Su Yolunda Susuz Kalan Toplum

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

🌊➰🧭 AKIŞ 🌊➰🧭

(öncesi: Güvendiğimiz Dağlara Kar Yağmazsa Ne Olur?)

Suyu enformasyon, dağ başındaki karı bilgi bankası gibi düşündüğümüzde manzara berraklaşıyor. Kar, soğukla ve gölgeyle korunur; birikmesi sabır ister, erimesi ise baharın ritmine bağlıdır. Medyatik yoğunlaşmanın çağımıza özgü ‘son teknoloji yağmur duası’ tam burada devreye giriyor. Anonim kalabalıklar aynı anda aynı göğe bakıp aynı sözleri tekrarladığında, ortaya çıkan ısı ve titreşim karı yağmura çeviriyor. Kar tanelerinin yıllarca biriktirdiği düzen, birkaç gün süren yaygın bir coşkunlukla eriyip dere yataklarına, oradan da denizin tuzlu bedenine karışıyor. Birikim olmadan akış çoğalıyor; akış çoğaldıkça bilgi değil enformasyon büyüyor; enformasyon büyüdükçe, işe yarar düzen dağınık veri gürültüsünde kayboluyor. Sonuç, suyu tutamayan bir zeminin kaçınılmaz kaderi: bönlük.

Bilgi bankası dediğimiz şey, yalnızca veri yığınının başka bir adı değildir; yöntem, tekrar, eleştiri ve arşivin yan yana durduğu bir soğuk iklimdir. Karın kalınlaşması gibi, doğruluk da zamana ve dinginliğe muhtaçtır. Oysa medyatik yoğunlaşma, tam da bu dinginliğe düşen sıcak yağmur gibidir. Bildirimlerin, trendlerin ve anlık kitlesel odaklanmaların yarattığı basınç, ‘rain-on-snow’ etkisiyle bilgiyi biriktirdiği yerden kopartır. Akademinin, kütüphanelerin, usta–çırak zincirlerinin ve editoryal kurumların gördüğü işlev—yani karı yaza sarkıtacak yavaş salım—yerini sel karakterli dolaşıma bırakır. Kamusal tartışma bir nehir gibi kıvrıla kıvrıla ilerlemek yerine, eğimi dik bir dere gibi köpürerek akar; köpük, bulanıklığı gizleyen geçici bir parıltıdır.

Entropi burada mecaz değil, işleyen mekanizmanın kendisidir. Tatlı kar suyu ile denizin tuzlu kütlesi karıştığında ozmotik serbest enerji nasıl sönüyorsa, doğrulanmış bilgi de sınırsız enformasyonla karıştığında problem çözme kapasitesi söner. Bağlamı, kaynağı, yöntemi belli bir bilgi parçası, milyonlarca kez paylaşılıp şekil değiştirerek en sonunda ‘herkesin bildiği ve kimsenin sahip çıkmadığı’ bir söylentiye dönüşür. Bu dönüşüm hızlandıkça, toplumsal hafızanın akiferleri yeniden dolmadan çekilir; kurumsal sulak alanlar—yani yavaşlatan, süzen, tortuyu tutan arayüzler—kurur. Geriye, kıyıdaki uçucu köpük kalır.

Bönlük tam da burada işe yarayan bir tanım kazanır: toprağın su tutmaması. Bilişsel bünye olarak toprak; doku, organik madde, gözenek ve kökleriyle çok yönlü bir varlıktır. Doku bozulduğunda—yani zihin dünyası iri taneli parçalara ayrılıp yalnız kısa, kesik imgelerle beslendiğinde—damlalar içeri sızmak yerine yüzeyde hızla koşar. Organik madde azaldığında—yani uzun okuma, emek verilmiş yazı, usta gözetiminde edinilen işçilik geri çekildiğinde—suyun yapışacağı bağ kalmaz. Gözeneklilik düştüğünde—yani güvene dayalı ağlar yerine kısa vadeli etkileşimler çoğaldığında—kapiler akış kesilir, öğrenme ve hatırlama birbirine bağlanamaz. Kökler söküldüğünde—yani öğretmen, aracı kurum, kılavuz ve hakemlik zayıfladığında—infiltrasyon kanalları kapanır. Yangın görmüş toprak nasıl hidrofobikleşirse, incinmiş ve yorgun bir zihin de ilk damlada suyu iter; yeni bilgi yüzeyden kayar, eski öfkelere karışır, sel olur.

Tam bu noktada bönlüğü şuna bağlamak gerekir: suyun tuzlu olması, lafın edebiyatla yüklenmiş olması demektir; cazip, dramatik ve gösterişlidir ama içilemez. Tuz, dili parlatır; gerçeği içilebilir kılan dinginliği ise bozar. Tatlı su sade dildir: ölçülü, kaynak gösteren, yöntemi açık, yavaş içilir ve susuzluğu giderir. Tuzlu su gösterişli sözdür: vurgusu yüksek, metaforu şık, sloganı keskin; bir an serinlik verir ama susuzluğu artırır. Bönlük bununla gurur duyar; ‘lafımız tuzlu olsun’ der, ama o tuz yüzünden suyu tutmaz, akıtır. Retoriğin tuzluluğu gözenekleri büzüştürür; içeride kalması gereken bilgi, bağlarını kaybedip yüzey akışına dönüşür. Toprak alkışlar, dere kabarır, deniz köpürür; fakat bardakta hâlâ su yoktur.

Tuzlu sözün siyasal karşılığı, taşkın estetiğidir. Kalabalığı bir anlığına soğutan bu serinlik, karar alma kaslarını beslemez; tarlaya düşmeden denize varan sağanak gibidir. Tuz birikir, toprak katılaşır, kökler su bulamaz. Böyle dönemlerde en parlak cümleler bile bir tür deniz suyuna döner: bakmaya doyulur, içmeye gelince dudak yakar. Bönlük, bu duygusal tuzlulukla övündüğü ölçüde, kendi susuzluğunu büyütür; çünkü övündüğü her söz, akışı hızlandıran yeni bir eğime dönüşür.

Bütün siyasi akışların örtük metaforu olan su, dünyada fiziken de kıtlaşıyor. Bu çıplak gerçek, siyaset sahnesinin dilini istemeden değiştiriyor: baraj, akifer, sulak alan kurmak yerine yağmur duasına benzeyen gösteriler çoğalıyor. Çünkü fiziksel su gibi, siyasal karar kapasitesi de biriktirme ve geciktirme sanatıyla ayakta kalır. Kar yerine sürekli sağanak bekleyen toplum, altyapı kurmadan coşku üretir; coşku, bön bir zeminde yalnızca taşkın getirir. Seçim haftaları fırtınalı bir mevsime, kampanyalar birer bulut kütlesine, sosyal mecralar yağış radarına dönüşür; ancak fırtınanın ardında kalan ovada su yoktur. Toplumsal toprak suyu tutmayınca, ertesi gün susuzluk büyür ve yeni bir dua çağrısı yapılır. Kapanmayan bu çevrim, entropik aşınımın siyasal biçimidir: her sel bir miktar kurumsal toprağı söküp alır, bir sonraki sağanak daha hızlı akar.

Medyatik yoğunlaşmanın ürettiği ‘teknolojik yağmur duası’ yalnızca miktarla değil, zamanlamayla da vurur. Yağışın en çok gerektiği yerde en az, en az gerektiği yerde en çok yağar. Politika, akut gündemlere cevap vermek için bütün kaynaklarını seferber ederken, uzun vadeli bilgi bankalarının gölgesini küçültür. Ustalık yerine ‘canlı yayın’, yöntem yerine ‘hikâye’, arşiv yerine ‘trend’ tercih edilir. Böylece siyaset, karar mimarisi olmaktan çıkıp akış yönetimi haline gelir; günün sonunda akışın yönünü belirleyen de akıl değil eğimdir. Eğim, algoritmaların ve reyting mantığının eğimidir; yokuş aşağı akan suyu durdurmak için set gerekir, set yoksa en hızlı yoldan denize varılır.

Bönlüğün hızlandırdığı entropik aşınım, yalnız yukarıdan aşağıya işlemez; aşağıdan yukarıya da beslenir. Kurak ve sıcak bir kültürel iklimde, her yeni içerik daha çok buharlaşır ve daha az tutar. Bu buhar, yeni sağanakların ham maddesi olur; ama buharın içinde besin elementi yoktur. Siyasetin ürettiği yağmurlar buharı yoğunlaştırmaktan ibaret kaldığında, toprağa besin katmaz, kökleri büyütmez, mikro yaşamı canlandırmaz. Tam tersine, ani sedimler ve çamur taşkınları yeni çatlaklar açar; güven erozyonu büyür, ortak dil aşınır, hatıra ve yöntem birikimi daha da incelir. Her yeni sel, bir sonraki selin koşullarını hazırlar.

Bu manzarada ‘akıllı çözümler’ diye sunulan çoğu şey, yağışın şeklini değiştirse de su bilançosunu iyileştirmeyen küçük hilelerdir. Bir başlık değiştirildiğinde bir vadide anlık akış azalır, başka bir vadide artar; bir platform sağanağı filtrelediğinde buharlaşma hızlanır; bir kampanya taşkını barajladığında, akiferin dolumu yine ertelenir. Sorun, suyun toplamının azlığı ya da çokluğu değil, tutma mimarisinin eksikliğidir. Bilgiyi yeniden karlaştıracak iklim olmadan—soğuk, gölge, yükseklik; yani sabır, dinginlik, standart—hiçbir yağış biçimi işe yarar bir stoğa dönüşmez. Enformasyonun selinde yüzmek marifet değildir; akışı yavaşlatıp içeride tutacak gözenekli bir doku kurmak marifettir.

Geriye sızan şu basit ders kalıyor. Karı yağmura çevirdik; şimdi selin peşinden koşuyoruz. Bilgi bankaları dağların tepesinde, gözden uzak ama hayatı ayakta tutan birikimlerdi; onları eritip denize kattığımızda deniz bize büyümüş görünür, oysa içilebilir su azalır. Siyaseti yağmur duasına çeviren çağdaş ritüeller, kalabalıkların sesini yükseltirken kurumların sesini kısıyor; yükselen ses, susan aklı ikna edemez. Bön bir toplum suyu alkışlarla çağırır; damla geldiğinde ise onu içeri alamaz. Eğer entropik aşınımı yavaşlatmak istiyorsak, göğe bakıp bağırmak yerine zemine eğilip gözenek açmayı, kök salmayı, organik maddeyi çoğaltmayı ve en önemlisi karın gecikmiş erimesinin değerini hatırlamayı öğrenmek zorundayız. Çünkü su da bilgi de aynı yasaya uyar: kar halinde biriktirilmezse, akış halinde kaybolur.

(sonrası: Tatlısu Lacancısı ve Tuzlusu Lacancısı: Denizin Köpüğünden Dağın Karına)

4 Yorum

Filed under Suni muhaberat