimliğimizi asla kaybetmeyeceğiz, CHP mutlaka masada olmalı…”)
Gecenin bir yarısı… DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, yıldırımlar çakarken, gökyüzünde ejderhalar uçuşurken, bir elinde anayasa taslağı, bir elinde dev bir megafon, kameraların önünde görülmemiş bir güçle konuşmaya başlıyor! Salonun ortasında dev bir masa: Etrafında CHP, AK Parti, MHP, hatta masanın altından Aleviler, kadınlar, gençler, emekliler ve doğanın ruhu bile yerini almış. Herkes nefesini tutmuş, Bakırhan’ın ağzından çıkacakları bekliyor. Işıklar DEM logosunda yoğunlaşıyor. Herkes biliyor: Birazdan tarihe geçecek bir söyleşi başlayacak!
“Ey Türkiye halkları! Ey yüzyılların ötesinden gelen yorgun ruhlar, geleceğin umutlu gençleri! Bugün burada, anayasa denilen ejderhayı evcilleştirmek için toplandık! Biz DEM Partisi olarak masaya yalnızca oturmuyoruz; masayı sarsıyoruz, yerinden oynatıyoruz, gerekirse havaya kaldırıyoruz! Eğer bu anayasada Kürt sorununun çözümü yoksa, kadınlar ve gençler için umut yoksa, Alevilere eşit yurttaşlık hakkı yoksa, ekonomi hâlâ tek bir zenginin cebine çalışıyorsa, doğa kan ağlıyorsa… HİÇ KİMSE BİZDEN ‘EVET’ BEKLEMESİN! DEM, bu ülkedeki her rengin, her nefesin garantörüdür! Bakın buradan haykırıyorum: Bize masa lazım değil, bize yeni bir ülke lazım!”
Bakırhan, aniden ayağa kalkıyor, masasındaki dosyayı yere atıyor:
“Burası siyaset minderi! Minderden kaçan kaybeder! Ama biz minderi dövüş sahnesine çevirdik! Bu ülkede barış kazanacaksa, o minderin üzerinde kazanacak. Herkes gelsin, partiler, sivil toplum, ekolojik hareketler, feministler, gençlik örgütleri, aşklar, dostluklar, hatta dedikodular bile bu minderde olmalı! CHP, masada olmazsa masanın anlamı yoktur! CHP yoksa masa devrilir, herkes yere düşer. Bizim mücadelemiz de burada başlar!”
‘Gizli Saklı İşimiz Yok, Her Şey Külliyede Bile Olur!’
Soru: ‘AK Parti, DEM, MHP birlikte mi yürüyor?’
Bakırhan: “Herkesin kafası karışık! Biz kiminle yürüyoruz, kim bizimle koşuyor, kiminle halay çekiyoruz? Bunu sadece rüyalarımda bilemem! Ama şunu bilin: Biz kimsenin koluna girmeyiz, kimse bizi o masadan alıp başka bir yere taşıyamaz! Geçen hafta Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde miydik? Evet! Kapıdan aslanlarla girdik, çıkarken de kaplanlarla tokalaştık! Ne gizlisi, ne saklısı! Her şey meydanda! Bizim niyetimiz şeffaf, parıltılı, fener gibi ortada! Kürt meselesini demokratik yollarla çözmek, Türkiye’yi demokratikleştirmek… Hedefimiz budur! Gerisi laf-ı güzaf!”
Bakırhan bir anda sesi titreyerek, sanki mitolojik bir anlatıcının sesiyle devam ediyor:
“Biz bugüne kadar ÜÇÜNCÜ YOL dedik. O yol bazen dağlardan geçer, bazen denizlerden. 20 yıl önce neredeysek, oradayız. Blokların, oyunların, gizli protokollerin adamı olmadık. Masayı masal yapan, içindekilerdir! Kent Uzlaşısı’nda, seçimde, her yerde mücadele ettik! Kimseye bağlı kalmadan, kendi özgün yolumuzu açtık!”
‘Bizimle Oynamayın, Oyunu Biz Kurarız!’
“Türkiye’nin yüzyıllık sorununu tartışıyoruz! Bu, öyle sıradan bir mesele değil; ülkenin kaderini değiştirecek, gökten yıldızları yere indirecek bir mesele! Siyasi çürümenin, ekonomik bunalımın, toplumsal dağılmanın tam göbeğindeyiz! Kimse bu işi basit tartışmalara, magazin dedikodularına indirgemesin. Bu iş, partilerden, kişilerden çok daha büyük. Biz bu masanın gizli kahramanıyız! Bizim gizlimiz yok, açık oynuyoruz! Seçimlerde kime oy verdiğimizi bağırarak söyledik! Sayın Erdoğan’a da, rakibine de tutumumuzu açıkça ilan ettik. Kapalı kapılar ardında iş çevirenlerin dünyasından değiliz. Bizim dünyamız açık, net, dürüst!”
‘DEM, Bütün Partilerin En Niteliklisidir!’
Bakırhan son vuruşunu yapıyor:
“Cumhuriyet Halk Partisi’nin yüzde 35 oyu varmış! İyi güzel de, bizim adayımıza oy versinler de Türkiye nefes alsın! DEM, şu anki bütün partilerden daha nitelikli! Bunu tartışmaya bile gerek yok! Anayasa mı? O masada DEM yoksa, o masa boş masa! Herkes bilsin: Barış da, adalet de, demokrasi de bizimle gelir! Bizi kimse öyle kolay kolay masanın altına itemez!”
Ve gecenin sonunda, Tuncer Bakırhan mikrofonu bırakıyor, arkasında dalga dalga büyüyen bir umut, gökyüzünde havai fişekler… Tarih bu söyleşiyi unutmayacak!
‘Türkiye’de Yargı Yok, Hukuk Yok, Sadece Büyülü Bir Sis Var!’
Gecenin bir yarısı… Yıldırım çakıyor, sirenler çalıyor, Türkiye’nin dört bir yanında tedirginlik rüzgarları esiyor. Herkes göz göze, kulaklar dik, telefonlar kapalı, çünkü ülkenin üzerinde dev bir gözetleme balonu dolaşıyor! Sokakta yürüyen vatandaş, ATM’den para çekerken bile bir köşeden casus drone’ların kendisini izlediğini düşünüyor. Hatta çaycı Hasan amca bile, çay demlerken bir anda camdan FBI ajanı zannediyor. Çünkü demokratik yargı, hukuk… Bunlar sanki başka bir gezegende kalmış! Herkesin üstünde psikolojik bir basınç, adeta uzaylılar inmiş gibi!
Bakırhan bu ortamda kameraların karşısında sesini yükseltiyor:
“Ey güzel ülkemin insanları! Adalet saraylarımız adalet sirkine döndü! Mahkemeler mi? Onlar artık Harry Potter’ın sihirli şapkası gibi; içine ne koyarsan ona göre karar çıkıyor! Hukuk yok, adalet yok, özgürlük ise sadece masallarda!”
Bakırhan bir an duraksıyor, ellerini göğe kaldırıyor:
“Kimse bilmiyor başına ne gelecek! Sabah pijamayla çıkıp akşam kendini cezaevinde bulabilirsin! Kulağına telefonunu yaklaştırınca bile acaba dinleniyor muyum diye korkuyorsan, işte o toplumda bir değil, on beş psikolojik basınç oluşmuş demektir! İktidar bu sis bulutundan ne bekliyor, hangi büyüyü yapıyor bilemeyiz… Yolun başındayız ama bu yol sanki Mordor’a gidiyor!”
Sandıklar, Partiler ve 86 Milyonluk Tiyatro!
Bakırhan devam ediyor:
“Sandık mı? O sandık artık dev bir Pandora kutusu! 86 milyon kişi var, bir partinin taraf olmasıyla mı seçimin sonucu değişiyor? Biz istesek de istemesek de halkın iradesi, bu tiyatronun başrol oyuncusu olmalı! Bir partinin ‘ben yaptım oldu’suyla değil!”
Anayasa Tartışması mı? Sihirli Şapka da Burada!
Bir an için ortam değişiyor: Kocaman bir masa, ortasında devasa bir Anayasa Kitabı, üzerinde ışıklar yanıp sönüyor. Bakırhan sırtında pelerinle sahneye çıkıyor:
“Anayasa bir partinin kafasına göre yapılır mı? 86 milyonluk ülkeyi bir kişinin rüyasıyla yönetemezsin! Bir parti toplumun geleceğini kendi menfaatine göre belirleyemez! Hadi herkes kafasına göre anayasa yapsın bakalım, diğerleri niye uysun? Sihirli şapkaya giren her şey mi çıkacak sandınız? Yok öyle!”
‘Bize Demokratik Anayasa mı Lazım? Önce Büyü Bozulmalı!’
“Adalet yok, hukuk yok, ekonomi zaten dev bir sihirli küp… Önce bunları çözelim, sonra demokrasi gelsin! Sonra bir de demokratik anayasa gelsin! O gün halk isterse biz o zaman konuşuruz! Ama şu anda birileri masaya eski yıpranmış gündemleri sürüp toplumu oyalıyor. Bizim oyunumuz bu değil!”
‘DEM Parti Buna Evet Der mi? Hayır, Demekle Kalmaz, Masayı Havaya Uçurur!’
Bakırhan sesiyle gökyüzünü inletiyor:
“Kim bize bu anayasaya evet der misin diye soruyor? O anayasa kitabının içinde Kürt meselesi yoksa, kadın yoksa, genç yoksa, Alevi yoksa, adalet yoksa, doğa yoksa… Biz ona sadece hayır demeyiz, o masayı Mars’a fırlatırız! DEM Parti hiçbir zaman kimsenin oyununa alet olmadı, olmayacak! Gündemi saptıranlara tek bir lafım var: ‘Açık olun, saklanmayın, buyurun ortaya, neyi savunduğunuzu dürüstçe anlatın!’ Bizim için dürüstlük, masa başında sihirli numaralar çekmekten bin kat daha kıymetli!”
‘Yönetmek Mi? Yıllardır Yönettik, En İyisini Biz Yaparız!’
Bakırhan birden bütün salonu işaret ediyor:
“Bize niye yönetmeyesiniz diyenlere söylüyorum: Yıllardır Diyarbakır’dan Cizre’ye, Van’dan Batman’a belediyeleri en şeffaf şekilde biz yönettik! Bizim belediye başkanlarımız yolsuzlukla değil, dürüstlükle, halkla, emekle anılır! Türkiye’yi Demirtaş da, Yüksekdağ da, Tülay Hatimoğulları da, Keskin Bayındır da, Çiğdem Kılıçgün Uçar da bal gibi yönetir! Bizim neyimiz eksik? Yirmi beş yılın emeği var, alnımız açık! Bizi başkalarına eklemlemeye çalışanlar kendi gölgeleriyle güreşiyor!”
‘Barış, Büyülü Sözlerle Gelmez; Ortak Mücadeleyle Gelir!’
Birden atmosfer değişiyor; siyaset sahnesi dev bir tiyatro salonuna dönüşüyor. Herkes farklı bir kostüm giymiş, herkes başka bir dil konuşuyor, herkes başka bir şarkı söylüyor. Bakırhan yükselen sesle vurguluyor:
“Barış bir partinin diğerine benzemesiyle gelmez! Herkes kendi renginde, kendi dilinde, kendi dünyasında kalsın! Ama ortak paydada buluşursa işte o zaman barış gerçek olur! CHP’nin, MHP’nin, AKP’nin ayrı ayrı tereddütleri olabilir; hepsine saygımız var. Ama kimse kendi köşesine saklanmasın! Kaygılar birlikte mücadelede, ortak zeminde erir!”
Ve gecenin sonunda, Bakırhan bir ışık huzmesinin altında, sihirli bir çan sesiyle konuşmasını bitiriyor:
“Türkiye’nin yüzyıllık sorunları büyülü kelimelerle değil, gerçek adaletle, gerçek demokrasiyle, gerçek cesaretle çözülür! O yüzden herkes, gölgelerden çıksın, maskelerini çıkarsın, ışığa gelsin! Gerçek değişim, gerçek demokrasi burada başlayacak!”
‘Sadece Üç Partiyle Çözüm Mü? Bu Ülkenin Sorunları Hollywood Senaryosu Değil!’
Sahne açılıyor: Dev bir arena, ortasında altın varaklı bir masa, etrafında üç parti lideri pelerinli bir şekilde oturmuş. Işıklar titriyor, gökyüzünden dev bir mikrofon sarkıyor. Bir yanda milyonlarca yurttaş ekran başında nefesini tutmuş izliyor; öbür yanda sosyal medyada hashtag kasırgaları dönüyor. O sırada Tuncer Bakırhan, kırmızı peleriniyle masaya yumruğunu indiriyor:
“Türkiye’nin yüzyıllık meselesini üç parti mi çözecekmiş? Kim dedi bunu, kim böyle bir sihirli güç uyduruyor? Eğer böyle bir mucize olsaydı, Harry Potter ile Voldemort bu masada anlaşıp Türkiye’ye demokrasi getirirdi! Yok öyle bir şey! Yüzyıllık birikim, 86 milyon insanın rızası olmadan, muhalefet olmadan bu masa sadece koca bir illüzyondur!”
Kameralar zoom yapıyor, Bakırhan devam ediyor:
“Sanırım anlatıyoruz ama sesimiz uzaya kadar gidiyor, yeryüzüne ulaşmıyor! O kadar net söylüyorum ki, eğer CHP masada olmazsa; barış da, demokrasi de buzdağı gibi donar, kimse ısınamaz! İmamoğlu’nun içerde olmasının sebebi de budur: Herkes kendi mahallesinde kapılarını kilitlemiş, ortak akıl ise kapının dışında donmuş bekliyor! Eğer CHP masada olsa, sadece İmamoğlu değil, bütün siyasi tutsaklar bir sabah özgürlük şarkılarıyla dışarı çıkar, Türkiye’de adalet güneşi doğar!”
‘Masada Olmayan Kaybeder, Bu Siyasetin Olimpiyatı!’
Bakırhan bir anda kalkıyor, elinde dev bir minder, spor salonu atmosferi:
“Masa, siyaset minderi gibidir! Minderden kaçan, siyaset olimpiyatından diskalifiye olur! Barış kazanılacaksa, herkes formalarını giyip o mindere çıkacak, antrenörleriyle, teknik ekibiyle, tüm halk desteğiyle… Kimse bu maçı tribünden izleyerek kazanamaz! Kimseye minnet, kimseye davetiye yok! Herkes bu ülkenin geleceği için, kendi özgür iradesiyle, gönüllü olarak masaya gelecek! 86 milyonluk bir ülkenin demokrasi masasında bir sandalye bile boş kalmayacak!”
‘CHP Masadan Kaçarsa Türkiye Kaybeder, Buzullar Eriyor!’
Işıklar soğuyor, dekor aniden dev bir buzdolabına dönüşüyor:
“Bakın, bu süreç tekrar buzdolabına kaldırılırsa, bir daha o demokrasiyi çıkarmaya buz kıracağı yetmez! Türkiye’ye demokrasi gelecekse, bu sefer herkes omuz verecek! Ekonomik kaynaklar, emekçiye gidecek, ezilene gidecek. Türkiye, Ortadoğu’nun demokrasi modeli olacak; kadın cinayetleri, çevre kırımı duracak, Alevi-Kürt düşmanlığı sonsuza dek tarih olacak. Türkiye’de nefes alacağız, sabahları kapı çalındığında artık ödümüz patlamayacak!”
‘Barış Herkesin Meselesi, Kimse Masadan Kaçamaz!’
Bakırhan salonun ortasında dev bir pankart açıyor:
“Bu sadece Kürt meselesi değil, bu ülkenin kaderi! Kimse meseleye ‘benim işim değil’ diye bakamaz! İktidar mı dert ediyor? Görüyoruz ki, rıza olmadan, halkın nefesi olmadan hiçbir çözüm sürdürülemez! Toplumun taleplerini masaya taşımadan, sadece üç liderle çözüm isteyenler, sihirli fasulyelerle gökyüzüne çıkmaya çalışıyor!”
‘Türkiye Modeli, Ortadoğu’nun Yeni Efsanesi!’
Bakırhan son olarak arenanın ortasında ışık huzmesinde konuşuyor:
“Eğer bu süreç başarıyla ilerlerse, buzlar çözülecek, demokrasi çiçekleri açacak! Sandıklar özgür olacak, halk sandıkla getirdiğini sandıkla gönderecek! Kimse malına el konulacak mı, kayyım atanacak mı diye korkmayacak. Türkiye, ‘demokrasi’ denilince herkesin ayağa kalktığı bir ülke olacak! Yozlaşma, çürüme bitecek; adalet, özgürlük, şeffaflık her kapıyı çalacak!”
Ve sahnenin sonunda, dev masa göğe yükselirken, herkesin elinde demokrasi meşaleleri… Türkiye’nin dört bir yanında yeni bir çağın başladığına dair coşkulu alkışlar yükseliyor!
Parti İçinde Farklı Görüşler mi? Burası Siyasi Bir Avengers Toplantısı!
Işıklar yanıyor, dev bir ekran açılıyor; salonun ortasında onlarca farklı dünya görüşüne sahip kişi, Marvel evreninden fırlamış gibi kendi renkli kostümleriyle oturmuş! Ortada devasa bir masada DEM Parti bayrağı dalgalanıyor. Bakırhan kürsüde dev bir mikrofonla konuşmaya başlıyor:
“Dışarıdan bakanlar sanıyor ki, DEM Parti bir tekno-parti: Herkes aynı şeyi düşünüyor, aynı şeyi söylüyor! Oysa burada siyasi çılgınlıklar, tartışmalar, müthiş fikir fırtınaları var! Burası, devasa bir mücadele laboratuvarı! Herkes aklındaki tereddüdü, iyimserliğini, kuşkusunu kurullarda serbestçe söylüyor, masaya yumruğunu vuruyor. Biz, ortak akıl robotunu kendi ellerimizle kodluyoruz! En sonunda, barış ve demokratik toplum çağrısında birleşiyoruz, kocaman bir yumrukla ileri yürüyoruz!”
Bahçeli’nin El Sıkışması? Sanki Matrix’te Kod Değişti!
Birden dekor değişiyor: Devlet Bahçeli, Matrix’ten fırlamış gibi Meclis salonunun ortasında, slow-motion ile DEM Parti sıralarına ilerliyor. El sıkışma anı, bütün evrende yankılanıyor; uzaydaki teleskoplar bile sinyal alıyor!
Bakırhan heyecanla anlatıyor:
“Bahçeli’nin tokalaşmasından önce, inanın, hiçbir sinyal yoktu! O kadar uzun süredir İmralı’dan bir haber alamıyoruz ki; sessizlik, insanı zaman yolcusu yapıyor! Fakat o tokalaşma… İşte o, sihirli bir kapıyı açtı! Adeta siyasi evrenin portalı aralandı! Orta Doğu yangın yerine dönmüş, herkes kendi güvenli limanını ararken, Bahçeli bir anda ‘Hadi masaya!’ dedi. Bu büyük bir dönüm noktasıydı, kıymetini anlamayan hâlâ TV karşısında Survivor izliyor demektir!”
Ortadoğu’dan Münih’e, NATO’dan Mars’a: Siyasetin Yeni Dönemi
Bakırhan coşkuyla:
“Ortadoğu’nun fırtınaları mı? Münih Güvenlik Konferansı mı? Ukrayna savaşı mı? NATO’nun yeni planları mı? Siyasi laboratuvarların hepsi ısınıyor! Artık eski ulus devlet kodları çözülüyor, yeni siyasal zekâlar sahnede! Kimin hayatta kalacağı, hangi partinin tsunamiye yakalanmayacağı belli değil. Herkes gözünü açmazsa, kendini dijital çöplükte bulur!”
Kimse Geçmişiyle Yargılanmaz, Çünkü Bu Sahnede Her An Plot Twist Olabilir!
Bakırhan, bir anda dramatik bir şekilde ellerini kaldırıyor:
“Bahçeli ya da başkası, kimse geçmişiyle yargılanamaz! Bugün doğru bir adım atıyorsa, alkışı hak eder! ‘Geçmişte böyleydi, geleceği de olmaz’ diyenlere sesleniyorum: Siz hiç Marvel filmi izlemediniz mi? Her an herkes değişir, her şey olur!”
Siyasetin Yüzleşme Arenası: Mandela ve IRA’dan Öğreniyoruz!
Spotlar başka sahneye kayıyor:
“Mandela da, IRA da oturdu! Masaya oturmayan siyasetçi mi olur? Bizim farkımız, bu sefer her şeyi açık oynuyoruz! Gizli saklı işimiz yok, herkes gelsin, herkes kendi rengini getirsin! El sıkışmalar sadece kapalı kapılarda yapılmasın, canlı yayında, herkesin gözünün önünde olsun!”
İktidarla Masada Oturduk, Ama Herkese Sırtımızı Dönmedik!
Bakırhan:
“‘İktidarla niye oturdunuz, güveniyor musunuz?’ diyenlere: Biz hakkaniyetin partisiyiz! Bir tarafta çözüm ararken, öbür tarafın başına gelenleri görmezden gelemeyiz! Sırf masaya oturduk diye iktidarın yanlışlarını örtmeyiz. Muhalefet kimliğimiz asla kaybolmaz! Maden yasasına da, emekçiye karşı olan her şeye karşı durmaya devam edeceğiz!”
‘Pazarlık mı?’ – Siyasetin Efsane Repliği: Kabul Etmeyiz!
Bakırhan yumruğunu masaya indiriyor:
“Birileri hâlâ ‘Bu bir pazarlık süreci!’ diyor. Arkadaşlar, burası oyun parkı değil, burası siyaset arenası! Biz muhalefetiz, biz kendi yolumuzdayız! Hiçbir pazarlıkla, gizli anlaşmayla işimiz olmaz!”
CHP’ye Tarihi Çağrı: Kıyamet Kopmaz, Aksine Barış Kopar!
Bakırhan:
“Bakın, CHP’nin yüzde 35 oyu var, tamam! Ama şimdi sıra biraz da bize oy vermelerinde! Sürekli aynı filmi izlemekten bıkmadınız mı? CHP kaybettirmesin, gelsin bizim adayımıza oy versin, bakın o zaman Türkiye nasıl demokrasiye koşar! Bundan sonra bunu açıkça söyleyeceğiz. Korkmayın, kıyamet kopmaz! Türkiye hukuk devleti olacak, hırsızlık yapan, kötülük yapan dışında kimse cezaevine girmez! Kötülüğü bizden uzak tutarız!”
‘Kaybetmek İstemiyorsan Buyur Sen Gel, Abilik Yap!’
Bakırhan gülümseyerek bitiriyor:
“Bizi hep başkalarının peşine takmaya çalışanlar, sürekli ‘Kendi yolunuza giderseniz kaybedersiniz’ diyenler… Hadi buyur abilik yap, büyük kardeşsen küçük kardeşe destek ver! Fikirlerin yarıştığı yerde korku değil, güven kazanacak! Kırılan, üzülen, dışlanan tüm halklara buradan sesleniyorum: Masamız dev bir sofra, yeriniz hazır!”
Ve salonun ortasında dev bir alkış, herkesin yüzünde kocaman bir gülümseme… Siyasetin yeni sezonu, sürprizlerle dolu, DEM Parti salonunda başlıyor!
‘Dün Demokrasi Var mıydı?’ – Siyasi Hafıza Tiyatrosu!
Sahnede dev bir zaman makinesi, Tuncer Bakırhan içine atlıyor, arkasında ışık seli… Seyirci bir anda dün, bugün ve yarın arasında mekik dokuyor! Bakırhan yüksek sesle soruyor:
“Dün demokrasi var mıydı? Dün yargı melek gibi miydi? Dün herkes özgür müydü, herkesin kapısı çalındığında mutluluk şarkıları mı çalıyordu? Dün İmamoğlu yoktu ama Demirtaş, Yüksekdağ vardı! Dün Şişli Belediyesi yoktu, Siirt’te halk kendi belediyesinde özgürce nefes almaya çalışıyordu. Bugün demokrasi mi rafta? Bugün mü adalet tatile çıktı? Bugün mü mahkemeler taraflı oldu? Hayır! Dün de vardı, biz dün de direndik, bugün de direniyoruz. Fark sadece bugün bazıları bunu ilk kez yaşıyor. Hoş geldiniz! Biz yıllardır bu mücadelenin göbeğindeyiz!”
‘Kimseye Sitem Etmedik, Gizli Saklı İşimiz Yok!’
Bakırhan fırtına gibi devam ediyor:
“Kimseye ‘Niye Altılı Masa’dasın?’ demedik, ‘Neden hükümetle normalleşiyorsun?’ diye sitem etmedik! Bizim pratiğimizde, yaptığımızla söylediğimiz arasında asla fark olmadı! Biz ne zaman toplumdan bir şey gizledik, ne zaman arka kapı diplomasisiyle halkı kandırdık? Evet’e evet, hayır’a hayır dedik! Herkesin gözünün önünde, tüm çıplaklığıyla siyaset yaptık! Bizi yalanla, hileyle, üçkağıtla suçlayan varsa gelsin ispatlasın; yoksa susup izlesin!”
‘CHP’ye Bin Kaygımız Var, Buyurun Hodri Meydan!’
Bakırhan sahneden aşağı iniyor, elinde dev bir megafon, göz göze meydan okuyor:
“CHP hakkında bizim bin tane kaygımız var. Biz Kılıçdaroğlu’na iki sandıkta oy verdik, Diyarbakır’ı, Iğdır’ı, Siirt’i kale yaptık! Sonra ne oldu? Bizim oyumuzla seçilenler, Kürt karşıtı gizli sözleşmelerin altına imza attı. Bizim milletvekilliğimizin dokunulmazlığını kaldıranlar kimdi? Kayyum yasasına direnseydi, bugün İmamoğlu içeride olmayacaktı! Yüzlerce örnek sayarım. CHP, bir kere ama sadece bir kere bizim gibi sözünün arkasında dursa, ben siyaseti bırakırım! Bizim için doğruya doğru, yanlışa yanlış! Siyaset böyle yapılır!”
‘Sözümüz Söz, Dayanışma Gönülden Olur!’
Bakırhan’ın sesi salonu titretirken:
“Kimse bana ‘Siirt’e kayyum atanınca sen neredeydin?’ diye sormasın. Bizim dayanışmamız davetle, zorlama ile değil, gönülden gelir. Siyasette doğruluk, adalet ve yoldaşlık, koltuk peşinde koşmaktan kıymetlidir. Hükümetle masa kurmuş olabiliriz ama adaletsizliğe razı olmayız! Bizim gelenekte bir haksızlık varsa, orada durmak yoktur!”
‘Demirtaş ve Kobani Sanıkları İçeride Tutmak Suçtur!’
Sahnede dev bir adalet terazisi kuruluyor. Bakırhan teraziyi iki eline alıyor, bir kefesine Demirtaş, diğerine Yüksekdağ ve Kobani davası sanıklarını koyuyor:
“Türkiye’de kumpas davası denince, Kobani davası gibi kumpas görmedim! Arkadaşlarımız 9 yıldır, bir tweet yüzünden ülkenin bütün günahını taşımaya mahkûm edildi! Oysa onlar asla pes etmedi, yargılanan olmadı, yargılayan oldular! AİHM defalarca karar verdi: Bu insanların içeride geçirdiği her saniye suçtur! Onların hemen, hem de şimdi serbest bırakılması lazım! Çünkü bu ülkenin gerçek demokrasisi için onların özgürlüğüne ihtiyacımız var!”
‘Demirtaş, Yüksekdağ ve Arkadaşlarımızın Yeri Bu Mücadelede!’
Bakırhan müjde veriyor:
“Bu hafta hem Demirtaş’la hem Yüksekdağ’la görüştüm. 9 yıl içeride kalıp hâlâ umutlu olan, direncini kaybetmeyen insanlar! Bu mücadelede onların emeği, aklı, enerjisi olmazsa olmaz! En nitelikli, en deneyimli arkadaşlarımız hapiste tutuluyor, ülke bundan mahrum kalıyor. Bu tarihi suç derhal sona ermeli!”
‘Öcalan’ın Çağrısı, Yeni Bir Dönemin Başlangıcı!’
Işıklar dönüyor, sahne dev bir gemiye dönüşüyor. DEM Parti kaptan köşkünde, önünde rotasını belirleyecek harita…
“Sayın Öcalan dedi ki, ‘Bir daha gelirsiniz, yeni dönemi konuşuruz!’ Biz de o yüzden hazırlık yapıyoruz. Önümüzdeki dönem için en kapsayıcı, en güçlü yapıyı kuracağız. Sadece devletin baskısı değil, kendi içimizdeki gücü büyütmek, bu yeni sürece en iyi kadroyla, en iyi fikirlerle yürümek için! Çok yakında İmralı’ya gideceğiz, önerileri ve eleştirileri alacağız, yeni dönemin yol haritasını birlikte çizeceğiz!”
Ve salonun ortasında, gökyüzüne yükselen bir demokrasi feneri, herkesin elinde umut bayrakları…
Tuncer Bakırhan’ın sesinde yankılanan tek gerçek:
“Biz doğruya doğru, yanlışa yanlış demeye devam edeceğiz! Bizi asla susturamayacaklar, asla yıldıramayacaklar! Demokrasi, özgürlük, adalet: Ya şimdi, ya hiç!”
Türkiye Yol Alırsa, Ortadoğu’da Demokratik Model Mi? Geliyor ‘Türkiye Modeli: Bölgenin Yıldızlararası Dizisi’!
Gecenin bir yarısı, Ortadoğu’nun gökyüzü kızıl bulutlarla kaplanmış, yeryüzünde haritalar değişiyor, bayraklar rüzgârda savruluyor… Sahnede dev bir dünya küresi, üstünde devasa bir Türkiye maketi, etrafında spotlar: Bakırhan yüksek bir kürsüden megafonla, sanki bütün bölgeyi komuta ediyor!
“Bakın, eğer Türkiye yol alırsa, bırakın Ortadoğu’yu, Mars’ta bile ‘demokratik model’ diye dersler başlar! Suriye, Irak, Lübnan, hepsi akıllı tahta başında Türkiye’yi izler. Suriye’de çözüm Şam’la Kamışlo arasındadır ama İstanbul’dan bir rüzgâr eser, Akdeniz’den bir umut dalgası yükselir! Öcalan’ın Suriye’deki etkisi, neredeyse Mezopotamya’nın ruhunu şekillendiriyor! Fakat tek koşul var: Türkiye kendi içindeki çürümüş, dayatmacı, ‘sen entegre ol, asimile ol, ben merkezde kalayım’ zihniyetini terk edecek. Demokrasiye pozitif entegre olacak; herkes kendi renginde, kendi sesinde, ama ortak hukukta birleşecek!”
‘Ortadoğu’daki Domino Taşları: Türkiye Hareket Ederse Tüm Bölge Değişir!’
Bakırhan dev ekrana devrimci bir animasyon yansıtıyor:
“Kürt, Alevi, Dürzi, Arap, Türk, emekçi… Herkesin kendi kimliğiyle, kendi haklarıyla yaşadığı bir Ortadoğu hayal edin! Birileri hâlâ ‘Gel Türk ol, Aleviysen Sünni ol, entegre ol’ diyor. Olmaz! Kimse intihar etmez! Demokrasiye entegre olunacak, herkes kendi rengiyle, kendi adaletiyle! Suriye’de ‘pozitif entegrasyon’ olacak, Türkiye’den çıkan barış rüzgârı tüm bölgeyi saracak! Türkiye modeli öyle bir yükselir ki, çatışmalar biter, yeni anayasa kitapları ‘Türkiye modeli’ diye okutulur, BM Genel Kurulu’nda alkış tufanı kopar!”
‘Meclis Komisyonu: Sahte Komisyonla Görüntü Değil, Gerçek Devrim!’
Bakırhan, Meclis’teki komisyon için dev bir tiyatro sahnesi kurduruyor:
“Komisyon dediğin, vitrin değil devrim sahnesi olacak! Pozitif entegrasyon, AİHM ve AYM kararlarının anında uygulanması, infaz yakmaların son bulması, cezaevlerinde 6 yıl ekstra yatmanın önüne geçilmesi… Türkiye artık bu ayıptan kurtulacak! Kanayan yaraya pansuman değil, tam şifa gerekiyor. Terör kanunları, TCK, CMK… Bunlar yeniden yazılacak! Milletin kalbini iyileştirmeyen yasa, sadece rafları süsler, toplumu değil!”
‘Takiye Yapan Siyasetçi Kaybeder, Samimiyet Kazanır!’
Bakırhan’ın sesi gök gürültüsü gibi:
“Bu süreç iyi gitsin diye gece gündüz ter döküyoruz! Ama siyasette takiye yapan, halkı kandıran, toplumu oyalayanlar, eninde sonunda sandıkta kaybedecek! Türkiye toplumunun tek istediği huzur, adalet, kardeşlik! Kim içten, kim sahte göreceğiz! Kimin samimiyeti varsa, o büyüyecek!”
‘Beyaz Toros’lu Yargı Adalet Getirir mi? Cevap: Uzayda Hayat Varsa Belki!’
Sahnede dev bir Beyaz Toros maketi, bir yanında Abdullah Öcalan’ın kitapları, diğer yanında dev bir adalet heykeli…
“Bakın, bir yanda masada Öcalan’ın kitapları, diğer yanda Beyaz Toros maketi… Fikirlerden korkan bir ülke, kendi halkından korkan bir ülke, asla büyüyemez! Beyaz Toros’u masasına koyan, ‘Cezaevine koymak az, sokağa çıkarma, yok et!’ demek istiyor. Böyle yargıdan, böyle adaletten demokrasi doğar mı? Vicdan doğar mı? Tarafsızlık mı? O Beyaz Toroslar ortadan kalkacak! Gerçekten samimi, gerçekten cesur olanlar, sadece kendi partisinin değil, bütün ülkenin önünü açacak!”
Ve ışıklar yükseliyor, Türkiye haritası Ortadoğu’nun üstünde dev bir model gibi parlıyor!
“Türkiye demokratikleşirse, bölgeye bir model olur, herkes ‘Türkiye modeli’ni konuşur! Bu, sadece hayal değil, bu ülkenin yazılacak yeni hikayesi!”






























Geri bildirim: İtidal Telkini ⚖️🤹♂️🕊️ | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Süreç Heval ⏳⛰️🛡️ | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Süreç Heval ⏳⛰️🛡️ | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER