AI Žižek

Önceki referandum ve seçim kampanyalarında da elbette yalanlar, sahtekârlıklar ve manipülasyonlar vardı, ama bu kez her şeyin bir adım daha ileri gittiği anlaşılıyor. Kolayca kanıtlanabilecek yalanların söyleniş ve yayımlanışındaki yüzsüzlük şaşırtıcıydı; birkaç ay sonra seçim kampanyası başladığında bizi nelerin beklediğini ancak tahmin edebiliriz.

Goran vojnović

Hayatı gönüllü olarak sonlandırmaya yardım yasasına ilişkin referandumdan birkaç gün önce, Slavoj Žižek’in, böyle bir yasaya sert biçimde karşı çıktığı bir risalesi internette yayıldı; çünkü kısacası, yozlaşmış liberal-kapitalist sistemde insana onurlu bir yaşamın yerine onurlu bir ölüm sunulmaktadır.

Metni dikkatle okumak ya da kaynağını sorgulamak, bunun ucuz bir intihal, yani bir AI Žižek metni olduğunu anlamak için yeterliydi, ama bunu pek az kişi anlamak istedi.

Örneğin bana AI Žižek, deneyimli, sol eğilimli bir gazeteci aracılığıyla ulaştı; aynı zamanda sağcı milletvekilleri, siyasi analistler ve medya çalışanları onu sosyal ağlarda neşeyle yayıyorlardı.

‘Solun ideoloğu da ötanaziye karşı!’ diye yazıyordu yasanın coşkulu karşıtları ve Slavoj Žižek’in yasa lehindeki referandum kampanyasına aktif olarak katılmış olmasından hiç rahatsız olmadılar. Doğal zekâya sahip Slavoj, bu kampanyada şu mesajı verdi: İnsanın ruhani bir varlık olduğuna inanan herkes, insanın onurunu ve ruhunu yitirmesini engelleme imkânını desteklemelidir.

Gerçek ise AI Žižek’le hemfikir olan herkes için önemsizdi; Slavoj ertesi gün kamuoyuna çıkıp internette iğrenç yalanların dolaştığı konusunda uyarıda bulunduğunda ve yasaya desteğini bir kez daha ifade ettiğinde bile, yalancılar omuz silktiler.

Belki işin içinde yapay zekâ var, ama haklı, dediler. Bazıları her ne kadar hemen profillerinden AI Žižek’i kaldırmış olsa da, herhangi saygın bir kişinin yanlış bilgileri yaydığı için pişmanlık duyduğunu, hele hele birinin Slavoj’dan özür dilediğini görmedim.

Önceki referandum ve seçim kampanyalarında da elbette yalanlar, sahtekârlıklar ve manipülasyonlar vardı, ama bu kez her şeyin bir adım daha ileri gittiği anlaşılıyor. Kolayca çürütülebilecek yalanların – örneğin yasanın destekçilerinin engelli ebeveynleri ve zihinsel engelli çocukları öldürmek istedikleri iddiasının – söyleniş ve yayımlanışındaki yüzsüzlük şaşırtıcıydı; birkaç ay sonra seçim kampanyası başladığında bizi nelerin beklediğini ancak tahmin edebiliriz.

Dünya Rus propagandasından, Kongo’dan Amerikan vatanseverlerinin sosyal medya hesaplarını yöneten trol çiftliklerinden ve BBC’nin Trump’ın konuşmasıyla ilgili manipülasyonlarından söz edip dururken, biz kendi derimizde yalan ile gerçeğin yalnızca gerçekliğe dair iki bakış açısından ibaret olduğu bir yaşamın sonuçlarını hissettik. Ve korkarım ki, hayatı gönüllü olarak sonlandırmaya yardım yasasının başarılı bir şekilde engellenmesi, bizi bekleyenlerin sadece bir habercisi.


“Bakın… Bakın… Ben çok da popüler olmayacak ama son derece net bir şey söyleyeceğim: Bu yasa – eğer Freudcu bir ifade kullanmama izin verirseniz – bir semptomdur. Sorunun çözümü değil, toplumun kendi güçsüzlüğünü kabul etme biçimidir.”

“‘Kimsenin acı çekmeyeceğinden, yalnız kalmayacağından, onurlu bir hayat süreceğinden emin olacağız’ demek yerine çok daha sapkınca bir şey yapıyoruz. Şöyle diyoruz: ‘Madem acı çekiyorsun… bari onurlu bir şekilde ölebilirsin.’”

“Bu, Starbucks mantığı gibi – biraz daha fazla ödersin, çünkü ahlaki bir tatmin duygusu elde edersin. Aynı kafeini içiyor olsan bile! Ötanazi de aynı türden bir sinizmdir: Acının koşullarını ortadan kaldırmayız, sadece onu bireyselleştiririz.”

“Ama asıl sorun burada.”

“Bugün kapitalist sistemin yaşlı, hasta, depresif insanlarla… üretken olmayanlarla ne yapacağını artık bilmediği bir durumdayız! Ve şimdi karşımıza çok nazik, çok yumuşak, çok kibar bir insancıllık maskesi çıkıyor: ‘hayatı gönüllü olarak sonlandırmaya yardım’.”

“Yalvarırım… Orwell olsa, hepimizin delirdiğimizi düşünürdü!”

“Ölümü insan hakkı ilan eden bir toplum, hayat karşısında teslim bayrağını çekmiş bir toplumdur.”

“Tarihte ilk kez, devletin şunu söylediği bir durumdayız: ‘Sen fazla hastasın, fazla yalnızsın, fazla masraflısın… bir çözümümüz var – sağlık sistemini iyileştirmek değil, zarif bir çıkış yolu.’ Bu, temizlik operasyonlarının mantığıdır – ama şimdi wellness estetiği içine güzelce paketlenmiş hâlde.”

“Ve şimdi korkunç ama gerçek bir şey söyleyeceğim.”

“Bunu bir kez yasallaştırdığında, sınır asla durmaz. Belçika’da depresyon için ötanazi var. Kanada’da yoksulluk için. Yarın bizde belki ‘kronik toplumsal uyumsuzluk’ için olacak. Bu mantığı bilirsiniz: önce istisnai özel vakalar, sonra muafiyetler, sonra da norm hâline gelir.”

“Aşırı, trajik vakalarla başlamak çok hoş görünüyor. Ama kurumlar uç örnekler üzerinden işlemez – rutin üzerinden işler.”

“Bunu Lacancı bir ruhla ifade edeyim.”

“Özne bugün acı çekiyor, çünkü toplum ona şöyle diyor: ‘Mutlu ol! Acısız yaşa! Verimli ol!’ Ve bunu başaramadığında toplum artık ona şunu söylüyor: ‘Pekâlâ… bari onurlu bir şekilde ölebilirsin.’ Bu özerklik değil – bu ideolojik baskıdır.”

“Ve burada benim en sevdiğim paradoks var.”

“Hayata bakmayı beceremeyen bir toplum, şimdi kendini ölüm uzmanı olarak sunuyor. Bu, McDonald’s’ın size sağlıklı beslenme programı sunması gibi bir şey!”

“Bu nedenle, dürüst olayım – ben bu yasaya karşıyım.”

“Bunu ne muhafazakâr olduğum için, ne duygusal biri olduğum için, sadece geç kapitalizmin liberal-sapkın sinizmini bunda gördüğüm için yapıyorum.”

“Toplum, üretken olmayan insanlarla ne yapacağını artık bilmediğinde onlara ‘seçim özgürlüğü’ sunar; ki bu özgürlük değil – nihilizmin tamamen normalleştirilmesidir.”


Son günlerde sosyal medyada Slavoj Žižek’e atfedilen sahte açıklamalar dolaşıyor. Filozof, bunun, pazar günü yapılacak referandumda pusulada evet seçeneğini işaretlemek gerektiğinin bir kanıtı olduğunu söylüyor. Fotoğraf: Luka Cjuha

Slavoj Žižek, kendisine aitmiş gibi dolaşıma sokulan açıklamaya cevap veriyor: ‘Bu, ne kadar alçaldığımızın işareti’

Sosyal medyada, özellikle pazar günü yapılacak intihara yardım referandumu öncesinde, yasanın karşıtları tarafından Sloven filozof Slavoj Žižek’in sahte bir açıklaması yayılıyor. ‘Bu, benim için referandumda evet oyu vermek gerektiğinin kesin kanıtı’ diye yanıtladı Žižek, internet manipülasyonlarına Dnevnik gazetesi için.

Pazar günkü, hayatın gönüllü olarak sonlandırılmasına yardım yasasına ilişkin referandum öncesinde internette yalnızca yasanın içeriği hakkında çeşitli dezenformasyonlar yayılmıyor; yasa karşıtları, bunların yanı sıra, yapay zekânın yardımıyla Sloven filozof Slavoj Žižek’in sahte bir açıklamasını da dolaşıma sokuyorlar. Örneğin, SDS milletvekili Alenka Jeraj’ın da paylaştığı metinde şunları okuyabiliyoruz: ‘Bu nedenle, dürüst olayım – ben bu yasaya karşıyım. Bunu ne muhafazakâr olduğum için, ne duygusal olduğum için değil, geç kapitalizmin liberal-sapkın sinizmini bunda gördüğüm için yapıyorum.’ Metin şu etiketle yayılıyor: ‘Slavoj Žižek (GPG versiyonu) İnfaz Yasası hakkında’.

Peki, hayatın gönüllü olarak sonlandırılmasına yardım yasasına karşı olduğu yolundaki sahte bilgi yayılmasına Žižek nasıl cevap veriyor? ‘Bu, benimle hiçbir ilgisi olmayan, son derece kaba bir sahtedir. Tamamen uydurmadır; eğer yavaş yavaş benim açıklamam gibi yayılmaya başlamasaydı, buna hiç tepki bile vermezdim’ diyor, dünyanın en saygın filozof ve kültür kuramcılarından biri. ‘Artık öfkenin de ötesindeyim. Bu, ne kadar alçaldığımızın bir işareti. Karşıtlar bile isteye yalan yayıyor; üstelik bunu, normalde insan onurundan söz eden tam da o karşıtlar yapıyor ve birkaç gün sürecek bu karmaşada bunun yeterince zarar vereceğini hesaplıyorlar’ diye değerlendiriyor bu paylaşımların arkasındaki nedeni. Ve altını çiziyor: ‘Bu, benim için aynı zamanda referandumda evet oyu vermek gerektiğinin kesin kanıtı.’

Ona göre, pazar günkü, hayatın gönüllü olarak sonlandırılmasıyla ilgili oylamada mesele aslında bir ruh meselesi; bunu, yasayı destekleyen Moje življenje, moja pravica (Benim hayatım, benim hakkım) derneğinin internet sitesinde yayımlanan videoda da söylemişti. ‘Benim için temel argüman şu: Birisi dayanılmaz acılar çektiğinde mesele yalnızca çok acı çekmesi ve bütün bunların anlamsız görünmesi değil; canlı beden içinde ruhani bir varlık olarak çözülmesidir. Onun ruhu kendi içinde dağılmaktadır. Ve bu, maneviyat açısından bakıldığında dehşet vericidir; bu yüzden, insanın sadece biraz daha zeki bir hayvan olduğuna inanmayanlara tam da burada sesleniyorum. İnsan ruhani bir varlıktır; ruhani bir varlık olmak ise, insanın uğruna hayatını feda etmeye hazır olduğu şeyler olduğu anlamına gelir. Ve bu ruhsal boyut tehdit altına girdiğinde – elbette tüm güvencelerin sağlandığı koşulda – tek doğru ruhani tutum, böyle bir insana, ruhunun insan ruhuna özgü olan şeyi koruyabilmesini sağlayacak imkânı tanımaktır.’


Gerçek demeç

Bu, ruh meselesidir ve benim için temel argüman şu: Birisi korkunç acılar çektiğinde mesele sadece çok acı çekmesi ya da bütün bunların anlamsız görünmesi değildir; canlı bir bedenin içinde, ruhani bir varlık olarak dağılmaya başlamasıdır. Onun ruhu içten içe çözülür ve bu, maneviyat açısından dehşet verici bir şeydir. Bu yüzden özellikle inananlara sesleniyorum. İnsan sadece biraz daha zeki bir hayvan değildir. İnsan sadece hesap yapmayı bilen bir hayvan da değildir. İnsan ruhani bir varlıktır. [anti-YZ altmetin apaçık!] Ruhani varlık olmak, uğruna hayatımı feda etmeye hazır olduğum şeyler olduğu anlamına gelir. [ölüm oruçlarını bilse bu sinefil playdead belagatini yapmazdı]

Ve bu ruhani boyut tehdit altına girdiğinde, ağır ıstırap içinde belki bulanık bir şekilde ruh olduğunu fark edersin, ama bu seni dehşete düşürür. Gerçek anlamda tek doğru ruhani tutum –elbette tüm denetimlerle birlikte– onu bu durumdan kurtarmaktır ki ruhu, insan ruhuna özgü olan şeyi, yani onur duygusunu ve iç özgürlüğünü koruyabilsin. Eğer sizin için önemli olan ruhani boyutsa, o zaman elbette suistimal edilmemesi için her türlü denetimle birlikte, bu tür bir yardımı desteklemeniz gerekir.

2 Yorum

Filed under Eviri