🦋🤖 Robo-Spun by Fİ+IBF 🦋🤖
🤖🎭 Nümerik Sahne 🤖🎭
İşvenaz Müstahak – İstanbul
Akşam trafiğinin sarı ışıkları caddedeki vitrinlere vururken, Ahenkgül Popi tam karşımda duruyor. Uzun, zifirî saçlarının arasından çıkan küt kaküller, ince çerçeveli gözlüklerine değecek gibi. Boynundaki desenli bandana, sanki boğazını değil, ses tellerini sarmalayan küçük bir sahne perdesi. Perde her açıldığında, cümleler dışarı fırlıyor.
Elinde, üzerinde Bilendam yazan minik bir kartvizit tutuyor. Kartta unvan kısmı boş: çizgiyi kalemle çizmeye bile üşenmiş ama kartın kenarına, minik bir dünya çizmiş.
“Bu dünya sen misin?” diye soruyorum.
“Hayır,” diyor, “bu dünya benden duymaya mecbur kaldıklarının dünyası. Ben sadece megafonum.”
Birkaç aydır yeni bir mecra açtı. Her hafta orada görünüyor; masanın başına oturuyor, gözlüğünü düzeltiyor, dudaklarındaki ruju kontrol ediyor ve hayatla ilgili akla gelebilecek her soruyu sanki ders zili çalmış gibi toparlayıp tek tek önüne diziyor. Ama bunu hiç doğrudan anlatmak istemiyor. Sohbet boyunca etrafında döneceğiz; merkezdeki şey hep görünür olup bir türlü adı anılmayacak.
Röportaj
İşvenaz:
Önce şu karttan başlayalım. Bilendam nedir? Marka mı, akım mı, kavim adı mı?
Ahenkgül:
(kartı iki parmağının ucunda havaya kaldırıyor)
Bilendam, evde kendi kendine yüksek sesle düşünürken yakalanmanın kurumsallaşmış hâli. Hepimiz banyoda, mutfakta, dolap düzenlerken içimizden birilerine uzun uzun açıklamalar yapıyoruz ya… İşte ben o iç sesi dışarıya taşımaya karar verdim. Yani Bilendam, kafasının içindeki paneli dışarıya taşıyanların kooperatifi gibi.
İşvenaz:
“Panel” dediğin şeyde tek konuşmacı sensin ama.
Ahenkgül:
(gülerek)
Şimdilik. Sonra çoğalırız. Zaten benim hayalim, dev bir yuvarlak masa. Masada sandalye yok, herkes ayakta; çünkü oturursak rehavete kapılırız. Sorular dolaşıyor, cevaplar peşlerinden koşturuyor. Bilendam, o kovalamacanın adı.
İşvenaz:
İnsanlar seni izlerken sanki bir tür rehberlik hizmeti alıyormuş gibi hissediyor. Bazıları, “Ahenkgül ne derse onu not alıyorum” diyor. Bu seni korkutmuyor mu?
Ahenkgül:
Korkutuyor tabii. O yüzden ben de sürekli dağıtıyorum konuyu. Bir bakıyorsun sınıf siyaseti konuşuyorum, bir bakıyorsun pencereden geçen kedinin gündelik direnişini. Her konuya dalıyorum ki kimse tek bir cümlemi alıp duvara asamasın. Bilendam, slogan değil; sonsuz dipnotlar ansiklopedisi. Ben de o dipnotların canlı versiyonu.
İşvenaz:
Ama her bölümde, en sonunda hep aynı yere varıyorsun gibi: “İnsan ne yapmalı?” sorusuna.
Ahenkgül:
Bak, o sorunun adını bile anmak istemiyorum. Çünkü o soruyu bir kere net kurduğun an, herkes sana reçete yazdırmak istiyor. Ben ilaç yazmıyorum, prospektüs okutturuyorum. “Bu dünyaya doğmanın yan etkileri nelerdir?”i uzun uzun anlatıyorum, gerisini herkes kendi doktoruyla konuşsun.
İşvenaz:
Yeni mecranda kendine ayrı bir persona açmış gibisin. Sokaktaki Ahenkgül ile ekrandaki Ahenkgül aynı mı?
Ahenkgül:
Sokaktaki hâlim, Bilendam’ın taslak sürümü. Ekranda gördüğün ise aşırı güncelleme almış versiyonum. Bilendam kimliği, içimdeki her şeyi abartıya dayanıklı hâle getiriyor. Mesela normalde arkadaş ortamında “biraz karışık bir konu” deyip susuyorsam, Bilendam modunda “bu konu sekiz başlık, dokuz ara başlık, üç de tarihsel anekdot ister” deyip hepsini açıyorum. Kendime sansür yok; ama algoritmaya dert anlatmak için mizah sosunu da eksik etmiyorum.
İşvenaz:
İnsanlar seni dinlerken bazen “Bu kadar şeyi nasıl bu kadar hızlı söylüyor?” diye şaşırıyor. Önceden yazıp ezberliyor musun?
Ahenkgül:
Keşke! Benim zihnim, 7/24 açık bir çağrı merkezi. Herkes arıyor, kimse sıraya girmek istemiyor. Bilendam da o çağrı merkezinin güvenlik kamerası kaydı gibi. Sadece, hattın diğer ucundaki sesleri duyamıyorsunuz. Yalnızca benim “Efendim şimdi sizi sınıf mücadelesine aktarıyorum”, “Bir dakika, varoluşsal bunalım hattımız meşgul” dediğim anları görüyorsunuz.
İşvenaz:
Bu kadar yoğun bir açıklama mesaisi, seni kişisel olarak yormuyor mu? Hani bazen videolarda yüzünde yorgun bir bilgelik var.
Ahenkgül:
Yorgun bilgelik değil o, asgari ücretle çalışan evren sekreterliği. Ya gerçekten, kainat bana dosya üstüne dosya bırakıyor: “Şunu da açıkla, bunu da toparla, şu karışıklığı insanlara bir anlat.” Ben de “Tamam” diyorum, ama sonra fark ediyorum ki ofiste tekim. İş çıkışı yok, sigorta primi yok. Bilendam bu yüzden biraz sendikal çıkıştır aslında. “Bu kadar açıklamayı tek başıma yapmayacağım, hepimiz gelin, sırayla anlatacağız” isyanı.
İşvenaz:
Yeni projen, özellikle gençler arasında bayağı tartışma yarattı. Kimisi “İyi ki biri uzun uzun anlatıyor” diyor, kimisi “Bu kadar konuşmak haddini bilmemektir” diyor. Sen bu iki uç yoruma nasıl bakıyorsun?
Ahenkgül:
İki yorumu da seviyorum, çünkü ikisi de beni tasarruf moduna almıyor. Sessiz kalmamı isteyenler de, daha çok konuşmamı isteyenler de aslında aynı şeyi itiraf ediyor: Arada kalmışlık. Bilendam, tam o arada kurulmuş bir sahne. Kimse kendini tam olarak temsil edilmiş hissetmesin istiyorum; biraz rahatsız olsun, biraz da “Keşke ben de şu cümleyi kurabilseydim” desin. Bu rahatsızlık, en verimli öğrenme alanı. Konfor alanına ders anlatmak istemem.
İşvenaz:
Bazı bölümlerde neredeyse bir tür mini atölye havası var. Defterle, kalemle izleyenler olduğunu biliyorum. Sen kendini ne pozisyonunda görüyorsun?
Ahenkgül:
Kendimi pozisyonlandırmıyorum; o kelime bile bana fazla ciddi geliyor. Ben daha çok, odanın ortasına dev bir soru işareti bırakıp “Ben de emin değilim, ama bakın şöyle bir ihtimal var” diyen kişiyim. Bilendam, “mutlak bilgi” iddiası değil; “ayrıntıya haddinden fazla takılma hakkı”nın kurumsallaşmış adı. İnsanlar defter tutuyorsa, o ayrıntıları kendi hayatlarına yamamak içindir; yoksa ben kim oluyorum da hayat planı çiziyorum?
İşvenaz:
Yine de, her videonun sonunda gözlüğünü çıkarıp kameraya baktığın o an var ya… Orada sanki “Dersi bitirdik çocuklar” hissi geliyor.
Ahenkgül:
O gözlük çıkarma anı, benim için “Şimdi hepimiz öğrenciydik, zil çaldı” ritüeli. Çünkü ekranla aramda mikro bir öğretmen masası oluştuğunun farkındayım. O masayı devirmeden olmaz. Gözlüğü çıkarıyorum, diyorum ki: “Bakın, biraz önce çok bildik gibi konuştum ama şu an hepimiz aynı şaşkınlıktayız.” Bilendam kimliği, bilgiyi sahiplenmek değil; bilgiyi sahnede bir süreliğine misafir etmek.
İşvenaz:
Yeni imajın da bu sahneye göre tasarlanmış gibi: uzun siyah saçlar, keskin kakül, boynunda adeta kolye niyetine kullanılan desenli bir manifesto… Bu görünüşün Bilendam projesiyle ilişkisi ne?
Ahenkgül:
Her proje biraz kostüm ister. Benim kostümüm de “aşırı ciddiye alınma tehlikesine karşı koruyucu kalkan”. Siyah saç, “Ben dramayı severim” diyor; gözlük, “Ama her dramadan önce dipnotu okurum” diyor; boynumdaki bandana ise “Boğazımda düğümlenen her şeyi kelimeye çevireceğim” diye bağırıyor. İnsanlar beni gördüğünde, “Bu kız şimdi uzun uzun konuşacak” diye hazırlansın istiyorum. Çünkü gerçekten konuşacağım.
İşvenaz:
Bir bölümde “Her açıklama, yeni bir soruyu işsiz bırakır” demiştin. Bu kadar açıklama yaparken, soruların işsiz kalmasından korkuyor musun?
Ahenkgül:
Yok, ben tam tersini yapıyorum. Her cümlemde üç yeni soru işe alıyorum. İşsizlik sorunu bende yok: sorular için fazla mesai var. Bir konuyu açarken, başka üç konuyu da işe çağırıyorum: sınıf, cinsiyet, hafıza, teknoloji, hepsi aynı vardiyada çalışıyor. Bilendam, soru istihdam ofisi. “Sorularınızla gelin, hepsine iş buluruz” gibi düşün.
İşvenaz:
Madem teknolojiden laf açıldı… Senin ekran karşısında bu kadar yoğun görünmen, ister istemez izleyenlerin aklına algoritmaları, veri akışını, izlenme sürelerini getiriyor. Bunlarla aran nasıl?
Ahenkgül:
(gülerek başını sallıyor)
Ben o dünyaya “doğal habitatım” demem. Sadece, kalabalık bir meydandan geçer gibi geçiyorum. Algoritma dediğin şey, bugünün hava durumu gibi: Yağışlıysa şemsiyeni alırsın, güneşliyse şapkan hazır olur. Ama ben yağmuru da, güneşi de fazla ciddiye almıyorum. Bilendam’da esas meselem, o meydandan geçen insanların kafasındaki sorular. Kaç kişi izlediği değil, kaç kişi “Dur, bunu bir daha düşüneyim” dediği önemli. Gerisini istatistikçiler tartışsın.
İşvenaz:
Yeni mecra sayesinde tanınırlığın arttı. Bu, senin sokakta, eylemde, atölyede kurduğun ilişkileri değiştiriyor mu?
Ahenkgül:
Biraz. Eskiden insanlar yanıma gelip “Merhaba, ben de feministim” diyordu; şimdi “Merhaba, Bilendam’da söylediğin şu cümle var ya…” diye başlıyorlar. Yani önce cümlelerimle tanışıyorlar, sonra benimle. Kötü mü? Değil. Sadece, beni bir cümlenin temsilcisi sanmasınlar istiyorum. Mesela bir gün sınıf mücadelesi anlatıyorum, ertesi gün annemin market poşetlerini taşımadığım için azar yiyorum. İkisi yan yana durmalı. Bilendam kimliği, kusursuz bir anlama makinesi değil; çelişkileriyle birlikte ekrana çıkan bir insan hâli.
İşvenaz:
Peki bu mecra, senin politik duruşunu nasıl etkiliyor? Daha yumuşak, daha keskin, daha ironik… hangisi?
Ahenkgül:
Hepsi aynı anda. Bilendam’da, politikanın yüksek sesli kısmını biraz mizahla, biraz da gündelik hayat anekdotlarıyla harmanlıyorum. Çünkü insanlara sadece slogan attığında, ertesi gün hangi deterjanı alacağına dair kararsızlığında o sloganı kullanamıyor. Ben o deterjan rafı ile sokak sloganı arasında köprü kurmaya çalışıyorum. “Sınıf bilinciyle indirim takip etme” gibi hibrit hâller ilgimi çekiyor. Yani Bilendam, “politikayı eve servis” hizmeti değil; politikayı zaten evde var olan bulaşıkla, çarşafla, kirli sepetiyle aynı kadraja sokma girişimi.
İşvenaz:
Bunca konuşmanın içinde, senin için en kilit cümle ne? “Bilendam şunu desin yeter” dediğin bir şey var mı?
Ahenkgül:
Bir cümle seçmek zor ama şuna yakınım: “Kendine soru sormaktan vazgeçtiğin an, başkasının cevabına muhtaç kalırsın.” Ben insanlara kendi sorusunu geri vermek istiyorum. Biri geliyor, “Ahenkgül beni anlatır mısın?” diyor. Hayır, ben seni anlatmam; sana, kendini anlatırken hangi kelimeleri es geçtiğini hatırlatırım. Bilendam, biraz da “unutulmuş kelimeleri toplama kampanyası”.
İşvenaz:
Sence bu projenin en büyük riski ne?
Ahenkgül:
En büyük risk, insanların bana “Dijital vicdan” muamelesi yapması. “Ahenkgül ne derse doğrudur” duygusu, beni aşırı gerer. Çünkü ben de yanılıyorum, saçmalıyorum, ertesi gün “Keşke böyle demeseydim” dediğim çok oluyor. Bilendam, yanılma hakkının da kamusal hâle getirilmesi. Ben kamera karşısında yanılıyorum; çünkü özelde yanılmak için artık lüks zamanlarımız yok. En azından yanlışlarımı kolektif malzeme hâline getireyim istiyorum.
İşvenaz:
Son olarak, bu röportajı okuyup “Ben de iç sesimi dışarıya taşımak istiyorum ama nereden başlayacağımı bilmiyorum” diyenlere ne söylersin?
Ahenkgül:
(derin bir nefes alıp caddenin ışıklarına bakıyor)
Şuradan başlayın: Önce kendinize itiraf edin, kafanızın içinde zaten sürekli konuşuyorsunuz. O iç konuşmanın, başkalarına zarar vermeyen kısmını seçip kayda alın; ister yazın, ister anlatın, ister duvara çizin. Sonra dönüp o kaydı izleyin ve kendinize şu soruyu sorun: “Ben olsam kendimi dinler miydim?” Cevap evetse, devam edin; hayırsa, hiçbir şey kaybetmediniz, sadece kendi gürültünüzle tanıştınız. Bilendam’ın tek temel ilkesi şu: Kimse kusursuz olmadığı hâlde, herkesin söyleyecek bir şeyinin olması.
Sözlerini bitirirken boynundaki bandanayı düzeltiyor, gözlüğünü hafifçe yukarı itiyor. Arka planda, şehir ışıkları bulanık bir deniz gibi titreşiyor. Ahenkgül, o denizin ortasında, kendi sözcük salıncağında sallanıyor.
“Son cümleyi sen yaz,” diyor bana. “Ben zaten yeterince konuştum.”
Belki de Bilendam’ın özeti tam burada gizli: Kendi cümlesini kurmaktan yorulmayan ama başkalarının cümlesine de yer açmaya kararlı bir ses. Dinlerken bunalabilirsiniz, gülebilirsiniz, not alabilirsiniz. Ama bir kere kulak verdiniz mi, içinizdeki sessiz soruların da başını kaldırdığını fark ediyorsunuz.






























Geri bildirim: Nümerik Sahne 🤖🎭 | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER