Psikanaliz Sorusu

Alaylı Analiz Meselesi (1926) — Sigmund Freud

Sigmund Freud bilirsiniz psikanalizin babası bir gün kendi kurduğu alanın en temel direklerinden birini sorgulayan oldukça kışkırtıcı bir soru ortaya attı ve bu soru bugün bile psikoloji dünyasında ciddi ciddi yankılanmaya devam ediyor. Gelin şimdi bu sorunun ne olduğuna ve Freud’un verdiği o şaşırtıcı cevaba daha yakından bakalım. İşte bütün meselenin kalbi tam olarak bu soru. Zihni iyileştirmek için neşter tutmayı bilmek mi gerekir yoksa ruhun dilini anlamak mı? Yani psikanaliz sadece tıp doktorlarının tekelinde mi olmalı? Freud’un bu soruya verdiği cevap kendi zamanındaki tıp otoritelerini resmen yerinden oynatmıştı. Freud’un vardığı o çarpıcı sonucu tam olarak anlayabilmek için onun düşünce dünyasında dört adımlık bir yolculuğa çıkmamız gerekiyor. Önce kelimelerle tedavinin ne anlama geldiğine bakacağız. Sonra zihnin yeni bir haritasını çıkaracağız. Bir nevrozun nasıl doğduğunu göreceğiz ve en sonunda da Freud’un bu konudaki nihai kararını öğreneceğiz. Öyleyse hadi başlayalım.

Kimin analiz yapabileceğini tartışmadan önce analizin tam olarak ne olduğunu anlamamız şart ve her şey ilk bakışta şaşıracak kadar basit bir eylemle başlıyor. Evet, hepsi bu. Gerçekten de bu kadar. Psikanalizin merkezinde sadece ve sadece konuşma var. Ne bir ilaç, ne bir cerrahi alet. Bütün tedavi analist ve hasta ile olan diyalogdan ibaret. Zaten bu yüzden ona konuşma tedavisi deniyor ya. Ama sakın sadece konuşma diyerek bu eylemi küçümsemeyin. Freud bu konuda bizi uyarıyor. Ona göre sözler adeta kadim bir sihir gücüne sahiptir. En derin yaraları açabilir ve en büyük hazları yaşatabilir. Bu da bize terapötik süreçte dilin ne kadar muazzam, ne kadar dönüştürücü bir güç olabileceğini gösteriyor. İşte tam da bu yüzden psikanaliz mesela bir günah çıkarma seansı gibi değildir. Günah çıkarırken zaten bildiğiniz şeyleri anlatırsınız. Analizde ise amaç bambaşkadır. Sizin bile bilmediklerinizi yani bilinç dışınızın o derinliklerinde yatanları yüzeye çıkarmaktır. Analizi diğer her şeyden ayıran şey de işte bu arayıştır.

Peki bu sürekli bahsettiğimiz bilinç dışı dediğimiz yer nasıl bir yapıya sahip? İşte burada Freud’un o devrimci zihin haritası devreye giriyor. Freud ruhsal aygıt adını verdiği bu yapıyı üç ana bölüme ayırarak zihnin iç işleyişini anlamaya çalışıyor. Bu yapının en altında zihnimizin en ilkel en ham kısmı olan id’dir. Freud’un Almanca ‘o’ anlamına gelen Es dediği bu katman en temel içgüdülerimizin kaynadığı kaotik bir kazan gibi. İd için mantık ya da ahlak diye bir şey yoktur. Sadece hemen şimdi tatmin edilmesi gereken bitmek bilmeyen arzular vardır. E idin bu dizginsiz taleplerini birinin yönetmesi, birinin dizginlemesi gerekiyor değil mi? İşte o arabulucu da ego yani Almancada ben anlamına gelen Ich. Ego gerçeklikle temas kuran, mantık yürüten ve idin o fırtınalı arzularını dış dünyanın kurallarına uydurmaya çalışan parçamızdır. Bu ikisi arasındaki ilişkiyi bir savaş meydanı gibi düşünebiliriz. İd cephe gerisindeki kaotik ve sürekli birbiriyle çelişen emirlerin kaynağıdır. Ego ise dış dünya ile yüzleşen ön saflardaki komutandır. Tutarlı olmak, organize hareket etmek ve gerçekliğe göre kararlar almak zorundadır.

Peki bu içsel mekanizma bozulduğunda ne olur? İd ve ego arasındaki o hassas denge sarsıldığında psikolojik acılar nasıl ortaya çıkar? Gelin şimdi bu zihin haritasını kullanarak bir nevrozun doğum anına tanıklık edelim. Freud’a göre her şey erken çocuklukta yaşamın ilk 5 yılında başlıyor. Ona göre o dönemde çözülmemiş kalan cinsel dürtüler ve ebeveynlere yönelik karmaşık hisler hani şu meşhur Odipus kompleksinde olduğu gibi ileride yaşanacak içsel çatışmaların temelini atıyor. Bu süreç dört perdelik bir drama gibidir. Önce idden kabul edilemez bir arzu yükselir. Çocuğun zayıf egosu bu arzuyu bir tehdit olarak algılar ve onu bilinç dışının karanlığına yani ide geri bastırır. Fakat bu bastırılan enerji asla yok olmaz. sadece kılık değiştirir ve bir fobi, bir takıntı ya da anlamsız bir ağrı olarak sahneye geri döner. Kısacası Nevroz ruhun kendi içinde yürüttüğü bir iç savaşın sonucudur. Bu egonun idin o ilkel güçleri karşısında yenilgiye uğradığı bir savaştır ve ortaya çıkan semptom bu yenilginin sessiz bir anıtı gibi zihnimizde öylece dikilir kalır.

İşte tüm bu teorik altyapıyla birlikte en başa ana sorumuza dönme zamanı geldi. Madem ki psikanaliz böyle karmaşık bir iç savaşı çözme sanatı, peki Freud’a göre bu savaşa müdahale etme yetkisi kimde olmalı? Kim bu işi yapabilir? Freud’a göre bir analistin alet çantasında çok ama çok özel yetenekler olmalıdır. Bilinç dışının kendine has mantığını, cinsel gelişimin karmaşıklığını, rüyaların ve dil sürçmelerinin gizli dilini çözebilmelidir. Ve hepsinden önemlisi aktarım adı verilen o yoğun duygusal bağı yönetme ve hastanın direncini kırma sanatında usta olmalıdır. O halde kritik soru şu: Standart bir tıp eğitimi bu derin psikolojik becerileri sağlar mı? Yani vücudun anatomisini ezberlemek ruhun labirentlerinde yol bulmak için yeterli bir hazırlık mıdır? Freud’un cevabı kesin ve nettir. Hayır. Hatta ona göre tam tersi geçerlidir. Tıp eğitimi zihni fiziksel olana, ölçülebilir olana odaklar. Bu da doktorları ruhun soyut ve kanıtlanamaz gerçekleri karşısında körleştirebilir. Bu bakış açısı analitik çalışma için bir avantaj değil, bir engeldir. Ve bu tanım Freud’un argümanının tam kalbine iniyor. Şarlatanlık duvarda asılı bir diplomayla ilgili değildir. Bir işi yapmak için gereken gerçek yetkinlikten yoksun olmakla ilgilidir. Ve işte Freud’un en cüretkar hamlesi burada geliyor. Buna göre psikanalizdeki asıl şarlatan veya alaylı tıp diploması olmayan analist değil, analitik eğitim almamış tıp doktorudur. Çünkü bu doktor ruhu tedavi etmek için bir neşter kullanmaya çalışır. Yani tamamen yanlış aletlerle iş yapmaya kalkışır. Ve sonunda Freud soruyu bize geri yöneltir. Zihni iyileştirmek için ne gerekir? Bedenin haritasını çıkaran bir tıp diploması mı yoksa ruhun dilini konuşmayı öğreten o özel eğitim mi? Bu Freud’un bize bıraktığı ve üzerinden bir asır geçmesine rağmen hala güncelliğini koruyan en temel sorulardan biri. Çünkü

1 Yorum

Filed under Suni muhaberat

One response to “Psikanaliz Sorusu”

  1. Geri bildirim: Nümerik Söylemler 🤖✍️ | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER