Türkiye’de Çevrimiçi Erkek Düşmanlığı

Türkiye’de çevrimiçi erkek düşmanlığı

Merhaba. Sosyal medyada şöyle bir gezinirken erkeklerle ilgili dönen şakaların, eleştirilerin hatta ilişki tavsiyelerinin hep belli başlı kalıplar etrafında toplandığını hiç fark ettiniz mi? İşte bugünkü analizimizde bu tek tek önemsiz gibi görünen parçaların bir araya gelerek Türkiye’deki çevrim içi dünyada nasıl tutarlı ve çoğu zaman da olumsuz bir erkek imajı inşa ettiğine yakından bakacağız. Gelin bu imajın katmanlarını hep birlikte aralayalım. İnternette karşımıza çıkan yüzlerce binlerce içerik, bir şaka, bir yorum, bir ilişki analizi. Peki tüm bu küçük parçalar birleştiğinde çevrim içi dünyada erkeklere dair nasıl bir genel portre çiziliyor? İşte bu çözümlemenin temel sorusu tam da bu. Ortaya çıkan resim ne? Bu imajı anlamak için yol haritamız şöyle. Önce bu yeni erkek imajı tam olarak nedir, onu bir tanımlayacağız. Ardından bu imajın iki temel direğine bakacağız. Erkek neden sürekli suçlu ve neden sürekli kusurlu olarak gösteriliyor? Sonra bu iki fikrin birbirini besleyerek nasıl tehlikeli bir kısır döngü yarattığını göreceğiz ve en sonunda yapıcı eleştiriyle yıkıcı düşmanlık arasındaki o ince çizginin nerede olduğunu sorgulayarak noktayı koyacağız. Bakın, burada tek bir videodan ya da bir kişinin yorumundan bahsetmiyoruz. Aslında konuştuğumuz şey yüzlerce binlerce küçük şakanın, tavsiyenin ve yorumun birikerek oluşturduğu kolektif bir suçlamalar kataloğu. Bu zamanla adeta bir kart topu gibi büyüyor ve erkekleri belirli kalıplara hapseden devasa bir algıya dönüşüyor. İşte kaynak metnin ana argümanı tam da bu. Çevrim içi söylem erkeği birbiriyle sıkı sıkıya bağlantılı iki temel filtreden süzerek bize sunuyor. 1. Erkek sürekli suçludur. 2. Erkek doğası gereği kusurludur. Şimdi gelin bu iki bakış açısını, bu iki merceği biraz daha detaylı inceleyelim. İlk merceğimiz erkeğin omuzlarına sürekli bir kabahat, bir hata yükleyen dil. Bu anlatıya göre erkek ister bir ilişkide olsun, ister ev hayatında, isterse sosyal ortamda her zaman hatalı olan, sorumsuz davranan ve bir şekilde haksızlık yapan taraf olarak karşımıza çıkıyor. Mesela şu alıntı konuyu o kadar net özetliyor ki: Erkekler sessizliği bir ceza olarak kullanır. Bakın, burada erkeğin sessiz kalması ya da küsmesi bir iletişim sorunu olarak değil, karşı tarafı cezalandırmak için bilinçli olarak kullandığı bir silah olarak çerçeveleniyor. Yani basit bir davranış doğrudan ahlaki bir kabahat, bir suça dönüştürülüyor ve bu suçluluk anlatısı inanın hayatın her alanına sızmış durumda. Mesela ilişkilere bakalım. Erkek duygusal sorumluluktan kaçan, aldatmaya dünden razı biri olarak çiziliyor. Ev hayatına geldiğimizde ev işlerini bir yardım olarak gören, ortak sorumluluktan kaçan bencil bir figürle karşılaşıyoruz. Peki ya kamusal alanda, orada da sınırları ihlal eden, hayır kelimesinin anlamını bir türlü kavramayan biri. Sosyal gruplardaysa kadınların fikirlerini küçümseyen, her konuda kendini doğal bir otorite sanan bir profil var karşımızda. Şimdi ikinci evreye, aslında çok daha derin bir merceğe geçiyoruz. Bu bakış açısı erkeğin sadece yanlış şeyler yapan biri olduğunu değil, temelden bozuk, kusurlu bir varlık olduğunu söylüyor. İşte bu, davranış eleştirisinden kimlik eleştirisine geçtiğimiz an demek. Çok kritik bir eşik. Bu karşılaştırma aradaki o devasa uçurumu çok net gösteriyor. Bir yanda o bildiğimiz geleneksel güçlü, rasyonel, koruyucu erkek ideali var. Diğer yandaysa çevrim içi dünyada çizilen neredeyse bunun tam zıttı bir portre: duygusal olarak gelişmemiş, mantıksız ve potansiyel bir risk olarak görülen erkek. Bu anlatı artık erkeğin davranışlarının değil, bizzat doğasının, fıtratının sorunlu olduğunu ima ediyor. Peki bu kusurlu erkeğin profili hangi parçalardan oluşuyor? Birincisi, duygularını ifade edemeyen, adeta duygusal olarak kilitli bir yapı. İkincisi, doktora gitmektense sağlığını riske atacak kadar mantıksız, anlamsız bir gurur. Üçüncüsü, sorumluluktan kaçan, sürekli ilgi ve bakım bekleyen bir prenses erkek imajı ve belki de en ağırları, sadakat ve duygusal tutarlılık gibi becerilerden doğuştan yoksun olduğu ve kadınlar için her zaman varsayılan olarak potansiyel bir güvenlik riski taşıdığı fikri. İşte bu iki fikir, yani erkeğin kabahatli ve kusurlu olduğu fikri birbirinden ayrı işlemiyor. Tam tersine bunlar birbirini sürekli besleyerek söylemi daha da güçlendiren bir kısır döngü yaratıyor. Şimdi bu döngünün çarkları nasıl işliyor, hep birlikte görelim. Kaynak metin bu şeytanlaştırma mantığını dört basit adımda açıklıyor. Gelin slayt üzerinden adım adım gidelim. İlk adımda bir erkeğin belirli bir eylemi gözlemleniyor. Herhangi bir eylem. İkinci adımda bu basit eylem hemen ahlaki bir kabahate dönüştürülüyor. Üçüncü ve en kritik adımda bu kabahatin sebebinin erkeğin doğasındaki kategorik bir kusurdan kaynaklandığı iddia ediliyor ve son adımda bu kusur artık o kişiye özel olmaktan çıkıyor, genelleştirilerek tüm erkeklere mal ediliyor ve döngü başa sarıyor. İşte bu döngünün en somut, en net örneği şu cümlede saklı: Aldattı çünkü duygusal olarak kusurlu, erkekler zaten bağlılığı yönetemez. Bakın, burada aldatma eylemi yani kabahat erkeğin doğuştan gelen bir yetersizliğine, yani kusuruna bağlanıyor ve bu sonuç sanki bilimsel bir gerçekmiş gibi bütün erkekler için geçerli bir kural olarak sunuluyor. Peki tüm bunlar bizi nereye getiriyor? İşte şimdi analizimizin en can alıcı sorusuna geldik. Nerede haklı bir toplumsal eleştiri biter ve nerede topyekün bir erkek düşmanlığı başlar? O incecik çizgi tam olarak nereden geçiyor? Kaynak metin erkek düşmanı söylemi tam olarak şöyle tanımlıyor: Erkekleri bir grup olarak kategorik bir şekilde aşağılayan, onları doğası gereği bencil, ihanete yatkın ve duygusal olarak kusurlu gösteren bir dil. Buradaki kilit nokta şu: Bu dil, eylemleri eleştirmekten çıkıp doğrudan kimliği mahkum etmeye geçiyor. Aradaki en temel ve tehlikeli fark da bu. Ve bu söylemin özellikle yoğunlaştığı dört ana eksen var. Bu tablo durumu çok güzel özetliyor. Romantik ilişkilerde erkeğe potansiyel hain, duygusal yetersiz gözüyle bakılıyor. Ev hayatında tembel ve sömürücü olarak damgalanıyor. Güvenlik meselesi gündeme geldiğinde varsayılan bir risk kaynağı haline geliyor. Sosyal alanda kibirli, her şeyi hak gören ve başkalarını küçümseyen biri olarak görülüyor. Fark ettiyseniz her alanda bireysel davranışlar değil, gruba yönelik toptancı ve olumsuz bir varsayım ön planda. Peki bu dilin en önemli toplumsal sonucu ne? Kaynak metne göre kolektif bir şüphe atmosferi yaratması. Öyle bir atmosfer ki burada bütün erkekler bireysel karakterleri ne olursa olsun aynı basmakalıp yargıların yükünü taşımak zorunda kalıyor. Bu da elbette sağlıklı iletişimi ve ilişkileri daha en başından dinamitliyor. Ve böylece bu analiz bizi dijital çağın en temel ve en zorlu sorularından biriyle baş başa bırakıyor. Çevrim içi sohbetlerimizde haklı bir eleştiri nerede biter ve bir grubun kolektif olarak şeytanlaştırılması nerede başlar? Bu çizginin farkında olmak ve iletişimimizi buna göre şekillendirmek belki de dijital dünyada birbirimizle daha sağlıklı ilişkiler kurabilmemiz için atmamız gereken en önemli adım.

1 Yorum

Filed under Suni muhaberat

One response to “Türkiye’de Çevrimiçi Erkek Düşmanlığı”

  1. Geri bildirim: Nümerik Söylemler 🤖✍️ | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER