Nikbinler’in Karı Forsu ve Sümük Siyaseti

(playlist)

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

👻🪸🐈‍⬛ Phantomoperand 👻🪸🐈‍⬛

Aslı Şafak’la İşin Aslı – Nikbinler / Berika Karadağ | 12 Mayıs 2026
LABNÂME V: NİKBİNLER & ANATOLIAN LAB VE YAPAY ZEKA MÜZİK

Kuşak Kusağı Nikbinler / Nikbinler’den Sahtekar Esnaf Serzenişi / Nikbinler ve Suno’nun Getürkt Suistimali

Nikbinler vakasının asıl başlangıç noktası yapay zekâ tartışması gibi göründü; fakat olayın çalıştığı yer, Volkan ile Berika’nın açıklamalarının iki ayrı platformda iki ayrı ağırlıkla dolaşıma girmesiydi. Berika, televizyonda yüzüyle, bedeniyle, canlı sesiyle, kırgınlığıyla ve arabesk-dandik vokaliyle geniş ekrana çıktı. Volkan ise Twitter’da uzun bir metinle, teknik terimlerle, AI üreticisi pozu ve sektör hıncıyla dar ekranda kaldı. Aynı savunmanın bu iki ayrı platformda iki ayrı bedene bölünmesi, Nikbinler’de karı forsunun en somut verisidir.

Berika’nın Aslı Şafak programındaki konumu yalnızca “açıklama yapan solist” konumu olmadı. Program, onu tartışmanın canlı kanıtı gibi yerleştirdi. Daha başta “yapay yapay söylediniz işte” diye şakalaştırılan mesele, hemen ardından “gözümüzün önünde söylediler”, “canlı canlı, kanlı canlı, etli etli böyle insan gibi söylediler” kadrajına bağlandı. Bu kadraj, teknik soruyu sahnedeki bedene çarptırdı: ortada bir yüz var, nefes var, canlı vokal var, kırgın bir kadın sanatçı var; o halde kayıt zincirinin ayrıntısını sormak soğuk, kırıcı ve gereksiz görünmeye başlar. Oysa tartışmanın asıl sorusu Berika’nın bugün şarkı söyleyip söyleyememesiyle sınırlı kalmaz; yayımlanan final sesin hangi üretim zincirinden geçtiği, hangi bölümde ham insan kaydı, hangi bölümde AI/persona/voice/stüdyo işlemesi, hangi bölümde playback kanalı, hangi bölümde canlı mikrofon bulunduğu sorusudur. Berika’nın programdaki canlılığı bu sorunun yerine geçirilir.

Volkan’ın açıklaması aynı anda başka bir kulvarda akar. Twitter’daki metinde kendisini “AI Müzik Üreticisi” diye adlandırır; eleştirmenlerin ChatGPT ve Suno duyup birkaç kez kullandıkları için yapay zekâ uzmanı kesildiklerini söyler; semantic-token, acoustic decoder ve latent diffusion gibi terimleri bilmediklerini vurgular. Bu metin, teknik açıklama görüntüsü verirken şarkı bazında ses zincirini açmaz. Vokal nerede ham Berika kaydı, nerede AI çıktısı, nerede DAW işlemesi, nerede playback kanalı soruları yerine, eleştirenlerin teknik cehaleti sahaya sürülür. Volkan’ın küçük ekran AI uzmanlığı, Berika’nın büyük ekran sahiciliğine teknik kostüm giydirir.

Nikbinler’in bütün düğümü bu platform uçurumunda belirir: Berika geniş ekranda görsel ve işitsel sahicilik üretir; Volkan dar ekranda uzmanlık ve polemik üretir. Birinde yüz, beden, ses, kırılma, kadınlık ve incinme vardır. Diğerinde yazı, teknik terim, hınç, sektör eleştirisi ve üretici pozu vardır. Berika’nın televizyon sahiciliği, Volkan’ın Twitter uzmanlığından daha forsludur. Volkan’ın AI üretimi geniş kamusal bedenini Berika’da bulur.

Karı forsu tam burada çalışır. Karı forsu, yalnızca Berika’nın Volkan’ın eşi olması anlamına gelmez. Karı forsu, Volkan’ın yapay zekâ üretimini kadın sesi, eş emeği, sanatçı biyografisi, canlı yüz ve kırılganlık üzerinden sahici gösteren platform mekanizmasıdır. Volkan tek başına kaldığında Anatolian Lab çevresinde AI ile nostaljik şarkılar üreten, teknik terimlerle konuşan, sektöre kızan bir üretici olarak görünür. Berika devreye girdiğinde aynı üretim kadın vokalli grup, canlı beden, sahne duygusu, karı-koca emeği ve arabesk içtenlik görünümü kazanır. Volkan’ın forsu Berika’dan gelir; Berika’nın yüzü, Volkan’ın AI açıklamasının eksik bedenidir.

Fakat bu tablo burada durmaz. Daha derinde Berika’nın kendi forsu da ödünçtür. Berika yalnızca Volkan’a fors sağlayan kadın yüzü olarak çalışmaz; Berika’nın kendisi de Suno’nun klişe dişil popçu robot vokalinin forsuna yaslanır. Suno-benzeri ses formu, pürüzsüz, kırılgan, kadınsı, nostaljik, kolay dolaşan, acıyı hazır kalıp halinde veren bir vokal yüzeyi üretir. Bu yüzey bedensizdir ama kadınsı duyulur; mekaniktir ama duygu efekti taşır; anonimdir ama tanıdık gelir. Nikbinler’in ses dünyasında bu hazır dişil vokal forsu, Berika’nın arabesk sesiyle yerelleştirilir.

Böylece fors zinciri üç kademeli hale gelir: Suno Berika’yı taşır, Berika Volkan’ı taşır, Volkan bu zinciri AI devrimi diye anlatır. Bu zincirde hiçbir fors kendi kaynağında kalmaz; her fors bir sonraki figüre devredilir. Suno’nun hazır kadın vokal formu Berika’da yüz, beden ve arabesk kırılma kazanır. Berika’nın bu insanlaştırılmış sesi Volkan’da AI uzmanlığı, üretici poz ve sektör karşıtı söylem kazanır. Nikbinler’in “sahici grup” görüntüsü, bu devredilmiş forsların toplamıdır.

Yersiz Şeyler’deki “Kuşak Kusağı Nikbinler” yazısı bu vakayı “internet ve yapay zekâ çağının üretim biçiminin kendini boomer-X sahicilik kostümüyle sahneye çıkarması” olarak okur (🔗). Bu çerçeve, Nikbinler’in neden yalnızca bir şarkı tartışması olarak kalmadığını gösterir. Eski sahne sahiciliği, kadın vokal, Anadolu rock nostaljisi, eski pop onayı, platform görünürlüğü ve yapay zekâ şüphesi tek bir yüzeyde birleşir. Eski sahne rejiminde ses bedene bağlıdır; sahne emek kanıtıdır; grup otantiklik işaretidir. Nikbinler bu işaretleri alır, AI/stüdyo/platform üretiminin üzerine geçirir. Berika’nın televizyon bedeni bu eski sahicilik kostümünün en önemli parçası olur. (YERSİZ ŞEYLER)

Berika’nın “neden benim sesim güzelken ben bunu duyurmak yerine bir yapay zekâ sesiyle bulunayım ki?” cümlesi tam bu yüzden merkezîdir. Bu cümle, teknik zinciri açıklayan bir cümle gibi çalışmaz; sesin sahipliğini ahlaki bir zemine çeker. “Benim sesim güzel” diyerek Berika kendi sesini doğrudan kanıt haline getirir; “yapay zekâ sesiyle bulunayım ki?” diyerek ses taklidi/persona/voice ihtimalini duygusal olarak dışarı iter. Fakat bu cümlenin asıl etkisi, Suno’nun empoze ettiği kadın vokal formuna yaslanmış Berika-sesini “benim sesim” diye mühürlemesidir. Fiilî Berika sesiyle kayıttaki Berika-sesi arasındaki mesafe böylece konuşulmadan kalır.

Berika’nın arabesk-dandik vokali burada özel bir işleve sahiptir. Bu vokal teknik açıdan pürüzlü, yer yer ham, duyguya abanmış, büyük sahne vokalinden çok arabesk kırılma taşıyan bir ses gibi durur. Tam da bu yüzden platformda güçlü çalışır. Pürüz, insan kanıtı gibi görünür. Nefes, canlılık kanıtı gibi görünür. Kırılma, içtenlik kanıtı gibi görünür. Kusur, robotluğa karşı delil gibi dolaşıma girer. Suno’nun pürüzsüz dişil popçu robot sesi Berika’nın arabesk kırılmasıyla insanileşir. Berika’nın çakma egosu burada oluşur: Suno’nun hazır kadın vokal kalıbına yerli acı, sahne bedeni ve “benim sesim” mührü eklenir.

Bu çakma ego, Berika’nın sahneye çıkıp kendi fiilî sesiyle var olması anlamına gelmez; kayıttaki Berika-sesine yetişen, onu canlı bedende doğrulayan, onun robotik parlaklığını arabesk pürüzle örten bir format-benlik anlamına gelir. “Kayıttaki Berika” giderek Berika’dan daha gerçek hale gelir. Berika’nın sahnedeki görevi kendi sesini serbest bırakmak yerine, platformda tutmuş Berika-sesini canlı bedende taşıyabilmek olur. Ego dismorfisi tam bu noktada müziksel bir biçim kazanır: dışarıdan gelen empoze ses formu, kişinin kendi sesinden daha güçlü bir ölçü haline gelir. Yersiz Şeyler’deki “Çağın Vebası Ego Dismorfisi” yazısı, ekranla teknikleşmiş nazarın insana dışarıdan bir benlik formu dayatmasını anlatır; Nikbinler’de bu dışarıdan dayatılan form, Suno’nun klişe dişil popçu robot vokalidir (🔗). (YERSİZ ŞEYLER)

“Half-playback yaptık” açıklaması bu çerçevede sahne tekniği olmaktan çıkar, ego bindirme teknolojisi haline gelir. Berika, Saygı1 formatı için canlı mı playback mi diye sorduklarını, “playback ya da half playback yapılıyor” cevabı aldıklarını, kendisinin canlı okuma taraftarı olduğunu, “hem benim sesim de olsun hem de arkadan tabii ki müzik olsun” diye önerdiklerini anlatır. Bu cümlede “hem benim sesim” canlı karı forsunu, “arkadan müzik” ise kayıtlı empoze egoyu taşır. Arkadan gelen kanal pürüzsüz, önceden hazırlanmış, stüdyo/AI/platform kulağına göre düzenlenmiş Berika-sesini garanti eder; önden gelen canlı mikrofon ise yüz, nefes, beden, kırılma ve sahne sahiciliği ekler.

Half-playback bu yüzden yarı canlılık formülü olarak değil, arkada Suno/stüdyo forsu, önde Berika karı forsu düzeni olarak okunur. Tam playback kukla etkisi yaratırdı; tam canlı performans kayıttaki pürüzsüz Berika idealini riske sokardı. Half-playback ikisini birlikte tutar. Kayıt Berika’yı taşır, Berika kaydı insanlaştırır. Sahnedeki beden, arkadaki ses yüzeyine canlılık sürer. Bu nedenle half-playback itirafı tartışmayı kapatmaz; “hangi yarı kimin?” sorusunu büyütür. Hangi yarı ham Berika sesi, hangi yarı AI/stüdyo/persona/voice zinciri, hangi yarı yayında baskın, hangi yarı seyirciye “Berika söylüyor” diye sunuldu? Bu sorular açıklanmadıkça half-playback yalnızca teknik açıklama olarak kalmaz; sahnedeki empoze ego ile çakma egonun birleşme biçimini saklar.

“Hibrit” kelimesi de aynı şekilde çalışır. Berika, Nikbinler’in başlangıcını anlatırken YouTube’a yüklediği şarkılarda “aranje kısmında ve müzik kısmında yapay zekâdan faydalandım” der; bunu önceki programlarda belirttiğini, şarkıların altında kullanılan araçların yazdığını, stüdyo ve ekipman yokluğunda eldeki imkânlarla hareket ettiklerini söyler. Bu açıklama AI’ı aranje ve müzik alanına çeker. Böylece dinleyicide şu hava oluşur: Berika şarkıyı okudu, yapay zekâ çevresini düzenledi, sonra kayıt hibrit biçimde çıktı.

Fakat “hibrit” kelimesi tam olarak hangi işlemin nerede başladığını göstermez. Vokal timbre’ı nasıl üretildi, Berika’nın ham kaydı nerede kaldı, Suno/persona/voice nerede devreye girdi, final vokal hangi DAW işlemlerinden geçti, backing kanal ile canlı mikrofon hangi oranlarda karıştı, şarkı bazında hangi ses kimin sesi olarak dolaşıma sokuldu? “Hibrit” bu ayrımları açan bir kelime gibi görünürken, aslında bu ayrımları aynı yüzeye yapıştırır. İnsan sesi, AI aranje, stüdyo işlemesi, persona ihtimali, canlı performans, playback kanalı, karı-koca emeği, yoksul imkân hikâyesi ve platform başarısı tek kelimede birbirine yapışır.

Bu yüzden “hibrit”, Nikbinler’in sümük kelimesidir. Sümük siyaseti, açık ayrım yerine yapışkan yüzey üretir. “Canlı söyledik”, “benim sesim güzelken”, “aranje kısmında AI kullandık”, “stüdyo yoktu”, “ekipman yoktu”, “linç edildik”, “sanat had kabul etmez”, “AI devrimdir”, “sektör yozlaşmış” gibi cümleler ayrı ayrı gerçek parçalar taşıyabilir; fakat hepsi birlikte teknik zincirin kuru zeminini ıslak tutar. Soru tutunamaz, kayar. Yersiz Şeyler’deki “Sümüklüböcek Siyasetinin İma Spor Kulübü Namus Yerine Geçer mi?” yazısı, açık karar ve açık sorumluluk yerine ima, duygu, kadın, aile, namus ve mağduriyet figürlerinin sahaya sürülmesini anlatır (🔗). Nikbinler’de de ses zinciri sorusu Berika’nın yüzüne, Volkan’ın uzmanlığına, linç anlatısına ve sanat özgürlüğü cümlelerine paslanır. (YERSİZ ŞEYLER)

İma Spor Kulübü mantığı burada açık biçimde işler. “Yapay zekâ ses taklidi/persona/voice kullandı mı?” sorusuna “benim sesim güzelken neden yapay zekâ sesiyle bulunayım?” cevabı gelir. “Half-playback kanalında ne vardı?” sorusuna “ben canlı okuma taraftarıydım” cevabı gelir. “Final vokal nasıl üretildi?” sorusuna “stüdyo yoktu, ekipman yoktu, imkânlarla yaptık” cevabı gelir. “AI ses zinciri nerede başlıyor?” sorusuna Volkan’ın teknik terim bariyeri gelir. Soruların her biri başka bir sahaya taşınır. Soru soran kişi Berika’ya saldırıyor, sanata sınır koyuyor, genç üretimi boğuyor, linç dalgasına katılıyor gibi gösterilir.

Volkan’ın “sanat had kabul etmez” hattı da aynı yüzeye dahildir. Açıklamada “sanatın doğası özgürlüktür”, “sanat had kabul etmez” der; “yapay zekânın söylediği şarkıyı kendi söylüyormuş gibi yapan” eleştirisini hadsizlik olarak konumlandırır. Bu hamle, etiket sorusunu özgürlük sorusuna çevirir. Sorulan şey sanata izin verilip verilmeyeceği değildir; duyulan final sesin hangi üretim zincirinden geçtiğidir. “Hangi ses hangi işlemden geçti?” sorusu, “sanata had mi koyuyorsunuz?” sahasına taşındığında, teknik soru ahlaki saldırı gibi görünür.

Linç anlatısı bu düzenin kalecisi olur. Volkan yüzlerce ağır hakaret ve küfür içeren mesajdan, on binlerce yorumdan söz eder; insanların düşmanlaştırıldığını söyler. Berika da kendisini tanımadan yapılan eleştirilerin kırıcı olduğunu anlatır. Hakaret ve küfür gerçektir; bu gerçek, teknik soruyu cevaplayan bir veri gibi çalışmaya başlar. “Linç edildik” cümlesi, hangi vokal ham Berika kaydı, hangi vokal AI’dan geçti, persona/voice kullanıldı mı, half-playback kanalındaki ses neydi, canlı mikrofon yayında ne kadar duyuldu sorularının yerine geçirilir. Linç kaleye geçtiğinde, teknik soru Berika’ya şut çekmek gibi görünür.

Volkan’ın sektör hıncı da bu kaçışı büyütür. Açıklamasında birçok kişinin “muganni” olarak tanımlanması gerektiğini, Türkiye’de son 20 yıldır düzgün müzik üretimi bulunmadığını, yapılan müziklerin asansör müziği seviyesine indiğini söyler. Böylece tartışma ses zincirinden çıkıp kültür savaşına döner. Eleştirmenler artık “hangi kayıtta hangi ses var?” diye soran kişiler olmaktan çıkar; statüsü sarsılan eski sektör figürleri, AI devriminden korkanlar, yeni üretimi kıskananlar gibi konumlanır. Volkan sektöre savaş açarak Berika’nın ses dosyasını savunur; savaşın dumanı dosyanın yerini tutar.

Yersiz Şeyler’deki “Nikbinler’den Sahtekar Esnaf Serzenişi” yazısı bu mekanizmayı teknik savunma ile reçete saklama arasındaki gerilimden okur (🔗). Nikbinler’in savunmalarında kritik nokta, yapay zekâ kullanımının büsbütün gizlenmesi değil, hangi düzeyde kullanıldığının bulanık bırakılmasıdır. AI aranje olarak kabul edilir, stüdyo imkânsızlığı anlatılır, half-playback format koşulu olarak sunulur, canlı performans kanıt gibi gösterilir, fakat final sesin sahipliği parça parça açılmaz. “Berika’nın sesi” cümlesi, kaynak ses, persona sesi, işlenmiş vokal, kayıtlı kanal ve canlı mikrofon arasındaki ayrımları tek mühürde toplar. (YERSİZ ŞEYLER)

Nikbinler’in kuşaklararası ego dismorfisi de buradan doğar. Eski sahne egosu gerçek grup, canlılık ve sahne namusu ister. Eski pop prestiji büyük isim onayı ve nostaljik tını ister. Televizyon egosu yüz, beden, canlı performans ve kırgınlık ister. Platform egosu YouTube, Spotify, viral dolaşım ve tartışma ister. AI egosu pürüzsüz üretim, hızlı aranje ve model sesi ister. Karı-koca egosu eş emeği, ailevi sahicilik ve Berika’nın karı forsunu ister. Twitter egosu teknik açıklama, uzmanlık ve polemik ister. Bütün bu ego formları tek bir Nikbinler bedenine sığdırılmaya çalışılır. Sonuç, düzgün bir sahicilik yerine ego dismorfisi olur.

Bu dismorfide “kayıttaki Berika” Berika’dan daha gerçek hale gelir. Berika artık yalnızca kendi fiilî sesiyle ölçülmez; platformda tutmuş, AI/stüdyo işleminden geçmiş, Suno’nun klişe dişil popçu robot forsu ile temas etmiş Berika-sesiyle ölçülür. Canlı performans bu yüzden basit bir doğrulama değildir; canlı Berika’nın kayıttaki Berika’ya yetişme sahnesidir. Televizyon performansı “bakın gerçekten söylüyor” diye sunulur, ama bu sunum aynı zamanda kayıttaki Berika-sesinin norm haline geldiğini gösterir. Berika sahnede kendi sesini değil, kayıttaki kendi imgesini taşır.

Volkan’ın ego düzeni de bu zincire bağlıdır. Volkan için empoze ego Suno’nun kadın sesi değildir; Berika’nın karı forsudur. Onun dandik ego şarkıları prestij kazanmak için kadın sesi, sanatçı eş figürü, duygusal biyografi, canlı yüz, arabesk kırılma ve incinmiş ama üretmeye devam eden kadın imgesine ihtiyaç duyar. Berika bu prestiji sağlar. Volkan’ın çakma egosu ise bu forsu AI uzmanlığı kılığına sokar. Teknik terimler, AI Müzik Üreticisi kimliği, sektör eleştirisi, devrim söylemi, eleştirmeni cahil gösterme ve sanat özgürlüğü savunusu, Berika’nın sağladığı ekran sahiciliğini çağdaş üretim diliyle paketler.

Berika’nın ego düzeni ise Suno’ya bağlıdır. Berika için empoze ego, Suno’nun klişe dişil popçu robot sesidir. Berika’nın çakma egosu, kendi arabesk-dandik vokaliyle bu sesi insanlaştırmasıdır. Berika aynı anda Suno’nun hazır kadın ses formuna yaslanır ve bu formu “benim sesim” diye sahiplenir. “Yapay zekâ sesiyle bulunayım ki?” cümlesi tam burada semptom haline gelir. Bu cümle yapay zekânın ses formuna yaslanmanın üzerini Berika’nın ses namusuyla kaplar. Berika’nın inkârı, Suno forsu ile karı forsunun birleştiği yerde sahne perdesi gibi çalışır.

Bu yüzden Nikbinler’in teknik çekirdeği hâlâ çok basit sorulardan oluşur. Hangi şarkıda Berika’nın ham vokali kullanıldı? Hangi şarkıda Suno/persona/voice çıktısı var? Hangi vokal yalnızca AI aranje üstüne insan kaydı? Hangi vokal AI tarafından timbre düzeyinde dönüştürüldü? Eylülzede’de duyulan final vokal doğrudan Berika kaydı mıydı? Denize Doğru hazırlık kaydında hangi kanal vardı? Saygı1 half-playback kanalındaki vokal neydi? Canlı mikrofon yayında ne kadar duyuldu? Sonradan televizyonda söylenen canlı performans, eski kaydın zincirini nasıl kanıtlıyor? “Hibrit” tam olarak hangi işlem listesine karşılık geliyor? Burada acoustic decoder dersi değil, şarkı bazlı ses zinciri isteniyor.

Nikbinler’i çarpıcı yapan şey, bütün bu teknik soruların sürekli sahicilik yüzeylerine çarpmasıdır. Berika’nın yüzü teknik soruyu duyguya çevirir. Volkan’ın uzmanlığı teknik soruyu cehalet meselesine çevirir. Half-playback teknik soruyu sahne formatına çevirir. Hibrit teknik soruyu yaratıcı üretim sisine çevirir. Linç teknik soruyu ahlaki saldırıya çevirir. Sanat özgürlüğü teknik soruyu sınır koyma meselesine çevirir. Sektör hıncı teknik soruyu kültür savaşına çevirir.

Bütün tablo tek cümlede toplanır: Suno Berika’yı forslu yapar; Berika Volkan’ı forslu yapar; Volkan bu fors zincirini AI devrimi diye satar. Nikbinler’in karı forsu, Volkan’ın Berika’ya yaslanmasında açıkça görünür; Berika’nın karı forsu ise Suno’nun klişe dişil popçu robot vokalinden ödünç aldığı ses formuyla çalışır. Sümük siyaseti bu ödünç fors zincirini “hibrit”, “half-playback”, “canlı kanlı”, “AI Müzik Üreticisi”, “linç” ve “sanat özgürlüğü” sözleriyle sürekli ıslak tutar. Final vokalin çıplak sorusu, bu yüzden kuru zemine basamaz.

==

Anatolian Psych Rock Lab
@AnatolianLab tweet attı:

LABNÂME V: NİKBİNLER & ANATOLIAN LAB VE YAPAY ZEKA MÜZİK

Merhaba sevgili dostlar. Malum son bir kaç aydır, farklı konular ve gündemlerden dolayı pek aktif olamıyorum Anatolian Lab tarafında, bu sebeple kusura bakmayın lütfen. Ancak 300.000 dostu geçmişiz bu kanalda bunun için öncelikle çok teşekkür ederim. Bu kanalı oluşturma sebebim daha önce de pek çok defa söylediğim üzere “kendime sevdiğim tarzlarda ürettiğim şarkılardan bir arşiv oluşturmaktı” aslına bakarsanız hâlâ da öyle ve öyle kalmasını sağlamaya da devam edeceğim. Aklımda bir kaç güzel proje var, bunları en kısa sürede hayata geçirip sizlere ulaştırmaya çalışacağım.

Yapay zekanın ne olduğunu, LLM modellerinin mantığını, AI araçlarının arkaplanlarındaki üretim mekanizmalarını, öğrenme algoritmalarını, üretim süreçlerini doğru düzgün bilmeden ağzı olan, canı sıkılan belki de “canı yanan” herkesin AI araçları ve AI müzikler hakkında ahkam kesmeye başladığı bir döneme girmişiz gördüğüm kadarıyla.

ChatGPT ve SUNO’yu duyup biraz kullanan, yapay zeka uzmanı oluyor sanırım. Ne semantic-token, ne acoustic decoder, ne de latent diffusion nedir bilmezler. AI müzik araçlarının birbirlerinden farklarını, hangi yöntemler kullanarak müzik üretimi gerçekleştirdiklerinden zerre haberleri de yoktur ama AI müzik araçlarının nasıl müzik ürettiği konusunda hemen profesör kesilirler.

Ben yazdığım açıklamalarda, katıldığım programlarda veya çektiğim videolarda şimdiye kadar kendime sanatçı demedim, müzik alanında konuşurken kendimi daima “AI Müzik Üreticisi” olarak ifade ettim. Kaldı ki 15li yaşlarından 30lu yaşlarının başına kadar bilfiil sadece şiir yazmakla, öykü yazmakla, edebiyatla ilgilenen hayatını buna adamış, uzun yıllar sahaflık yapmış birisi olarak kendimi sanatçı olarak da ifade etsem yanlış olmazdı. Fakat müzik alanı içerisinde konuştuğum için “üretici” kelimesini bilinçli bir şekilde kullanma konusunda titiz davrandım.

Lakin bakıyorum da aslında “muganni” olarak tanımlanması gereken herkes kendini “sanatçı” ilan etmiş ülkede. Türkiye’de son 15-20 yıldır en çok dinlenen ilk 50 şarkı listesine baktım, şöyle bir göz gezdirdim; bu şarkıları yapan kişilerden, taşı çatlatsak 5 kişiyi “sanatçı” olarak tanımlamak doğru olur. (Her şarkıcı/sanatçıdan bir şarkı var listede, yani 50 şarkı 50 şarkıcı şeklinde bir liste)

Yine taşları çatlatsak, bu 50 muganniden de 10 tanesini “nitelik” açısından “müzisyen” olarak tanımlayabiliriz. Türkiye’de yuvarlak hesapla son 20 yıldır doğru düzgün bir müzik üretimi yokken, nitelikli olanlar dinlenmezken, belli bir derinliği olanların şarkıları hep birileri tarafından arkaplanda tutulmuşken, çocuklar ve gençler pek çok alanda olduğu gibi müzik yoluyla da yozlaştırılmaya devam ediliyorken; bunları konuşmak yerine gelip Yapay Zeka Müzik, kendilerinin tahtlarını sarsmaya başlayınca mızmızlanmaya başlamışlar.

Bir videoda bir şarkıcı şöyle diyordu geçen gün: “Belli ki bir devrim var ortada”. En azından bunun farkına varılmış olması güzel. Bir devrim var ortada, evet. Hatta şu an olanı, sektör için bir “karşı-devrim” olarak tanımlayabiliriz de, şimdi bu alana girip kafaları daha da karıştırmayalım. Bu arkadaşlara, 5 ciltlik “Devrimler ve Karşı Devrimler Tarihi Ansiklopedisi”ni öneririm ama öyle bildikleri AVM kitapçılarında bulamazlar, sahafları gezmeleri gerekir biraz.

Gelelim bir diğer meseleye elbette bir “AI Slop” gerçeği var. Bot gibi spam içerikler üreterek Youtube, Spotify vb platformları çöplüğe dönüştüren bir kesim var. Bunları dile getirin, bunlara nasıl çözüm bulunabilir diye sorun, tartışalım, fikirler üretelim vesaire, buna amenna.

Ama siz durduk yere saçma sapan ithamlarda bulunarak birilerine sataşırsanız, prim kasmaya çalışırsanız, buna göre de bir karşılık alırsınız. Sizlerin, ağzınızdan çıkan kelimeleri tartmadan çektiğiniz videolar ve attığınız tweetler sebebiyle bize gelen 100lerce belki 500ü geçkin “ağır hakaret ve küfür içeren, ahlaki sınırları aşacak şekilde dalga geçen” DM’ler, mesajlar ve on binlerce yorumlar oluyor. Yıllardır sizleri dinleyen, sizi seven insanları neye yönlendirdiğinizin farkında olmadan işler yapıyorsunuz; başkalarına karşı insanları düşmanlaştırıyorsunuz.

Ayrıca “had” kelimesi Arapça bir kelime olup bir nevi “bıçak” anlamındadır. Türkçe kullanımında mecazen “sınır” anlamında kullanılır. Evet, biz birilerine “had” vermiyoruz. Çünkü kimsenin bizleri “tahdit” yoluyla “mahdut” etmeye hakkı yoktur. Sanatın doğası özgürlüktür. Hadler dini inanışlarda, dogmalarda olur. Sanat, had kabul etmez. Sanat içerisinde belli tanımlamalar yapılabilir elbet, ama bu alanları birbirinden ayırmak, farklarını tespit etmek için kullanılır, sınırlandırmak için değil.

Sen, “Biraz önce yapay zekanın söylediği şarkıyı kendi söylüyomuş gibi yapan çok iyi bi şarkıcı rolünde birini gördüm.” elbette diyebilirsin, fikir özgürlüğüdür buna bir şey diyemem, ancak sen eğer bunu dersen de buna göre cevap alırsın, çünkü “had-sizlik” yapmış olursun.

Herkesin adeta bir Dede Efendi, bir Itri, bir Paganini havalarında olduğunu görüyorum. Yapmayın etmeyin. Müzik üretin. Kimsenin sizin elinizden enstrümanınızı, stüdyonuzu, mikrofonunuzu aldığı yok. Hatta kimsenin sizin DAW araçlarınızı, pluginlerinizi, VST’lerinizi de aldığı yok. Stüdyolarda neredeyse 1 terabayta yakın yer kaplayan binlerce, onbinlerce VST, Sample, Loop vb. arşivlerinizi kullanmaya devam edin.

Müzik sektöründe uzun yıllardır yazılan sözler ilkokul talebelerinin seviyesinde, yapılan müzikler asansör müziklerinden hallice. Ben müziğe yıllarımı verdim diye sızlanmak yerine, önce bunları bir düşünün, sorgulayın. Sonrasında daha ciddi bir zeminde gerekli tartışmalar yapılır elbet.

Türkiye’de müziğin dönüşümünde ve gençlerin müzik kültürlerinin olumlu anlamında gelişiminde; sadece Anatolian Lab’ın bir yıl olmadan yaptığı katkı, pek çok sanatçıyım diye gezen kişinin tüm kariyerlerinde yaptığı olumlu katkıdan çok daha fazladır.

Unutmadan…
Sahnede 7-8 backvokal kullanımıyla, 20-25 kişilik Başkanlar Korosu’nun ne ilgisi var güzel kardeşim? Koskocaman koro kastedilmiş olabilir mi orada, el insaf…

Ayrıca Harbiye’de playback yapanlarla, Harbiye’de canlı konserler veren Tan’ın ne ilgisi var?

Magazinciler bayılıyor tabii polemik yaptırmaya, insanları birbirine karşı kışkırtmaya… Video görseline iki resim koyup bir şeyleri fitillemeye…

Velhasıl, sevgiler.
-Volkan.

7 Yorum

Filed under Suni muhaberat