🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖
👻🪸🐈⬛ Phantomoperand 👻🪸🐈⬛
Selahattin Demirtaş’la ötanazi arasında ilk bakışta hiçbir bağ yokmuş gibi görünür. Bir yanda Avrupa’nın hayat sonu rejimleri, tıbbi kurul kararları, BÖCÜ (Beyaz Önlüklü Cellat Üstbeni) tarafından kodlanmış ölüm prosedürleri; öte yanda Türkiye’nin bitmeyen tutuklulukları, ertelenen tahliyeleri, dosyadan dosyaya devredilen siyasal rehinelik. Fakat tam da burada, görünürde birbirinden çok uzak iki alanı birbirine bağlayan ortak mantık belirir: insanın sözden ve yükümlülükten koparılarak prosedüre teslim edilmesi. Demirtaş dosyası da, modern ölüm idaresi de, farklı sahalarda işleseler bile aynı uygarlık eğilimini açığa vurur. Karar, ilişki içinden değil prosedür içinden gelir; sadakat, emanet ve omuz verme değil, inceleme, kurul, mevzuat ve takvim belirleyici olur. Söz küçülür, dosya büyür. İnsan bekler, prosedür yürür. Tam da bu yüzden PKK’nın feshi, sıradan bir örgütsel kapanış değil, daha derin bir anlamda bir siyasal ötanazi olarak okunabilir.
Burada ötanaziden kasıt kaba bir ‘öldürülme’ değildir. BÖCÜ’nün incelttiği, akladığı, prosedüre bağladığı bir sonlandırmadır bu. Bir beden, bir kurum, bir tarihsel form, kendisini artık taşınamaz, sürdürülemez, yeni döneme uyumsuz, yük haline gelmiş sayarak kendi sonuna bilinçli biçimde razı olur; üstelik bu son, bozgun diliyle değil, etik olgunluk, tarihsel sorumluluk, barış iradesi ve özerk karar diliyle pazarlanır. PKK’nın feshinin etrafında kurulan söylem tam da buydu. Örgüt yalnız dağıldığını ilan etmedi; silahlı dönemin kapandığını, yeni bir demokratik safhaya geçildiğini, tarihsel bir eşiğin aşıldığını, eski bedenin işlevini tamamladığını duyurdu. Başka deyişle mesele sadece sona ermek değildi; sona ermenin anlamı da baştan kuruluyordu. Yenilgi değil olgunluk, tükeniş değil tarihsel akıl, çöküş değil gönüllü dönüşüm gibi konuşturuldu. Siyasal ötanazi tam burada başlar: kendi tarihsel bedenini tasfiye ederken bunu bir özerklik erdemi gibi sunmak.
Bu yüzden PKK’nın feshi, basitçe bir geri çekilme olarak değil, kendini yok etmenin özerk eylemiyle övünmek olarak okunmalıdır. Bu övgünün politik dili barış, demokrasi, sivilleşme ve yeni paradigma gibi olumlu kelimelerden örülür. Fakat bu olumlu kelimelerin altında daha sert bir hakikat yatar: bir tarihsel özne kendi kurucu biçimini sona erdirmekte ve bunu bir içsel yücelik olarak sergilemektedir. Burada ötanazi analojisi rastgele bir metafor değildir. Nasıl modern ölüm rejimleri öldürme kararını çıplak cinayet olarak değil, BÖCÜ’nün özerklik, onur ve merhamet maskeleri içinde dolaşıma sokuyorsa, burada da siyasal ölüm kendi kararını kendi veren bir bilinç gösterisi gibi sunulmaktadır. Sonlandırma, dış zorunluluğun diliyle değil, seçilmiş kaderin diliyle konuşur. Dolayısıyla fesih, yalnızca dağılmak değil; kendi sonunu sahiplenmek, kendi bitişini politik meşruiyet nesnesi haline getirmektir.
Ne var ki bu sürecin trajik çekirdeği kadar grotesk dış yüzü de vardır. Çünkü Türkiye’de böylesi bir kendini sonlandırma jesti, taşıyıcı kültürel zemin bulamaz. Batı Avrupa’daki ölüm rejimleri, ne kadar tartışmalı olurlarsa olsunlar, BÖCÜ’nün bireysel özerklik, tıbbi prosedür, hayat kalitesi, acı yönetimi ve hukuki düzenleme gibi kavramlarla kurduğu bir toplumsal dolaşım içinde işler. Türkiye’de ise ölümün prosedürel idaresi değil, hayatın emanet oluşu, canın dokunulmazlığı, kader, sabır, yük taşıma, katlanma ve sadakat daha güçlü kültürel akışlardır. Burada ötanazi yalnız hukuken yasak bir işlem değil; aynı zamanda kamusal sezgide yer etmeyen, duygusal olarak taşınmayan, kolektif olarak benimsenmeyen bir biçimdir. İnsan hayatı burada bireyin otonom mülkü gibi değil, aileye, topluluğa, kadere, Tanrı’ya, tarihe ve devlete bağlanan bir emanet olarak düşünülür. Bu yüzden kendini sonlandırma jesti, hele hele bununla övünmek, yerli bir ahlâk dili üretemez. Ciddiyetini koruyamaz. Garipleşir.
Tam da bundan dolayı PKK’nın feshi Türkiye’de sessiz, ağır, haysiyetli bir kapanış olarak yaşanmadı. Hızla bir sahneye dönüştü. Törene, nümayişe, mitolojiye, baba figürlerine, medyatik ambalaja, sloganlara, sahte tarihsel büyüklenmelere ve karikatürize edilmiş anlatılara sürüklendi. Bir toplum bir ölümü gerçekten içselleştiremediğinde, onu gösteriye çevirir. Burada olan da budur. Fesih bir siyasal hakikat olmaktan çok, hemen teatral bir düzeneğe çevrildi. Bir yanda bu jesti dünya-tarihsel olgunluk diye kutsayanlar, öte yanda bunu bir medyatik operasyon, bir yeniden paketleme, bir temsil hilesi diye okuyanlar belirdi. Sonuçta ortada ne sahici bir yas kaldı ne de sahici bir sükûnet. Kendi tarihsel bedenini sonlandıran hareket ile bu sonu taşıyacak toplumsal dil arasında derin bir uyumsuzluk açığa çıktı.
Bu uyumsuzluğun kaynağında Türkiye siyasetinin ölümle değil, baba figürüyle kurulu olması yatar. Türkiye’de tarihsel kırılmalar çoğu zaman kurumların sessiz tasfiyesi olarak değil, baba’nın çekilmesi, baba’nın yeniden gelişi, baba’nın ihaneti, baba’nın affı ya da baba’nın yerine kimin geçeceği sorusu etrafında yaşanır. Bu yüzden süreç hiçbir zaman yalnızca silah bırakma, örgütsel kapanma ve yeni siyasal aşamaya geçiş olarak okunmadı. Hemen Atatürk, Erdoğan, Öcalan, devlet, millet, kurucu otorite, temsil hakkı, ihaneti kim işledi, kimin eli kimin omzunda, kim kimi affediyor gibi soruların tiyatrosuna dönüştü. Yani siyasal ötanazi, bireysel özerklik ve haysiyet dili içinde değil, baba figürlerinin çarpıştığı bir temsil savaşı içinde tercüme edildi. Bu yüzden de ötanazi değil, opera çıktı. Sessiz prosedür değil, sahne çıktı. Ölümün serinkanlı yönetimi değil, herkesin kendi rolünü büyüttüğü bir grotesk doğdu.
Selahattin Demirtaş meselesi bu yüzden anahtar önemdedir. Çünkü Demirtaş, Türkiye’de prosedürün nasıl hayatı askıya alabildiğinin en çıplak örneğidir. Tahliye edilmez, ama yargılama da bitmez; serbest bırakılmaz, ama kesin bir siyasi karar da söylenmez; ölüme terk edilmez, ama hayata da döndürülmez. Bekletilir. Askıda tutulur. Dosya, insanın önüne geçer. Tam da bu yüzden Demirtaş dosyasıyla ötanazi arasında ilk bakışta görünmeyen bağ açığa çıkar: ikisinde de karar, yaşayan öznenin içinden değil, onu çevreleyen prosedürel evrenden gelir. PKK’nın feshi de bu mantıkla kesişir. Bir tarihsel beden, kendi sonunu ilan ederken aslında artık başka türlü yaşayamayacak hale gelmiş, kendi yaşam koşulları dışarıdan kuşatılmış, meşru varoluş kanalları kapatılmış bir öznenin bilinçli sonlandırması biçimine bürünür. Dolayısıyla burada özerklik saf değildir; kuşatılmış özerkliktir. Seçim saf değildir; daraltılmış seçenekler içinde parlatılmış bir sondur. Burada konuşan şey özne kadar BÖCÜ’dür.
Bu yüzden PKK’nın feshi ne salt kahramanca bir barış hamlesi, ne de basit bir teslimiyettir. Daha doğru adlandırma, siyasal ötanazidir. Tarihsel bedenini bizzat sonlandıran, ama bu sonlandırmayı yüce bir irade olarak sunan bir özne formudur bu. Fakat bu jest Türkiye’de karşılığını bulamadığı için, ontolojik ağırlığını koruyamaz ve hızla gülünçleşir. Çünkü Türk kültürel-siyasal zemini ötanazik değildir. Kendi sonuna karar veren özerk birey ya da kolektif figürü, burada ne etik merkezdir ne de duygusal olarak saygı uyandıran temel imgedir. Burada daha baskın olan, dayanmak, sürdürmek, yük taşımak, yasaklamak, bastırmak, ertelemek ve sonu mümkün olduğunca dillendirmemektir. Sonu seçmek değil, sonu geciktirmek makbuldür. Acıyı yönetmek değil, acıya katlanmak yüceltilir. Bu yüzden de PKK’nın kendi sonunu kendi ağzıyla tarihsel olgunluk diye ilan etmesi, bu kültürel dünyada trajik bir ciddiyet üretemez; ya kibir gibi ya hile gibi ya da sahne numarası gibi algılanır.
Böylece ortaya tuhaf bir ikilik çıkar. Kürt siyasal bedeni kendi sonunu modern, özerk, kontrollü ve BÖCÜ tarafından aklanmış bir kapanış gibi sunmak ister; Türkiye ise bunu böyle duyamaz. Türkiye’nin kulağına gelen şey, haysiyet maskesi değil, tuhaf bir nümayiştir. Sonuçta bir taraf siyasal ötanazi jesti sergilerken öteki taraf bunu ya inkâr, ya alay, ya histeri, ya da baba miti üzerinden kodlar. Bu yüzden süreç uzlaşma değil, tercüme edilemeyen iki farklı ölüm anlayışının karşılaşmasıdır. Bir tarafta kendi sonuna karar veren ve bunu etik bir irade olarak sahneleyen özne; öte tarafta sonu tanımayan, bitişi ritüele çevirmeden kaldıramayan, ölümü prosedür değil kader ya da ihanet kategorileriyle duyan siyasal kültür.
Kürtlerin ötanazi süreci denebilecek şey tam da budur: yalnızca bir örgütün feshi değil, bir tarihsel bedenin kendi sonunu özerk bir karar gibi söylemesi; fakat bu söylemin, onu anlayacak kültürel zemin bulamadığı için gülünç, teatral ve kararsız bir dolaşıma mahkûm kalması. İşte bu yüzden PKK’nın feshi, ne sadece barıştır ne sadece teslimiyet. O, kendi ölümünü sahiplenen ama ölümünün dilini taşıyacak ülkeye sahip olmayan bir siyasal bedenin son jestidir. Bu jestin trajedisi de buradadır, komedisi de.
Birincil kaynaklar
- IBF / Phantomoperand. Demirtaş’ın Ötanaziyle Ne Alakası Var. Yersiz Şeyler, 29 Mart 2026. (YERSİZ ŞEYLER)
- IBF. PKK’nın Feshi Sonrasında Barış Süreci Stratejisi: Çok Aktörlü, Güven Odaklı ve Kapsayıcı Bir Yol Haritası. Yersiz Şeyler, 19 Mayıs 2025. (YERSİZ ŞEYLER)
- IBF. Yeni Paradigmanın Şafağında Üç Ölüm ve Türkiye Solunun Hesaplaşması. Yersiz Şeyler, 20 Mayıs 2025. (YERSİZ ŞEYLER)
- Slavoj Žižek. PKK lideri Öcalan, zamanımızın Mandela’sıdır. Yersiz Şeyler, 24 Mayıs 2025. (YERSİZ ŞEYLER)
- IPA / FLŽ. Çağımızın Mandela’sı mı, Çağın Medyatik Mitolojisi mi? Yersiz Şeyler, 25 Mayıs 2025. (YERSİZ ŞEYLER)
- Soğuk Bir Masanın Ardında: Barış için Tek Yürek Olmak. Yersiz Şeyler, 9 Temmuz 2025. (YERSİZ ŞEYLER)
- Erörsüz Türkiye: PKK’nın Fesine Şapka Çıkarma Devrimi. Yersiz Şeyler, 31 Temmuz 2025. (YERSİZ ŞEYLER)
- Uçurumun Kenarında: TKP’nin Vertigo Bildirisi, Žižek’in Provokasyonu ve Türkiye’nin Barış-Yeni Osmanlı Düğümü. Yersiz Şeyler, 7 Ağustos 2025. (YERSİZ ŞEYLER)
- Barış Süreci ve Baba Figürlerinin Çöküşü. Yersiz Şeyler, 15 Ağustos 2025. (YERSİZ ŞEYLER)
Destekleyici corpus
- In the Shadow of the Attack: A Dialectical Inquiry into Rojava, the Crisis of Representation, and the Desire for Freedom. Žižekian Analysis, 8 Haziran 2025. (Žižekian Analysis)
Olgusal arka plan kaynakları
- Reuters. Jailed Kurdish militant leader calls for end to conflict with Turkey. 27 Şubat 2025. Bu kaynak, Öcalan’ın çağrısına ilişkin temel kronoloji için kullanılabilir. (Reuters)
- European Court of Human Rights. Judgment concerning Türkiye. 8 Temmuz 2025 duyurusu. Demirtaş karar hattı için. (ECHR)
- Türkiye Cumhuriyeti, Hasta Hakları Yönetmeliği, md. 13. Türkiye’de ötanazi yasağı için temel metin. (Human Rights Department)
- Turkey’s physicians’ attitudes toward euthanasia: a brief research report. PubMed kaydı. Türkiye’de hekim tutumları için yardımcı kaynak. (PubMed)






























Geri bildirim: The Ridiculous Euthanasia Process of the Kurds – Žižekian Analysis
Geri bildirim: Phantomoperand 👻🪸🐈⬛ | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER