Beyaz Önlüklü Cellatlar Düzeni

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

👻🪸🐈‍⬛ Phantomoperand 👻🪸🐈‍⬛

NC Ramos ‘ötanazi’ infazı / Zatları da vururlar

Québec’te 1 Nisan 2024 ile 31 Mart 2025 arasında ölümlerin %7,9’u beyaz önlüklü cellatların infazlarıydı. Bu oran, yaklaşık her 12,7 ölümden 1’i demek oluyor (🔗). Hollanda’da 2024 yılında bildirilen “ötanazi” vakaları toplam ölümlerin %5,8’ine ulaştı; bu da yaklaşık her 17,2 ölümden 1’i anlamına geliyor (🔗). Kanada genelinde 2024 için resmî oran %5,1 olarak açıklandı; yani yaklaşık her 19,6 ölümden 1’i (🔗). Belçika’da 2025 oranı %4,0 seviyesine çıktı; bu da tam olarak her 25 ölümden 1’i demek (🔗). Oregon’da 2023 oranı %0,8 idi, California’da 2024 oranı %0,364 olarak kaydedildi; bu iki rakam, bazı yerlerde “istisna” diye sunulan şeyin başka yerlerde ölüm düzeninin belirgin bir parçasına dönüştüğünü tüm çıplaklığıyla gösteriyor (🔗) (🔗).

Bu sayılar, tartışmanın gerçek ağırlığını açığa çıkarıyor. Konu artık birkaç trajik vakanın sınırında durmuyor. Konu artık terminal dönemdeki bazı hastalara açılmış dar bir hukukî istisna hattında da durmuyor. Konu, tıbbın içine yerleştirilmiş, raporlanan, yönetilen, büyüyen, normalleşen ve giderek daha fazla ölümü içine çeken kurumsal bir ölüm sistemine dönüşmüş durumda. “Merhamet” diye başlayan dil, belirli ülkelerde artık istatistik diline geçmiş halde. Yüzdeler konuşmaya başladığında, toplumun ölümle kurduğu ilişkinin ekseni değişmiş demektir.

“Ötanazi” ve hekim yardımlı ölüm etrafında kurulan parlak söylem, ilk bakışta basit görünür. Dayanılmaz acı vardır. Kişi özgür iradesiyle son ister. Hekim, tıbbın imkânını kullanarak o sona aracılık eder. Bu anlatı rahatlatıcıdır. Temizdir. Kısa cümlelerle kurulur. Kamuoyu tartışmalarında kolay dolaşır. Oysa sahadaki karşı dosyalar, sağlık profesyoneli brifingleri, psikiyatrik çağrılar ve organ tedariki tartışmaları çok daha ağır bir resim ortaya koyuyor. Orada görünen şey, acının sonlandırılması kadar, ölüm vermenin kurumsallaştırılmasıdır. Hekim eliyle ölüm, hukuk metninden sağlık protokolüne, sağlık protokolünden denetim kuruluna, denetim kurulundan kamu anlatısına, kamu anlatısından da günlük klinik seçenekler arasına geçiyor. Bir kez bu geçiş tamamlandığında, ölüm artık istisna diliyle yaşamıyor; idare edilen bir hizmete dönüşüyor.

Bu dönüşümün en önemli yönü, hekimliğin anlamını yerinden oynatmasıdır. Tıbbi ilişki, tarihsel olarak yarayı sarma, ağrıyı dindirme, teselli verme, semptom hafifletme, bazen de yalnızca eşlik etme üzerinden kuruldu. Yardımlı ölüm yasallaştığında, bu zincire yeni bir halka ekleniyor: ölümü uygulama yetkisi. Böylece tıp, yaşamı koruma ve ölümü geciktirme ile ölümü planlı biçimde sağlama arasında iki başlı bir rol üstleniyor. 2025 tarihli bir sağlık profesyonelleri brifingi, tam da bu nedenle ölüm yardımının sağlık sistemine “tedavi” gibi yerleştirilmesini çok tehlikeli buluyor; çünkü aynı sistem bir yandan yaşatma, bir yandan rahatlatma, bir yandan da öldürme yetkisini taşıdığında güven ilişkisinin zemini kayıyor (🔗). Bir hasta için hekim artık yalnızca ağrıyı dindiren kişi olmuyor; belirli koşullarda hayatı sonlandırabilecek kişi haline geliyor. Bu değişim hukukî bir ayrıntı gibi görünse de, bakım ilişkisinin çekirdeğini sert biçimde dönüştürüyor.

Bu sistem kendi meşruiyetini çoğu zaman “iyi ölüm” vaadiyle kuruyor. Hızlıdır, sakindir, kontrollüdür, onurludur deniyor. Karşı dosyalar bu imgeyi doğrudan hedef alıyor. Aynı 2025 brifingi, ağızdan alınan ölümcül ilaçların sorunsuz ve öngörülebilir bir son üretmediğini, Oregon verilerinde kusma, regürjitasyon, nöbet ve yeniden bilinç kazanma gibi olayların kaydedildiğini, 2023’te raporlanabilen vakaların yarısında ölümün 53 dakikadan uzun sürdüğünü, en uzun süren ölümün 137 saate ulaştığını aktarıyor (🔗). Bu veri tek başına bile güçlüdür. 137 saat, steril bir son anlatısından çok uzaktadır. 137 saat, ölüme tıbbi kesinlik kisvesi giydiren dilin altında nasıl bir belirsizlik yattığını gösterir. 137 saat, klinik prosedür diye pazarlanan şeyin bazen günler süren bir ölüm olabildiğini gösterir.

Yeni Zelanda’dan aktarılan saha anlatıları bu tabloyu daha da ağırlaştırıyor. 2025 tarihli bir değerlendirme yazısı, bazı hastaların oral ölüm ilaçlarından sonra 15 ile 30 dakika boyunca öğürme, boğulur gibi nefes alma ve ciddi fiziksel sıkıntı yaşadığını; damar içi uygulamalarda da damar yolu açmanın kimi vakalarda ciddi güçlükler doğurduğunu aktarıyor (🔗). Bazı hastalarda kemoterapi sonrası damar hasarı bulunduğu, uygulayıcıların kendilerini hazırlıksız hissettiği ve prosedürün dışarıdan anlatıldığı kadar “temiz” işlemediği söyleniyor. Böylece parlak kamu dili ile klinik gerçeklik arasında sert bir yarık açılıyor. Ölüm süreci, propaganda görsellerindeki dingin yüz ifadesinden çok daha sert, çok daha bedensel ve çok daha düzensiz bir tablo veriyor.

Sorun yalnızca tek tek uygulamaların ne kadar pürüzlü olduğu da değil. Sorun, bu sistemin hangi toplumsal zeminde işlediği. Yardımlı ölüm savunusu, kararı çoğu zaman bağımsız ve tam bilinçli bir bireyin tercihi olarak sunuyor. Oysa gerçek hayat, soyut bireylerden kurulmuş bir laboratuvar değil. Yaşlı insanlar yalnız kalıyor. Engelli bireyler değersizleştiriliyor. Bakıma erişim zayıf kalıyor. Aileye yük olma hissi birikiyor. Hastane ve bakım sistemleri kapasite baskısı altında çalışıyor. Palyatif bakım hizmetleri her yerde eşit, yeterli ve zamanında sunulmuyor. Bu koşullarda “seçim” adı verilen şey, geniş bir sosyal baskı alanının ortasında şekilleniyor. Bir Yeni Zelanda değerlendirmesi, yaşlılar üzerindeki yük olma hissinin uluslararası örneklerde başlıca sebepler arasında bulunduğunu özellikle vurguluyor (🔗). Başka bir metin, ülkenin palyatif bakım kapasitesinde çok büyük artış ihtiyacını ortaya koyarken, ölüm seçeneğinin genişleyen sağlık ihtiyacının gölgesinde konuşulmasının ne kadar ürkütücü bir tablo yarattığını gösteriyor (🔗). Bu çerçevede “ötanazi”, “özgürlüğün zaferi” gibi sunulsa da, pratikte çoğu zaman bakım açığının ve toplumsal değersizleştirmenin içinden geçiyor.

Burada yaşlılık ve engellilik özel bir yer tutuyor. Bir toplum, hayatın belirli evrelerini ve belirli bedenleri zaten ikinci plana itmişken, bu bedenlere bir de hukukî ölüm seçeneği sunduğunda, eşitlik söylemi daha baştan çarpılıyor. Fransızca yayımlanan bir karşı metin, bu yüzden tartışmayı doğrudan yaş ayrımcılığı ve engellilik karşıtı önyargılar eksenine oturtuyor; ölümün “onur” ve “özerklik” diliyle meşrulaştırıldığı yerde, yaşlı ve engelli insanların hayatlarının toplumsal değerinin fiilen düşürüldüğünü anlatıyor (🔗). Böyle bir zeminde “herkes için aynı hak” formülü gerçekliği açıklamıyor. Bazı hayatlar zaten daha kırılgan, daha yalnız, daha savunmasız ve daha pahalı görülüyor. Ölüm seçeneği bu eşitsiz zemine indiğinde, hukukî eşitlik dili sosyal eşitsizliği örten bir tül haline geliyor.

Psikiyatri alanından gelen itirazlar bu yüzden çok önemlidir. Bir Fransız çağrısı, psikologlar ve psikiyatristler adına konuşarak temel çelişkiyi çok sert bir şekilde tarif ediyor: Bir toplum intihar önlemeyi kamusal görev sayarken, aynı anda bazı durumlarda tıbben sağlanan ölümü meşrulaştırdığında, klinik ve etik olarak taşınması güç bir çift söylem üretmiş oluyor (🔗). Bu metin, insanları yaşam dürtüsüne geri çağıran bir sağlık dili ile bazı hayatlar için ölüm çözümünü tanıyan bir hukuk dilinin aynı anda işlemesinin, özellikle ruhsal kırılganlık yaşayanlar için zehirli bir mesaj yarattığını söylüyor. Etki yalnızca kanunda kalmıyor. Toplumsal sinyal, bireyin kendini nasıl algıladığını da değiştiriyor. Çaresizlik, değersizlik, yük olma, yaşamın anlamsızlaşması gibi duygularla boğuşan biri için, bazı hayatların resmî olarak sonlandırılabilir kabul edilmesi, çok ağır bir kültürel arka plan oluşturuyor. Psikiyatrik itiraz, tam bu yüzden yalnızca ahlakî bir slogan değil; toplumsal mesajın ruhsal kırılganlık üzerindeki etkisine dair güçlü bir uyarıdır.

Bir başka sert mesele, rıza alanında ortaya çıkıyor. Yardımlı ölüm savunusunun en büyük dayanağı, özgür ve bilinçli talep kavramı. Karşı kaynaklar ise tam bu kavramın pratikte beklenenden çok daha kaygan olduğunu gösteriyor. Demans gibi alanlarda ileri direktifler devreye giriyor. Önceden verilmiş bir onayın, ölüm anındaki somut irade ile ne kadar uyumlu olduğu tartışmalı hale geliyor. Bir Yeni Zelanda bilgi metni, Hollanda’daki çok bilinen bir vakayı anımsatıyor: demanslı bir kadının önceden verilmiş beyanı temel alınarak “ötanazi” uygulanıyor; ölüm anında fiziksel direnç ortaya çıkıyor; yakınlar müdahaleye dahil oluyor (🔗). Bu tür örnekler, evrak üzerindeki rızanın yaşamın son eşiğinde ne kadar derin bir etik probleme dönüşebildiğini gösteriyor. Rıza burada sakin ve berrak bir hukuk terimi olmaktan çıkıyor; zaman, bilinç, korku, bilişsel kayıp ve fiziksel durum içinde parçalanıyor.

Bütün bu tabloya bir de büyüme dinamiği ekleniyor. Yasallaşma taraftarları başta hep dar sınırlar, sıkı kriterler ve istisnaî uygulamalar anlatıyor. Sonra rakamlar yükseliyor. Kategoriler genişliyor. Başlangıçta olağanüstü denen şey, birkaç yıl içinde düzenli bir istatistik kalemine dönüşüyor. Québec’te %7,9, Hollanda’da %5,8, Kanada genelinde %5,1, Belçika’da %4,0 gibi oranlar tam da bunu gösteriyor (🔗) (🔗) (🔗) (🔗). Yüzde beşlik, altılık, sekize yaklaşan paylar artık bir toplumun ölüm rejimi içinde hissedilir ağırlık taşıyan oranlardır. Bu, kenarda duran bir hukukî istisna tablosu değildir. Bu, ölüm yönetiminin giderek yerleşik hale gelmesidir.

En sert kırılma ise organ tedarikiyle aynı hat üzerinde yaşanıyor. Bir Kanada bilgi notu, tıbben sağlanan ölüm ile organ hasadının birleştirilmesini açıkça işliyor. Orada anlatılan tablo şu: Ölüm onayı alan kişilere organ bağışı kurumları ulaşıyor, ölüme “başkalarına fayda” anlamı ekleniyor, ölüm kararı transplant ihtiyacı ile yan yana geliyor, hatta bazı tıp yayınlarında öldürme fiilinin kendisinin organ çıkarımıyla gerçekleştirilmesi bile tartışmaya açılıyor (🔗). Bu aşama, “ötanazi” tartışmasının en karanlık eşiğini gösteriyor. Çünkü burada ölüm artık yalnızca “acıya son” diye konuşulmuyor. Ölüm artık kaynak üretimi, fayda hesabı ve organ ekonomisi ile temas ediyor. Kişi, kendi hayatını sonlandıran biri olmanın ötesinde, bedeninden başkalarına parça sağlama beklentisiyle de çevreleniyor. Böyle bir düzende “özgür karar” söylemi daha da ağır bir baskı alanı kazanıyor. Yük olma hissi taşıyan, kendini faydasız gören, acı çeken ya da yalnız kalan kişi için “son kez yararlı olma” duygusu ölüm kararına eklenebiliyor.

Bir Fransız bioetik müdahalesi de bu tehlikeyi çok açık biçimde formüle ediyor. Organ kıtlığı ve yardım edilen ölüm bir araya geldiğinde, ölümün kendisi toplumsal fayda diline bağlanıyor; kişinin bedeni yalnızca kendi varlığının taşıyıcısı olarak görülmüyor, transplant sistemi için değer taşıyan bir kaynak gibi de düşünülmeye başlanıyor. Aynı müdahale, böyle bir birleşimin kırılgan insanlar üzerinde çok yoğun bir baskı doğurabileceğini, bu nedenle yardımlı intihar ya da “ötanazi” sonrası organ alınmasının hukuk düzeyinde açıkça yasaklanması gerektiğini savunuyor (🔗). Bu noktada mesele artık yalnızca ölüm verme yetkisi değildir. Mesele, ölüm verme yetkisinin toplumsal yarar mekanizmalarıyla bütünleşmesidir.

Burada ortaya çıkan şey, başı sonu belli tek bir yasa tartışması değildir. Ortaya çıkan şey, modern kurumların ölüm üzerindeki yetkisini genişleten bir düzendir. Bu düzen, önce dili değiştiriyor. Öldürme, “yardım” oluyor. Sonra rolü değiştiriyor. Hekim, tedavi eden kişi ile ölüm uygulayan kişi arasında iki işlev taşıyor. Sonra zemini değiştiriyor. Ölüm, olağanüstü bir hadise olmaktan çıkıp protokole bağlanmış bir süreç haline geliyor. Sonra hedef alanı genişletiyor. Yaşlılar, engelliler, yalnızlar, ruhsal kırılganlık yaşayanlar, bakım açığı içinde sıkışanlar bu sistemin çevresinde daha yoğun baskı hissediyor. Sonra fayda rejimini ekliyor. Organ bağışı, bekleme listesi, toplumsal yarar, verimlilik ve “özgeci son” gibi kavramlar ölümün çevresinde dolaşmaya başlıyor. Böylece beyaz önlük, yalnızca şifa ve teselli sembolü olarak durmuyor; hukuk, prosedür, ilaç, denetim, rapor ve yarar hesabının birleştiği bir ölüm yetkisinin üniformasına dönüşüyor.

“Beyaz Önlüklü Cellatlar Düzeni” denildiğinde kastedilen tam olarak budur. Burada anlatılan şey, kaba şiddet sahnesi değildir. Burada anlatılan şey, kurumlaşmış ölümün sakin diliyle işleyen, yüzdesi tutulan, raporu yazılan, prosedürü revize edilen, kapsamı genişleyen, klinik jargonla parlatılan ve giderek normal kabul edilen bir yapıdır. Cellatlık burada öfke patlamasıyla görünmüyor. Cellatlık burada imzalı form, konsültasyon, protokol, uygunluk kriteri, uygulama planı ve resmî istatistik halinde görünür oluyor. Üstelik bütün bunlar bakımın dili içinden konuşuyor. Asıl dehşet de burada yoğunlaşıyor. Çünkü ölüm, merhamet sözcükleriyle yumuşatıldığında, toplum onu daha kolay içine alıyor. Ölüm, klinik usul diliyle paketlendiğinde, onun çevresindeki ahlakî sarsıntı daha kolay bastırılıyor. Ölüm, yüzdelere dönüştüğünde ise toplum artık ona alışmış oluyor.

Bu yüzden mesele yalnızca tek tek trajik hayatlar değildir. Mesele, bir toplumun hangi hayatları ne kadar taşımaya hazır olduğu sorusudur. Ağrıyı, bağımlılığı, yaşlılığı, engelliliği, bunamayı, psikiyatrik kırılganlığı, bakım yükünü ve yalnızlığı nasıl gördüğü sorusudur. Bir toplum bu alanlara güçlü bakım, dayanışma, palyatif destek, ruhsal destek ve maddi güvenlik yerine resmî ölüm seçeneği yerleştirmeye başladığında, aslında kendi ahlakî omurgasını da yeniden yazıyor. Rakamlar bu yeniden yazımı çoktan göstermeye başladı. Süreler, komplikasyon anlatıları ve rıza krizleri bu yeniden yazımın bedensel yüzünü gösteriyor. Organ tedariki tartışmaları ise bu yeniden yazımın en karanlık sınırını gösteriyor.

Sonunda geriye şu manzara kalıyor: Acı çeken insanın yanına yaklaşan kurum, bir elinde ağrı kesici, bir elinde hukukî uygunluk formu, bir elinde uygulama protokolü, bir başka hattında da organ bağışı ihtimalini taşıyor. Bu görüntü modern, düzenli ve resmî olabilir. Tam da bu yüzden daha ürkütücüdür. Çünkü burada ölüm, çürümenin, dağınıklığın ve yasa dışılığın kenarında işlemiyor. Ölüm, temiz koridorlarda, yönetmelik dili içinde, uzman imzalarıyla, sosyal meşruiyet kisvesi altında ilerliyor. Beyaz önlük bu yüzden ağırdır. O ağırlık yalnızca tıbbi otoriteden gelmez. O ağırlık, topluma “bu artık normal” deme gücünden gelir. Ve bir toplum, ölümün normalleştirilmiş biçimini sağlık hizmetinin içine aldığında, en zayıf bedenlerin çevresinde dolaşan yetki tarihte hiç olmadığı kadar soğuk, düzenli ve tehlikeli bir hal alır.

Appendix: Örgütler ve Kaynak Havuzu Hakkında Ayrıntılı Bilgi

Bu ek bölüm, metinde kullanılan kaynak havuzunun hangi yapılardan oluştuğunu, bu yapıların ne tür malzeme ürettiğini ve hangi tür iddiaların hangi kaynak tiplerinden geldiğini açıklaştırmak için hazırlanmıştır. Buradaki amaç, metnin omurgasını oluşturan bilgi akışının nereden geldiğini görünür kılmaktır. Kaynakların büyük kısmı kampanya örgütleri, sağlık profesyoneli girişimleri, engelli hakları ağları, bioetik müdahale platformları ve ülke bazlı karşı-kampanya sitelerinden oluşur. Bu yüzden burada bulunan malzeme, kendisini tarafsız akademik özet diye sunan bir külliyat değildir; belirli bir etik ve politik karşı çıkış zemininden üretilmiş dosyalar, brifingler, kampanya metinleri, vaka yazıları, rapor özetleri ve kamuoyu müdahaleleridir. Bu niteliği bilmek, metindeki sertliğin ve seçilen örneklerin nedenini anlamak için önemlidir. (🔗) (🔗) (🔗) (🔗)

Kanada merkezli geniş bir kampanya ağı olan Euthanasia Prevention Coalition, site yapısı bakımından bir kampanya merkezi, blog, dilekçe deposu ve konu bazlı müdahale arşivi olarak çalışır. Ana sayfasında ve dilekçe bölümünde ötanazi yasasının gözden geçirilmesi, ruhsal hastalık alanında erişimin genişletilmesine karşı çıkış, organ bağışında presumed consent düzenlemelerine itiraz ve ABD’deki yardımcı ölüm mevzuatına dönük kampanya çağrıları yer alır. Bu yapıdan gelen malzeme tipi daha çok kampanya yazısı, dilekçe metni, kısa politika müdahalesi ve haber yorumu niteliğindedir. Organ bağışı ve ilaç kokteylleri gibi başlıklarda sert kamuoyu dili kullanır. Kaynak havuzunda bu yapı özellikle Kanada’daki mevzuat genişlemesi, presumed consent tartışması ve ölümcül ilaç kokteyllerine dair kampanya dili için önem taşır. (🔗) (🔗) (🔗) (🔗)

ABD’de engelli hakları ekseninde çalışan Not Dead Yet, kendisini ulusal ve taban temelli bir disability rights grubu olarak tanımlar ve assisted suicide ile ötanaziyi ayrımcı pratikler olarak gördüğünü açıkça yazar. Bu sitedeki malzeme yapısı oldukça zengindir. Araç setleri, dava dostu kısa brifingler, kamu politikası metinleri, sunumlar, faaliyet dökümleri ve medya müdahaleleri bir aradadır. Özellikle Disability Rights Toolkit adlı dosya, hareketin kendi savunuculuk çerçevesini sistemli biçimde sunar. Bu ağın önemi, meseleyi yalnızca yaşam sonu etiği olarak değil, engelli hakları, ayrımcılık ve toplumsal değer hiyerarşisi açısından kurmasından gelir. Metinde “kırılgan bedenler”, “yük olma hissi”, “eşitsiz zeminde seçim” ve “discrimination” eksenleri büyük ölçüde bu tür kaynaklardan beslenir. (🔗) (🔗) (🔗) (🔗)

ABD’de bir başka önemli kaynak kümesi Patients Rights Action Fund çevresinde toplanır. Bu yapı, assisted suicide ve euthanasia başlığında hak, baskı, ayrımcılık ve sağlık politikası diliyle çalışan bir kampanya örgütüdür. En dikkat çekici materyalleri kısa infografikler, kampanya PDF’leri ve görsel bilgi notlarıdır. Organ hasadı ile yardımlı ölümün birleşmesi konusundaki sert anlatı büyük ölçüde buradan gelir. Bu kaynaklar, ölüm onayı almış kişilere organ bağışı kuruluşlarının ulaşması, ölümü “özgeci” bir karara dönüştüren kamu dili ve tıp yayınlarında organ çıkarımıyla ölümün ilişkilendirilmesi gibi başlıkları öne çıkarır. Buradaki malzemenin tarzı kampanya-infografik biçimindedir; yoğunlaştırılmış, vurucu ve seçilmiş örneklere dayalıdır. Organ tedarikiyle ilgili sert kısımlar bu yüzden burada çok görünürdür. (🔗) (🔗)

Birleşik Krallık bağlamında en önemli kaynaklardan biri sağlık profesyonelleri tarafından üretilen Our Duty of Care hattıdır. Bu yapı, kendisini doktorlar, hemşireler, bakım çalışanları ve sağlık profesyonelleri çevresinde tanımlar ve malzeme üretiminde özellikle brifing formatını kullanır. En önemli metinleri, yasa tasarılarına ilişkin kısa ama yoğun briefing PDF’leri, kamuoyu anket yorumları ve sağlık sistemi mantığı üzerine yazılmış blog-post niteliğindeki açıklamalardır. 2025 tarihli TIA Bill post-Committee brifingi, metinde yer alan birçok sert klinik ve kurumsal noktanın ana kaynağıdır. Ölümcül ilaç kokteyllerinin pratik sonuçları, ölüm süresindeki belirsizlik, komplikasyon ihtimali, yardımcı ölümün sağlık sistemi içinde “treatment” gibi sunulmasının etkileri ve denetim zafiyeti üzerine yoğun bilgi bu kaynaktan gelmektedir. Bu yapı, sahaya klinik profesyonel diliyle girer ve kamuoyu kampanyası ile meslekî itiraz arasında bir yerde durur. (🔗) (🔗) (🔗) (🔗)

Fransa bağlamında kullanılan önemli bir kaynak kümesi Alliance VITA etrafında toplanır. Bu yapı, bioetik ve yaşam sonu tartışmalarında geniş dosyalar, ülke incelemeleri, yayın arşivleri ve kampanya çağrıları üretir. İngilizce ve Fransızca sayfalarında Hollanda, Belçika, İsviçre ve Kanada örnekleri üzerine derlenmiş ülke dosyaları vardır. Ayrıca euthanasia, Belgique, Pays-Bas, Canada gibi etiket arşivleri üzerinden konu bazlı bir yayın evreni kurar. Bu kaynaktan gelen bilgi tipi iki parçalıdır: bir yanda mevzuat ve ülke uygulamaları üzerine derli toplu özetler, öte yanda aktivist ve normatif çerçevesi güçlü uyarı yazıları. “Normalleşme”, “drift”, “psychiatric reasons”, “great caution”, “cost savings” ve “organ donation after euthanasia” gibi başlıklar burada yoğunlaşır. Özellikle Avrupa örneklerini birbirine bağlayan geniş bağlam bilgisi bu yapıdan beslenir. (🔗) (🔗) (🔗) (🔗) (🔗) (🔗)

Fransa’daki bir başka özel kaynak Appel des Psy hattıdır. Bu site, psikologlar, psikiyatristler ve psikanalistler tarafından yayımlanan ortak çağrı metni etrafında kuruludur. Buradaki ana malzeme kampanya çeşitliliği değil, tek bir güçlü kavramsal müdahaledir. L’appel sayfası, intihar önleme ile yasallaştırılmış ölüm arasındaki çelişkiyi doğrudan açar. Signataires sayfası ise bu çağrının meslekî zeminini ve imzacı çeşitliliğini görünür kılar. Bu yapıdan gelen bilgi tipi psikiyatrik ve klinik etik çerçevedir. Metindeki “çifte söylem”, “message toxique”, “suicide prevention” ile “légitimer la mort provoquée” arasındaki gerilim, doğrudan bu kaynak kümesinden alınır. Bu kaynak, diğer kampanya sitelerinden farklı olarak vaka ve istatistik yoğunluğundan çok klinik-etik çelişkiyi kavramsallaştırır. (🔗) (🔗) (🔗)

Yeni Zelanda bağlamında iki büyük kaynak kümesi kullanıldı. Bunlardan biri Euthanasia Debate NZ olarak da görülen Euthanasia-Free NZ hattıdır. Bu site, kaynak dizinleri, araştırma özetleri, SSS sayfaları, kavram açıklamaları ve yasa referandumu bağlamı üzerinden çalışır. Resources ana sayfası altında research, diagnosis and prognosis, vulnerable groups, life support farkı ve kavramsal ayırımlar gibi konular işlenir. Bu kaynaktan gelen bilgi tipi çoğunlukla derleme, tartışma özeti ve araştırma yorumudur. Battin study, prognosis, reporting rates ve “assisted dying” ile voluntary euthanasia ayrımı gibi daha açıklayıcı zemin bilgileri burada bulunur. Bu yüzden konudan habersiz okura temel kavramsal çerçeve vermek için çok kullanışlıdır. (🔗) (🔗) (🔗) (🔗) (🔗) (🔗)

Yeni Zelanda’daki ikinci önemli kaynak DefendNZ’dir. Bu yapı, doğrudan kampanya sitesi gibi çalışsa da haber-yorum, saha yorumu, rehber ve mevzuat iyileştirme dili arasında dolaşır. Ana sayfasında destek, hukukî değişiklik, risk ve bilgilendirme başlıkları açıkça yer alır. News-Media bölümü, ülke içi uygulamaya dair en yoğun güncel malzemeyi taşır. “The Hidden Reality of Euthanasia and Assisted Suicide in NZ” gibi yazılar, klinik uygulama ayrıntıları, sağlık personeli kaygıları ve sistem baskısı açısından bu havuzdaki en sert metinler arasındadır. “Are there risks to the elderly?” gibi sayfalar ise yaşlı istismarı, burden duygusu ve social vulnerability başlıklarını işler. Bu kaynaktan gelen bilgi tipi hem kampanya hem saha anlatısıdır; metindeki toplumsal baskı, yaşlılık, sistem kapasitesi ve klinik düzensizlik bölümlerinin önemli bir kısmı buradan beslenir. (🔗) (🔗) (🔗) (🔗) (🔗) (🔗)

Makaledeki en çarpıcı yüzde verileri ise kampanya sitelerinden değil, resmî veya yarı resmî yıllık raporlardan çekildi. Québec oranı, eyaletin yaşam sonu bakım komisyonunun yıllık faaliyet raporundan gelir ve 1 Nisan 2024–31 Mart 2025 döneminde MAiD’in ölümlerin %7,9’una ulaştığını belirtir. Hollanda oranı, bölgesel ötanazi inceleme komitelerinin 2024 raporundan gelir ve bildirilen ötanazi vakalarının tüm ölümler içindeki payını %5,8 olarak verir. Kanada geneli oranı, federal yıllık MAiD raporundan alınmıştır ve 2024 için %5,1 seviyesini gösterir. Belçika verisi, federal ötanazi kontrol ve değerlendirme organının 2025 rakamlarından gelir ve %4,0 düzeyini verir. Oregon ve California verileri de daha düşük oranlı ama karşılaştırma için önemli referanslar olarak kullanıldı. Bu resmî veri kaynakları, kampanya metinlerinin ötesine geçip ölçeğin büyüklüğünü çıplak biçimde göstermek için kullanıldı. (🔗) (🔗) (🔗) (🔗) (🔗) (🔗)

Bu kaynak havuzunun genel karakteri birkaç başlıkta özetlenebilir. Birinci olarak, bu siteler mevzuat tartışmasını çoğu zaman yalnız hukuk diliyle değil, bakım sistemi, engellilik, yaşlılık, psikiyatri ve organ tedariki gibi farklı alanlarla çaprazlayarak ele alır. İkinci olarak, malzeme türleri arasında büyük fark vardır: bazıları yıllık resmî veri raporudur, bazıları kampanya infografiğidir, bazıları etik çağrıdır, bazıları ise briefing PDF biçimindedir. Üçüncü olarak, kaynakların çoğu açık biçimde normatif ve müdahalecidir; kendi pozisyonlarını saklamazlar. Bu yüzden bu malzemelerden kurulan makale, soğuk bir literatür taraması değil, tarafını bilen bir karşı-anlatı oluşturur. Dördüncü olarak, organ hasadı, sosyal baskı, yaşlılık, engellilik ve intihar önleme çelişkisi gibi sert temalar, tam da bu tür müdahale metinlerinde çok daha yoğun ve açık şekilde işlendiği için, makaledeki tonun sertleşmesinde belirleyici rol oynar. (🔗) (🔗) (🔗) (🔗)

Bu appendix ile birlikte okunduğunda, ana metindeki sert kavramların hangi bilgi damarlarından beslendiği açık hale gelir. Klinik komplikasyonlar ve sağlık sistemi dili esas olarak briefing metinlerinden gelir. Ayrımcılık ve kırılganlık vurgusu engelli hakları kaynaklarından gelir. İntihar önleme ile yasallaştırılmış ölüm arasındaki gerilim psikiyatrik çağrılardan gelir. Organ tedarikiyle birleşme korkusu kampanya infografikleri ve bioetik müdahalelerden gelir. Ölçeğin genişliği ise resmî yüzdelik raporlardan gelir. Böylece metnin yapısı tek bir kaynağa yaslanmaz; farklı ülkelerden, farklı türlerden ama aynı yönelime sahip kaynakların birleşiminden kurulur.


Bu B.C.’li kadına, başka tedavilerden önce MAID önerildi. O, ölüme hayır dedi ve gidip bir yanardağa tırmandı

National Post

Kadının kızı, doktorun ‘içeri girip, “Miriam, çok acı çektiğini anlıyorum. Sana MAID önerebiliriz” dediğini söyledi. ‘Aynen böyle’

84 yaşındaki Miriam Lancaster, Nisan 2025’te ambulansla Vancouver General Hospital’a götürüldüğünde bir doktorun MAID seçeneğini gündeme getirdiğini öne sürüyor. Bir aylık rehabilitasyonun ardından tamamen iyileşti ve Şubat ayında Guatemala’ya giderek solda görülen Pacaya Yanardağı’na tırmandı. Fotoğraf: Miriam Lancaster’ın izniyle

Hayatında daha önce hiç yaşamadığı türden bir bel ağrısıyla ambulansla Vancouver’daki bir hastaneye götürüldüğünde, 84 yaşındaki Miriam Lancaster’ın söylediğine göre aklındaki son şey ‘fişi çekmek’ti (cashing my chips).

Lancaster’ın sakrumu kırılmıştı; bu, omurganın tabanında pelvisle bağlantılı bir kemikte meydana gelen bir kırılmaydı. Kendisi ve kızı Jordan Weaver, Vancouver General Hospital’da (VGH) henüz acil servisteyken genç bir doktorun tıbben yardımlı ölüm seçeneğini gündeme getirdiğini öne sürüyor.

Weaver, “(Doktor) içeri girip, ‘Miriam, çok acı çektiğini anlıyorum. Sana MAID önerebiliriz’ dedi. Aynen böyle,” dedi.

“Annem de ben de Katolikliğimizi yaşayan insanlarız. Hiçbir koşul altında MAID’i kabul etmeyiz.”

Aileye göre, ancak kesin bir ‘hayır’ yanıtı verdikten sonra başka tedavi seçenekleri gündeme getirildi.

Weaver, “Doktor, ‘Eh, rehabilitasyon alabilirsin, ama bu uzun bir yol olacak ve çok zor olacak; ne bekleyeceğimizi bilmiyoruz’ dedi,” diye aktardı.

Lancaster rehabilitasyonu seçti. Hastaneye yatırıldı ve VGH’de 10 gün geçirdikten sonra, UBC Hospital’ın rehabilitasyon programında ‘üç hafta ve biraz daha’ kaldıktan sonra iyi şekilde iyileştiğini söyledi. Geçen nisan ayındaki kırığın üzerinden altı hafta geçtikten sonra kızını düğününde nikâh koridorunda uğurladı. Daha sonra Küba’ya (ABD’nin petrol ablukasından önce), Meksika’ya seyahat etti ve en son Guatemala’daki Pacaya Yanardağı’na yürüyerek ve at sırtında çıktı.

Weaver, “Annem güçten düşmüş biri değil. Guatemala’da bir yanardağa tırmandı,” dedi. “O bir dinamo. Kitap okur. Tiyatroya gider. Zihni açıktır. Toplu otobüse tek başına biner. Aktiftir. Hayatı, onunla ilgilenen insanlar için değerlidir.”

X’te yayımlanan bir videoda Lancaster, geçen nisan ayında VGH acil servisinde MAID’in gündeme getirilmesi karşısında afalladığını söyledi. “Bu, aklımdaki son şeydi. Ben sadece neden acı çektiğimi öğrenmek istiyordum,” dedi.

“Ölmek istemiyordum.”

Doktorların, hastalar bunu önce kendileri gündeme getirmeden, MAID hakkında kendiliklerinden bir tartışma başlatıp başlatmaması gerektiği giderek büyüyen bir tartışma konusu hâline geldi. Alberta, kapsamlı Last Resort Termination of Life Act kapsamında doktorların bir seçenek olarak MAID konusunu gündeme getirmesini yasaklamaya çalışıyor.

Ontario Başadli Tabibi’nin MAID ölüm inceleme komitesi üyesi Dr. Ramona Coelho, geçen ay British Medical Journal’da yayımlanan bir mektubunda, “Birçok MAID sağlayıcısı iyi niyetle hareket ediyor,” diye yazdı.

Coelho, “Kaygı yalnızca bireysel niyet değil, sistemlerin klinik davranışı şekillendirmesidir,” dedi. “Ölüm, kapsamlı bakımın yanında ve bazen ondan önce sunulduğunda, tıp şifa verme ve acı içinde eşlik etme taahhüdünden uzaklaşır.”

Ötanazi karşıtı Amanda Achtman’ın X’te paylaştığı Lancaster videosu 312.000’den fazla kez görüntülendi.

Vancouver Coastal Health (VCH), National Post’a yaptığı açıklamada, “bakımımız altındaki herkesin sağlık ve güvenliğine bağlı” olduğunu söyledi.

Açıklamada, “Hasta mahremiyeti ve gizliliği nedeniyle söyleyebileceklerimiz sınırlı olmakla birlikte, Vancouver General Hospital’daki hasta ile acil servis hekimleri arasında Tıbbî Yardımlı Ölüm (MAID) ile ilgili bir görüşmeden haberdar değiliz,” denildi.

VCH ayrıca, mevcut MAID kılavuzları uyarınca, “personel, bunu yapmak için gerekli bilgi ve becerilere sahip olmaları koşuluyla, klinik yargılarına dayanarak MAID’i gündeme getirmeyi değerlendirebilir,” dedi.

Hastalar MAID’i gündeme getirdiğinde soruları yanıtlamak personelin sorumluluğunda olsa da, acil servis “personeli genel olarak hastalarla MAID konusunu gündeme getirecek bir konumda değildir.”

“Bakımları konusunda kaygı duyanların Patient Care Quality Office ile iletişime geçmesini güçlü biçimde teşvik ediyoruz.”

Kanada’nın MAID yasası, iki sağlık uygulayıcısının, kişinin dayanılmaz fiziksel ya da psikolojik ıstıraba yol açan ciddi bir hastalığı veya engeli bulunduğu ve ileri düzeyde ve geri döndürülemez bir gerileme durumunda olduğu konusunda mutabık kalmasını gerektirir.

Lancaster bir aktivist değil. Bir röportajda, hastaneye şikâyette bulunmadığını, çünkü “bütün olayı unutmak ve sadece hayatıma devam etmek istiyordum. Gerçekten insanları zor durumda bırakmak istemedim,” diyerek anlattı.

Kocası 2023’te metastatik kanserden öldü. Ölümünden on gün önce evde fenalaştı ve ambulansla Vancouver General Hospital’a götürüldü; Lancaster’ın söylediğine göre, orada bir doktor aileye, kocasına MAID önermesinin yasa gereği zorunlu olduğunu söyledi.

“Tabii ki bunu reddetti,” dedi. “Biz kiliseye giden insanlarız. İkimiz de Rab çağırdığında gitmeye hazırız ve onun başına gelen de buydu.”

Lancaster, “Zaten bu devirde MAID’in oldukça hızlı biçimde sunulduğunu görmüştüm. Ama ben çok daha sağlıklıydım. Onun kanseri vardı,” dedi. Ayrıca doktorların MAID’i gündeme getirmek zorunda olduğu izlenimine sahipti; bunun böyle olmadığını ancak yakın zamanda öğrendiğini söyledi.

Hem VGH’de hem de UBC hastanesinde iyi bakıldığını özellikle vurguladı. “Hastanelerin omurgamın onarıldığını sağlamaya dönük yaptığı iyi işlerden en yüksek ölçüde yararlanıyorum,” dedi; bunun çoğu yatak istirahati ve kademeli egzersiz yoluyla oldu. “Onarımın büyük kısmı bedenin kendi kendini onarmasıdır, çünkü benim yaşadığım türden bir omurga sorununda ameliyat yapamıyorlar.

“Yani yine söylüyorum, MAID daveti istisnası dışında, bana nasıl bakıldığına dair hiçbir şikâyetim yok.”

Hikâyesini paylaşmayı, Achtman’ın mart ayının başlarında Victoria’daki bir kilisede MAID’e ilişkin Katolik bakış açısı üzerine verdiği konuşma sırasında benzer deneyimleri anlattığını duyduktan sonra kabul ettiğini söyledi.

Lancaster, arkadaşlarının çoğunun MAID yanlısı olduğunu söyledi. “MAID kullanan arkadaşlarım var.” Weaver, kendisinin ve annesinin MAID konusunda güçlü görüşleri olmakla birlikte, “bu, Kanada’da bazı insanlar için işe yarayabilecek yasal bir seçenektir ve ben buna saygı duyuyorum,” dedi.

Emekli bir piyano öğretmeni olan Lancaster, “Sorun sadece zamanlaması,” dedi. “Özellikle acile gelindiğinde — hasta zaten üzgün, yönünü şaşırmış ve orada olmayı hiç istemiyor.

“Bu durumdayken onlara bir karar, hayatı sona erdiren bir karar vermek; benim itiraz ettiğim şey bu.”

Miriam Lancaster Eylül 2025’te Küba’nın Havana kentinde, solda, ve Mart 2026’da B.C.’deki Victoria’da bulunan Empress Hotel’de ikindi çayı içerken. Fotoğraf: Miriam Lancaster’ın izniyle

Angus Reid’in Cardus ortaklığıyla yaptığı 2024 tarihli bir araştırma, Kanadalıların, doktor kendileriyle MAID’i gündeme getirirse insanların ölümü seçmeye yönelik baskı hissedip hissetmeyeceği konusunda eşit biçimde ikiye bölündüğünü ortaya koydu.

Kanada’nın MAID değerlendiricileri ve sağlayıcılarından gelen rehberlik, doktorların ağır ve giderilemez bir hastalığı, rahatsızlığı veya engeli olan kişiler için “acıyı hafifletebilecek bakım seçeneklerini” gündeme getirme yönünde mesleki bir yükümlülüğe sahip olabileceğini belirtiyor. Belgeye göre amaç, yönlendirmek, ikna etmek ya da razı etmek değil, bilgilendirmektir.

Weaver, “Ama hayati tehlike oluşturmayan bir durum için daha en baştan MAID önerilmesi mi? Bu bir ağrı yönetimi meselesiydi; kemik sonunda iyileşecekti,” dedi.

“Bir insanın 84 yaşında olması, hayatın hurdalığına atılmaya hazır olduğu anlamına gelmez. Bu, yaşlılara hakarettir.”

Lancaster, ağrının geçen nisan ayındaki bir sabah yataktan çıkıp ayağını yere bastığı anda vurduğunu söyledi. Kemik bir düşme nedeniyle değil, altta yatan osteoporozu nedeniyle kırılmıştı.

“Jordan odaya geldi. Acı içinde bağırdığımı duydu. Beni hiç o halde görmemişti, bu yüzden ambulansı aradı.”

Lancaster sabah saat 10 civarında acil servise götürüldü. MAID konusunun erken bir aşamada, “gerçekten neredeyse ilk söylenen şey olarak” gündeme getirildiğinin “kendi hatırlayışı” olduğunu söyledi.

Bununla birlikte acı içindeydi ve hemen güçlü ağrı kesiciler verildi.

Weaver, “Annemin hikâyesi — ve bunun onun hikâyesi olduğuna saygı duyuyorum — içeri girer girmez kendisine MAID önerildiği yönünde,” dedi. “Onun için korkunç bir gündü — şoktaydı, acı çekiyordu ve ağır ilaç altındaydı.” Ayrıca kocası ölmeden önce götürüldüğü aynı acil servisteydi.

Weaver’ın hatırlayışına göre, acilde “birden fazla saat” geçirmişlerdi ve “bir doktor bakım seçenekleri sunmak için yanımıza geldiğinde” kırık sakrum teşhisini almışlardı. “Ve ilk seçenek MAID’di.

Weaver, “Ancak biz MAID’e hayır dedikten sonra, VGH’de akut bakıma yatış, ardından rehabilitasyon için UBC seçeneğini sundular,” dedi.

“Bir bakım planı olarak daha en başta MAID önerilmesi oldukça aşağılayıcıydı,” dedi.

Weaver, “Ben burada sağlık çalışanlarını ve bireyleri suçlamak için bulunmuyorum. Beni rahatsız eden, genel olarak kültürün kendisi,” dedi.

“O hâlâ acildeydi; henüz servise alınmamıştı. Sanki onu servise almak istemiyorlardı. Sanki tedavi edilmeye değmezmiş gibi. Geldiğimiz nokta bu mu?”

Videoya yanıt olarak sosyal medyada yüzlerce yorum paylaşıldı.

Politika analisti ve engelli hakları aktivisti Gabrielle Peters, “Bunun VGH’de yaşanmış olmasına ne kadar şaşırmamış olduğuma girmeyeceğim,” diye yazdı. “Miriam’ın onlara defolup gitmelerini söylemesine çok sevindim. Öldürülmemek için Miriam gibi ateşli biri olmak zorunda olmamalısınız ama benim deneyimime göre sessiz, nazik ve kendine daha az güvenen insanlar bu durumlarda zorlanıyor.”

Başkaları ise, “Bir şeyin önerilmesi, teşvik etmekten, zorlamaktan, tehdit etmekten vb. çok farklıdır. İnsanlar (MAID’in) kolayca erişilebilir olmasını istiyordu; öyleyse düzeltmeler yapalım ve perspektifimizi koruyalım,” dedi.

Saskatchewanlı çiftçi Pat Kunz, “MAID alan herhangi biri hakkında tek bilgim, Alberta’nın (kuzeyindeki) bir hastaneden geliyor,” diye yazdı. “Onun terminal kanseri vardı. KENDİSİNİN SORMASI GEREKTİ! Oradaki personelin konuşmayı başlatmasına izin verilmiyor.”

Ama Weaver, annesinin yaşamın son evresinde olmadığını söyledi.

“Sonra ne olacak? Acı çeken insanlara ötanazi uygulayacaksak, yaşlılara ötanazi uygulayacaksak, bunun sonu nerede bitecek?”

5 Yorum

Filed under Suni muhaberat