Türkiye’de çevrimiçi erkek düşmanlığı

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

🪞⚔️👁️ Post-Feminizm 🪞⚔️👁️

Türkiye’de son yıllarda özellikle YouTube, TikTok ve benzeri platformlarda erkekler hakkında kurulan cümleler, yavaş yavaş ortak bir “erkek imajı” dokuyor. Bu imaj, tek tek videolardan ve skeçlerden çok daha ağır bir bütünlük taşıyor. Erkekler bir yanda sürekli suçlanan, diğer yanda psikolojik ve ahlaki olarak “arıza” ilan edilen bir figüre dönüşüyor. Burada mesele tekil içeriklerin haklı–haksızlığı değil; ortaya çıkan dilin, erkekleri bir kategori olarak nasıl şeytanlaştırdığı ve bunu yaparken hangi kalıplara yaslandığıdır.

Bu çevrimiçi erkek düşmanlığı, tek bir küfürle ya da açık nefret söylemiyle değil, yüzlerce küçük kesit, şaka, tavsiye videosu, ilişki analizi, sokak röportajı, “erkekleri ifşa” formatlı içerikler ve yorumlar üzerinden şekilleniyor. Ortaya çıkan manzara, “erkekler böyledir” diye başlayan yüklemelerden oluşan dev bir katalog. Bu katalogda erkek, hem kabahatli hem de baştan bozuk bir malzeme olarak resmediliyor.

Erkeklere yüklenen sürekli kabahat: Suçu, tembelliği ve ahlaki zaafı doğal sayan dil

Çevrimiçi söylemde en geniş alanı, erkeğe doğrudan kabahat yükleyen cümleler tutuyor. Erkek, adalet sisteminde kayrılan, hatası görmezden gelinen ve ayrıcalığını kullanarak sorumluluktan kaçan biri olarak çiziliyor. “Erkekler hata yaptıklarında bile adamdır, bir bildiği vardır diye savunulur” cümlesi, sadece sistem eleştirisi değil; bu sistemden faydalanan her bir erkeğin ahlaki profilini de karalayan bir genel hükme dönüşüyor. Bu bakışta erkek, ayrıcalığını sorgulamak yerine üzerine yatan, haksızlıktan beslenen bir figür.

İlişki alanında da benzer bir kabahat kataloğu var. Erkek, duygusal sorumluluk almaktan kaçan, kriz anında ortadan kaybolan, sorunları konuşmak yerine küsen ve karşı tarafı cezalandıran biri olarak anlatılıyor. Küsmek, iletişim kurmamak, sessizliği ceza olarak kullanmak gibi davranışlar, “küserek yöneten erkek” etiketinin altına toplanıyor ve bu, neredeyse bütün erkeklere giydirilen bir kostüme dönüşüyor. İlişki kötüye gittiğinde çözüm aramak yerine “yeni maceraya kaçmaya meyilli” olmak da bu kostümün önemli parçalarından biri. Böylece erkek, kolaylıkla aldatmaya yönelen, ayrılmayı bile göze alamayacak kadar konforuna düşkün ve aynı anda sadakat iddiası sürdüren biri gibi resmediliyor.

Aldatma başlığı, çevrimiçi erkek düşmanlığının en yoğunlaştığı alanlardan biri. “Erkekler aldatmayı çoğu zaman karakter zaafı olarak değil, şartlar öyle gelişti diye normalleştirir” kalıbı, bir yandan bazı davranışları haklı biçimde hedef alırken, diğer yandan “erkek = aldatır, bahane bulur” denkliğini kalıcılaştırıyor. Bunun yanında, arkadaş ortamında aldatmanın normalleştirilmesi, erkekler arası sohbetlerin “aldatmayı kanıksatan” bir ritüele dönüştüğü iddiası da erkeğe kolektif bir suç payı yüklüyor. Her erkek, potansiyel olarak bu kültüre ait, fırsat bulduğunda sınırı aşacak biri gibi konumlanıyor.

Ev içi hayatta da tablo değişmiyor. Erkek, ev içi yükü ve duygusal emeği çoğunlukla kadına bırakan, evde huzur ve bakım bekleyip aynı oranda katkı vermekten kaçınan, ev işi ve çocuk bakımını ortak sorumluluk değil “yardım” olarak gören biri olarak anlatılıyor. Bu söylemde erkeğin tembel, bencil, “hizmet bekleyen müşteri” tavrı vurgulanıyor. Böylece erkek, sadece haksız iş bölümü yapan biri değil, sistematik olarak sömüren, bile isteye haksızlık eden taraf haline geliyor.

Kıskançlık ve kontrol de doğrudan kabahat olarak işleniyor. Erkek, partnerinin her erkekle kurduğu bağı tehdit gören, “hayır” cevabını kabullenmekte zorlanan, ısrarcı flörtü normal sayan ve reddi gurur meselesi haline getiren biri gibi çiziliyor. Bu dilde erkeğin ısrarı, romantik inadın değil, sınır tanımazlığın adı. Sokakta tanımadığı kadınlara yaklaşırken kadının güvenlik kaygısını düşünmeyen, bu kaygıyı “naz” sanan bir erkek imajı, defalarca tekrarlandığında bütün erkeklerin sırtına aynı etiketi yapıştırıyor.

Toplumsal alanda ise erkek, futbolda ve siyasette kendini doğal otorite sanan, kadın görüşünü küçümsemeye meyilli, kahvehanede yıllarca aynı kısır döngüyü konuşup duran, kalabalık erkek ortamında güç, cinsellik ve egoyu abartan biri olarak resmediliyor. “Kadınlar çok konuşur” deyip pek çok ortamda asıl susmayanın kendisi olduğunun farkına varmayan iki yüzlü bir profil çiziliyor. Bu profil, sadece bazı erkeklere değil, “Türk erkeği” denen bütün bir kümeye mal edildiğinde, kabahat kolektifleşiyor.

Yurt dışı anlatılarında da bu kolektif suç fikri güçleniyor. Türk erkekleri sıcak, flörtöz ve ilgili bulunurken aynı anda kıskanç, hızlı, güven vermeyen, zaman zaman saygısız ve yüzeysel gösteriliyor. Sosyal medyada ve seks turizmi içeriklerinde “çapkın, saygısız, mide bulandırıcı” Türk erkeği figürü, sadece belli davranışlara tepki değil, bir milleti temsil ettiği varsayılan erkek kitlesine dönük açık bir düşmanlık halini alıyor.

Erkekliği baştan bozuk ilan eden söylem: Duygusal arıza, karakter bozukluğu, sakat zihin

Bu çevrimiçi dil, erkeğe sadece kabahat yüklemekle kalmıyor, onu baştan “sakat” bir varlık olarak da resmediyor. Erkekler duygularını saklayan, konuşmayan, içe atan, ağlamak zorunda kaldığında bile gizlice, kimse görmeden ağlayan kişiler olarak anlatılıyor. Burada eleştiri, bireysel bir alışkanlığa değil, erkekliğin doğasına yöneliyor. Erkek, duygusunu ifade edemeyen, kilitli, içi dolu ama ağzı mühürlü bir yaratık gibi sunuluyor.

Sağlık alanında da benzer bir arıza dili var. Hasta olduğunu kabul etmeyen, doktora gitmeyi gurur meselesi yapan, kendi sağlığını bile bile tehlikeye atan bir erkek profili çiziliyor. Erkek, mantıksız gururu yüzünden “kendi kendini sakatlayan” biri gibi anlatılıyor. Kadınlardan daha az yaşamasının nedeni de bu irrasyonel inat ve ihmal olarak tarif ediliyor. Bu bakış, “erkekler kendilerine bakmaz” cümlesini bir davranış tespiti olmaktan çıkarıp, erkek zihninin yapısal bir bozukluğu gibi kodluyor.

İlişki dinamiklerinde erkeğe atfedilen sakatlık daha da derin. Güçlü görünmek için kırılganlığını saklayan ama bu yüzden ilişkisini mahveden, duygusal sorumluluktan kaçmak için “hazır değilim” gibi yuvarlak cümlelerin arkasına saklanan, sevdiği halde bunu net söyleyemeyen, tutarlı davranmakta zorlanan erkek figürü, duygusal olarak eksik ve arızalı bir tür gibi resmediliyor. Erkek, aşkı taşıyamayan, sadakati sürdüremeyen, kararsızlıkla ve korkuyla hareket eden biri gibi anlatıldıkça, “erkek duygusu” baştan bozuk ilan edilmiş oluyor.

Prenses erkek söylemi, bu arıza dilinin en kristal örneklerinden biri. Çocuk gibi bakılmaya alışmış, sorumluluk almak yerine naz yapan, alınan, küsen, talepkâr olan, mağdur rolüne girip “bütün kadınlar böyle” diyerek kendi payını görmezden gelen erkek tipi, neredeyse yeni bir alt tür olarak tarif ediliyor. Bu tarifte erkek, sadece tembel değil; büyümeyi reddeden, yetişkinliğe geçemeyen, duygusal olarak sakat bir varlık. Kadın ise çoğunlukla pehlivan gibi, her şeyi omuzlayan figür olarak kurgulanırken, erkek prensesleşmiş, yükü karşı tarafa yıkan bir boşluk olarak betimleniyor.

Kıskançlık ve güvenlik alanında erkeğe yüklenen sakatlık daha karanlık bir renge bürünüyor. Erkek, kıskançlık ve kontrolü sevgiyle karıştıran, partnerinin her erkekle kurduğu bağı potansiyel tehdit olarak gören, “hayır” cevabını kabul edemeyecek kadar ego kırılganlığı yaşayan, ısrarcı flörtü romantik bir jest sanan biri gibi anlatılıyor. Burada artık sadece “yanlış davranış” değil, potansiyel bir tehdit, güvenlik riski olan bir profil inşa ediliyor. Erkeklerin bir günlüğüne ortadan kaybolması halinde kadınların daha güvende olacağı varsayımı, erkeği doğrudan tehlike kaynağına indirgeyen, insanlık düzeyinde sakat bir imaj üretiyor.

Erkeğin erkeklik algısı da baştan problemli ilan ediliyor. İlk buluşmada hesabı ödemeyi erkeklik göstergesi, ödememeyi aşağılanma saymak, ilişkiyi cüzdana indirgemek, maddi gücü azaldığında kendi değerini de düşmüş hissetmek gibi eğilimler, zihinsel bir bozukluk gibi tarif ediliyor. Erkek, özdeğerini paraya endekslemiş, ilişkideki rolünü cüzdanla sınırlamış bir yaratık gibi gösteriliyor. Fakirliği, toplumda ve ilişkide ciddiye alınmama korkusuyla özdeşleştiren bu anlatılar, erkeğin korkusunu bile bir nevi arıza kategorisine yerleştiriyor.

Duygusal ve varoluşsal düzeyde de erkek, daima içsel dengesi bozuk biri olarak resmediliyor. Sorumluluk aldığında yükün ağırlığından, almadığında boşluğun anlamsızlığından şikâyet eden, hem güçlü, omuzlayan figür olmak isteyen, hem de “benden bu kadar” deyip geri çekilmek isteyen, ne yapsa tatmin olmayan bir profil çiziliyor. Erkek, anlam bulamayan, rol karmaşası yaşayan, iç çelişkileriyle baş edemeyen bir tür olarak anlatıldıkça “erkekliğin ruhsal dengesi” baştan bozuk kabul ediliyor.

Erkek düşmanlığının ürettiği kolektif imaj: Kabahat ve sakatlığın birbirini beslediği kısır döngü

Bu çevrimiçi söylemler, kabahat ve sakatlık kategorilerini birbirine sürekli bağlayan bir mantıkla çalışıyor. Erkek hem suçlu hem de bozuk. Aldattığı için suçlu, aldatmayı çözüm sanacak kadar duygusal olarak sakat. Kıskanç olduğu için kabahatli, kıskançlığı sevgiden sayacak kadar zihin olarak arızalı. Evin yükünü kadına bıraktığı için haksız, bunu “normal” gördüğü için kültürel olarak sakat.

Bu mantık, tekil davranışı, bir kategori olarak erkeğin doğasına mal ediyor. “Erkekler ev içi yükü kadına bırakır” dediğinde, bunu yapan bazı erkeklerden değil, “erkek” denilen türden bahseden bir dil kuruluyor. Aynı şekilde, prenses erkek tartışmaları, “bazı kişiler böyle” demek yerine, erkekliğin yöneldiği yeni, sorunlu bir form olarak kodlanıyor. Böylece hatalı davranış ile kimlik arasındaki sınır silikleşiyor. Hatalı davranan erkek yok; erkek olduğu için hatalı davranmaya zaten eğilimli, hatta programlanmış varlık var.

Bu, tam da misandrist söylemin çalışma biçimidir. Kadın düşmanı diller, kadınları “mantıksız, duygusal, güvenilmez” diye kategorik olarak karalarken, misandrist diller erkekleri “bencil, şiddete yatkın, aldatmaya müsait, duygusal olarak sakat” diye kategorik olarak karalar. Türkiye’deki çevrimiçi içeriklerin önemli bir kısmı, özellikle de eğlenceyle karışık ilişki kanalları, sokak röportajları ve “Türk erkekleri şöyle” başlıklı videolar, bu ikinci türden dili üretip yeniden dolaşıma sokuyor.

Bu dil, erkekleri yalnızca eleştirmiyor, aynı zamanda kolektif bir utanç ve şüphe atmosferi yaratıyor. Erkek, kendisine yönelen bu genelleştirilmiş şüpheyi ensesinde hissederek konuşmak, duygusunu göstermek, ilişki kurmak zorunda kalıyor. Aldatmamış olsa bile “erkekler aldatır” klişesi, kıskanç olmasa bile “erkekler kıskançtır” klişesi, sorumluluk alan biriyken bile “erkekler ev işinden kaçar” klişesi, üzerine yapışan gömlek gibi duruyor. Bu gömleğin varlığı, uzun vadede hem erkeklerin kendilerini nasıl gördüklerini hem de başkalarının onları nasıl algıladığını şekillendiriyor.

Bir söylem haritası: Romantik ilişkiden güvenlik algısına uzanan erkek düşmanlığı eksenleri

Toplanan ifadeler, Türkiye’de çevrimiçi erkek düşmanlığının birkaç eksen etrafında yoğunlaştığını gösteriyor. Romantik ilişkiler ekseninde erkek, potansiyel aldatıcı, duygusal sorumluluktan kaçan, tutarsız, prensesleşmiş, ekonomiyi bahane eden ya da parasıyla ilişkiyi satın aldığını sanan biri gibi çiziliyor. Burada, erkeğin sadakat kapasitesi ve duygusal olgunluğu baştan zayıf kabul ediliyor.

Ev içi ve aile ekseninde erkek, evin iç yükünü kadına yıkan, çocuk bakımını “yardım” diye tanımlayan, konfor alanını kaybetmemek için romantizm ve özeni kısan biri olarak tarif ediliyor. Bu tarif, evli ya da ilişkide olan tüm erkeklere uzatıldığında, “evlenince bozulur” klişesini pekiştiriyor ve her evli erkeği potansiyel ihmal faili gibi konumlandırıyor.

Güvenlik ekseninde ise erkek, kadınların gündelik hayatındaki riskin kaynağı olarak kodlanıyor. Gece sokakta rahat yürüyememe, tanımadıkları erkekleri terslemenin nedeni olarak sürekli taciz ihtimali, erkeklerin bir günlüğüne ortadan kaybolması halinde bile hissedilen rahatlama ihtimali, erkeği “tehlike” kategorisine yerleştiriyor. Bu söylem, bazı gerçek risklere işaret ederken, aynı anda bütün erkekleri aynı risk kümesine dahil ediyor ve böylece misandrist bir güvenlik haritası üretiyor.

Toplumsal–kültürel eksende ise erkek, kahvehaneye hapsolmuş, kendi aralarında güç ve cinsellik anlatılarıyla oyalanan, futbolda ve siyasette doğal otorite sanılan, kadın görüşünü küçümseyen, ayrıcalığını “normal” sayan biri gibi çiziliyor. Bu çizim, “Türk erkeği”nin hem içe kapalı hem dışa baskıcı, hem mağdur hem fail, hem güce takıntılı hem de duygusal olarak sakat bir tip olduğunu ima ediyor.

Sonuç yerine: Eleştiriden erkek düşmanlığına geçen ince çizgi

Türkiye’de çevrimiçi içeriklerde erkeklere dönük sert eleştiriler, çoğu zaman haklı deneyimlerden, gerçek dengesizliklerden, şiddet ve ihmal hikâyelerinden besleniyor. Ancak bu deneyimler, “şu davranış yanlıştır” noktasında bırakılmayıp “erkekler böyledir” genellemesine taşındığında, eleştiriden erkek düşmanlığına geçen ince çizgi aşılmış oluyor. Toplanan ifadeler, bu çizginin sık sık ve rahatlıkla geçildiğini gösteren yoğun bir kanıt birikimi sunuyor.

Ortaya çıkan tablo, erkekleri birey olmaktan çıkarıp kategorik bir şüphe nesnesine çeviren bir dilin tablosu. Bu dil, bir yandan erkeklerin hatalarını afişe ederken, diğer yandan onların duygu dünyasını, düşünme biçimini, ilişkilenme tarzını topyekûn sakat ilan ediyor. Kabahatle sakatlığın iç içe geçirilmesi, erkeği hem suçlu hem bozuk bir tür olarak işaretliyor ve bu, tam da çevrimiçi erkek düşmanlığının çekirdeğini oluşturuyor.

2 Yorum

Filed under Suni muhaberat

2 responses to “Türkiye’de çevrimiçi erkek düşmanlığı”

  1. Geri bildirim: POST-FEMİNİZM 🪞⚔️👁️ | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER

  2. Geri bildirim: Türkiye’de Çevrimiçi Erkek Düşmanlığı | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER