🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖
👻🪸🐈⬛ Phantomoperand 👻🪸🐈⬛
PASC: Fedakarlık Değil, Sağlıkçının Sağlığını Feda Etmek
Heldin, sağlık emekçisinin sömürüsünü açığa çıkaran bir film değil, onu ikinci kez üreten bir aygıttır. Bunu da kaba kahramanlık diliyle değil, daha rafine, daha bedensel, daha sinematik ve daha dikizci bir biçimde yapar. Açıkça ‘kahraman’ demekten kaçınır; ama hemşireyi her şeyi taşıyan, herkesin yükünü emen, kurumun açığını kapatan, ölümün eşiğinde bile sıcaklığını koruyan, kirin ve çöküşün içinden bile işlevini sürdüren merkez beden olarak kurar. Böylece kahramanlık söylemini bozmaz, biçim değiştirir. Sağlıkçının üstündeki mevcut iş yüküne bir de teşhir borcu bindirir. Ondan yalnız çalışmasını değil, çalışırken görünmesini; yalnız görünmesini değil, seyredilebilir biçimde görünmesini; yalnız işlev göstermesini değil, norm beden olarak çökmek üzereyken bile çalışabildiğini sergilemesini ister. Bu yüzden burada yalnız emek sömürüsü yoktur. Burada vitalizm sömürüsü vardır.
Pandemi sırasında sağlık çalışanlarını açıkça kahramanlaştıran kaba söylem vardı. Balkon alkışları, minnet mesajları, romantik yüceltmeler, ‘siz bizim kahramanımızsınız’ kalıbı. Sonra bunun daha rafine versiyonu çıktı. Sağlık çalışanını doğrudan kahraman diye adlandırmayıp yine de onu ölüm riski içinde en yoğun yaşayan, en canlı özne olarak parlatan dil. Bu ikinci biçim ilkinden daha masum görünür, ama değildir. Çünkü burada da sağlık çalışanı korunması gereken, dinlenmesi gereken, tanınması gereken, tedavi edilmesi gereken emekçi olmaktan çıkar; başkalarının anlam ihtiyacını taşıyan figüre dönüşür. Heldin tam bu ikinci çizgide durur. Görünüşte anti-kahramanlık yapar. Gerçekte sağlıkçıyı modernleştirilmiş kahraman olarak yeniden üretir: kusursuz değil ama taşıyıcı; pürüzsüz değil ama vazgeçilmez; parlak değil ama yine de her şeyi omzunda toplayan beden.
Bunu anlamak için filmin sonuna ve başlığına bakmak yeterlidir. Başlık Heldin der. Kadın kahraman. Sonra bu sözcüğün ironik kullanıldığı izlenimi yaratılır. Sanki film, ‘kahraman’ lafıyla arasına mesafe koymakta, bu ideolojik yükü bozmakta, onu tersyüz etmektedir. Ama tam tersine, bu ironi bir yalandır. Çünkü film kahramanlığı reddetmez; onu daha sofistike bir forma sokar. Son yazılarda da hemşire açığına dair istatistikler belirir ve film kendini sözde-politik bir zemine yaslar. İki saat boyunca sağlıkçının mahremiyetini, sinir sistemini, suçluluğunu, tükenişini ve bedenini seyre açan film, en sonda birkaç doğru istatistik göstererek yaptığı sömürüyü temize çıkarmaya çalışır. Buradaki politik mesaj eleştiri değil mazerettir. Başlıktaki ironi nasıl yalan ise finaldeki yapısal vurgu da öyle bir son dakika etik makyajıdır.
- SPÄTSCHICHT
- Bis zum Jahr 2030 wird die Schweiz es sein / Es fehlen 30.000 Pflegekräfte.
- 36 % der ausgebildeten Krankenpfleger geben auf / INNERHALB NUR 4 JAHREN.
- Die weltweite Knappheit / Die Zahl der Krankenpfleger ist eine globale Gesundheitskrise.
- GEÇ VARDİYA
- 2030 yılına gelindiğinde İsviçre’de / 30 bin hemşire eksik olacak.
- Eğitimli hemşirelerin yüzde 36’sı / SADECE 4 YIL İÇİNDE işi bırakıyor.
- Dünya çapındaki kıtlık / Hemşire sayısındaki eksiklik küresel bir sağlık krizidir.
Bu son yazılar filmi politik kılmaz. Tam tersine, iki saat boyunca kurduğu sömürü gösterisini sonradan meşrulaştırır. Film, sağlıkçıyı dikizleyerek ve çöküşünü tüketerek elde ettiği yoğunluğu, sonunda ‘ama bakın sorun yapısal’ diyerek aklamaya çalışır. Oysa yapısallık burada açıklanmış olmaz; sağlıkçının üstüne ikinci kez yüklenmiş olur. Çünkü kurumun açığı önce hemşirenin bedenine yazılmış, sonra da aynı bedenin parçalanışı üzerinden seyirlik değer üretilmiştir. Son yazılar bunun üstüne geçirilen etik kılıftır.
Bu yüzden başlığın ironisi de finalin politizasyonu da aynı işleve sahiptir. İkisi de filme şu kaçış yolunu açar: ‘Ben kahramanlaştırmıyorum, tersine gösteriyorum.’ Oysa tam sorun budur. Kaba kahramanlıkta sağlıkçıya ‘kahraman’ denir. Rafine kahramanlıkta sağlıkçı çöküş içinde bile taşıyan beden olarak sunulur. Birinde alkış vardır, ötekinde yorgunluk pornografisi. Ama iş aynıdır. Emekçi insan olmaktan çıkarılır; başkasının anlam, duygu ve haz ihtiyacını taşıyan figür olur.
Filmin daha en başında bu mekanizma kurulmuştur. Açılışta hemşirenin işe gelişi, soyunup giyinmesi, üniformaya geçişi, vardiyaya hazırlanışı bir hazırlık gibi değil, teslimiyet ritüeli gibi çalışır. Konuşmasız ya da az konuşmalı bu bölümün bütün anlamı şudur: Bu beden birazdan işe koşulacak ve aynı anda bakışa açılacaktır. Üniforma burada yalnız kamusal görev kıyafeti değildir. Aynı zamanda teşhir rejimine giriş kostümüdür. Sağlıkçı daha işe başlamadan önce görünür kılınır. O andan itibaren yalnız çalışacak değildir; seyredilecektir de. Yalnız işlev göstermeyecektir; işlev gösterirken nasıl bir bedene sahip olduğu, nasıl yürüdüğü, nasıl soyunup giyindiği, nasıl hazırlandığı da dolaşıma sokulacaktır. Çalışma borcundan önce teşhir borcu tam burada kurulur.
Bu mantık, hastaların hazırlanma dilinde açıkça duyulur. Soyundurmak, giydirmek, çıkartmak, yatırmak, yerleştirmek, düzenlemek. Hastane işlevinin doğal dili gibi görünen bu sözler, filmin genel rejiminde mahrem bedenin seyir nesnesine açılması olarak çalışır. Hazırlık, işlevsel bir geçiş olmaktan çıkar, bakışa sunulan bir eşik olur.
- Bitte benutzen Sie bei Bedarf die Toilette / und dann komplett ausziehen.
- Entfernen Sie sämtlichen Schmuck, Zahnersatz usw.
- Bitte zieh das an / und ich werde dein Kleid holen.
- Zieh bitte auch deine Socken aus.
- Auch deine Brille.
- Bitte legen Sie sich jetzt ins Bett.
- Gerekirse tuvaleti kullanın / sonra da tamamen soyunun.
- Bütün takıları, diş protezlerini vesaire çıkarın.
- Lütfen bunu giyin / ben de önlüğünüzü getireyim.
- Lütfen çoraplarınızı da çıkarın.
- Gözlüğünüzü de çıkarın.
- Şimdi lütfen yatağa uzanın.
Bu dil hastane dilidir, ama film onu işlevin sınırında tutmaz. Onu teşhire çevirir. Sağlıkçı da hasta da bakışa açılan bedene dönüşür. Fakat hastanın mahremiyeti ile hemşirenin teşhir borcu aynı şey değildir. Hasta bakımın nesnesidir. Hemşire ise bakımın öznesi olduğu hâlde aynı anda bakışın nesnesi yapılır. Çalıştırılan ve seyredilen beden aynı bedendir. Filmin ideolojik düğümü burada oluşur.
Açılıştaki gündelik konuşmalar da aynı işlevi görür. Emma’yla hayvanat bahçesine gitmek, maymun kafesinin önünde üç saat oturmak, indirimli ayakkabıdan söz etmek. Bunlar insana nefes aldıran küçük ayrıntılar değil; birazdan ezilecek hayatın önsözüdür. Film önce bir özel hayat kırıntısı gösterir, sonra onu vardiyanın altında ezer. Bu, insanı kurmak için değil, kurban etkisini güçlendirmek için yapılır. Beden birazdan parçalanacaktır; o yüzden önce onun da bir hayatı olduğu hatırlatılır.
- Hattest du einen schönen freien Tag?
- Ich ging mit Emma in den Zoo.
- Wir saßen vor dem Affenkäfig / für drei Stunden.
- Nichts Besonderes.
- Ich sollte auch neue kaufen.
- Sie waren im Angebot.
- İzin günün güzel geçti mi?
- Emma’yla hayvanat bahçesine gittim.
- Maymun kafesinin önünde / üç saat oturduk.
- Özel bir şey yoktu.
- Ben de yenilerini almalıyım.
- İndirimdeydiler.
Sonra daha ilk dakikada felaket makinesi çalışmaya başlar. Yeni hasta gelir. Servis doludur. Personel eksiktir. Telefonlar açılır. Vardiyaya sakin giriş yoktur. Filmin burada yaptığı şey hastane kurmak değil, seyir için optimize edilmiş eziyet koridoru kurmaktır. Gerçek bir hastanede vardiyalar elbette yoğun, dağınık, tekrarlarla dolu ve çoğu zaman yorucudur. Ama aynı zamanda boşluklar, görünmez koordinasyonlar, tekdüze işler, yarım kalan devralmalar, bekleme anları, sıradan geçişler de vardır. Heldin bunların hiçbirine tahammül etmez. Çünkü seyircinin dikkati hiç gevşememelidir. Her dakika bir baskı daha üretilir.
- Neu eingetroffen.
- Wir können nicht einmal in Frieden ankommen.
- Ich habe schon alle angerufen.
- Wir haben 25 Patienten auf der Station, / fast voll.
- Klar, wir schaffen es immer irgendwie.
- Yeni hasta geldi.
- Daha huzur içinde bile gelemiyoruz.
- Herkesi zaten aradım.
- Serviste 25 hasta var, / neredeyse tam doluyuz.
- Bir şekilde yine hallediyoruz.
Bu noktadan sonra film hastaneyi temsil etmeyi bırakıp tek bedende toplanmış toplam yükü seyrettirmeye başlar. Bayan Kuhn’un bez değiştirilmesi, kaldırılması, çevrilmesi, temizlenmesi ilk büyük teşhir vitrini olur. Bu sahne çoğu zaman bakım emeğinin dürüst temsili diye okunur. Oysa dürüstlükle teşhir aynı şey değildir. Burada yapılan, hasta mahremiyetini ve hemşire emeğinin kirli yanını seyir sermayesine çevirmektir. Yaşlı bedenin kırılganlığı, alt temizliği, iç çamaşırının çıkarılması, korkusunun yatıştırılması, ayağın kaldırılması, yana döndürülmesi; bütün bunlar işlevsel bir işlemin parçası olmaktan çıkar ve seyircinin ‘bakın neler çekiyor’ hazzına hizmet eder.
- Wir müssen ihre Inkontinenzhose wechseln.
- Würde es Ihnen etwas ausmachen, nach draußen zu gehen?
- Hallo, ich bin Floria Lind. / Ich mache die Spätschicht.
- Du bist im Krankenhaus.
- Hab keine Angst.
- Frau Kuhn, ich werde jetzt deine Unterhose entfernen.
- İnkontinans bezini değiştirmemiz gerekiyor.
- Bir dakika dışarı çıkar mısınız?
- Merhaba, ben Floria Lind. / Akşam vardiyasındayım.
- Hastanedesiniz.
- Korkmayın.
- Bayan Kuhn, şimdi iç çamaşırınızı çıkaracağım.
Gerçek hastane disiplininde bu tür işlemler çok daha örtülü, hızlı, bölünmüş ve işlev odaklı yaşanır. Mahremiyet korunmaya çalışılır, işlem süratle tamamlanır, dramatik yoğunluk çoğu zaman işin akışında erir. Heldin ise bunu daha ilk büyük “bakın, hemşirelik ne kadar ağır” vitrinine çevirir. Burada kir görünür olsun, zorluk görünür olsun, sabır görünür olsun, bakımın duygusal tonu görünür olsun istenir. Sağlıkçının yükü gösterilmiyor; yük sinematik tüketime çevriliyor.
Bay Leu çizgisi, filmin kurumsal sessizliği tek bir hemşire bedenine nasıl bindirdiğini gösteren en temiz örnektir. Patoloji sonucu gelmiştir, bağırsak kanseri doğrulanmıştır, doktorun konuşması gerekir ama doktor ortada yoktur. Hasta bekler. Hasta hisseder. Hasta sorar. Hemşire bilir ama söyleyemez. Sonuçta kurumun açıklama açığı tek bir yüz üzerinde toplanır. Böylece hemşire hasta için kurumun yerine geçer.
- Ja, der Verdacht hat sich bestätigt: / Darmkrebs.
- Dr. Strobel sollte heute Morgen mit ihm reden, / aber sie hat es noch nicht getan.
- Er wird mich fragen / wenn ich etwas weiß.
- Evet, şüphe doğrulandı: / bağırsak kanseri.
- Dr. Strobel bu sabah onunla konuşacaktı, / ama henüz konuşmadı.
- Bana / bir şey bilip bilmediğimi soracak.
- Ich bin schon seit sechs Tagen hier.
- Die Ärzte wechseln ständig / und niemand erklärt, was los ist.
- Aber es ist nicht in Ordnung, / die Leute so lange warten zu lassen.
- Altı gündür buradayım.
- Doktorlar sürekli değişiyor / ve kimse neler olduğunu açıklamıyor.
- İnsanları bu kadar uzun süre / bekletmek doğru değil.
- Er hat ein Recht auf Information.
- Leider kann sie es heute nicht schaffen.
- Onun bilgi alma hakkı var.
- Maalesef bugün gelemeyecek.
Bu çizginin sonunda Leu’nun not bırakıp gitmesi ve Floria’ya ‘siz bir meleksiniz’ demesi, başlıktaki sözde-ironiyi yerle bir eder. Film ‘kahraman’ lafıyla alay ediyormuş gibi yapar ama kendi sahnelerinin içinden doğrudan kutsama dili üretir. Melek, kahramanın başka adıdır. Hatta daha sinsi olanıdır. Çünkü melek denildiğinde sömürü daha ahlaki görünür.
- LIEBE FRAU. LIND, DU BIST EIN ENGEL. / DANKE SCHÖN.
- Sevgili Bayan Lind, siz bir meleksiniz. / Teşekkür ederim.
Bu noktada görünen şey şudur: Film kahramanlığı bozmaz. Kahramanlığı kirli, yorgun, geciken, patlayan, hata yapan ama yine de her şeyi taşıyan bedene dönüştürür. Eski kahramanlık ‘siz bizim kahramanımızsınız’ derdi. Bunun rafine biçimi ‘siz en canlı olanlarsınız’ dedi. Heldin’in biçimi ise ‘bakın, sistem çökerken bile bütün yük yine bu bedenin üstünde’ der. Yüceltme burada övgü diliyle değil taşıyıcılık diliyle çalışır.
Vardiya devrindeki oda oda hasta atlası da bu mantığın ürünüdür. Film hasta çeşitliliği göstermiyor; tek hemşirenin üstüne mümkün olan en fazla dramatik kategoriyi yığıyor. Metastazlı hasta, tümör kurulu bekleyen ağır anne, kolorektal kanser sonucu bekleyen yaşlı adam, göçmen genç hasta, özel sigortalı zengin hasta, giderek bulanıklaşan yaşlı adam, agresif ve bağımlı yeni hasta. Her oda başka bir mini-felaket, her yatak başka bir duygusal işlev. Gerçek servisler ağır olabilir, karmaşık olabilir, yorucu olabilir. Ama böyle kusursuz biçimde her odanın kendi sembolik görevi olan melodram kapsülüne dönüşmesi hayatın karmaşıklığı değil, senaryonun açgözlülüğüdür. Film her şeyi tek hemşirenin etrafında merkezleyerek onu anti-kahraman gibi sunar; ama sonuç yine aynıdır: merkezde her şeyi taşıyan beden vardır.
Osmani hattı bu merkezileştirmenin başka biçimini gösterir. Hasta hazırlanır, eş tek kişilik oda ister, taşıma ekibi gecikir, antibiyotik saati şikâyeti gelir, personel yetersizliği açıklanır. Böylece hemşire klinik çalışan olmaktan çıkar; müşteri temsilcisi, taşıyıcı, sınıf tamponu, zaman yöneticisi, kriz emici yüzey olur. Üstelik bütün bunlar aynı anda olur. Çünkü film, tek bedenin boğuluşunu ne kadar kusursuz gösterirse o kadar etkileyici olacağını düşünür.
- Mein Mann möchte / sein eigenes Zimmer zu haben.
- Ist er privat versichert?
- Dann kann er kein Einzelzimmer haben.
- Wir haben sehr gute Ohrstöpsel.
- Kocam / tek kişilik oda istiyor.
- Özel sigortası var mı?
- O zaman tek kişilik oda verilemez.
- Çok iyi kulak tıkaçlarımız var.
- Wir brauchen mindestens 20 Minuten.
- Das ist zu lang. Dann mache ich es selbst.
- Ich hätte meine zweite Antibiotikabehandlung / um 14:30 Uhr bekommen sollen, / es ist schon 14:45 Uhr.
- Heute sind wir nur zu zweit, / es braucht ein bisschen Geduld.
- En az 20 dakikaya ihtiyacımız var.
- Bu çok uzun. O zaman kendim yaparım.
- İkinci antibiyotik dozumu / 14.30’da almam gerekiyordu, / saat oldu 14.45.
- Bugün sadece iki kişiyiz, / biraz sabretmeniz gerekecek.
Gerçek hastane disiplininin yanına bile yaklaşmayan sahnelerden biri de burada ortaya çıkar. Film disiplinli, sıkı, baskılı bir düzen gösteriyormuş gibi görünür. Oysa gerçek hastane disiplini bunun çok ötesinde işlem bütünlüğü, ilaç güvenliği, kayıt, devretme, izleme ve sorumluluk alanlarıyla çalışır. Heldin’in disiplin diye sunduğu şey, seyircinin gerilim alması için gevşetilmiş ama yine de sert görünmesi sağlanmış bir düzensizliktir. İlaç karıştırmak gerçek hayatta skandaldır. Hastanın ağrı kesicisini yanlış hastaya vermek, alerjik hasta hattının açılması, ardından bunun birkaç cümleyle geçiştirilmesi, filmin sözde-gerçekçiliğini paramparça eder. Bu, disiplinli sağlık emeği değil; gerilim için kurulmuş gevşekliktir.
Bay Nana ve Schneider’ın kızı üzerinden film hemşireye bir de fazla-insanlık zorunluluğu bindirir. Sağlıkçı artık yalnız semptom izleyen, ilaç veren, hasta taşıyan kişi değildir. Aynı anda göçmen yalnızlığının telafisi, aile tükenmişliğinin tesellicisi, ölüm bekleyişinin sesi, duygusal tampon olmak zorundadır. Bu fazla-insanlık beklentisi vitalizm sömürüsünün en açık biçimidir. Çünkü sağlıkçıdan yalnız çalışması değil, çöküşün içinde bile sıcak kalması, yakınlık sunması, insani dokunuş üretmesi, yani canlılığını sergilemesi beklenir.
- Ich bin ganz allein.
- Meine Familie ist in Burkina Faso. / Ich habe keine Freunde.
- Nun, du hast mich.
- Yapayalnızım.
- Ailem Burkina Faso’da. / Hiç arkadaşım yok.
- Ama artık ben varım.
- Es ist sehr schwer zu ertragen.
- Am Ende / es fällt immer noch auf die Töchter.
- Solche Gefühle sind völlig normal.
- Auch für die Liebsten ist es hart.
- Buna katlanmak çok zor.
- En sonunda / yine her şey kız çocuklarının üstüne kalıyor.
- Böyle duygular tamamen normaldir.
- Yakınları için de bu çok zor.
Bu sahnelerin hepsi gerçek tecrübelerde karşılığı olan şeylerden parçalar taşır; ama film bunları ölçüsüz yoğunlaştırarak her sahnede Floria’nın insanlığını kanıtlama zorunluluğuna çevirir. Sağlıkçı burada yalnız emek gücü değildir; canlılık göstergesi olmak zorundadır. Çamurun, yorgunluğun, ölümün, öfkenin içinde bile iç sıcaklığını koruyan norm ruh. Bu da norm beden talebiyle birleşir: kirle çalışabilen, ayakta kalabilen, geceye kadar işleyebilen, patlasa da ertesi an yeniden işlev görebilen beden.
Küçük taleplerin toplamı da aynı rejimin parçasıdır. Gözlük telefonu, satranç takımı, oda arkadaşı sorusu, kulak tıkacı, nane çayı. Bunların işlevi, sistemin küçük işlerle dolu dağınık gerçekliğini göstermek değil; hemşire dikkatinin sonsuz küçük taleplerle parçalanmasını seyir zevkine çevirmektir. Seyirci, büyük trajediler kadar küçük saçmalıklarla da hemşirenin boğulduğunu görsün ister film. Böylece tek bedenin üstüne çöken toplam yük daha renkli, daha ritmik, daha tüketilebilir görünür.
- Meine Mutter hat ihre Lesebrille vergessen.
- Die Frühschicht verfügt über mehr Kapazitäten.
- Meine Mutter liebt es zu lesen / und das kann sie nicht ohne ihre Brille.
- Ich werde nach der Brille suchen, / aber nicht jetzt.
- Annem okuma gözlüğünü unutmuş.
- Sabah vardiyasının daha çok kapasitesi var.
- Annem okumayı çok sever / ve gözlüğü olmadan bunu yapamaz.
- Gözlüğe bakarım, / ama şimdi değil.
- Mein Schachspiel.
- Ich möchte Pfefferminztee, / nicht dieser beschissene Tee.
- Ich will jetzt meinen Tee!
- Satranç takımım.
- Nane çayı istiyorum, / bu berbat çayı değil.
- Çayımı şimdi istiyorum!
Bayan Kuhn’a telefon verilmesi, annesini tanıyamayan kız, eve dönme arzusu ve ardından gelen şarkı sahnesi, filmin sağlıkçının fazladan insanlığını nasıl sömürdüğünün en çıplak örneğidir. Burada bakımın en içsel, en kırılgan, en mahrem biçimi bile seyirci tüketimine açılır. Şarkı söyleyen hemşire, yaşlı kadın, tanıyamama, huzursuzluk, eve gitme isteği. Bu, bakımın kendisi değil; bakımın görülebilir, hissedilebilir, gözyaşı üretir biçime sokulmuş versiyonudur. Şefkat burada temsil edilmez; sıkılır, uzatılır, parlatılır, dolaşıma sokulur.
- Ich möchte nach Hause gehen.
- Bitte, ich will nach Hause!
- Es ist alles gut, Frau Kuhn.
- Morgen kannst du nach Hause gehen.
- Nein, ich möchte nach Hause zu meinem Mann!
- Eve gitmek istiyorum.
- Lütfen, eve gitmek istiyorum!
- Her şey yolunda, Bayan Kuhn.
- Yarın eve gidebilirsin.
- Hayır, kocamın yanına eve gitmek istiyorum!
- Wie still die Welt ruht
- Die Not und nüchterne Fürsorge des Tages
- Schau dir den Mond an, so einsam!
- Dünya ne kadar sessiz duruyor
- Günün çıplak sıkıntısı ve ayık bakımı
- Şu aya bak, ne kadar yalnız!
Burada film sağlıkçıyı ‘melek’ demeden melek yapar. Başlıktaki ironiyi sahnenin kendisi yalanlar. Kahramanlaştırmıyorum der; ama kutsallaştırmayı başka kapıdan geri sokar.
Dr. Strobel’le karşılaşma da sistemin ahlaki açığını nasıl tek hemşireye yüklediğini gösterir. Doktorun yorgunluğu burada sistem eleştirisi olarak değil, Floria’nın yalnızlığını büyüten fon olarak çalışır. Kurum yine anonim kalır, ahlaki merkez yine Floria olur. Böylece film yapısal bozukluğu ilişkisellik içinde değil, hemşire vicdanının ağırlığı olarak sahneler.
- Ich habe mehrmals angerufen / wegen Robert Leu.
- Er hat den ganzen Tag gewartet.
- Aber so geht man nicht mit Menschen um!
- Er hat ein Recht auf Information.
- Und ich habe das Recht, jetzt nach Hause zu gehen.
- Nein, das ist nicht in Ordnung.
- Robert Leu için / defalarca aradım.
- Bütün gün bekledi.
- Ama insanlara böyle davranılmaz!
- Onun bilgi alma hakkı var.
- Benim de şimdi eve gitme hakkım var.
- Hayır, bu kabul edilemez.
Frei ve Severin çizgileri, hemşireyi bir yandan güvenlikçi ve disiplin uygulayıcısı, öbür yandan zengin hasta kaprisinin hedefi hâline getirir. Frei oksijenle sigara içer. Severin özel sigortasına rağmen nane çayı istemektedir. Bu iki uç karakter gerçek karmaşıklık taşıyan kişiler gibi değil, hemşireye maksimum farklı türden yük bindirmek üzere seçilmiş aparat gibi çalışır. Üstelik film bunları sıkı disiplin sahneleri gibi gösterir. Oysa gerçek hastane disiplini, filmdeki bu gevşek ama bağırgan düzenle kıyas kabul etmez. Oksijenle sigara içen hastanın yönetimi, ilaç güvenliği, personel devri, hasta izleme, hata kaydı ve müdahale zinciri filmde olduğundan çok daha sert, sistematik ve sonuç doğurucudur. Burada görülen şey disiplin değil; seyirciye disiplin hissi veren dramatik sertliktir.
- Machen Sie sofort die Zigarette aus.
- Es ist supergefährlich / neben dem Sauerstofftank.
- Sonst rufe ich den Sicherheitsdienst.
- Sigaranızı hemen söndürün.
- Oksijen tüpünün yanında / bu son derece tehlikeli.
- Yoksa güvenliği çağırırım.
- Wofür ist eine private Versicherung gut?
- wenn du immer noch wie Müll behandelt wirst,
- Ich will jetzt meinen Tee!
- Und ich möchte reden / an Ihren Vorgesetzten!
- Özel sigorta ne işe yarıyor,
- eğer yine de sana çöp gibi davranılıyorsa,
- Çayımı şimdi istiyorum!
- Ve sorumlunuzla / konuşmak istiyorum!
Bay Song ve ilaç hatası, filmin kahramanlığı kusursuzluktan çok taşıyıcılık biçiminde kurduğunu açık eder. O, kusursuz değildir; ama yine de merkez bedendir. Hata yapar ama bütün yük gene ondadır. Böylece film ‘zaten onu mükemmel göstermiyorum’ savunmasını peşinen inşa eder. Oysa tam sorun budur. Kahramanlık burada hatasızlık değil, hata yapacak kadar aşırı yük altında bırakılan ve buna rağmen anlatının merkezi olarak işlevini sürdüren beden üzerinden yeniden kurulur. Üstelik ilaç karıştırma gibi ağır bir hata gerçek hayatta skandal sayılacak bir güvenlik ihlalidir. Film bunu birkaç cümlelik öznel suçluluk ve meslektaş tesellisi düzeyine indirerek gerçek disiplin alanını seyirlik drama lehine gevşetir.
- Ich habe die Schmerzmittel der beiden verwechselt.
- Wir alle machen Fehler.
- Ich mache eine kurze Notiz in der Kurve.
- İkisinin ağrı kesicilerini karıştırdım.
- Hepimiz hata yaparız.
- Dosyaya kısa bir not düşerim.
Burada hastane gerçekliği değil, sinematik işlev çalışır. Hata, güvenlik rejimini bütün ağırlığıyla açmak için değil, Floria’nın iç yükünü daha da artırmak için kullanılır.
Bilgin’in ölümü, yapısal ihmalin hemşire vicdanına nasıl yazıldığını en çıplak biçimde gösterir. Dil bariyeri vardır. Tercüman ihtiyacı bellidir. Vasiyet yoktur. Aileyle konuşma ertelenmiştir. Hemşire yetişememiştir. Sonra solunum durur, resüsitasyon başlar, aile suçlar, hemşire içinden itiraf eder. Burada bütün kurumsal eksik, görünmez planlama kusurları, işyükü düzeni ve idari boşluk tek hemşire vicdanına çöker. Tam da bu nedenle bu sahne, sağlıkçının sağlığını ve sinir sistemini kriz tamponu gibi kullanan düzenin sinematik özeti gibidir.
- Sie spricht kaum deutsch.
- Ich denke, es ist wichtig / um einen Übersetzer zu bekommen.
- Niemand jemals / meldet sich bei ihrer Mutter.
- Ich kann nicht an zwei Orten gleichzeitig sein.
- Neredeyse hiç Almanca bilmiyor.
- Bir tercüman bulmak / önemli diye düşünüyorum.
- Kimse / anneleriyle hiç ilgilenmiyor.
- Aynı anda iki yerde olamam.
- Ich glaube, meine Mutter hat aufgehört zu atmen.
- Bitte tun Sie etwas. Bitte!
- Keine Patientenverfügung.
- Okay, dann volle Wiederbelebung.
- Sanırım annem nefes almayı bıraktı.
- Lütfen bir şey yapın. Ne olur!
- Hasta vasiyeti yok.
- Tamam, o zaman tam resüsitasyon.
- Du hast nicht ein einziges Mal / nach meiner Mutter gesehen.
- Niemand in dieser Müllkippe / hat meiner Mutter Beachtung geschenkt!
- Ich habe kein einziges Mal nach ihr gesehen.
- Das wäre sie gewesen / der letzte auf meiner Runde.
- Annemin yanına / bir kez bile gitmediniz.
- Bu çöplükte / kimse anneme ilgi göstermedi!
- Onun yanına / bir kez bile gitmedim.
- Turumda / en son ona gidecektim.
Burada suçluluk hukuki değil, öznel biçimde inşa edilir. Film bütün yapısal ihmal ağını öznel itirafın ağırlığına çevirir. Böylece seyirci sistemin anonim işleyişini değil, bir kadının vicdanında çöken dünyayı izler. Bu, yapısal eleştiri değildir; yapısal sorunun bedene ve ruha yazılmasıdır.
Saatin pencereden atılması sahnesi, filmin en çıplak seyirsel kullanımını ortaya koyar. Önce sınıf kibri biriktirilir, sonra ölüm yükü, sonra suçluluk, sonra hizmet talebi, sonra kronometre mantığı, sonra patlama. Sonra seyirci rahatlar. Bu sahne sistem eleştirisi değil; sağlıkçının çöküşünü unutulmaz ve eğlenceli sinema ânına çevirmektir. Hemşirenin sinir sistemi burada anlatının sadece konusu değil, seyircinin katarsis mekanizmasıdır.
- Eine Stunde, drei Minuten / und zehn Sekunden / für eine Tasse Tee.
- Diese Uhr kostet 40.000 Franken!
- Ich habe die Uhr meines Patienten / aus dem Fenster geworfen.
- Tut mir leid, aber das ist großartig!
- Bir fincan çay için / bir saat üç dakika / on saniye.
- Bu saat 40 bin frank ediyor!
- Hastamın saatini / pencereden attım.
- Üzgünüm ama bu müthiş!
Gerçek hayatta böyle bir olay doğrudan skandal olur. Meslek içi ciddi sonuçlar, kayıt, yönetsel süreç, güvenlik ve profesyonel ihlal ekseninde ele alınır. Film ise bunu kara mizah katarsisine dönüştürür. Çünkü seyircinin boşalması gerekir. Sağlıkçının çöküşü, yükün son biçimi olarak tüketime sunulur.
Severin’in sonradan yumuşayıp pankreas kanseri korkusunu Floria’ya açması da duygusal sömürünün son halkasıdır. Ona küfreden, özel sigorta ve çay kaprisi yapan adam, sonunda ölüm bilgisinin çıplak yükünü de yine hemşirenin üstüne boşaltır. Böylece sağlıkçı yalnız iş yükünün, hasta öfkesinin, kurumsal boşluğun değil, ölüm korkusunun da son deposu hâline gelir.
- Scheiß auf die Uhr.
- Ich werde es sowieso nicht mehr brauchen.
- Dein Gesicht ist auch schlammig.
- Ich habe es noch niemandem erzählt. / Nicht einmal meine Frau.
- Ich lebe so gesund.
- Warum ich?
- Saatin canı cehenneme.
- Zaten artık ona ihtiyacım olmayacak.
- Senin yüzün de çamur içinde.
- Bunu daha kimseye söylemedim. / Karıma bile.
- O kadar sağlıklı yaşıyorum ki.
- Neden ben?
Burada ‘insani yakınlaşma’ yoktur. Sınıf çatışmasının bile sonunda hemşirenin duygusal emeğiyle çözülmesi vardır. Film yine aynı şeyi yapar: Bir başkasının varoluşsal yükünü sağlıkçının üstüne yıkar.
Gece devri, bitmemiş ikinci tur, stajyerden özür, Boston notunun kalması ve finalde gelen istatistikler, filmin gerçekte ne dediğini açık eder. Yüzeyde sistem eleştiriliyormuş gibi görünür. Derinde ise şu söylenir: Bütün bu imkânsızlık yine de bu bedenler tarafından taşınıyor. Yani eleştiri ile vitalist onay iç içe geçmiştir. İmkânsız iş kınanırken aynı anda hayranlıkla seyrettirilir. Bu yüzden final, filmi kurtarmaz; onun gerçek ideolojik işlevini tamamlar.
- Ich bin noch nicht einmal fertig / meine zweite Runde schon.
- Ich werde es für dich tun, okay?
- Ich habe nicht getrödelt.
- Ich weiß. Es tut mir leid.
- TOCHTER IN BOSTON MUSS INFORMIERT WERDEN
- Daha / ikinci turumu bile bitiremedim.
- Senin yerine ben yaparım, tamam mı?
- Oyalanmadım.
- Biliyorum. Özür dilerim.
- BOSTON’DAKİ KIZI BİLGİLENDİRMEK GEREKİYOR
Burada sorun bir filmin daha iyi çekilebilecek olması değildir. Sorun, sinemanın kendisinin sağlık emekçisinin mahremiyetini, tükenişini, suçluluğunu ve bedenini tüketime çevirmesidir. Heldin bu dönüşümü kaba değil rafine bir biçimde yapar. Açık kahramanlık yerine teşhir edilmiş tükenişi koyar. Ama ikisinin işi aynıdır. Emekçiyi insan olmaktan çıkarır, başkasının anlam, duygu ve haz ihtiyacını taşıyan figüre çevirir.
Alkış nasıl koruyucu ekipman değildiyse, bu film de eleştiri değildir. Büyük söz nasıl tedavi değildiyse, bu sözde gerçekçilik de teşhirin mazeretidir. Sağlıkçının yükünü göstermekle yetinmez; o yükü yeniden kullanır. Sağlıkçıyı korumasız bırakan düzenin kaba dili kahramanlıktı; Heldin’in dili ise teşhir edilmiş tükeniştir. Ama ikisinin işi aynıdır. Sağlıkçıyı insan olmaktan çıkarıp başkasının göz zevki, duygulanımı ve anlam üretimi için çalıştırmak. Bu yüzden Heldin sağlıkçının sömürüsünü göstermiyor. Onu yeniden sahneliyor. Sağlıkçının sağlığına, sinir sistemine ve mahremiyetine yüklenen borçların üstüne bir de seyircinin dikizci zevki için teşhir borcu ekliyor. Kahramanlaştırmadığını iddia ettikçe, daha derin bir vitalizm sömürüsü üretiyor.






























Geri bildirim: PASC: Fedakarlık Değil, Sağlıkçının Sağlığını Feda Etmek | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Heldin: A Vitalism Exploitation That Imposes a Burden of Exhibition on the Healthcare Worker – Žižekian Analysis
Geri bildirim: Phantomoperand 👻🪸🐈⬛ | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Bimbo Avengers of Feminist Media – Žižekian Analysis
Geri bildirim: Feminist Medyanın Bimbo Avenger’ları | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER