Haymatlos Krizi

Türk/Avusturya Haymatlos Krizi (2017-2018)

Siyasetin, hukukun ve bürokrasinin kesişim kümesinde sıkışıp kalan binlerce insanın hayatını bir anda hukuki bir boşluğa sürükleyen son derece karmaşık bir vakayı Haymatlos krizini mercek altına alıyoruz. Analize başlamadan önce temel bir kavramı netleştirmemiz gerekiyor. Haymatlos. Almanca kökenli bu kelime vatansız anlamına geliyor ve anlatacağımız hikayenin tam merkezindeki o derin hukuki boşluğu, o kimliksizlik halini tanımlıyor. Peki bu süreci nasıl ele alacağız? Önce her şeyi mümkün kılan o keskin yasal çerçeveye bakacağız. Ardından siyasetin bu mekanizmayı nasıl tetiklediğini göreceğiz. Sonrasında bürokrasinin yarattığı kör düğümü, yüksek mahkemenin bu düğümü nasıl kestiğini ve nihayetinde tüm bu sürecin geride bıraktığı insani enkazı inceleyeceğiz.

İlk bölümle başlayalım. Yani tüm bu krize zemin hazırlayan o tavizsiz yasal yapıya, Avusturya’nın vatandaşlık yasasına. Sistemin omurgası aslında tek ve çok net bir ilkeye dayanıyor. Avusturya prensip olarak çifte vatandaşlığa izin vermez. Yani aynı anda hem Avusturya’nın hem de bir başka devletin vatandaşı olmanız sistemin doğasına aykırı. İşte yasanın en mekanik ve en acımasız tarafı tam olarak bu. Süreç şöyle işliyor. Bir yabancı Avusturya vatandaşlığına geçtiğinde önceki vatandaşlığını bırakmak zorunda. Eğer daha sonra Avusturya makamlarından resmi bir izin almaksızın eski veya yeni bir yabancı vatandaşlığı yeniden kazanırsa sonuç anında ve otomatiktir. Bir mahkeme kararına, bir soruşturmaya gerek kalmaz. Kanun o anda Avusturya vatandaşlığının kaybedildiğini hükme bağlar. Bu bir ceza değil, hukuki bir sonuçtur.

Peki bu katı yasal çerçeve yıllardır yürürlükteyken ne oldu da birdenbire on binlerce insanı etkileyen bir krize dönüştü? İşte burada devreye siyaset giriyor. Zaman çizelgesi fitilin nasıl ateşlendiğini çok net gösteriyor. 2016 ve 2018 yılları arasında Avusturya ile Türkiye arasındaki siyasi tansiyon tırmanıştaydı. İşte bu gergin atmosferin tam ortasında 2017 baharında yetkililerin eline on binlerce isimden oluşan bir Türk seçmen listesi ulaştı. Bu liste bir kıvılcımdı ve sadece bir ay sonra Mayıs 2017’de bu listeyi temel alan devasa idari soruşturmalarla büyük bir yangına dönüştü. Operasyonun ölçeğini anlamak için şu rakama bakalım. 66.382. Bu sadece Viyana’daki yetkililere soruşturma başlatılması için gönderilen listedeki veri satırı sayısı. Her bir satır potansiyel bir yasa dışı çifte vatandaş olarak görüldü ve binlerce insanın hayatı bir anda şüphe altına girdi.

Şimdi bu devasa soruşturmanın hedefe konan bireyler için nasıl neredeyse aşılamaz bir bürokratik labirente dönüştüğünü inceleyelim. Devletin yaklaşımı hukuki olarak son derece sorunlu ama bir o kadar da basitti. Madem adın bu listede o halde sen Türk vatandaşısın. Eğer değilsen bunu ispatlama yükümlülüğü sana ait. Yani ispat yükü tamamen bireyin omuzlarına yıkılmıştı. Ve işte sistemin kilitlendiği nokta tam da burası. Yüksek mahkeme kararında da belirtildiği gibi iki ülke arasındaki veri paylaşımı anlaşması 2010’da sona ermişti. Bu ne demek? Avusturya devletin bir kişinin gerçekten Türk vatandaşı olup olmadığını Türk makamlarına resmi olarak sorup teyit etme imkanı yoktu. Bu yüzden de topu tamamen bireye atıyordu. Bürokratik kördüğümün kalbinde ise bu ayrım yatıyordu. TC kimlik numarası aktif vatandaşlığın ve oy kullanma hakkının bir kanıtıyken mavi kart tam tersine bir kişinin Türk vatandaşlığından kendi isteğiyle çıktığını yani artık vatandaş olmadığını belgeleyen resmi bir evraktı. Yetkililer bu iki temel statü arasındaki ayrımı ya yapamadılar ya da yapmak istemediler ve mavi kart sahibi eski vatandaşları bile potansiyel şüpheli olarak gördüler.

Binlerce insan vatandaşlıklarını kaybetme ve bir gecede Haymatlos olma tehlikesiyle yüzleşirken bu devasa idari süreç nihayetinde ülkenin en üst yargı merceğinin Anayasa Mahkemesinin önüne taşındı. Mahkemenin 11 Aralık 2018 tarihli kararı tüm süreci temelinden sarstı. Anayasa Mahkemesi çok net bir şekilde şunu söyledi. Elinizdeki bu seçmen listesi tek başına birinin vatandaşlığını elinden almak için hukuken yeterli ve geçerli bir delil değildir. Mahkemenin mantığı şuydu: Kaynağı belirsiz, doğruluğu şüpheli bir listeyi mutlak gerçek kabul edip devlet olarak kendi ispat yükümlülüğünüzden kaçamazsınız. Yani listede adım var o zaman suçlusun şeklindeki o basit ve hatalı mantık en üst mahkeme tarafından hukuken geçersiz kılındı.

Anayasa Mahkemesi’nin kararı kitlesel vatandaşlık iptallerine bir set çekti. Ancak bu karar o ana kadar bürokrasinin çarkları arasına sıkışmış ve hukuki statüsünü çoktan kaybetmiş olanlar için sorunu ortadan kaldırmadı. Vatansız kalmanın somut sonuçları gerçekten yıkıcı. Geçerli bir pasaportunuzun veya kimliğinizin olmaması demek yasal olarak çalışamamak, eğitim alamamak, sağlık hizmetlerinden faydalanamamak, banka hesabı açamamak, hatta ülke içinde bile serbestçe hareket edememek demek. Kısacası modern toplumun dışına itilmek demek. İşte sistemdeki en büyük boşluk belki de bu rakamda gizli sıfır. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin de belirttiği gibi bugün Avusturya’da bir kişinin vatansız olup olmadığını resmi olarak tespit edecek ve bu kişiye bir statü tanıyacak özel bir yasal prosedür bulunmuyor. Bu sistemsel boşluk insanları absürt bir duruma sokuyor. Mülteci olmadıkları halde sırf hukuken var olabilmek, temel haklara erişebilmek için kendileri için tasarlanmamış olan sığınma sistemine başvurmak zorunda kalıyorlar. Bu adeta yasal bir hiçlikten kaçış çabası.

Sonuç olarak Haymatlos krizi bizi son derece derin ve felsefi bir soruyla karşı karşıya bırakıyor. Devletin kayıtları sizin için sustuğunda, bürokrasi sizi yok saydığında bir insan olarak var olduğunuzu nasıl kanıtlarsınız?

1 Yorum

Filed under Suni muhaberat

One response to “Haymatlos Krizi”

  1. Geri bildirim: Nümerik Söylemler 🤖✍️ | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER