🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖
🪞⚔️👁️ Post-Feminizm 🪞⚔️👁️
Erkek düşmanlığı tartışması çoğu zaman tartışmanın en ucuna, sloganlara ve karşılıklı hakaretlere bakarak yürütülür. Oysa çevrimiçi videolarda, skeçlerde, ilişki tavsiyesi kanallarında dolaşan erkek imajı adım adım izlendiğinde, daha derin bir bağın ipuçları görünür hale gelir. Türkiye’de çevrimiçi içerikler incelendiğinde, bir yanda kabahat kataloğu, diğer yanda “baştan arızalı erkek” kataloğu sürekli genişler. Erkeğe adalet sisteminde kayrılan, ev içi yükü kadına yıkan, kıskanç, ısrarcı, aldatmaya meyilli, duygusal sorumluluktan kaçan, kriz anında ortadan kaybolan, konuşmak yerine küsen ve sessizliği cezaya çeviren bir profil yüklenir. Aynı anda duygularını ifade edemeyen, içi dolu ama ağzı mühürlü, doktora gitmeyecek kadar inatçı, “hazır değilim” diyerek sorumluluktan kaçan, büyümeyi reddeden prenses erkek, kıskançlığı sevgiyle karıştıran, varoluşsal olarak dengesi bozuk bir tür olarak çizilir. Bu dil, tekil davranışları eleştirmekten çıkıp “erkek zaten böyledir” genellemesine geçtiği anda, erkek düşmanlığı denen bölgeye adım atmış olur.(YERSİZ ŞEYLER)
Bu geniş söylem haritası içinde bir ayrım dikkat çekicidir. Bir düzlemde erkek, çok konuştuğu için, her şeyi açıkladığı için, kadının sözünü bastırdığı için nefret uyandırır. Diğer düzlemde ise tam tersi olur; erkek konuşmadığı, açıklamadığı, sırtını döndüğü, cevap vermediği için şeytanlaştırılır. Bu iki düzlem, psikanalitik olarak iki farklı motorla beslenir. Birincisi penisneid temelli erkek düşmanlığıdır; burada temel şeytan mansplaining’dir ve erkek ne kadar susarsa, o kadar rahatlatıcı görünür. İkincisi ravage temelli erkek düşmanlığıdır; burada temel şeytan silent treatment’tır ve erkek ne kadar konuşursa, gevezelik edip duygusunu ve niyetini ne kadar açarsa, o kadar rahatlatıcıdır.
Penisneid temelli erkek düşmanlığının zemininde klasik bir sahne vardır. Kız çocuğu, kendi bedenindeki pipisizlikle karşılaştığında, bunu “bende olmayan bir şey onlarda var” diye yorumlar. Freud’un kastrasyon kuramı, kızın pipisizliğini eksiklik ve haksızlık duygusuyla ilişkilendirir; kız, kendisini zarara uğramış biri gibi hisseder ve bu zararın hesabını önce pipisiz olan anneye, sonra pipili olan babaya ve erkeklere yazar.(Instagram) Bu bedensel sahne, zamanla sembolik bir sahneye dönüşür. Artık mesele sadece organ değildir; bilgi, akıl, otorite, kamusal söz hakkı, karar verme yetkisi gibi alanlar da “onlarda var, bende yok” mantığıyla işlenir. “Erkek aklı”, “erkek sözü”, “erkek uzmanlığı” gibi kalıplar, fallusun farklı biçimlerde yeniden sahneye çıkmasıdır.
Modern feminist tartışmalarda mansplaining olarak isimlenen fenomen, bu sahnenin gündelik hayattaki en görünür ifadesidir. Bir erkek, kadının zaten bildiği, hatta uzmanı olduğu bir konuda üstten bir tonla açıklama yapar; kadının sözü kesilir, deneyimi değersizleştirilir, yetkinliği tanınmaz. Rebecca Solnit’in “Men Explain Things to Me” denemesi (🔗), tam da bu “üstten açıklayan erkek sesini” hedef alarak, mansplaining tartışmasını küresel ölçekte görünür kılmıştır.(Guernica) Bu düzlemde erkek düşmanlığı, erkeğin susmamasına, haddinden fazla konuşmasına, bilginin doğal sahibi gibi davranmasına tepki gösterir. Erkeğin sesi tahakküm aracıdır; erkek ne kadar konuşursa o kadar baskıcı, o kadar işgal edici olur. Dolayısıyla penisneid temelli erkek düşmanlığında sessizlik, rahatlatıcı bir mola gibidir. Mansplaining’in kesildiği, erkeğin sustuğu her an, kadın için kısa süreli de olsa bir ferahlama üretir: sözün alanı açılmış, phallik bilginin baskısı azalmıştır. Burada erkekten istenen şey çoğu zaman “sus artık”tır; susmak, şeytanın geri çekilmesidir.
Ravage temelli erkek düşmanlığında ise sahne baştan aşağı değişir. Bu sahnede erkeğin çok konuşması değil, hiç konuşmaması şeytanlaştırılır. Ravage kavramı, Lacan’ın öğretisinin geç döneminde kadın ile annesi arasındaki özel ilişkiyi tarif ederken devreye girer; anne–kız bağında yıkıcı ama tükenmeyen bir boyuta işaret eder.(Cairn.info) Bu bağ, sıradan bir çatışma ilişkisi değildir. Kız için anne ilk aşk nesnesidir; Recalcati’nin “Yıkım” başlıklı metninde vurguladığı gibi, bu ilk aşkın yası tam tutulamaz, anneye bağlılık asla tümüyle sona ermez.(YERSİZ ŞEYLER) Kız anneden kopmak ister ama annesiz yaşamak da göze alınamaz; sevgi ve nefret birbirine sarılmış halde kalır. Ravage, tam da bu bitmeyen kopma–bağlılık geriliminin adıdır.
Bu bağın yıkıcı olmasının nedeni, annenin kızdan esirgediği şeydir. Kız ergenliğe gelip kadın olmaya yöneldiğinde, anneden beklediği şey artık basit bir bakım değildir. Kız, anneden “bir kadının ne olduğu, kadın olarak nasıl yaşanacağı, arzunun ve hazzın nasıl taşınacağı” konusunda bir anahtar talep eder. Recalcati bu anahtarı “kadın mirası” olarak adlandırır; anne bu mirası kızına aktaramadığı noktada, validevi mirasın başarısızlığından, yani yıkımdan söz eder.(YERSİZ ŞEYLER) Anne ya bu bilgiden gerçekten yoksundur, ya da bildiğini düşündüğü şeyi korkuları, suçlulukları, yasakları nedeniyle aktaramaz. Kızın bilinçdışı ise bu durumu çoğunlukla şu şekilde kodlar: “Anne biliyordu ama benden kıskandı, bana öğretmedi, beni kız konumunda bıraktı.”
“Kız” figürü açısından bakıldığında kadın olma problemi tam da burada “annenin esirgemesi” olarak kodlanır. Anne pipisizdir ve kızın pipisizliğinin suçu annededir; anne, kızın bedenine eksikliği armağan etmiş gibidir. Aynı anda anne, kadınlığın ne olduğunu bilen tek kişi gibi hayal edilir; çünkü başka evrensel kadınlık modeli yoktur. Lacan’ın “Kadın yoktur, sadece kadınlar vardır” formülü, her kadın öznesinin kadınlığı kendi başına, modelsiz bir biçimde kurması gerektiğini söyler.(Cairn.info) Bu nedenle kızın gözünde anne, hem “bilmeyen” hem de “bilen ama söylemeyen” bir figür haline gelir. Bir yandan “zaten pipisiz olduğu için bana eksik bir beden vermiştir”, diğer yandan “kadınlığın sırrını kıskançlıkla saklamıştır.”
Ravage tam bu çifte suçlamanın üzerinde çalışır. Kız anneden kopmak istediğinde, aslında anneden esirgenmiş saydığı kadınlık anahtarını da geride bırakmayı göze almak zorunda kalır. Bu katlanılmaz gelir; nefret yükselir, ama bağ kopmaz. Anne, kızın gözünde cam fanusta bir adaya kapatan, etrafı köpekbalıklarıyla çevrili bir hapishanede tutan, özgürlüğünü engelleyen, ama aynı anda vazgeçilemeyen bir figüre dönüşebilir. Recalcati’nin “cam fanusta yakalanmış bir balık” hissiyle tarif ettiği danışan anlatısı, bu durumu örnekler.(YERSİZ ŞEYLER) Anne, “sen kaçmaya kalksan da kaçamazsın, dışarısı daha tehlikeli” diyen kişidir; kız, hem bu güvenlik vaadine bağımlı kalır hem de bu güvenlik adı altındaki hapsedilişten nefret eder.
Bu noktada erkek figürü sahneye çıkar. Ravage temelli erkek düşmanlığının merkez sahnesi, “silent treatment” denilen sessizliği ceza olarak kullanan erkek figürüdür. Silent treatment, ilişkiyi sözden çekerek, konuşmamak, cevap vermemek, kriz anında ortadan kaybolmak, mesajları yanıtsız bırakmak, yüzünü çevirmek üzerinden kurulan bir iktidar biçimi olarak tarif edilir. İlişki kanallarında, sokak röportajlarında, kısa skeçlerde sıkça görülen “küserek yöneten erkek”, “ghosting yapan adam”, “bir anda kaybolan partner” temsilleri bu şemaya uyar. Çevrimiçi misandri dilinde erkek, sorunları konuşmak yerine küsen, sessizliği ceza olarak kullanan, duygusal sorumluluktan kaçmak için ortadan kaybolan biri olarak tekrar tekrar resmedilir.(YERSİZ ŞEYLER)
Bu sessizlik ve çekiliş, çocuklukta annenin sessizliğinin yankısıdır. Esirgeyen anne fantazisinde anne, tam da kızın en çok ihtiyaç duyduğu yerde susan kişidir. Kız “Ben neyim, ne olacağım, kadın olmak ne demek?” diye sorduğunda, anne bu soruya tutarlı ve açık bir cevap veremez. Kendi kadınlığını da çoğu zaman sessizlikle taşır; arzusunu gizler, hazlarını saklar, geçmişini yok sayar. Ravage’ın psikanalitik yorumlarında annenin dişil haz ve arzusu, kız için bir “karanlık bölge” olarak tarif edilir; anne fiziksel olarak oradadır ama simgesel olarak yok gibidir.(Sobider) Kız bu yokluğu, yoksun bırakılma ve mahrum edilme olarak yaşar.
Ravage temelli erkek düşmanlığında silent treatment erkeği, işte bu “esirgeyen anne” fantazisinin projekte edildiği bir ekrandır. Sırtını dönmüş, konuşmayan erkek, aslında sırtını dönmüş, konuşmayan annenin hayaletini taşır. Erkek sevgisini esirgiyormuş, açıklamaları saklıyormuş, ilişkiye dair temel kararları bildiği halde söylemiyormuş gibi görünür. Oysa bilinçdışı düzeyde nefretin asıl adresi, kadın olma anahtarını vermemiş sayılan annedir. “Bana kim olduğumu söylemedin, beni kadınlığa hazırlamadın, beni karanlıkta bıraktın” cümlesi, doğrudan anneye yöneltilemediği için, silent treatment erkeğin üzerine yazılır.
Türkiye’de çevrimiçi erkek düşmanlığı metninde bu mekanizma net biçimde izlenebilir. Orada erkek, duygusal sorumluluk almayan, kriz anında kaybolan, sorunları konuşmak yerine küsen, sessizliği ceza olarak kullanan biri olarak anlatılır. Aldatmaya meyilli, çözüm aramak yerine “yeni maceraya kaçmaya yatkın”, ev içi yükü kadına yıkan, “yardım” diye adlandıran, “hizmet bekleyen müşteri” gibi davranan erkek imgesiyle birlikte, “prenses erkek” figürü ortaya çıkar. Prenses erkek, büyümeyi reddeden, sorumluluk almak yerine naz yapan, mağdur rolüne sığınan, duygusal olarak çocuk kalmış erkek olarak tarif edilir.(YERSİZ ŞEYLER) Bu figürler, esirgeyen anne fantazisindeki unsurlarla üst üste konulduğunda, ravage’ın erkek üzerinden nasıl tekrar sahnelendiği görülebilir.
Anne hem bakım verip hem özgürlüğü kısıtlayan kişidir; kız, bu bakım–hapsetme ikiliğine hem bağımlı kalır hem nefret eder. Ev içi yükü kadına yıkan erkek, bu bakım yükünü devralamayarak annenin aşırı bakımının karşısında konumlanır; kadın, bilinçdışında, annesinin kendi hayatını feda etmesine de, partnerinin yükü paylaşmamasına da aynı anda öfkelenir. Prenses erkek, kızın kendi çocuk kalma arzusunun dışarıya fırlatılmış halidir; kız anneden hiç kopmamış, hep “kız” kalmak istemiştir ama bunu kendi içinde kabullenemez, bu yüzden “büyümeyi reddeden çocuk” imajını erkek üzerinden döver.
Kıskanç ve kontrolcü erkek imajı da aynı zincire eklenir. Kıskanç erkek, partnerini “öteki erkeklerden sakınan” kişidir; onu korumayı, sahiplenmeyi sevgiyle karıştırır. Işık Barış Fidaner’in Yersiz Şeyler’deki “Hanımefendinin Erkek Düşmanlığı Kıskanç Beyefendinin ‘Öteki Erkek’ Düşmanlığıdır” başlıklı yazısında, bir insanın hayatında gördüğü en büyük sevginin kıskançlıkla “öteki erkeklerden sakınılmak” olabileceği; böyle bir durumda kişinin özsaygısını korumak için kıskanılmakla özdeşim kurduğu ve kıskanç beyefendiye ait olan “öteki erkek düşmanlığı”nı kendi erkek düşmanlığı haline getirdiği söylenir (🔗). (YERSİZ ŞEYLER) Burada esirgeyen figür, bu kez kıskanç beyefendidir. Beyefendi, kadını öteki erkeklerden saklar; tıpkı annenin çocuğu dünyadan saklaması gibi. Hanımefendi, hem bu esirgenme jestini sevgi kanıtı olarak içselleştirir, hem de beyefendinin nefret ettiği “öteki erkekler”e karşı bir misandri geliştirir. Böylece ravage temelli hınç ile kıskançlık temelli erkek düşmanlığı eklemlenir.
Bu eklemlenme, ravage temelli erkek düşmanlığında silent treatment’ın neden bu kadar merkezi olduğunu açığa çıkarır. Esirgeyen anne, kız için hem sevgi kaynağı hem mahrumiyet kaynağıdır. Annenin suskunluğu, kızın dünyaya yerleşme hakkını, kadın olma hakkını, arzu etme hakkını tanımak konusunda gösterdiği kararsızlık, kızın varoluşunda büyük bir boşluk bırakır. Bu boşluk, ravage olarak isimlendirilen yıkıcı bağı üretir; nefret, sevginin içinden çıkar ve hiçbir zaman tamamen tükenmez.(YERSİZ ŞEYLER) Silent treatment erkek, bu boşluğun yeniden sahnelenmiş halidir. Erkeğin susması, cevap vermemesi, açıklama yapmaması, kızın bilinçdışında “bir kez daha anahtarsız bırakılmak” olarak deneyimlenir. Bu yüzden ravage temelli erkek düşmanlığında gevezelik rahatlatır. Erkek konuştuğunda, duygusunu ifade ettiğinde, niyetini açıkladığında, “hazır değilim” yerine gerçekten ne hissettiğini söylediğinde, silent treatment’ın yarattığı o karanlık boşluk kısmen de olsa aydınlanır. Ravage’ın bıraktığı izler silinmez ama konuşma, bu izlerle başa çıkmanın tek yoluymuş gibi görünür.
Bu noktada penisneid temelli erkek düşmanlığı ile ravage temelli erkek düşmanlığı arasındaki fark berraklaşır. Birinci tabloda erkek, fazla phallik bilgiye sahipmiş gibi davranan, her şeyi açıklayan, kadının sözünü bastıran, haddini bilmeyen bir figürdür; mansplaining burada şeytandır ve sessizlik rahatlatıcıdır. İkinci tabloda erkek, hiç açıklamayan, sırtını dönen, sessizliği cezaya çeviren, duygusal sorumluluktan kaçan figürdür; silent treatment burada şeytandır ve gevezelik rahatlatıcıdır. Birinci tabloda nefretin mantığı “onda var bende yok”tur; ikinci tabloda ise “bende olması gerekeni annem vermedi, şimdi sen de esirgiyorsun”dur. Birinci tabloda erkek, fazlalık (çok ses, çok bilgi, çok otorite), ikinci tabloda erkek eksiklik (az söz, az açıklama, az onay) olarak kodlanır.
Türkiye’de çevrimiçi erkek düşmanlığı söylemi, bu iki tablonun iç içe geçtiği zengin bir laboratuvar sunar. Bir videoda erkek, kadına bilmediği bir konuda üstten ahkâm kesen mansplainer olarak alaya alınır, başka bir videoda aynı tip erkek, mesajlara cevap vermeyen, saatlerce, günlerce ortadan kaybolan, kriz anında sessizliğe gömülen biri olarak teşhir edilir. Aynı söylem bir yandan “erkekler çok konuşur, kadınların sözünü keser” klişesini, bir yandan “erkekler hiçbir zaman doğru düzgün konuşmaz, ne hissettiklerini anlatmaz” klişesini yan yana taşır. Bu çelişki, yüzeyde bakıldığında tutarsız görünür; psikanalitik mercekten bakıldığında ise farklı bilinçdışı motorların aynı diskur içinde çalışıyor olması olarak anlaşılır. Mansplaining’e kızan ses penisneid hattından, silent treatment’a öfkelenen ses ravage hattından beslenmektedir.
Ravage temelli erkek düşmanlığının asıl dramatik yanı, erkeklerin hedef tahtasında olmasına rağmen, nefretin temel adresinin anne olmasıdır. Kızın kadın olma problemi, bilinçdışında “annenin esirgemesi” olarak kodlanır; anne pipisizdir ve kızın pipisiz olmasının suçu annededir; anne kadınlığın ne olduğunu biliyordur ama kıza öğretmemiştir; anne kızını cam fanusta bir adaya kapatmış, dünyanın geri kalanından koparmıştır. Tüm bu suçlamalar, annenin gerçekten ne yaptığı veya yapmadığından bağımsız olarak, kızın fantazisinde örülmüş bir ravage hikâyesidir. Bu hikâyenin doğrudan anneye anlatılması, psikanalitik düzlemde çoğu zaman ağır bir çöküş ve suçluluk riski taşır. Bu yüzden nefret, daha “meşru” hedeflere kaydırılır. Erkekler, silent treatment erkeğin suskun silüetiyle, kıskanç beyefendinin öteki erkek düşmanlığıyla, prenses erkeğin büyümeyi reddedişiyle, ev içi yükü kadına yıkan erkeğin tembelliğiyle, bu nefretin taşıyıcıları haline gelir.
Son kertede ravage temelli erkek düşmanlığı, yalnızca toplumsal cinsiyet savaşının bir cephesi değildir. Bu misandri formu, aynı anda anneyle bitmemiş bir hesabın, kadınlık mirasının çöküşünün, “kadın olma anahtarı”nın esirgenmiş sayılmasının yankısıdır. Silent treatment erkeği şeytanlaştıran söylemin alt katmanında, “bana kim olduğumu, ne olduğumu söylemediniz” cümlesi dolaşır. Erkek imgesinin altında anneye hınç vardır; esirgeyen annenin gölgesi, sırtını dönmüş erkek silüetinin arkasından görünür. Penisneid temelli erkek düşmanlığında mansplaining’in kesilmesiyle gelen sessizlik nasıl kısa süreli bir rahatlama sağlıyorsa, ravage temelli erkek düşmanlığında silent treatment’ın kırılması, erkeğin gerçekten konuşmaya başlaması, gevezeliğin açığa çıkması da ancak sınırlı bir rahatlama getirir. Çünkü sorun ne sadece erkeklerin çok konuşmasıdır ne de sadece susması. Sorun, kadının kadın olma yolculuğunda “kadın mirasını” anneden devralamamış olmasıdır. Bu mirasın eksikliği, önce anne–kız bağını yıkar, sonra erkekleri bu yıkımın hayaletleriyle karşı karşıya bırakır.(YERSİZ ŞEYLER)






























Geri bildirim: POST-FEMİNİZM 🪞⚔️👁️ | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Misandrinin İki Yüzü | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER