Dilan Hakkında Konuşmama Süreci

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

⏳⛰️🛡️ Süreç Heval ⏳⛰️🛡️

Jineolojik Depresyon: Yüceltilmiş Hayalin Aşağılanmış Gerçekle Çarpıştığı Yer

Diyarbakır’da 27 Kasım 2025’te hastanede “kalp krizi” notuyla kayda giren, ardından intihar iddiaları ile anılan gazeteci Dilan Karaman’ın ölümü, resmî dosyalarda sessizce beklerken, Kürtçü medya çevreleri başka yerlere bakarak kolektif bir feryat üretti. Herkes Dilan’ın adını telaffuz etmekten özenle kaçınırken, intihar üstüne figan dolu dolaylı metinler yazıldı; satır aralarına yayılan hafif bir inilti, haber sayfalarını tek tip bir sızlanış atmosferine çevirdi. Her paragraf, arada bir haykırış ve ansızın patlayan bir çığlık eşliğinde yükselirken, okurun içindeki örselenme ile köşe yazarlarının çok yorulmuş cümlelerindeki yıpranma birbirine karıştı.

Aşağıda, Dilan’ın ölümünden sonra peş peşe yayımlanan bu köşe yazılarının klişe mesajlarını çıkarıp tek bir kara mizah haber olarak derliyoruz; her bir bölüm, sonunda meseleyi ustalıkla “ilerleyen sürece havale eden” o tanıdık manevrayla kapanıyor.

Müslüm Yücel – “André Gorz ve eşi Dorine: Birlikte yaşlanalım, birlikte ölelim”

(Ölümden yaklaşık 2 gün sonra, Nupel)

Müslüm Yücel, Dilan’ın ölümünden hemen sonra kaleme aldığı yazıda, önce kitaplığa bakıp Gorz’un Elveda Proletarya’sını buluyor, sonra da yas duygusunu aşkî intihar romantizmiyle çerçeveliyor. Metnin tam göbeğinde şu cümle duruyor:

“Tanrı denen o sessiz çöle karşı geminin nerede olduğunu bilmiyor kimse, ancak deniz hep önümüzde, intihar bunu söyler, Gorz bunu söylüyor bize.”

Haber diliyle özetlersek: “kuş ölür sen uçuşu hatırla” dedi. Gorz, Kleist, Zweig derken, intihar; ölümle sevişen yüksek bir edebi jest, zarif bir hırpalanma estetiği olarak resmediliyor. İnsan bedeninin zedelenme izi, çift intihar hikâyeleri eşliğinde “aşkın son kertesi” diye parlatılıyor; okurun içindeki incinme, büyük yazarların biyografileriyle yatıştırılıyor.

Bu tabloya Dilan’ın dosyası hiç girmiyor; kırılma, sadece Avrupa kanonundaki intihar figürlerinin başına geliyor. Yara alma, böylece yerel bir skandal olmaktan çıkıp “dünya edebiyatının ortak mirası”na havale ediliyor; sonuçta bu yazı da, Dilan’ı anmadan, meseleyi sakince sürece havale ederek kapanıyor.

Psikolog Hüseyin Erol – “Türkiye’de intihar vakaları artıyor”

(Ölümden 1 gün sonra, Yeni Yaşam)

28 Kasım 2025’te yayımlanan haberde Psikolog Hüseyin Erol, artan intihar vakalarını değerlendiriyor; Van’daki genç ölümler üzerinden sosyal devlet doktrini anlatılıyor. Yazar, dolaylı yoldan ama güçlü bir tonla “nerde bu devlet!” diye feryat etti denecek bir çerçeve kuruyor. Haberde kilit cümle şu:

“Sosyal devlet olmanın bir gereği de bireylerin neden hayattan kopmak istediklerini sadece saha araştırmaları ile değil, toplumsal ve uzman görüşleri ile de programlar ve politikalar üretmekle çözülebilir.”

Burada ruhi sarsıntı, tamamen istatistiksel bir yıkım olarak tarif ediliyor; intihar, TUİK tablolarında yükselen çöküş kolonlarına bağlanıyor. Gençlerin hüsran duygusu, ekonomik kriz, adaletsizlik ve gelecek kaygısıyla ilişkilendiriliyor; hezimet hissinin, sosyal programlarla onarılabileceği ima ediliyor.

Dilan’ın adı yok; intihar, yüzeyde anonim bir inkisar formuna dönüştürülüyor. Bedbinlik, kişisel hikâyeden değil, veri tablosundan okutturuluyor. Haber dili, kederi “8. sıradaki ölüm nedeni”ne indirgeyip melal ve hüzün yüklü bu tabloyu da, nihayetinde ileride kurulacak politikalara, yani sürece havale ederek rafa kaldırıyor.

Dilzar Dîlok – “Pozitif akıl, çöplük ve inci”

(Ölümden 4 gün sonra, Yeni Yaşam)

1 Aralık 2025 tarihli yazıda Dilzar Dîlok, Öcalan merkezli “pozitif Kürt aklı” kavramı üzerinden negatif aklı, çöplüğü ve inci metaforlarını tartışıyor. Metnin bir yerinde, okuru doğrudan aynanın karşısına diken şu pasaj var:

“Genel tespitler yapılırken insan bazen kendini içinde göremiyor. Hatta sanıyor ki bu gerçeklik ayrı, ben ayrı bir varlığım, ayrı bir varoluşum. Oysa hakikat bu değil. Ve çöplük de o kadar uzak değil… Güzeli güzel göremeyen, çirkinliği güzellik sanan, kendini göremeyen, görme yetisini kaybetmiş, gönül gözü körelmiş bir varlık…”

Burada kasvet yoğun: negatif akıl, kendini göremeyen varlık, gönül gözü körelmiş insan figürü… Yeis, “çöplük” metaforunun üzerine ince ince seriliyor; elem, intihardan çok içsel bir sarsılma biçimi olarak anlatılıyor. Pozitif akıl, neredeyse ruhsal bir terapi ve siyasal bir kurtuluş reçetesi gibi sunuluyor.

Dilan’ın hikâyesinin içine düşebileceği o çöplük kuyusuna hiç bakılmıyor; içten çürüme, “Önderlik aklını yeterince kavrayamayan Kürt” şemasıyla açıklanıyor. İçe kapanma, kişisel kriz değil, paradigmayı sahiplenememek gibi kodlanıyor. Yazı, bunalım ile buhran arasındaki çizgiyi, pozitif akla çağrı yaparak geçiştiriyor; sonuçta tüm bu ağır tabloyu, “Kürt aklının ileride daha iyi inşa edileceği” umuduyla yine sürece havale ediyor.

Ahmet Güneş – “Büyük cürüm”

(Ölümden 4 gün sonra, Yeni Yaşam)

Ahmet Güneş’in “Büyük cürüm” yazısı, kelime oyunları ve ağır mecazlarla örülü bir kader panoraması kuruyor. İntihar kelimesi, hayatın imtihanları arasında süzülen bir gölge gibi geçiyor. En kritik paragraf şu:

“Zaten her şeyin sonrası olduğu için bu keder ve kader çemberinde dolaşıp duruyoruz. İmtihanlara kendimizi amade ederken, intiharlara rast geliyoruz. Sürprizler, silinip iz bırakanlar, imkânsızlıklar döşeyenler ve zamansız darbeler aniden insanın üstüne üstüne geliyor. Gitmek bir yerden sonra hiçbir yere götürmüyor, dönmek bir yere vardırmıyor, kaçmak için yollar kapanıyor.”

Burada hicran ile hasret birbirine karışıyor; gurbet duygusu sadece coğrafya değil, zamanla da ilgili bir yoksunluk haline dönüşüyor. Mahrumiyet, “gitmek, dönmek, kaçmak” fiillerinin kilitlendiği atmosferde, insanın kendi hayatına dair karar imkânının daralması olarak anlatılıyor.

Dilan’ın dosyası yine yok; yalnızlık, tek tek intiharlardan çok, insanın dünya karşısında sayıya indirgenmiş haliyle açıklanıyor. Tenhalık, “insan ve hayat aynı cümlede yazılınca büyük bir cürüm işleniyor” cümlesinde yoğunlaşıyor. Yazı, intiharın dehşetini soyut bir estetik cümleye davet ettikten sonra, bu ağır suç duygusunu da “zamanla anlaşılacak bir mesele” diye sürece havale ederek bitiriyor.

A. Haluk Ünal – “Kalabalık Yalnızlığımız”

(Ölümden yaklaşık 4 gün sonra, Nupel)

A. Haluk Ünal’ın “Kalabalık Yalnızlığımız” yazısı, metro vagonlarından İsviçre trenlerine uzanan bir gözlemle başlıyor; sonra Türkiye’deki toplumsal yapıyı “kalabalık yalnızlık” kavramı üzerinden çözümlüyor. Metnin merkezi cümlesi şöyle:

“Bugün Türkiye’de hissettiğimiz yalnızlık da tam olarak böyle bir şeydir. Kalabalıklar içinde yaşanan o iç çekilme; ilişkilerin yüzeyselleşmesi; bağların gevşemesi; temas etme isteğinin körelmesi… Kalabalık yalnızlık bu nedenle bir tesadüf değil; düzenin ürettiği toplumsal iklimdir.”

Burada savruluş, otoriter rejimin ürettiği toplumsal iklimin bir sonucu olarak çiziliyor; dağılma, bireylerin iç ritminin bozulmasıyla açıklanıyor. Çözülüş, “insanın kendisini korumak için kabuğuna çekilmesi” cümlesinde yoğunlaşıyor; yabancılaşma, sıradan asansör sahnelerinde görünür hâle getiriliyor.

Dilan’ın ölümü, bu tablo içinde ismi anılmayan bir vaka olarak arka planda duruyor; içten çürüme, devlet-toplum ilişkisine bağlanırken, bireysel intihar yalnızca rejimin ürettiği atmosferin bir semptomu muamelesi görüyor. İçe kapanma, politik bir savunma refleksi olarak anlaşılır kılınıyor; bunalım ve buhran, döngüsel bir süreç analiziyle çerçeveleniyor. Ve elbette, bu kalabalık yalnızlık kavramı da, nihayetinde “döngü kırıldığında değişecektir” denilerek rahatça sürece havale ediliyor.

Ali Engin Yurtsever – “Sosyal Yarılma Ne Getirir?..”

(Ölümden yaklaşık 4 gün sonra, Nupel)

Ali Engin Yurtsever’in yazısı, 90’larda Kürt özgürlük hareketinin “görünür egemenlik” döneminden bugüne uzanıp, çeteleşme, uyuşturucu ekonomisi ve gençliğin kopuşunu “sosyal yarılma” başlığı altında inceliyor. En sarsıcı soru şu:

“Peki sormak gerekmez mi; ne oldu da ‘bizim gençlerimiz’ bizden ayrıldılar, nedir kendi hayatlarının öyküsüne olan ilgisizlikleri? … Yaşadığımız koşullar bize bir ülke verebilir ama çürüyen bir insanlığın bir ülkeye değil, sadece mezara ihtiyacı vardır. Yaşayan ölülerin hayata vereceği tek şey vahşettir.”

Burada bunalım değil artık buhran var; hicran, “bizim gençlerimiz” ifadesindeki kırgınlıkta gizli. Hasret, eski kolektif bağlara duyulan özlem olarak beliriyor; gurbet ise, kendi halkının içinde “yaşayan ölü” gibi dolaşan gençlerin ruh halini tarif ediyor. Yoksunluk, sadece işsizlik değil; anlam bulamama hali; mahrumiyet ise, toplumsal zaferin yerini bireysel zenginleşme arzusunun alması.

Dilan’ın ismi yine yok; yalnızlık, bu kez kuşaklar arası bir tenhalık olarak resmediliyor. Sosyal yarılma, tek tek intiharları açıklamak yerine, hepsini “çürüyen insanlık” başlığının altında topluyor. Ve sonuçta, bu mezar benzetmesi dâhil bütün ağır ifadeler, “üretim ilişkileri değişmedikçe bu sorun sürecek” ima cümlesiyle yine soğukkanlı biçimde sürece havale edilerek dosya kapatılıyor.


Sonuçta, Dilan Karaman’ın ölüm şoku sürerken, köşe yazıları ortak bir koreografiyle aynı sahneyi kuruyor: kimse doğrudan Dilan’dan söz etmiyor, ama herkes intihar, çürüme, çöplük, kalabalık yalnızlık ve sosyal yarılma üzerine konuşuyor. Bütün o feryat, figan, inilti ve sızlanış, tek tek metinler içinde birer haykırış ve çığlık olarak parlayıp sönüyor; örselenme, yıpranma ve hırpalanma duyguları kimi zaman estetikle, kimi zaman sosyolojiyle paketleniyor; zedelenme ve incinme hikâyeleri kırılma, yara alma ve ruhi sarsıntı başlıklarıyla açılırken, yıkım ve çöküş sözcükleri hüsran, hezimet ve inkisar tonlarıyla süsleniyor; bedbinlik, keder, melal, hüzün, kasvet ve yeis, elem yüklü cümlelerin gölgesinde sırayla görünüp kayboluyor; sarsılma, sendeleme, savruluş, dağılma ve çözülüş halindeki bedenler, yabancılaşma, içten çürüme, içe kapanma, bunalım, buhran, hicran, hasret, gurbet, yoksunluk, mahrumiyet, yalnızlık ve tenhalık kelimelerinin etrafında dolanıyor.

Ve bütün bu duygusal enflasyonun sonunda, köşeler ortak bir noktada buluşuyor: Dilan hakkında konuşmamakta, her şeyi ağır ağır işleyen “süreç”e havale etmekte.

1 Yorum

Filed under Suni muhaberat

One response to “Dilan Hakkında Konuşmama Süreci”

  1. Geri bildirim: Süreç Heval ⏳⛰️🛡️ | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER