Türkdeutung: Orhun Yazıtlarında Antikapitalizm
Orhun Yazıtları, 8. yüzyılın ilk yarısında II. Göktürk Kağanlığı çevresinde, bugün Moğolistan’daki Orhun Vadisi’nde dikilmiş; yalnızca Bilge Kağan, Kül Tigin ve Tonyukuk gibi siyasal figürlerin anısını yaşatan metinler değil, aynı zamanda bir topluluğun dağılma tehlikesi karşısında kendini nasıl düşündüğünü gösteren tarihî belgelerdir. Bu yazıtlarda savaş, iktidar ve devlet aklı kadar; aldanma, çözülme, dış etkiye açıklık, iç birliğin zayıflaması ve törenin kaybı da temel meseleler olarak öne çıkar. Bu yüzden Orhun metinleri sadece ‘ilk yazılı Türkçe metinler’ diye anılacak filolojik nesneler değil, bozkır siyasetinin hafızasını, uyarı dilini ve kolektif varoluş kaygısını taş üzerine kazıyan yoğun bir tarih bilinci olarak okunmalıdır; metinlerin sert tonu da buradan gelir, çünkü onlar geçmişi anlatırken aynı anda gelecekteki çözülmeyi önlemeye çalışan bir siyasal ses kurarlar.
Bilge Kağan
Tanrı gibi Tanrı yaratmış Türk Bilge Kağan[ı]; Sözüm: Babam Türk Bilge […]nda al[…]tı Sir, Dokuz Oğuz, İki Ediz otağlı beğleri, boyları […] Türk Tanrı[sı] […] üzerine kağan oturdum. Oturduğumda ölesiye sakınan Türk beğleri, boyları, öğürüp (öğünüp), sevinip, yere bakan gözü yukarı gördü (baktı). Böyle [iken] özüm (kendim) oturup bunca ağır töreyi dört yandaki … etdim. Üstte Kök (gök) Tanrı, altta yağız yer kılındığında ikisi arasında kişi oğlu kılınmış. Kişi oğlunun da üzerine atalarım Bumın Kağan, İstemi Kağan oturmuş. Oturupda Türk Boyları’nın ilini, töresini tutu vermiş, edi vermiş. Dört yan hep yağı (düşman) imiş. Süleyip (Atlı er ordusu sürüp) dört yandakı boyları hep almış, hep bağlamış. Başlıyı [baş] eğdirmiş, dizliyi [diz] çöktürmüş. Doğu’da Kadırkan ormanına değin, Batı’da Demir Kapı’ya değin kondurmuş. İkisi arasında öksüz Gök Türk anca oturur imiş. Bilge kağan imiş. Alp kağan imiş. Buyruğu bilge imiş gerçek, alp imiş gerçek. Beğleri bile, boyları bile düz imiş. Onun için ili (yurdunu) anca tutmuş gerçek. İli tutup töre düzenlemiş. Özü anca kergek [gibi uçmuş, ölmüş] olmuş. Yasçı, ağlayıcı, Doğu’da, gün doğusunda Böklü Çül’lü İl, Çin, Tibet, Apar, Rum, Kırgız, Üç Kurıkan, Otuz Tatar, Kıtay, Tatabı, bunca boyları gelip ağlamış, yaslanmış. Öyle ünlü kağan imiş. [o] andan sonra, [küçük] kardeşi kağan olmuş gerçek. Oğulları kağan olmuş gerçek. [o] andan sonra kardeşi, ağabeği gibi kılınmadığı gerçek, oğlu babası gibi kılınmadığı gerçek, bilgisiz kağan oturmuş gerçek. Kötü kağan oturmuş gerçek. Buyruğu yine bilgisiz imiş gerçek, kötü imiş gerçek. Beğleri, boyları düzsüz olduğu için, Çin boyları kötü, kandırıcı (olduğu) için, aldatıcı (olduğu) için, kardeşi ağabeğe düşürdüğü için, beğle, boyları çekiştirdiği için, Türk Boyları, illediği ilini kaybetmiş, kağanladığı kağanını yitiri vermiş. Çin boyları’na beğlik er oğlanı kul oldu, hatunlık kız oğlanı (evladı) odalık (cariye) oldu. Türk beğleri Türk adını attı. Çinli beğlercesine Çin adını tutarak, Çin kağanına görmüş (bağlanmış). Elli yıl işini güçünü vermiş. Doğu’da, gün doğusunda Bökli kağana değin süleyi vermiş. Batı’da Demirkapı’ya (kadar) süleyi vermiş. Çin kağanı [için süngüşüp] ilini, töresini alı vermiş. Türk kara topluluğu boyları anca demiş[ki]: ‘İlli boylar idim. İlim şimdi hani? Kime ili kazanırım’ der imiş. Kağanlı boylar idim. Kağanım hani? Ne [hangi] kağana işi güçü veririm ben der imiş. Anca deyip Çin kağanına yağı olmuş. Yağı olup, kendini derleyip toparlamadığından yine tutsakmış. [Çin kağanı ise] bunca işi güçü verdiğini düşünmeden Türk boylarını öldüreyim, kazıyaym der imiş. [Türk] yokolmaya varır imiş. Üstte Türk Tanrısi, kutlu yeri, suyu anca düzenlemiş gerçek. Türk boyları yok olmasın diye, ulus olsun diye babam İlteriş Kağanı, anam İlbilge Kadını göğün (gök=Tengri) tepesinde tutup yukarı götürdü gerçek. Babam Kağan onyedi erle [yola] çıkmış. Dışarı yürüyor diye söz işitip kentteki takınmış, dağdaki inmiş. Dirilip [toplanıp] yetmiş er olmuş. Tanrı güç verdiği için babam kağanın eri börü (kurt) gibi, yağısı koyun dibi imiş. Doğu’yu Batı’yı süleyip derlemiş toparlamış. Hepsi yediyüz er olmuş. Yediyüz er olup ilsizleşmiş, kağansızlaşmış boyları, odalıklaşmış, kullaşmış boyları, Türk Töresi’ni bırakmış boyları atam, babam töresince yaratmış, ögretmiş. Tölis Tarduş boyları [o] anda etmiş (düzeltmiş). Yabguyu şadı [o] anda vermiş. Güney’de Çin boyları yağı imiş. Kuzey’de Baz Kağan, Dokuz Oğuz boyları yağı imiş. Kırgız, Kurıkan, Otuz Tatar, Kıtay, Tatabı hep yağı imiş. Babam kağan bunca[…] kırk yedi yolu sülemiş, yirmi süngüş süngüşmış. Tanrı istediği için illiyi ilsizleştirmiş, kağanlıyı kağansızlaştırmış, yağıyı baz (emrinde) kılmış. Dizliyi [diz] çöktürmüş, başlıyı [baş] eğdirmiş. Babam kağan anca ili töreyi kazanıp uça varmış (ölüvermiş). Babam kağana ilkin Baz kağanı balbal dikmiş. Babam kağan öldüğünde özüm (ben) sekiz yaşında kaldım (idim). O töre üzerine (töreye göre) amcam kağan oturdu. Oturupda Türk boylarını yine etdi, yine eğitti. Yoksulu bay kıldı. Azı çok kıldı. Amcam kağan oturduğunda kendim tigin erk[…] iy[…] . Tanrı istediği için Ondört yaşımda Tarduş boyları üzerine şad oturdum. Amcam kağan ile Doğu’da Yeşil Irmak, Şantung yazısına değin süledik. Batı’da Demir Kapı’ya değin süledik. Kögmeni aşıp Kırgız yerine değin süledik. Topluca yirmibeş [yo] süledik. Onüç [yo] süngüşdük. İlliyi ilsizleştirdik. Kağanlıyı kağansızlaştırdık. Dizliyi [diz] çökerttik. Başlıyı [baş] eğdirttik. Türgiş kağanı Türk’üm boylarım idi. Bilemediği için, bize karşı yanıldığı, yazındığı (yağı olduğu) için kağanı öldü. Buyruğu, beğleri yine öldü. On Ok boyları eziklik gördü. Atalarımız tutmuş yer su ıssız kalmasın diye Az boylarını eğitip, yaratıp […] Bars Beğ idi. Kağan adını bundan biz verdik. Kız kardeşim eceyi verdik. Özü (kendisi) yağılaştı. Kağanı öldü. boyları odalık, kul oldu. Kögmen yeri, suyu ıssız kalmasın diye Az, Kırgız boylarını eğitip, yaratıp geldik. Süngüşdük. […] ilini yine verdik. Doğu’da Kadırkan ormanını aşıp boyları anca düzenledik, anca eğittik. Batı’da Kengü Tarman’a değin Türk boylarını anca kondurduk, anca [düzen] etdik. O zamanda kul kullu, odalık odalıklı olmuş idi. İnisi eçisini (kardeş kardeşi) bilmez idi. Oğlu babasını bilmez idi. anca kazanılmış, anca edilmiş elimiz, töremiz vardı. Türk Oğuz beğleri, boyları, işit: Üstte Tanrı basmasa, altta yer delinmese, Türk boyları, ilini, töreni kim bozabilir idi? Türk boyları, irkil, uyan. Buyruk dinlemezliğinden, [seni] eğitmiş Bilge kağanına, ermiş, varmış (bağımsız) iyi iline kendin yanıldın. Kötülük ettin. Pusatlı nereden gelip [seni sürgün] itdi?. Süngülü nereden gelip [seni] sürüp gönderdi. Kutlu Ötüken ormanının boyları, vardı (gitti). Doğu’ya varan vardı. Batı’ya varan vardı. Vardığın yerde iyiliğin o gerçek. Kanın ırmakça aktı. Kemiğin dağca yatdı (yığıldı). Beğlik erkek oğlunu kul kıldı. Kadınlık kız oğlunu odalık kıldı. O bilmediği için, kötülük [ettiği] için amcam kağan uça vardı (ölüverdi). Başına Kırkız kağanını balbal diktim. Türk boylarının adı sanı yok olmasın diye babam kağanı, anam hatunu yücelten Tanrı, il veren Tanrı, Türk boylarının adı, sanı yok olmasın diye, özümü o Tanrı kağan oturttu gerçek. Varlıklı, boylar üzerine oturmadım. İçi aşsız dışı donsuz, yabız yablak (düşkün kötü) boyların üzerine oturdum. Kardeşim Kül Tigin, iki şad, İnim Kül Tigin ile sözleşdik. Babamızın, amcamızın kazandığı boyların adı sanı yok olmasın diye Türk boyları için gece uyumadım, gündüz oturmadım. İnim Kül Tigin ile, iki şad ile öle yite kazandım. anca kazanıp bütün boyları ateş su (birbirine düşman) kılmadım. Ben özüm kağan oturduğumda her yere varmış boylar yaya çıplak, öle yite yana [dönüp] geldi. boyları düzenliyeyim diye Kuzey’de Oğuz boyları üstüne, Doğu’da Kıtay, Tatabı boyları üstüne, Güney’de Çin üstüne oniki [kez] süledim. Süngüşdüm. [o] andan sonra Tanrı bağışladığı için, kutum, gücüm var (olduğu) için ölecek boyları diriltip eğittim. Çıplak boyları donlu kıldım. Yoksul boyları varlıklı kıldım. Az boyları çok kıldım. değerli illiden, değerli kağanlıdan iyi kıldım. Dört yandaki boyları hep baz kıldım, yağısız kıldım. Hep bana gördü[ler]. Onyedi yaşımda Tangut yönüne süledim. Tangut boylarını bozdum. Oğlunu, karısını, at sürüsünü, (bütün) varlığını [o] anda aldım. Onsekiz yaşımda Altı Çub Soğdak yönüne süledim. boylarını [o] anda bozdum. Çinli Ong paşa beş tümen sü (er ile) geldi. Iduk Baş’da süngüşdüm. O orduyu [o] anda yok ettim. Yirmi yaşımda, Basmıl Idıkut soyum boyum idi. Yüklü deve göndermedi diye süledim. […] boyun eğdirttim. Varlığını beri getirdim. Yirmiki yaşımda Çin yönüne süledim. Çaça Paşa’nın sekiz tümen eri ile süngüşdüm. erini [o] anda öldürdüm. Yirmialtı yaşımda Çik boyları Kırgız ile [birleşip] yağı oldu. Kem Irmağını geçip Çik yönüne süledim. Örpen’de süngüşdüm. Erini sançtım. Az boylarını aldım. Baş eğdirttim. Otuzyedi yaşımda Kırgız yönüne süledim. süngü batımı [derinlikteki] karı söküp (geçip), Kögmen ormanını aşıp [at] yorup Kırgız boyları uykuda bastım. Kağanı ile Songa ormanında süngüşdüm. Kağanını öldürdüm. İlini [o] anda aldım. O yıl Türgişe doğru Altun ormanını aşıp, İrtiş ırmağını geçip yürüdüm. Türgiş boylarını uykuda bastım. Türgiş kağanının erleri ateşce (gibi), boraca geldi. Bolçu’da süngüşdük. Kağanını, yabgusunu?, şadını [o] anda öldürdüm. İlini [o] anda aldım. Otuz yaşımda Beş Balık’a doğru süledim. Altı yol süngüşdüm. […] erini hep öldürdüm. Beş Balık içinde çok kişi […] yok (öleceği) için, kişi(ler) bana geldi[ler]. Beş Balık onun için kurtuldu. Otuz artı bir yaşımda Karluk boyları sıkıntısız, bağımsız iken güçlü yağı oldu. Tamağ Iduk Baş’da süngüşdüm. Karluk boylarını öldürdüm. [o] anda aldım. Basmıl kara boyları […] Karluk boyları dirilip (birleşip) geldi. Sançtım, öldürdüm. Dokuz Oğuz benim boylarım idi. Gök, yer bulandığı için, ödüne (içine, yüreğine) kıskançlık değdiği için yağı oldu. Yılda dört yol süngüşdüm. En ilki Toğu Balık’ta süngüşdüm. Toğla ırmağını yüzüp geçip eri […]. İkinci Andırğu’da süngüşdüm. Erini sançtım. İlini aldım. Üçüncü Çuş Başı’nda süngüşdüm. Türk boyları ayak kamşattı (titretti). Kötü olacak idi. Uzanıp yayılıp gelmekte olan erini uçurdum. Çok ölecek [o] anda dirildi. [o] anda Tongra yiğiti bir boyu Tongga Tigin yoğunda çevirip vurdum. Dördüncü Ezginti Kadız’da süngüşdüm. Erini [o] anda sançtım, yıprattım. […]barım?[…] […] Kırk yaşımda Amgı Kurgan’da kışladığımızda kıtlık oldu. İlk yazında Oğuz’a doğru süledim. İlk eri (ordusu) [yola] çıkmış idi. İkinci eri yerleşik idi. Üç Oğuz eri basıp geldi. Yaya, yabız oldu deyip yenmeye geldi. Erin yarısı evi barkı yağmalamaya vardı. Erin yarısı da süngüşmeye geldi. Biz az idik. Yabız idik. Oğuz […]t yağı […] Tanrı güç verdiği için [o] anda sançtım. dağıttım. Tanrı istediği için ben kazandığım için Türk boyları kazanmış gerçek. Ben [küçük] kardeşim ile bunca başa geçip kazanmasam Türk boyları ölecek idi, yok olacak idi. Türk beğleri, boyları anca sakının, anca bilin. […] Oğuz boyları […]d[…] göndermesin diye süledim. Evini, barkını bozdum. Oğuz boyları Dokuz Tatar ile dirilip geldi. Ağu’da iki büyük süngüş süngüşdüm. Erini bozdum. İlini [o] anda aldım. Anca kazanıp […] Tanrı buyurduğu için ben otuz üç yaşımda […]uk idi. [Bu] çağda [kendisine] öğüt, uğur, güç [veren] doyurmuş alp kağanına yanıldı (baş kaldırdı). Üstte Tanrı, kutsal yer, su […] . amcam kağanın kutunu yeter bulmadı gerçek. Dokuz Oğuz boyları, yerini, suyunu koyup Çin’e vardı. Çin […] boyları […] bu yerde geldi. ‘Besleyeyim’ diye sakınıp […] boyları […] kınat[…] . Güney’de Çin’de adı sanı yok oldu. Bu yerde bana kul oldu. Ben özüm kağan oturduğum için Türk boylarını […]ü[…] kılmadım. İli, töreyi iyice kazandım. […] dirilip yi[…] [o] anda süngüşdüm. Ordusunu sançtım. Baş eğen baş eğdi, boy oldu. Ölen öldü. Selenge’den aşağıya [at] yorup Kargan geçidinde evini, barkını [o] anda bozdum. […] ormanına çıktı. Uygur ilbaşısı yüzce erle Doğu’ya kaçıp gitti. … […]ti. Türk boyları aç idi. O at sürüsünü alıp doyurdum. Otuz dört yaşımda Oğuz kaçıp Çin’e girdi. Öfkelenip süledim. Soyunu, […], oğlunu, karısını [o] anda aldım. İki ilbaşılı boylar […] […] Tatabı boyları, Çin kağanının buyruğuna girdi. Elçisi, iyi sözü, yakarışı gelmiyor diye yazın süledim. Boylarını [o] anda bozdum. At sürüsünü […] eri dirilip geldi. Kadırkan ormanında kon[…] . […]gakınga, yerine doğru, suyuna doğru kondu. Güney’de Karluk boylarına doğru süle deyip Tudun Yamtar’ı gönderdim. […] Karluk ilbaşısı yok olmuş, kardeşi bir korgana … […] vergisi gelmedi. Onu korkutayım deyip süledim. Koruyucusu iki üç kişiyle tezip vardı. [Onun] Kara boyları ‘Kağanım geldi’ deyip (beni) övdü. […]ka ad verdim. ‘Küçük’ adlı[…]
Kök Öng’ü yürüyerek [atlı] eri yorup, geceli gündüzlü yedi günde Susuz’a geçtim. Çorak’a değip yağmacı er(ler)i k[…]bes Keçin’e değin […] .
[…] Çin atlı eri bir tümen yedi bin erini ilk gün öldürdüm. Yayan erini ikinci gün hep öldürdüm. Bi[…] gelip vard[…] . […] yol süledim. Otuz sekiz yaşımda kışın Kıtaya doğru süledim. […] . Otuz dokuz yaşımda yazın Tatabı üstüne süledim. […]ben öldürdüm. Oğlunu, karısını, at sürüsünü, varlığını […]ar ko[…] . boyunu, … karısını yok kıldım. yor[…] . süngüşdüm. […] için … verdim. Alp erini öldürüp balbal kılı verdim. Elli yaşımda Tatabı boyları Kıtaydan ayrıldı … ka[…] Töngüker dağına Kuğ Paşa buyruğunda dört tümen er geldi. Töngüker dağında değip dokundum. Üç tümen eri öldürdüm. Bir tümenini […] ise […] yola getirdim. Tatabı […] öldürdü. Büyük oğlum ağrılanıp yok olunca Kuğ Paşa’yı balbal diki verdim. Ben on dokuz yıl şad oturdum. Ondokuz yıl kağan oturdum. İl tuttum. Otuz bir[…] Türk’üme, boylarıma iyisini anca kazanı verdim. Bunca kazanıp babam kağan it (köpek) yılının onuncu ayının yirmi altısında uça vardı (öldü). Domuz yılının beşinci ayının yirmi yedisinde yoğ (tören) yaptırdım. Bukağ buyrukçu […] babası Lisün Tay Paşa başta, beş yüz eriyle geldi. Kokuluk ö[…] , altun, gümüş gereğinden artık getirdi. Yoğ kokusu getirip diki verdi. Sandal ağacı getirip kendi yaraş[…] . Bunca boylar saçını, kulağını, ya[nağını] biçti. Özlük (kendisinin) iyi atını, kara samurunu, gök sincabını sayısız olarak getirip hep koydu. Tanrı gibi Tanrı yaratmış Türk Bilge Kağan, sözüm: Babam Türk Bilge Kağan oturduğunda Türk’ün şimdiki beğlerinden başka Tarduş beğleri, Köl Çor başta olarak, Şadpıt beğleri, önünde Tölis beğleri, Apa Tarkan başta olarak şadpıt beğleri, bu[…] Taman Tarkan, Tonyukuk Boyla Bağa Tarkan ile buyruk […]çı buyruğu Sebig Köl İrkin başta olarak buyruk(çu) bunca beğler babam kağanı çok çok de, yüceltti(ler). (Babam kağan da) Türk beğlerini, boylarına çok de, yüceltti, övdü. […]Babam kağan […]ça ağır taşı kalınlaştırmış. Türk beğleri, boyları […]irdi. Özüme bunca[…]
Tanrı gibi Tanrıda olmuş Türk Bilge kağan böyle oturdum. Sözümü tüketene [dek] işit. En çok kardeş yeğenim, oğlum, bütün soyum, boylarım, Güney’deki Şadpıt beğleri, Kuzey’deki Tarkat buyruk beğleri, Otuz Tatar, Dokuz Oğuz beğleri, boyları bu sözümü iyice işit. Katıca dinle. Doğu’da gün doğusuna, Güney’de gün ortasına, Batı’da gün batısına, Kuzey’de gece ortasına, onların içindeki boylar hep bana görür (bağlı). Bunca boyları hep [düzen] ettim. O Şimdi onun gibisi yok. Türk kağanı Ötüken ormanında oturursa ilde tasa yok. Doğu’da Şantung ovasına değin süledim. Taluy’a geçip değmedim. Güney’de Dokuz Ersin’e değin süledim. Tibet’e geçip değmedim. Batı’da İnci ırmağı… geçip Demirkapı’ya değin süledim. Kuzey’de Yir Bayırku yerine değin süledim. Bunca yere değin yürüttüm. Ötüken ormanı en yeğ, en iyi imiş. İl tutulacak yer Ötüken ormanı imiş. Bu yerde oturup Çin boyları ile anlaştım. Altunu, gümüşü, işlenmiş ipeği tasasız anca verir. Çin boylarının sözü tatlı, ipeği yumuşak imiş. Tatlı sözü, yumuşak ipeği ile aldatıp, ırak boyları anca yaklaştırır imiş. Yaklaştırıp kondurduktan sonra kötü bilgilerini anında (zihninde) düşünür imiş. İyi bilgili kişiyi, iyi alp kişiyi yürütmez imiş. Bir kişi yanılsa soyuna, boylarına, çocuklarına değin barındırmaz imiş. Tatlı sözüne, yumuşak ipeğine aldanıp çok Türk boyları, öldün. Türk boyları öleceksin. Güney’de Çoğay ormanına, Tögültün ovasına konayım dersen, Türk boyları öleceksin. [o] anda kötü kişi şöyle öğretir imiş : ‘ırak isen kötü ipek verir, yakın isen iyi ipek verir.’ deyip, anca öğretir imiş. Bilgi bilmez kişi o sözü alıp (kanıp) yakına varıp çok kişi öldü. O yerlere varsan, Türk boyları ölecek sin. Ötüken yerinde oturup katar, gezgin gönderirsen, hiç tasan yok. Ötüken ormanını sonsuz il tutarak oturacaksın. Türk boyları, toksan açlığı, tokluğu düşünmezsin. Bir doyarsan açlığı düşünmezsin. Öyle olduğun için eğitmiş kağanının sözünü almadın her yere vardın. Hep [o] anda yittin, yok oldun. [o] anda kalmışı her yere hep incelerek, ölerek yürüyor idiler. Tanrı buyurduğu için, kendimin kutu var olduğu için kağan oturdum. Kağan oturup yok yoksul boyları hep toplattım. Yoksul boyları varlıklı kıldım. Az boyları çok kıldım. Yoksa bu sözümde yalan var mı? Türk beğleri, boyları, bunu işitin : Türk boylarını toplayıp il tutacağını burada vurdum. Yanılıp öleceğini yine burada vurdum (yazdım). Nice nice sözüm varsa Sonsuz taşa vurdum. Onu görüp bilin. Türk’ün şimdiki boyları, beğleri, böyle buyruğumdaki beğler (olarak) mi yanılacaksınız? Babam kağan, amcam kağan oturduğunda dört yandaki boyları öyle [düzen] etmiş. […] Tanrı istediği için özüm oturduğumda dört yandaki boyları [düzen] etdim, yarattım. […]i[…] kıldım. Türgiş kağanına kızımı çok ulu (bir) tören ile alı verdim. Türgiş kağanının kızını çok ulu törenle oğluma alı verdim. […] çok ulu törenle alı verdim. Ya[…] […]t erdirdim. Başlıyı [baş] eğdirttim. Dizliyi [diz] çöktürttüm. Üstte Tanrı, altta yer istediği için gözün görmediği, kulağın işitmediği boylarımı, Doğu’da gün doğusuna, […]ka, Güney’de […], Batı’da […] . Sarı altınını, ak gümüşünü, işlenmiş ipeğini, ipek bezini, binek atını, aygırını, kara samurunu, gök sincabını Türk’üme boylarıma kazanı verdim, edi verdim. […] sıkıntısız kıldım. […] […]rdi. Erkli […] onca tümen (onbinlerce) oğlu […]ya almın? […]ün beğleri, boylarına […] yine besleyip, üzmeden, incitmeden oturdum. Türk beğleri, Türk boylarıma […] at verdim, […]ü[…] . Şimdiki taşı […]ür[…] kazanıp, yücelten, Türk boyları, bu kağanından, bu beğlerinden, suyundan ayrılmazsan, Türk boylarında […] özünde iyilik göreceksin. Evine girebileceksin. Sıkıntısız olacaksın. [o] andan sonra Çin kağanından süsleyiciyi hep getirttim. Benim sözümü kırmadı. Kendisinin süsleyicisi idi. Ona görülmemiş anıt yaptırttım. İçine dışına görülmemiş süs vurdurttum. Taş yazdırttım. Gönüldeki sözümü vurdurttum. On Ok oğluna, yabancılara kadar bunu görüp bilin. Sonsuztaş (ebedi-taş) dokuttum. yazdırdım, […], . O taş barkını […]
[…]üstte[…] Bilge Kağan uçtu (öldü). yaz olsa, üstte Tanrı davulu öter gibi, anca dahi dağda yaban geyiği ötse, anca üzülüyorum. Babam kağan taşını özüm kağan […] […]
[…] Bilge Kağan’ın yazısını Yolluğ Tigin [ben] yazdım. Bunca anıtı, süsü, bezemeyi […] kağanın yeğeni Yoluğ Tigin , ben, (bir) ay, dört gün oturup yazdım, süsledim. Yağ[…]
Kül Tigin
Tanrı gibi gökte olmuş Türk Bilge Kağan bu çağda oturdum. Sözümü tüketene [dek] işit. En çok kardeş yeğenim, oğlum bütün soyum, boylarım, güneydeki Şadpıt beyleri, kuzeydeki Tarkat buyruk beyleri, Otuz Tatar, Dokuz Oğuz beyleri, boyları bu sözümü iyice işit, katıca dinle. Doğuda gün doğusuna, güneyde gün ortasına, batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına, onların içindeki boylar hep bana tâbi. Bunca boyları hep düzenledim. Şimdi onun gibisi yok. Türk kağanı Ötüken ormanında oturursa ilde tasa yok. Doğuda Şantung ovasına değin ordu sürdüm. Taluy’a geçip değmedim. Güneyde Dokuz Ersin’e değin ordu sürdüm. Tibet’e geçip değmedim. Batıda İnci Irmağı[…][nı] geçip Demirkapı’ya değin ordu sürdüm. Kuzeyde Yir Bayırku yerine değin ordu sürdüm. Bunca yer(ler)e değin yürüttüm. Ötüken ormanından yeğ, iyi [yer] yok imiş. İl tutulacak yer Ötüken ormanı imiş. Bu yerde oturup Çin kağanı ile anlaştım. Altını, gümüşü, işlenmiş ipeği tasasız anca verir. Çin boylarının sözü tatlı, ipeği yumuşak imiş. Tatlı sözü, yumuşak ipeği ile aldatıp, uzak boyları iyice yaklaştırır imiş. Yaklaştırıp kondurduktan sonra kötü bilgilerini (kötülüklerini) [o] anda düşünür imiş. İyi bilgili kişiyi, iyi alp kişiyi yürütmez imiş. Bir kişi yanılsa soyuna, boylarına, çocuklarına değin barındırmaz imiş. Tatlı sözüne, yumuşak ipeğine aldanıp çok Türk boyları, öldün. Türk boyları öleceksin. Güneyde Çoğay ormanına, Tögültün ovasına konayım dersen, Türk boyları öleceksin. [o] anda kötü kişi anca [şöyle] öğretir imiş : ‘Irak isen kötü ipek verir, yakın isen iyi ipek verir.’ deyip, öyle öğretir imiş. Bilgi bilmez kişi o sözü alıp [inanıp] yakına varıp çok kişi öldü. O yerlere varırsan, Türk boyları ölecek[sin] sen. Ötüken yerinde oturup katar, gezgin gönderirsen, neyin, tasan yok (olmaz). Ötüken ormanını sonsuz il tutarak oturacaksın. Türk boyları, toksan açlığı, tokluğu düşünmezsin. Bir doyarsan açlığı düşünmezsin. Öyle olduğun için eğitmiş kağanının sözünü almadan her yere vardın. Hep [o] anda yittin, yok oldun. [o] anda kalanlar her yere hep incelerek, ölerek yürür idiler. Tanrı buyurduğu için, özüm kutum var olduğu için kağan oturdum. Kağan oturup yok yoksul boyları hep toplattım. Yoksul boyları varlıklı kıldım. Az boyları çok kıldım. Yoksa bu sözümde yalan var mı? Türk beyleri, boyları, bunu işitin. Türk boylarını toplayıp il tutacağını burada vurdum (yazdım). Yanılıp öleceğini yine burada vurdum. Nice nice sözüm [var] ise Bengü taşa vurdum. Onu görüp bilin. Türk’ün şimdiki boyları, beyleri, böyle buyruğumdaki beyler (olarak) mi yanılacaksınız? Ben Bengü taş dokuttum. […] Çin kağanından süsleyici getirdim. Süslettim. Benim sözümü kırmadı. Çin kağanı, buyruğundaki süsçüyü gönderdi. Ona eşsiz (bir) bark yaptırdım. İçine dışına görülmemiş süs(ler) vurdurdum. Taş yazdırdım. Gönüldeki sözümü vurdurdum. Ol[…] On Ong oğluna, yabancıya değin bunu görüp bilin. Bengü taş dokuttum. Bu[…] il ise anca […]m. Daha erişilir yerde ise ona erişilir yerde Bengü taş dokuttum, yazdırdım. Onu görüp anca bilin. O taş […]dım. Bu yazıyı yazan : Yeğeni Yoluğ Tigin.
Üstte mavi gök, altta yağız (koyu kahverengi) yer yaratıldığında, ikisinin arasında [da] insanoğlu yaratılmış. İnsanoğlunun da üzerine atalarım dedelerim Bumin Kağan [ve] İstemi Kağan oturmuş. Oturup da Türk halkının ilini, töresini tutuvermiş, düzenleyivermiş. Dört yanı hep düşman imiş. Ordu sürüp, dört yandaki boyları hep almış, hep tâbi kılmış. Başlıyı [baş] eğdirmiş, dizliyi [diz] çöktürmüş. Doğuda Kadırkan ormanına değin, batıda Demirkapı’ya değin [halkı] kondurmuş. İkisi arasında[…] pek örgütsüz (düzensiz) [yaşayan] Kök Türk öylece oturur imiş. Bilge kağan imiş, alp (cesur) kağan imiş, buyruğu (maiyeti) yine bilge imiş tabiî, alp imiş tabiî. Beyleri de, halkı da doğru (uyum içinde) imiş. Onun için ili öyle tutmuş tabiî. İli tutup töreyi düzenlemiş. Kendisi öyle kergek olmuş (ölmüş). Yasçı, ağlayıcı, doğuda gün doğusunda Bökli Çöl ili, Çin, Tibet, Apar, Rum, Kırgız, Üç Kurıkan, Otuz Tatar, Kıtan, Tatabı, bunca boylar gelip ağlamış, yas tutmuş. Öyle ünlü kağan imiş. [O] andan sonra küçük kardeşi kağan olmuş tabiî, oğulları kağan olmuş tabiî. [O] andan sonra küçük kardeşi büyük kardeşi gibi yaratılmadığından tabiî, oğlu babası gibi yaratılmadığından tabiî, bilgisiz kağan oturmuş tabiî, kötü kağan oturmuş tabiî. Buyruğu (maiyeti) da bilgisiz tabiî, kötü imiş tabiî. Beyleri [ve] halkı uyumsuz [olduğu] için, Çin milleti hilekar [ve] sahtekar [olduğu] için, aldatıcı [olduğu] için, küçük kardeş ve büyük kardeşi birbirine düşürdüğü için, beyle halkı zıtlaştırdığı için, Türk milleti il yaptığı ilini kaybedivermiş, kağan yaptığı kağanını yitirivermiş. Çin milletine beyliğe layık erkek evladı kul oldu, hanımlığa layık kız evladı cariye oldu. Türk beyleri Türk adını attı (bıraktı), Çinli beyleri [gibi] Çin adları alarak Çin kağanına tâbi olmuş, elli yıl işi gücü vermiş (hizmet etmiş). Doğuda gün doğusunda Bökli Kağan’a değin ordu sürüvermiş, batıda Demirkapı’ya değin ordu sürüvermiş. Çin kağanına ilini, töresini alıvermiş. Türk halkı milleti şöyle demiş: ‘İlli (vatanı olan) millet idim, ilim (vatanım) şimdi hani? Kime (kim için) ili kazanırım (fetih yaparım)?’ der imiş. ‘Kağanlı millet idim, kağanım hani? Ne (hangi) kağana işi gücü veriyorum (hizmet ediyorum) ben?’ der imiş. Öyle deyip Çin kağanına düşman olmuş. Düşman olup, kendini düzenleyip örgütleyemediğinden yine [Çin’e] tâbi olmuş. [Çin ise] bunca işi gücü vermelerini (hizmetlerini) düşünmeden ‘Türk milletini öldüreyim, kökünü kurutayım’ der imiş. [Türk milleti] yok olmak üzere imiş. Yukarıda Türk tanrısı, Türk kutsal yeri suyu (ruhları) şöyle yapmış: Türk milleti yok olmasın diye, millet olsun diye babam İlteriş Kağan’ı, annem İlbilge Hatun’u göğün tepesinden tutup [daha] yükseğe kaldırmış tabiî. Babam kağan on yedi adamla dışarı çıkmış (baş kaldırmış), [İlteriş] dışarı yürüyor (baş kaldırıyor) diye ses işitip şehirdeki dağa çıkmış, dağdaki inmiş, toplanıp yetmiş er olmuşlar. Tanrı güç verdiği için babam kağanın askeri kurt gibi imiş, düşmanı koyun gibi imiş. Doğuya [ve] batıya asker gönderip [adam] derlemiş, toplamış. Hepsi yedi yüz er olmuşlar. Yedi yüz er olup ilsizleşmiş, kağansızlaşmış milleti, cariye olmuş, kul olmuş milleti, Türk töresini bırakmış milleti atalarımın töresince [yeniden] yaratmış, eğitmiş. Tölis [ve] Tarduş boylarını orada düzenlemiş. Yabguyu, şadı orada vermiş. Güneyde Çin milleti düşmanı imiş. Kuzeyde Baz Kağan, Dokuz Oğuz boyları düşmanı imiş. Kırgız, Kurıkan, Otuz Tatar, Kıtay, Tatabı hep düşmanı imiş. Babam kağan bunca[…] Kırk yedi [kez] ordu sürmüş, yirmi savaş savaşmış. Tanrı buyurduğu için illiyi ilsizleştirmiş, kağanlıyı kağansızlaştırmış; düşmanı tâbi kılmış. Dizliyi [diz] çöktürmüş, başlıyı [baş] eğdirmiş. Babam kağan onca ili, töreyi kazanıp uçup gitmiş (ölmüş). Babam kağana ilk önce Baz Kağan balbal (mezartaşı) dikmiş. O [zamanki] Töre üzerine amcam kağan oturdu. Amcam kağan oturunca Türk boylarını yine eğitti, besledi. Yoksulu varlıklı kıldı, azı çok kıldı. Amcam Kağan oturduğunda ben Tarduş halkı üzerinde şad idim. Amcam kağan ile doğuda Sarıırmak’a, Şantung ovasına değin ordu sürdük. Batıda Demirkapı’ya değin ordu sürdük. Kögmen’i aşıp Kırgız yerine değin ordu sürdük. Toplamda yirmi beş [kez] ordu sürdük, on üç [kez] savaştık. İlliyi ilsizleştirdik, kağanlıyı kağansızlaştırdık. Dizliyi [diz] çöktürdük, başlıyı [baş] eğdirdik. Türgiş kağanı Türk’ümüz, milletimiz idi. Bilmedikleri için, bize [karşı] yanıldıkları (hata ettikleri) için [onların] kağanı öldü. Buyruğu (maiyeti), beyleri de öldü. On Ok halkı eziyet gördü. Atalarımızın dedelerimizin tuttuğu yer su sahipsiz olmasın diye Az halkını eğiten, düzenleyen […] Bars Bek idi. Kağan adını (ünvanını) burada biz verdik. Küçük kız kardeşim prensesi verdik. Kendisi yanıldı, kağanı öldü, halkı cariye [ve] kul oldu. Kögmen yeri suyu sahipsiz kalmasın diye Az [ve] Kırgız halklarını düzenleyip geldik. Savaştık. […] ilini geri verdik. Doğuda Kadırkan ormanını aşarak halkı aynı şekilde kondurduk, aynı şekilde düzenledik. Batıda Kengü Tarman’a değin Türk milletini aynı şekilde kondurduk, aynı şekilde düzenledik. O devirde kulun kulu olmuş, cariyenin cariyesi olmuş idi. Küçük kardeş büyük kardeşini bilmez idi, oğlu babasını bilmez idi. Öyle kazanılmış, düzenlenmiş ilimiz, töremiz vardı. Türk Oğuz beyleri, boyları, işitin: Üstte gök basmasa, altta yer delinmese, Türk milleti, ilini, töreni kim bozabilir idi? Türk milleti, [o yoldan] vazgeç, pişman ol! Disiplinsizliğinden dolayı, [seni] beslemiş bilge kağanına, ermiş varmış (hür) iyi iline kendin hata ettin, düşman soktun. Silahlı nereden gelip [seni] dağıtıp gönderdi? Süngülü (mızraklı) nereden gelip [seni] sürüp gönderdi? Kutlu Ötüken ormanının milleti vardı (gitti). Doğuya varan vardı (gitti), batıya varan vardı (gitti). Vardığın (gittiğin) yerde kazancın şu oldu: kanın su gibi aktı, kemiğin dağ gibi yığıldı; beyliğe layık erkek evladın kul oldu, hanımlığa layık kız evladın cariye oldu. Bilgisizliğiniz yüzünden, kötülüğünüz yüzünden amcam kağan uçup gitti (öldü). Başta Kırgız kağanına balbal (mezartaşı) diktim. Türk boylarının adı, namı yok olmasın diye babam kağanı, anam hatunu götürmüş (yüceltmiş) Tanrı, il veren Tanrı, Türk boylarının adı, namı yok olmasın diye, beni o Tanrı kağan oturttu şüphesiz. Ne[ce] varlıklı boylara oturmadım. İçi aşsız (aç), dışı donsuz, kötü, fena boyların üzerine oturdum. Kardeşim Kül Tigin ile sözleştik. Babamızın, amcamızın kazanmış [olduğu] boyların adı, namı yok olmasın diye Türk milleti için gece uyumadım, gündüz oturmadım. Kardeşim Kül Tigin ile, iki şad ile [birlikte] öle[siye] yite[siye] çabaladım. Öyle çabalayıp bütün boyları ateş [ile] su (birbirine düşman) yapmadım. Ben kendim kağan oturduğumda her yere varmış (dağılmış olan) boylar öle yite, yayan, yalın (çıplak) [olarak] geri geldi. Boyları yedireyim diye kuzeyde Oğuz boyları üstüne, doğuda Kıtay, Tatabı boyları üstüne, güneyde Çin üstüne on iki [kez] büyük ordu sürdüm, savaştım. Ondan sonra Tanrı buyurduğu, kutum var [olduğu] için, gücüm var [olduğu] için ölecek boyları diriltip yedirdim. Yalın (çıplak) halkı donlu, yoksul halkı varlıklı kıldım. Az halkı çok kıldım, değerli illiden, değerli kağanlıdan yeğ kıldım. Dört yandaki kağanlığı da hep [kendime] tâbi kıldım, [halkımı] düşmansız kıldım. Hepsi bana tâbi, işi gücü verir [oldular]. Bunca töreyi kazanıp kardeşim Kül Tigin’in kendisi öyle kergek oldu (öldü). Babam kağan uçtuğunda (öldüğünde) kardeşim Kül Tigin yedi yaşında kaldı (idi). […] Umay gibi anam hatun kutunda kardeşim Kül Tigin er adı oldu. On altı yaşında amcam kağan ilini, töresini böyle kazandı: Altı Çub Soğdak üstüne ordu sürdük, bozduk (bozguna uğrattık). Çin[li] Ong paşa beş tümen[lik] ordu [ile] geldi, savaştık. Kül Tigin yayan boğa gibi atılıp saldırdı. Ong paşasının kayınbiraderinin (rehberinin?) kılıçlı elini tuttu. Kılıcı kağana soktu. O orduyu [o] anda yok kıldık (ettik). Yirmi bir yaşında Çaça paşasıyla savaştık. İlk önce Tadık’ın, Çorun [adlı] boz atına binip atıldı. O at [o] anda öldü. İkincisinde, Işbara Yamtar [adlı] boz ata binip atıldı. O at [o] anda öldü. Üçüncüsünde Yeğen Silig Bey’in giyimli doru atına binip atıldı. O at [o] anda öldü. Kalkanına, giysisine yüz artı ok vurdu. Yüzüne, başına bir[i] değmedi. [Bu] çarpışmalarımızı Türk beyleri, hep bilirsiniz. O orduyu [o] anda yok kıldıktan (ettikten) sonra Yer Bayırku’lu Ulu İrkin düşman oldu. Onu dağıtıp Türgi Yargun gölünde bozduk (bozguna uğrattık). Ulu İrkin azıcık erle tezip (kaçıp) vardı (gitti). Kül Tigin yirmi altı yaşında [iken] Kırgız üstüne ordu sürdük. Süngü (mızrak) batımı [derinlikte] karı söküp (geçip), Kögmen ormanını aşıp [at] yorup (sürüp) Kırgız boylarını uykuda bastık. Kağanı ile Sunga ormanında savaştık. Kül Tigin, Bayırku’nun ak aygırına binip boğa gibi atılıp saldırdı. Bir eri okuyla vurdu. İki eri kovalayıp sançtı. O değdiğinde Bayırku’nun ak aygırı uyluğunu kırıverdi. Kırgız kağanını öldürdük, ilini aldık. O yılda Türgiş’e doğru Altun ormanını aşıp, İrtiş Irmağı’nı geçip yürüdük. Türgiş boylarını uykuda bastık. Türgiş kağanının ordusu Bolçu’da ateş gibi, bora gibi geldi, savaştık. Kül Tigin başı boz ata binip atıldı. Başı boz ke[…] […] tutturdu. İkisini [de] kendi yakalattı. [O] anda yana dönüp Türgiş kağanının buyruğundaki Az paşasını eliyle tuttu. Kağanını [o] anda öldürdük. İlini aldık. Kara Türgiş boyları hep baş eğdi. O boyları Tabar’da kondurduk. Soğdak boylarını düzenleyeyim diye İnci Irmağı’nı geçip Demirkapı’ya değin ordu sürdük. [O] andan sonra Kara Türgiş boyları düşman olmuş. Kengeris’e doğru vardı[lar] (gittiler). Bizim ordunun atı zayıf, azığı (yiyeceği) yok idi. Kötü kişi er[…] alp er bize saldırmış idi. [o] zamana kadar [buna] uyanıp Kül Tigin’i az erle üzerine gönderdik. Büyük savaş savaşmış. Alp Şalçı ak atına binip atılmış. Kara Türgiş boylarını [o] anda öldürmüş, almış. Yana dönüp yürüyerek […]
[…] ile Koşu Tutuk ile savaşmış. Erlerini hep öldürmüş. Evini, varını eksiksiz hep getirdi. Kül Tigin yirmi yedi yaşında iken, Karluk boyları bağımsız iken, güçlü düşman oldu. Tamag Iduk Baş’ta savaştık. Kül Tigin o savaşta otuz [yaşını] yaşıyor idi. Alp Şalçı’nın atına binip [yağıya] boğa gibi değdi. İki eri aşırıp (kovalayıp) sançtı. Karluk’u öldürdük, aldık. Az boyları düşman oldu. Kara Göl’de savaştık. Kül Tigin otuz bir [yaşını] yaşıyor idi. Alp Şalçı’nın Akın’a [Ak atına] binip [yağıya] boğa gibi değdi. Az başpaşasını tuttu. Az boyları [o] anda yok oldu. Amcam kağanın ili karıştığında, boyların ili iki olduğunda (bölündüğünde) İzgil boyları ile savaştık. Kül Tigin Alp Şalçı’nın Aka (Ak atına) binip [yağıya] boğa gibi değdi. O at [o] anda düştü. İzgil boyları öldü. Dokuz Oğuz boyları kendi boylarım idi. Tanrı, yer bulandığı için [birbirimize] düşman oldu[k]. Bir yılda beş sefer savaştık. En ilki Togu Balık’da savaştık. Kül Tigin Azman [ata]’a binip [yağıya] boğa gibi değdi. Erini sançtı. Erler [birbirlerine] değişinde yedinci eri kılıçladı. İkinci[si] Kuşalguk’da Ediz ile süngüşdük. Kül Tigin Az Yağız [at]’ına binip, yağıya değip bir eri sançtı. Dokuz eri eğirip [çevreleyip] vurdu. Ediz boyları [o] anda öldü. Üçüncü[sü] Bolçu’da Oğuz ile savaştık. Kül Tigin Azman [at]’a binip [yağıya] değdi, sançtı. Erini sançtık. İlini aldık. Dördüncüsü Çuş Başı’nda süngüşdük. Türk boyları ayak kamşatti (titredi). Kötü olacak idi. Üzerimize gelmiş erini Kül Tigin püskürtüp Tongra’dan bir boyu, yiğit on eri, Tonga Tigin’in yas töreninde çevirip öldürdük. Beşincisi Ezginti Kadız’da Oğuz ile savaştık. Kül Tigin Az yağızına binip [yağıya] değdi. İki eri sançtı. Kente varmadı. O ordu [o] anda öldü. Amga Kurgan’da kışlayıp yazında Oğuz’a doğru süledik. Kül Tigin Bey başta [iken] Oğuz düşman ordusu [bizi] bastı. Kül Tigin Ögsüz Ak [at]’a binip dokuz erini sançtı, orduyu vermedi. Anam hatun, öbür analarım, ablalarım, gelinlerim, kağan kızlarım bunca yine yaşayanlar odalık olacak idi. Ölenleriniz yurtta, yolda yatıp kalacak idiniz. Kül Tigin yok ise hep ölecek idiniz. Kardeşim Kül Tigin kergek oldu (öldü). Özüm sakındım. Gören gözüm görmez gibi (oldu), bildiğim bilgim bilinmez gibi (oldu). Özüm sakındım. Sonsuzluğu Tanrı yaşar, insanoğlu hep ölümlü türemiş. Öyle sakındım. Gözden yaş gelse silip, gönülden ağıt gelse yan durup sakındım. Katıca sakındım. İki şad ile kardeş yeğenimin, oğlumun, beylerimin, boylarımın gözü kaşı kötü olacak deyip sakındım. Yasçı, ağlayıcı Kıtay, Tatabı boylarından başta Udar Paşa geldi. Çin kağanından İsiyi Likeng geldi. Bir tümeni aşan altun, gümüş, gereğinden artık getirdi. Tibet kağanından buyrukçu geldi. Batıdan, gün batısındaki Soğd Berçik Er, Buhara ulusu boylarından Neng Paşa (ile) Oğul Tarkan geldi. On Ok oğlum Türgiş kağanından Makaraç Damgacı, Oğuz Bilge Damgacı geldi. Kırgız kağanından damgacı Inançu Çor geldi. Bark edici (yapıcı), süs yaratıcısı, yazılı taş edici, Çin kağanının yeğeni Çang Paşa geldi.
Kül Tigin Koyun yılının [Birinci ayının] on yedisinde uçtu (öldü). Dokuzuncu ayın yirmi yedisinde yoğ (tören) düzenledik. Anıtını, süslemesini, yazılı taşını o Biçin (Maymun) yılının Yedinci ayının yirmi yedisinde hep bitirdik. Kül Tigin’in özü kırk yedi yaşında bulut [oldu] (öldü). Taş[…] Bunca süslemeciyi Toygun paşası getirdi.
Bunca yazı yazmayı Kül Tigin’in yeğeni Yoluğ Tigin [olarak] yazdım. Yirmi gün oturup bu taşa, bu anıta hep Yoluğ Tigin [olarak] yazdım. Değerli oğullarınızdan, kızlarınızdan çok daha iyi bakarsınız [diye]. Uçuverdiniz. Tanrıdakı yaşamanızda[…]
Kül Tigin’in altını, gümüşü, hazineleri [ve] varlığ[ıyla] Türk açıgınyını? karnını, yağma diye tapu […] beyim tigin, yukarıdaki Tanrı […]taş yazdım. Yolluğ Tigin.
Koruduğundan[…] kardeşim Kül Tigin […] için öle yite işi gücü verdik [bunun] için Türk Bilge Kağan’ın buyruğu geçer oldu. Kardeşim Kül Tigin’i gözeterek oturt[…] [Ona] Inançu Apa Yargan Tarkan adını verdim. Onu öğdürttüm.
Tonyukuk
Bilge Tonyukuk’um. Ben özüm Çin ilinde kılındım (doğdum). Türk boyları Çin’e görür (bağlı) idi. Türk boyları kağan bulamadan Çin’den ayrıldı, kağanlandı, [ama] kağanı koyup (terkedip) Çin’e yine döndü. Tanrı anca demiş[ki] gerçek: ‘Baş verdim, Başını koyup döndün. Döndüğün için Tanrı öldürmüş gerçek’. Türk boyları öldü, eridi, yok oldu. Türk Sir boylarının yerinde (yurdunda) boy kalmadı. Uzakta, dışda kalmışı toparlanıp yediyüz [kişi] oldu. İki bölüğü atlı idi, bir bölüğü yaya idi. Yediyüz kişiyi yöneten ulu şad idi. Yağıl (katıl) dedi, yağmışı (katılanı) ben idim: Bilge Tonyukuk[…] Kağan mı kılayım dedim. Sakındım. Sıska boğa, semiz boğa arkaya tekme atsalar, semiz boğa mı, sıska boğa mı attı diye bilinmez imiş deyip anca sakındım. [O] andan sonra Tanrı bilgi verdiği için, özüm, kendim kağan kıldım. Bilge Tonyukuk, Boyla Bağa Tarkan ile İlteriş kağan olunca Güney’de Çin’i, Doğu’da Kıtay’ı, Kuzey’de Oğuz’u pek çok öldürdü. Bilgesi, çavuşu ben kendim idim. Çoğay’ın Kuzeyi’nde Kara Kumuğ’da oturur idik.
Geyik yiyip, tavşan yiyip oturur idik. boyların boğazı tok idi. Yağımız çevrede ocak gibi idi, biz ateş idik. anca otururduk. Güclü Oğuzdan gözcü geldi. gözcünün sözü şöyle: ‘Dokuz Oğuz boyları üzerine kağan oturdu.’ der. Çin yönüne Kum Paşa’yı göndermiş. Kıtay yönüne Tongra Esim’i göndermiş. Söz böyle: ‘Azıcık Türk boyları yürüyor imiş. Kağanı alp imiş. Danışmanı bilge imiş. O iki kişi var ise seni [de], Çin’i [de] öldürecek der[im] ben. Doğu’da Kıtay’ı öldürecek der[im] ben. Beni, Oğuz’u öldürecek der[im] ben. Çin Güney’den yana değsin (saldırsın), Kıtay Doğu’dan yana değsin, ben Kuzey’den yana değeyim. Türk Sir boyları yerinde dursun. (Onun) ilerlemesi dahi dursun, [Türkü] yok kılalım der[im] ben.’. O sözü işitip gece uyuyasım gelmedi, gündüz oturasım gelmedi. Ondan ötürü kağanıma açıldım. Anca [böyle] söyledim: ‘Çin, Oğuz, Kıtay, bu üçü birleşirse biz [kala] kalacağız. Öz içi dışından tutulmuş gibi[yiz] biz. Yufka gücündekini delmek ucuz (kolay) imiş. İnce gücündekini kırmak ucuz. Yufka kalın olsa delinmesi çetin imiş. İnce yoğun olsa kırmak çetin imiş. Doğu’da Kıyayn’dan, Güney’de Çin’den, Batı’da Batılı’lardan, Kuzey’de Oğuz’dan iki üç bin erimiz gelecek var mı ne? Böyle söyledim [kağana].’ Kağanım, ben özüm Bilge Tonyukuk konuştuk. [Kağan] söylediğimi işiti verdi. Gönlünce [orduyu] yönel[t] dedi. Kök Öng’ü aşıp Ötüken Ormanı’na yöneldim. İnig Köklük’ün Toğul’da Oğuz geldi. Eri üç bin imiş. Biz iki bin erdik. Süngüşdük. Tanrı öyle istedi dağıttık. Irmağa düştü. Dağıttıklarımız yolda yine öldü hep. Ondan ötürü Oğuz’un tümü geldi [bize katıldı]. Getirdim bütün Türk boylarını’nı Ötüken Yeri’ne[…] Ben özüm Bilge Tonyukuk Ötüken Yer’e konmuş diye işitip Güney’deki boyları, Batı’daki, Kuzey’deki, Doğu’daki boyları geldi [bize katıldı].
[biz] İki bin erdik. İki ordumuz oldu. Türk boyları kılınalı, Türk Kağanı oturalı Şantung kentine, Taluy ırmağına ulaşmışlığı yok imiş. Kağanıma söyleyip er ettim (saldım). Şantung kentine, Taluy ırmağına değdirdim. Yirmi üç kenti kırdı. Usu yıprandı. Otağda (çadırda) yatıp kalır idi. Çin kağanı yağımız idi. On Ok kağanı yağımız idi. Dahası Kırkız’ın güçlü kağanı yağımız oldu. O üç kağan sözleşip ‘Altun ormanı üzerinde kapışalım’ demiş. Anca [öyle] anlaşıp. ‘Doğu’da Türk Kağanı’na süleyelim’ demiş. ‘Ona [doğru] sülemez [isek] nice ne eder o bizi[…] Kağanı alp imiş. Danışmanı bilge imiş. Nice ne edip öldürecek hep?. Üçümüz birleşip süleyelim. Onu yok kılalım.’ demiş. Türgiş Kağanı anca (öyle) demiş. ‘Benim boylarım oraya erişir.’ demiş. Türk boyları yine bulanık. demiş. ‘Oğuz’u yine sıkıntıda.’ o demiş. O sözü işitince gece yine uyuyasım gelmez idi. Gün[düz] yine oturasım gelmez idi. [o] anda düşündüm. İlk Kırgız’a sülersek iyi olur dedim. Kögmen’in yolu bir imiş, [ama] kapalı imiş diye işitip bu yolu [at ile] yorar isek yaramıyacak dedim. […] Yerci [kılavuz] istedim. Çölgi İz eri buldum. Özüm az yerim, onu beslerim […] imiş. Bir at yolu imiş. Onun [ile] varmış [gitmiş]. Ona söyleyip bir atlı varmış diye o yolu yorsak iyi olur dedim. Düşündüm. Kağanıma söyledim. Ordu yürüttüm. ‘Attan in’ dedim. Ak Termil’i geçip yorgalattım. At üzerine bindirip karı söktüm (geçtim). Yukarıya at yedekleyip yaya[…] ağaç(lara) tutunup çıkarttım. Öndeki er geçince […] Ibrık (ırmağı)’ı aştık. Yobul (dağı)’u indik. On gecede yanındaki Tuğ’un berisine vardık. Kılavuz yeri yanılıp boğazlandı. Bunalan Kağan ‘koşturu verin’ demiş, Anı suyuna varalım[…] O suyun yanına vardık. Aş yemeğe attan indirdik. At[lar]ı iyice dinlendirdik. Gündüz de gece de [at] koşup vardık. Kırgız’ı uykuda bastık. Süngüyle açtık. Ka(ğa)nı, ordusu dirilmiş. Süngüşdük, sançtık. Kağanını öldürdük. Kağan’a Kırgız boyları tutsak oldu, baş eğdi. Geri döndük. Kögmen ormanına beri geldik. Kırkız’dan döndük. Türgiş kağanından gözcü geldi. Sözü şöyle: ‘Doğu’dan kağana doğru süleyelim demiş. Ordu yürütmezsek o bizi, kağanı alp imiş, danışmanı bilge imiş, ne zaman, nerede olsa bizi kesin öldürür demiş. Türgiş kağanı [yola] çıkmış’ dedi. ‘On Ok boyları eksiksiz [yola] çıkmış’ der. Çin ordusu [da] var imiş. O sözü işitip kağanım: ‘Ben eve geri döneyim’ dedi. Katun yok olmuş (ölmüş) idi. ‘Onu yoğlatayım’ dedi. Sü[leyip] varın dedi. ‘Altun ormanında oturun’ dedi. ‘Sü (ordu) başı İnel Kağan, Tarduş Şad varsın’ dedi. Bilge Tonyukuk’a, bana söyledi. Bu orduyu [yön]elt dedi. ‘Buyruğunu gönlünce söyle. Ben sana ne söyleyeyim’ dedi. ‘Gelir ise yiğitçe toparlanır, gelmez ise dilini sözünü alıp otur’ dedi. Altun ormanında oturduk. Üç gözcü kişi geldi. Sözleri bir: ‘Kağan ordu çıkardı. On Ok ordusu eksiksiz [yola] çıktı’ der. ‘Yarış ovasında dirilelim (toplanalım)’ demiş. O sözü işitip Kağan’a o sözü ilettim. Kağan’dan söze karşılık geldi. ‘Oturun’ diye demiş. ‘Öncüyü, gözcüyü iyice ırgala. Baskın yapma’ demiş. Bögü (Kapağan) Kağan bana öyle söylemiş. Apa Tarkan’a gizli söz göndermiş: ‘Bilge Tonyukuk korkar, o kendisi o yanılır. [atlı] er yoralım (sürelim) derse onamayın’. O sözü işitip [atlı] er yordum. Altun ormanını yol aramadan aştım. İrtiş ırmağını geçitsiz yerinden geçtik. Gece de gittik. Bolçu’ya tan öncesi değdik.
Ulak geldi. Sözü şöyle: ‘Yarış ovasında on tümen (yüzbin) er dirildi (toplandı)’ der. O sözü işitince beğlerin hepsi Dönelim, arı uslu olmak iyidir dediler. Ben şöyle derim, ben Bilge Tonyukuk, ‘Altun ormanını aşıp geldik, İrtiş ırmağını geçip geldik. Gelmiş[ler]i alp dedi, duymadı. Tanrı, Umay, Iduk Yer Su bası verdi gerçek. Niye kaçıyoruz? Çok diye niye korkuyoruz? Az[ız] diye ne[den] basmayalım? Değelim (saldıralım) dedim. Değdik, yayıldık. İkinci gün Yanar gibi kızıp geldi[ler]. Süngüşdük. Bizim iki üç katımız idi(ler). Tanrı bağışladığı için, çok(turlar) diye biz korkmadık, süngüşdük. Tarduş Şadar’a kadar yayıldık. Kağanını tuttuk. Yabgusunu, şadını [o] anda öldürüldü. Elli’ce (kadar) er tuttuk. O aynı gece boylarına bilgi gönderdik. O sözü işitip On Ok beğleri, boyları hep geldi, baş eğdi. Gelen beğlerini, boylarını eğitip, düzenlettim. Azca boyları tezmiş (kaçmış) idi. On Ok ordusunu sületdim. Biz de süledik. Anı’ya erdik. Yinçü Irmağı’nı geçip Tinsi Oğlu denilen kutsal Ek dağına erdirdim.
Temirkapı’ya dek eriştik. [o] anda (ordan) döndük. İnelkapı’ya, […] dağa Tezik, Tokursın'(a)? [o] anda, Yirük’i aşıp başlayıp Ardak boyları hep geldi, o gün (içinde) değdi. Türk boyları Demirkapı’ya, Tinsi Oğlu denilen dağa değmişligi yok imiş. O yerde ben Bilge Tonyukuk değirdiğim için kızıl altın, ak gümüş, kızıl uduz?, gerit? kazancı zorlamadan getirdi. İlteriş Kağan bilgesi […] İli için Çin ile onyedi [kez] süngüşdü. Kıtay ile yedi [kez] süngüşdü. Oğuz ile beş [kez] süngüşdü. [o] anda danışmanı yine ben kendim idim. Danıştığı yine ben kendim idim. İlteriş Kağan uçdu. Türk Bögi (Kapağan) Kağan’a, Türk Bilge Kağan’a Kapağan Kağan yirmiyedi yaşında […] idi. Kapağan Kağan oturdu (kağan oldu). Gece uyumadım, gündüz oturmadım. Kızıl kanımı dökütüp, kara terimi akıtıp işi, gücü verdim hep. Uzun keşif yine ettim hep. Savunmayı, gözleme yerlerini kendim büyüttüm. Yağıya bağırdığımda, kaçırır idim. Kağanımla (birlikte) süngüşdük. Tanrı bağışladı(ğı için) bu Türk boyları’na pusatlı yağıyı yaklaştırtmadım, damgalı atı yürüttürmedim. İlteriş Kağan kazanmasa ve de ben özüm kazanmasam il[i] yine, boylar[ı] yine yok edecek (olacak) idi. [o] Kazandığı için ve de özüm kazandığım için il yine il oldu, boy yine boy oldu. Kendim yaşlı oldum, ulu oldum. Hangi yerde kağanlı boyuna […] böylesi var ise ne sıkıntısı var edecek (olacak) imiş. […] Türk Bilge Kağan ilinde yazdırdım. Ben Bilge Tonyukuk.
İlteriş Kağan kazanmasa, yok idi isei, ben özüm Bilge Tonyukuk kazanmasam, ben yok idim ise, Kapağan Kağan’ın Türk Sir boylarının yerinde boy da, boylar da, kişi de yok edecek (olacak) idi. İlteriş Kağan, Bilge Tonyukuk kazandığı için, Kapağan Kağan’ın Türk Sir boylarının yürüdüğü bu[ndandır]. Türk Bilge Kağan’ı, Türk Sir boylarını, Oğuz boylarını besleyip oturur.






























Geri bildirim: Eviri — özel sayfa | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Türkdeutung: Orhun Yazıtlarında Antikapitalizm | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Spirit of the North’ta Lanetlenmiş Ötüken: Tilki-Asena’nın Kızılkara Dolaşımı | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER
Geri bildirim: Cursed Ötüken in Spirit of the North: Fox-Asena’s Red-Black Circulation – Žižekian Analysis