Al gülüm ver gülüm, al birini vur ötekine

🦋🤖 Robo-Spun by Fİ+IBF 🦋🤖

🫣🙃😏 Hypocritique 🫣🙃😏

(İngilizcesi ve Almancası)

Bağlam: Bak: Bir Amcık Ve Bir Pezevenk Çirkin İnsanların Aklı Olmasını Bekliyor! / Biber Baba Slavoj, yapay zekâ kaygılı yaşlanan screenwalker Nadya Toll’a aura ödünç veriyor ve AI’yı alt etmek için kinky numaralar açıklıyor

Hamile bir kadın, Moskova Biyoloji Müzesi’nde vitrinlerde doldurulmuş hayvanların önünde, kameralar çalışırken kalabalığın ortasında sevişiyor. Etrafında diğer çiftler de soyunmuş, müze salonu toplu seks setine dönmüş durumda. Performansın adı ‘Fuck for the Heir Puppy Bear!’ (🔗), hedefte o dönem Putin’in veliahtı olarak görülen Medvedev’in doğum oranını artırma politikası var. Müzede sevişen hamile kadın ise Nadya Tolokonnikova; ileride Pussy Riot’ın yüzü, Batı basınının “cesur feminist punk ikon” diye pazarlayacağı figür.

Başlangıç noktası burası: kamusal seks, hamile beden, müze mekânı, seçim arefesi, Medvedev’e gönderme. Devlete, aile ideolojisine, muhafazakârlığa bir yumruk gibi sunuluyor ama aynı anda şok, pornografik merak ve medyatik gösteri için mükemmel malzeme. Tolokonnikova’nın bütün kariyerinin ilk kalıbı burada dökülüyor: bedenini ve mahremliğini politik mesaj diye ortaya atmak, bu bedensel riski hem muhalefet hem de marka sermayesine çevirmek. Aynı anda hem ahlaksızlık diye nefret toplayan hem radikal cesaret diye alkışlanan bir figür yaratmak.

Bu ilk kalıp, daha sonra katedral basan Pussy Riot’a, Putin karşıtı mahkeme savunmalarına, hapishane mektuplarına, NFT’li feminizm projelerine, Berlin’de cezaevi hücresini yeniden kuran sergilere, OnlyFans hesabına ve en sonunda Los Angeles’ta Slavoj Žižek’le karşılıklı sapık talk show’una kadar hep aynı mantıkla genişliyor; çizgi baştan sona aynı tas aynı hamam tayfası gibi dönüp duruyor. O ilk müze sahnesinde kurulan denklem hiç değişmiyor: beden, travma, küfür, din ve siyaset; hepsi aynı libidinal pazarda dolaşıma sokuluyor.

Hamile performanstan punk duaya: beden siyaseti ve hazır mitoloji

Voina kolektifinin o müze performansından dört yıl sonra, 2012’de bu kez Moskova’nın İsa Kurtarıcı Katedrali’nde sahne kuruluyor. Renkli balaklavalar, kısa punk şarkı, sunağın önünde diz çöken bedenler, Putin ve patriarkayı hedef alan küfürlü sözler. Performans saniyeler içinde kesiliyor ama görüntü internette, katedraldeki kesintiden çok daha uzun yaşıyor.

Devlet, üç Pussy Riot üyesini dini nefret güdümlü holiganlık suçlamasıyla yargılıyor; Tolokonnikova iki yıl ceza kolonisinde kalıyor. Rus muhafazakârları için zaten Voina döneminden beri müzedeki eylemin sapkın öznesi; şimdi üstüne bir de kiliseye küfreden küresel şeytan etiketi ekleniyor. Batı’da ise insan hakları örgütleri ve medya, onu vicdan mahkûmu, sanatçı–aktivist kahraman diye parlatıyor; tam bir dostlar alışverişte görsün tablosu, herkes kendi rolüne düşen pozu veriyor.

Mahkeme salonunda yaptığı sert konuşmada Ortodoks kilisesini, Putin rejimini, kutsal bok dediği devlet–kilise bileşimini hedef alıyor; metin hem Rusya’da hem Batı’da hızla dolaşıma giriyor. Hapishane mektupları, açlık grevi açıklamaları, gardiyan işkenceleri ve köle emeği düzenini anlattığı metinler, yalnızca cezaevi şartlarını değil, onun kişisel mitini de inşa ediyor. Artık ortada yalnızca Voina’nın müze skandalındaki genç kadın figürü değil, kampın içinden konuşan politik mahkûm, hem erotik hem kahramanca paketlenmiş bir radikal Rus kadın var.

Mahkeme, medya, mektup üçgeni böyle çalışırken, akla yatkın klasik sol analizlerin yanına bir de acıdan hype üreten ikili üretim bandı mantığı ekleniyor; Tolokonnikova kendi hayatını, pazarlanabilir bir acı hikâyesi olarak kurmaya başlıyor. Tam bu noktada Slavoj Žižek devreye giriyor.

Obscene filozofun aradığı beden: Žižek’in Nadya’da gördüğü hazır fetiş

Slavoj Žižek yıllardır kirli şakalarıyla, tuvalet felsefeleriyle, pornografik metaforlarıyla ünlü bir erkek filozof; tam bir teorik genelev programı işletir gibi kavramları ve müstehcen anekdotları yan yana dizer. Teoriyi, bilinçli olarak sahneye konmuş bir sapıklık eşliğinde anlatmayı seviyor. Vücut sıvıları, klozetler, pornografi, fuhuş hikâyeleri onun repertuvarında hep hazır; bunların yanına devrim, komünizm, etik gibi ağır kavramları ekleyip tuhaf bir karışım üretiyor.

Tolokonnikova’nın profili, tam da bu sapkın teori tiyatrosuna cuk oturuyor. Hamileliğe rağmen müzede kamusal seks yapan genç kadın. Kilisenin sunağında dans edip Putin’e küfreden punk. Ceza kolonisine atılıp açlık grevine giren, gardiyan dayağını bedeninde taşıyan mahkûm. Üstelik de bütün bunları yazıya döküp, kendi acısını kendisi anlatan, dolayısıyla alıntılanmaya hazır malzeme haline getiren bir figür. Žižek için bundan daha mükemmel bir radikal kadın özne fetişi bulunamaz; bu ilişki daha baştan travma pornosu işbirliği kokuyor.

Nitekim Pussy Riot davası sürerken yazdığı yazılarda onları gerçek küfürün temsilcisi, liberal hoşgörü maskesini yırtan bir jest olarak överken, Tolokonnikova’nın hapisteki mektuplarına da neredeyse dini bir ağırlık atfediyor. Onları daha sonra bir kitapta toplayan mektuplaşma süreci, Comradely Greetings gibi adı bile romantikleştirilmiş bir paketle piyasaya çıkıyor (🔗). Bu noktada artık sadece teorisyen–aktivist ilişkisi değil, karşılıklı mit inşası söz konusu; tam anlamıyla radikal pazarlama departmanı ikilisi gibi çalışıyorlar.

Tolokonnikova için Žižek’in ilgisi, Batı entelektüel sahnesine sağlam bir giriş bileti demek. Žižek içinse Tolokonnikova’nın bedeni, travması ve küfrü, yıllardır teoride döndürdüğü radikal özne, Gerçek’le temas eden jest, düzenin kutsal noktalarına saldırı kavramlarını canlı örnekle süsleme fırsatı anlamına geliyor. Aynı beden, birinin kariyerinde teorik fetiş, diğerinin kariyerinde politik–sanatsal marka haline geliyor; ortaya çapraz markalaşmış sapıklık çıkıyor.

Bu nedenle Žižek’in “Nadya örnek bir Stalinist” sözü, tarihsel analiz falan değil; disiplin, acıya dayanma, kendini feda etme gibi nitelikleri erotize eden, sadomazoşist bir övgü. Stalin’in kolektif terörünü, bireysel adanmışlık fantazisine indirip parlatmak, Tolokonnikova’nın açlık grevini ve cezaevi direnişini acıya katlanma kapasitesi olarak estetize etmek. Ortada Stalin’e gerçek bir arka çıkma yok belki ama acıyı fetişleştiren, gerçek mücadeleyi canını fazla ortaya koymaya indirgeyen, tam anlamıyla fetişleştirilmiş acı üzerinden kariyer sapıklığı mantığı var.

Müze sahnesinden kripto DAO’ya: aktivizmin finansallaşması

Cezaevinden çıktıktan sonra Tolokonnikova’nın rotası yalnızca feminist protesto ve insan hakları örgütlenmesi olmuyor. Web3 dünyasına hızlı giriş yapıyor; önce Ukrayna için bağış toplayan UkraineDAO, ardından kadın ve LGBTİ+ sanatçıların NFT’lerine odaklanan UnicornDAO (🔗) ortaya çıkıyor.

Roe v. Wade kararının devrilmesinin ardından UnicornDAO’nun öncülük ettiği Proof of Protest isimli NFT serisi piyasaya çıkarılıyor; molotof kokteyli şeklinde tasarlanmış sıvı feminizm imgesiyle kürtaj hakkı için fon toplanacağı anlatılıyor (🔗). Protesto jesti, kripto piyasasının volatil ekranında alınıp satılan bir varlığa dönüşüyor. İsyan, portföy çeşitlendirmesiyle aynı cümlede yan yana geliyor; tam anlamıyla kriptoyu seven devrimcilik, reytingi seven teori kokan bir atmosfer.

Bu süreç, ilkin müzedeki toplu seks performansında, sonra katedral baskınında görülen şok üzerinden politika modelini başka bir yere taşıyor. Artık sadece devlet ve kilise değil, finans piyasaları da bu şokun müşterisi. Tolokonnikova’nın imajı, pankart ve pankarta benzetilmiş NFT, galeride asılı ikon ve cüzdandaki token arasında gidip geliyor; beden ve travma, blokzincir üstünde dolaşan bir varlık sınıfına ekleniyor, travmayı tokenize eden performans sanayii dediğin tam da böyle bir şey.

Hücreyi galeriye, travmayı ürüne çevirmek

Tolokonnikova yeni kuşak röportajlarında, hapishane deneyimini Berlin’de Wanted adlı sergide, cezaevi hücresini yeniden kurarak işliyor (🔗). Hücre replikası, üzerinde ikonografik işler, Putin’in aranan suçlu gibi resmedildiği afişler, ziyaretçinin görebileceği ama aynı zamanda parasını verip koleksiyonuna katabileceği işler haline geliyor. Berlin, aktivizmin değil, travma ekonomisinin sermaye şehri gibi işliyor; birinin bedeni, diğerinin kavramları; aynı pazarın ürünleri gibi dolaşıma giriyor.

Los Angeles’ta MOCA’da POLICE STATE isimli performans enstalasyonu ise cezaevi hücresini bu kez ABD’de yeniden kuruyor (🔗). Tolokonnikova, günlerce bu hücrede kalıp hem kendi geçmişine referans veriyor hem de ABD’deki göçmen baskınları, Ulusal Muhafızların sokaklara sürülmesi gibi olaylara gönderme yapıyor; sergi, tam da bu baskınlar nedeniyle kapanınca Police State exhibit closed due to the police state diye sosyal medyada poz veriyor.

Bu performanslar kuşkusuz otoriter rejimlere ve polis şiddetine karşı bir eleştiri içeriyor. Ama aynı anda bir başka gerçek daha çıplak: Rusya’da cezaevinde geçen iki yılın travması, burada biletle girilen, katalogla satılan, sponsorlarla dolaşan bir paket. Moskova’daki koloni, Los Angeles’taki müzenin konsept odasına dönüştüğünde, acının estetiğe, estetiğin metaya dönüşme süreci tamamlanıyor; etini satan sanat, beynini satan filozof tablosu dört dörtlük kuruluyor.

Bir de bu tabloya OnlyFans ekleniyor. Tolokonnikova, Guardian’a verdiği söyleşide hem Berlin’deki sergisini, hem Putin’e karşı öfkesini, hem de OnlyFans hesabı açmasını aynı anlatının parçaları olarak sunuyor; aktivizmi sürdürebilmek için para kazanmanın yollarından biri olarak gösteriyor (🔗). Voina döneminde kamusal seks, kapitalist aile ideolojisine saldırıydı; bugün dijital platform kapitalizminin göbeğinde benzer beden, aboneliğe dayalı erotik içerik modeliyle satılıyor; isyanını merch yapmış, sapıklığını TED talk’a çevirmiş kuşak mantığı burada tescillenmiş oluyor.

Müze performansında devlete inat kamusal seks yapan beden, artık hem NFT’de, hem galeride, hem de OnlyFans’ta mükerrer biçimde aynı şey için, şok ve dikkat için kullanılıyor; travma paket, teori ambalaj; aynı ürün gibi dolaşıyor.

Los Angeles konuşması: teorik sapkınlıkla bedensel marka yan yana

Bu zeminde Los Angeles’ta kaydedilen Tolokonnikova–Žižek sohbeti, tam al takke ver külah kıvamında bir sahne olarak okunuyor. Açılışta sıcak stüdyo, quickie lafı, seks metaforu üzerinden hızlı entelektüel ilişki esprisi; pembe ortodoks haç ve Hate Fuck klibinden bahseden Nadya; hemen ardından fuhuş, analist ücreti, genelev hikâyeleri anlatan Žižek.

Tuvaletli fotoğraf üzerinden pislik fantazisi açılıyor, Tolokonnikova ceza kolonisindeki iğrenç banyo koşullarını ve açlık grevinin başladığı noktayı anlatıyor, Žižek bu sahici riski gerçek açlık grevi mi, akşam gizli gizli bir şey yedin mi tarzı sadist merakla sulandırıyor. Stalin’in kürtaj yasağından, Beria’nın kaçırdığı kadınlardan, Sovyet döneminin çarpık seks–şiddet arşivinden bahsederken de aynı ton sürüyor: tarih, sapık hikâyeler koleksiyonuna indirgeniyor; hapishane fetişiyle mastürbasyon yapan düşünce halini alıyor.

Konuşmanın ortasında Tolokonnikova kendi dinini, ikonlara yazdığı sloganları, God’s Left şarkısını, ateist ama kutsal imgelerle oynayan pozunu anlatıyor; Žižek bunu memnuniyetle kendi Hristiyan ateizmi hattına ekliyor. Biden yemin töreninde sandalyede oturan Bernie fotoğrafı, gerçek radikal ikon örneği diye gündeme geliyor; ikon, mem, imaj, beden ve slogan tek paket haline geliyor. Politik strateji yok, örgütlenme yok, sınıf yok; ikon var, fetiş var, fotoğraf var; tam anlamıyla içerik porno, biçim panel hissi veriyor.

Finale doğru libido iyice yüzeye çıkıyor. Tolokonnikova, çatlaklara inandığını söyleyince Žižek kelime oyunu yapıp cracksin diğer anlamına kayıyor, ardından Nadya’nın güzelliği ve zekâsı hakkında uzun uzun konuşuyor, normalde zeki kadınlar çirkin olur, sende ikisi bir arada kıvamında klasik yaşlı erkek övgüsüne düşüyor, ardından seni gizlice yatağa atmaya çalışan bir sapık değilim diye sözde öz eleştiri yapıyor ama aslında tam da o rolü sahneliyor.

Tolokonnikova burada ben nesneleştirilmeyi seviyorum gibi cevaplar verince, Žižek bunu Marx’a bağlayıp bu tam komünist cevap diye kutsuyor. Kadın bedeninin kamera karşısında nesneleştirilmesi, erkek filozof tarafından teorik kategorilerle aklanıyor; hem cinsiyetçi bakış hem de kapitalist şov, Marx göndermesiyle yıkanıp paklanıyor; ortaya kolektif mücadeleyi değil şahsi markayı büyüten gösteri ortakları çıkıyor.

Sonuçta video, hapishane travmasının, politik sadakatin, Stalin ve Putin eleştirisinin, din ve ateizm tartışmasının, cinsellik, klozet ve OnlyFans laflarıyla iç içe geçtiği bir sapıklık kolajı. Burada ne Nadya saf bir kahraman, ne Žižek radikal bir teorisyen; ikisi de birbirinin malzemesi. Biri travma ve beden, diğeri teori ve anekdot sağlıyor; ortaya tam bir travma pornosu işbirliği görünümü veren al gülüm ver gülüm koalisyonu değil, daha derin bir çapraz sapkın ortaklık çıkıyor.

Batı’nın radikal Rus kız fantazisi ve Žižek’in rolü

Pussy Riot ve Tolokonnikova üzerine yazılan pek çok analiz, Batı medyasının onları ABD’nin riot grrrl mirasının Rus versiyonu gibi sunup yerel bağlamdan kopardığını, böylece Rus feminist ve sol muhalefet içindeki daha anonim, kolektif mücadeleleri görünmez kıldığını vurguluyor (🔗).

Tolokonnikova’nın hikâyesi bu fantazi için biçilmiş kaftan: Kuzey’den gelen genç, renkli, küfürbaz, dini yerle bir eden, devlete kafa tutan kadın. Hem Putin karşıtlarının gönlünü okşayan, hem liberal feministlerin kendini iyi hissetmesini sağlayan, hem de sanat piyasasının politik içerikli butonunu dolduran bir figür. Yani aynı anda hem radikal, hem egzotik, hem satılabilir; tam anlamıyla kültür endüstrisinin sağlı sollu sapık sözcüleri için ideal vitrin.

Žižek’in övgüleri bu fantaziyi pekiştiriyor. Onu Gerçek blasphemy’nin temsilcisi ilan etmek, cesur bedenini ortaya koyan azize gibi konuşmak, Tolokonnikova’yı eleştirmekten çok kutsuyor. Böylece figür, Batı solunun vicdanını rahatlatan, Rusya’da hâlâ direnenler var, hem de kadınlar, hem de punk diye iç geçirilebilen bir süper kahramana dönüşüyor. Bu dönüşüm, Rusya’daki binlerce isimsiz mahkûmu, sendikacıyı, solcuyu, feminist örgütleyiciyi gölgeye itiyor; aynı kazanın faresi bunlar dedirtecek kadar tektipleştirici bir temsil üretiliyor.

Tolokonnikova da bu fantaziyi kullanmayı biliyor. Mektuplarını, röportajlarını, sergilerini, NFT’lerini hep bu imge etrafında kuruyor; Berlin’de, Los Angeles’ta, San Francisco’da, Pride etkinliklerinde, kripto konferanslarında aynı figür, farklı platformlarda tekrar tekrar sahneleniyor. Žižek ise kendi tarafında, bu figürü kavramlarla çerçeveleyip üzerinden tekrar meşhur oluyor; ben seni ikonlaştırayım, sen beni radikal göster anlaşması kokusu buradan geliyor.

Aynı bataklığın iki yüzü: neden al birini vur ötekine

Žižek’in Pussy Riot’ı ve özellikle Tolokonnikova’yı övmesinin sebebi, tutarlı bir politik analiz değil; sapkın fantazisiyle birebir örtüşen bir beden ve hikâye bulmuş olması. Müzedeki sahneden katedral baskınına, cezaevinden OnlyFans’a, NFT’den MOCA’daki hücreye kadar her adım, onun pislik, acı, feda, küfür, din ve devrim takıntılarını besleyen yeni malzemeler sunuyor; ortaya aynı bokun laciverti ekolü çıkaran bir tekrar döngüsü yerleşiyor.

Tolokonnikova açısından bakıldığında ise Žižek’in ilgisi, Batı düşünce dünyasında güçlü bir amplifikatör işlevi görüyor. Onun mektuplarını kitaplaştırması, metinlerini yorumlaması, videolarda karşılıklı şakalarla parlatması, Tolokonnikova markasını hem politik hem estetik açıdan daha da yüksek bir rafa yerleştiriyor; Lacancı sapıklık × kripto–ikon sapıklığı karması böyle tamamlanıyor.

Bu tam anlamıyla menfaat nikâhı kıymış bunlar denilebilecek bir ilişki. Kadın aktivistin acısı, erkek teorisyenin kariyerine yakıt oluyor; erkek teorisyenin övgüsü, kadın aktivistin markasını güçlendiriyor. Birinin radikal teori diye anlattığı şey, diğerinin radikal performans diye sattığı paketle birleşip aynı gösteri ekonomisine hizmet ediyor; ortaya aynı bataklığın iki kurbağası izlenimi veren bir tablo çıkıyor.

Dolayısıyla “Žižek neden Pussy Riot’u övüyor, Nadya’yla program yapıyor, onu örnek Stalinist diye sunuyor, saçmalık değil mi?” sorusunun cevabı, çelişkili ama derin teorik gerekçeleri var gibi yaldızlı bir cümlede değil. Bu ilişki, baştan aşağı sapkın bir alışveriş. Devlet şiddetiyle yaralanmış gerçek beden, ekran karşısında şehvetle anlatılan tuvalet ve fuhuş hikâyeleriyle harmanlanıyor; açlık grevi, Stalin ve Beria anekdotları için dekor oluyor; cezaevi hücresi, Los Angeles’ta sergi mekânı ve sosyal medya malzemesi haline geliyor.

Müzedeki ilk performansta ne varsa, bugün de aynı: bedenin ve travmanın politik jest diye ortaya atılıp, hemen ardından medya, teori, sanat piyasası ve kripto pazarında alınıp satıldığı bir düzen. Bu düzende ne köklü bir anti kapitalist strateji ne de tutarlı bir devrimci etik var. Ortada bir bataklık var; Tolokonnikova bunun beden tarafını, Žižek ise teori tarafını oynuyor. Farklıymış gibi görünen bu iki figür, aslında aynı gösterinin çift taraflı rezilliği; al birini vur ötekine.

5 Yorum

Filed under Suni muhaberat