Jaklakanya’nın Tezgâhları: Lacan Adıyla Açılan Dükkanlar

(playlist)

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

浪🧩📞 LACAN DERSLERİ 浪🧩📞
👻🪸🐈‍⬛ Phantomoperand 👻🪸🐈‍⬛

Jaklakanya’da Lacan adı çoğu zaman düşünce açmaz; kasa açar. Kavramın keskinliği, onu taşıyan sözün sahiliğiyle sınanacağı yerde tezgâha yatırılır. Üstüne etiket basılır. Giriş bileti olur. Kurs formu olur. Podcast sesi olur. Kitap kapağı olur. Klinik vitrin olur. Çocukluk yarası olur. Aşk videosu olur. Travma kavanozu olur. Karakter tornası olur. Lacan’ın açması gereken gedik, psikiyartiz esnafının elinde ücretli geçiş turnikesine döner.

Bu figürlerin tezgâhçı olduğu yalnızca ne söylediklerinden anlaşılmaz; birbirleriyle kurmadıkları ilişkiden de anlaşılır. Aynı kavramları dolaştırırlar, aynı Freud-Lacan çevresinde dönerler, aynı psikanalitik sermayeden geçinirler, aynı okur-hasta-öğrenci-izleyici kitlesine seslenirler; ama nadiren yan yana gelirler ve neredeyse asla birbirlerine gerçek anlamda atıf yapmazlar. Bir okul tartışması, bir kavram çatışması, bir klinik anlaşmazlık, bir teorik hesaplaşma yerine paralel dükkanlar açılır. Herkes kendi tabelasının altında konuşur. Herkes kendi müşterisini tutar. Herkes aynı sokakta satış yapar, ama komşu dükkânın adını anmaz.

Bu suskunluk rastlantı değildir. Tezgâh düzeninin en açık kanıtıdır. Gerçek bir düşünce alanında insanlar birbirine çarpar, birbirini düzeltir, birbirinin kavramını alır, bozar, genişletir, kavga eder, hesaplaşır. Burada ise ortak alan kurulmaz; yan yana duran satış yüzeyleri kurulur. Atıf yapılırsa dükkanlar birbirine bağlanır. Bağlanırsa fiyatlar karşılaştırılır. Karşılaştırılırsa müşterinin önünde tezgâhın hesabı görünür. Bu yüzden herkes kendi küçük krallığında Lacan’ı, Freud’u, travmayı, aşkı, karakteri, çocukluğu, Oidipus’u, sinthome’u, eksikliği ve şefkati ayrı ayrı paketler.

Psikiyartiz Lacancı, Lacan’ı bilen kişi olmaktan çok, Lacan adıyla bilmezliği çeviren kişidir. Bilmezliği taşımak yerine onu sıraya sokar. Kişiyi özne olarak dinlemek yerine onu okur, hasta, öğrenci, aday, izleyici, takipçi, kursiyer veya müşteri şekline döker. Sonra kendi yetki yüzeyini gösterir: formasyon, kurum, Paris, kültür, yayın, kaynakça, video, podcast, klinik deneyim, çocukluk yarası, bilinç problemi, Oidipus, sinthome. Her yüzey başka bir makbuz keser.

Jaklakanya’nın tezgâhı kişilerin iç niyetlerinden önce kamusal söylemin nasıl çalıştığını gösterir. Kim hangi bilmezliği yakalıyor? Hangi S1’i arıtıyor? Hangi kavramı fiyat etiketi yapıyor? Hangi boşluğu kendi dükkanına giriş kapısına çeviriyor? Ayrıca aynı soru, aralarındaki sessizlikten geri döner: Neden bu figürler birbirlerini sistemli biçimde düşünce ortağı, hasım, kaynak, borçlu, rakip veya muhatap olarak yazıya sokmaz? Cevap tezgâhın kalbindedir. Her biri ortak bir düşünce sahasını büyütmek yerine kendi satış yüzeyini korur.

Kanırtma odağı tam burada belirir. Bir soru doğal bağlamında kalmaz; bir uzmanlık yüzeyine zorlanır. Bu zorlamadan sonra herkes yeni pozisyonuna itilir. Okur okumaya, hasta anlamaya, öğrenci kaydolmaya, izleyici tıklamaya, takipçi dinlemeye, aday formasyona, meraklı satın almaya mecbur kalır. Tezgâhçılar birbirine atıf yapmadıkça bu mecburiyet parçalı kalır. Her müşteri kendi dükkânının içinde tutulur. Ortak tartışma olmadığı için genel fiyat listesi çıkmaz.

Esnaf raconu bu işlemin gündelik mantığıdır. Esnaf müşteriye göre yüz takar. Fiyatı saklar, şişirir, savunur, sonra müşterinin ihtiyacını yine müşterinin üstüne yıkar. Psikanalitik kamusallıkta da benzer bir düzen işler. Bilmezliğini getiren kişi kendini eksik sanır; tezgâh ona eksikliğinin nasıl paketleneceğini gösterir. Esnaf raconu yazısındaki dükkân mantığı burada Lacan adıyla çalışan yetki düzenine bağlanır (🔗).

S1 arıtma tesisi bu düzenin lağım makinesidir. Kaba, tekil, rahatsız edici, açıkta durduğunda huzur kaçıran esas-imleyen içeri alınır. Yıkanır. Parlatılır. Ders olur. Kitap olur. Makale olur. Etkinlik olur. Klinik aparat olur. Kültür yorumu olur. Podcast bölümü olur. Sosyal medya başlığı olur. Kaba söz, nezih bilgi süzgecinden geçirilip tekrar piyasaya salınır. Artiz Lacancı S1 arıtma tesisi bunu anlatır: S1 kendi kanırtıcı gücüyle dolaşacağı yerde, bilgi devresine bağlanıp temizlenmiş yetki malına dönüşür (🔗).

Bu arıtma tesisleri birbirine boru bağlamaz. Her biri kendi atığını kendi temizliği gibi gösterir. Biri eksikliği kültür anahtarı yapar, biri Oidipus’u kitap kıyması yapar, biri travmayı numune yapar, biri aşkı video başlığı yapar, biri çocukluk yarasını geçiş bileti yapar. Ortak tartışma borusu kurulsa atığın kokusu birikir ve görünür olur. Bu yüzden paralel arıtma tesisleri tercih edilir. Her biri temiz su sattığını söyler; atık hattını komşu tesise bağlamaz.

Legolugat bu tezgâhın sözlüğünü verir. Tezgâh yüzeyi, tıklama vaadi, tezahürriayet, jenerik kader ve laklak menteşesi aynı makinenin parçalarıdır (🔗). Tıklama vaadi, kavramın kapıya asılan tokmağıdır. Tezahürriayet, görünürlük ile saygı talebinin aynı yüzeye yapışmasıdır. Jenerik kader, kişiyi hazır bir rolün içine sokar: çocukluk yaralısı, aşk mağduru, karakterini arayan, Lacan’a başlayacak öğrenci, travmasını anlamak isteyen izleyici. Laklak menteşesi ise düşünce kapısı gibi duran şeyi gevezelik salıncağına bağlar.

Türkiye’nin psikiyartiz dalgaları bu tezgâhların tarihsel zeminini verir. İlk dalgada kurum, hoca makamı ve ders kitabı baskındır. İkinci dalgada gazete, ekran, yayınevi ve salon öne çıkar. Üçüncü dalgada kişisel site, sosyal medya, podcast, canlı yayın, kısa video ve algoritmik akış belirleyici olur (🔗). Yetki yüzeyi değişir; bilmezliği yakalayıp tezgâha yatıran işlem sürer. Aynı kasanın üstüne önce mühür konur, sonra kitap, sonra mikrofon, sonra bağlantı linki.

Bu dalgalar yan yana bir düşünce tarihi kurmaz. Her dalga kendi vitrinini kurar. Eski defterciler yeni platformculara kaynak olmaz; kurumcular popüler anlatıcılarla hesaplaşmaz; podcastçiler kitapçıları sistemli biçimde tartışmaz; karakter tornacıları travma numunecileriyle kavga etmez; şefkat aktarları Oidipus kasaplarına meydan okumaz. Herkes kendi ürün kategorisini korur. Bu kopukluk, piyasa düzeninin kavram tarihine üstün geldiği yerdir.

Eski Sandığın Paslı Yetkisi

Serol Teber’in tezgâhında psikanaliz yaşayan bir kesik gibi değil, eski defterlerin içinden çıkarılmış paslı mal gibi dolaşır. Freud didiklenir, anlatılır, eski kültürel merakın nesnesi yapılır. Didik Didik Freud hattı, Freud’u teorik bir savaş alanı olmaktan çok, kurcalanabilir tarihsel hikâye haline getirir (🔗). Yetki buradan çıkar: “bu eski sandığı biz açtık.”

Türkiye’de psikanalizin eski defter eksikliği, hurda pazarcısının elinde müşteri çağıran eksikliğe dönüşür. Okura “sen geç geldin, biz bu paslı anahtarları çoktan karıştırdık” duygusu verilir. Lacan burada ana ürün değildir; antika kutusunun dibinde duran, kilidi bilinmeyen yabancı parça gibidir. Jaklakanya’daki Turistik Animatör burada arşivci hurdacıya dönüşür. Eğlendirir gibi ciddileştirir, ciddileştirir gibi pas satar.

Bu paslı yetki daha sonra gelecek bütün dükkanlara ilk yer zeminini hazırlar. Psikanaliz eski sandıktan çıkarılıp “bizde de vardı” hissine bağlanır. Bu his, mühürcülerin giriş kapısına, gümrükçülerin geçiş masasına, cilacıların incelik vitrininin altına serilir. Fakat zemin ortak hafıza haline gelmez. Hurda pazarı kendi nostaljisini satar, sonraki dükkânlar bu nostaljiyi kaynak göstermeden kullanır. Eski defter dolaşır, ama borç yazılmaz.

Mühür Presi ve Formasyon Kapanı

Elif Ülkü Gürışık’la birlikte eski sandığın yanına mühür presi kurulur. Psike İstanbul sayfasında Tavistock and Portman Clinic, Royal College of Psychiatry, British Psychoanalytical Society ve IPA üyeliği aynı vitrinde sıralanır (🔗). Bu dizilim bilgi vermekten çok geçiş hakkı üretir. “Bu işe nereden girilir?” sorusu içerik alanından çıkar, protokol masasına bağlanır.

Burada Lacan ya da psikanaliz keskin bir soru olarak açılmaz; dosyanın kenarına basılan ithal onay damgasına dönüşür. Kanırtma odağı “kimden geçersen ciddiye alınırsın?” sorusudur. İlk kuşak oluş, içeriğin kendisinden önce giriş izni gibi çalışır. Harita ülkenin önüne geçer. Kapı açılır, sonra o kapının önünde beklemenin kendisi yetki ekonomisine çevrilir.

Yavuz Erten aynı hattı formasyon kapanına bağlar. Psike İstanbul sayfasında IPA üyeliği, kuruculuk, başkanlık, NIP ve IPA eğitim süreci, eğitim ve süpervizyon analistliği bir kurum doğraması gibi dizilir (🔗). Bilmezlik burada açık bir karşılaşma olarak kalmaz; adaylık, eğitim, süpervizyon ve kurum sırasına sokulur.

“Analist nasıl yetişir?” sorusu Gerçek’e yaklaşma sorusu olmaktan çıkar, formasyon tahtasına çakılır. Aday sıraya girer. Kurum kayıt alır. Bilmezlik sınıf düzenine bağlanır. Yerliş Rehber’in okul müdürü burada belirir: ülkeyi anlatmaz yalnızca, yoklama alır. Kapı yapılır, ama kapının kendisi geçişin önüne geçer.

Bella Habip bu mühür düzenine Paris verniği sürer. Kendi biyografi sayfasında eğitim psikanalisti, süpervizör, Paris Psikanaliz Cemiyeti ve IPA üyesi olarak yer alır (🔗). Yetki burada yalnızca kurumdan çıkmaz; belli bir psikanalitik görgüden, belli bir Fransızca yankıdan, belli bir editörlük ve yayın terbiyesinden çıkar.

Kaba S1 tezgâha gelince üstüne incelik sürülür. Pürüz alınır, kıymık törpülenir, söz cilalanır. “Bu işin terbiyesi nereden gelir?” sorusu Paris bağlantısıyla cevaplanır. Kavramdan önce parlak yüzey üretilir. Uçurum kapanmaz; üstüne vernikli korkuluk takılır. Bu cilalı yüzey, yerli bilmezliğin kendini yetersiz hissetmesini sağlar ve tezgâhı yetkili kılar.

Nami Başer bu mühür zincirini Lacan gişesine dönüştürür. Kendi sitesindeki makale başlıklarında Son Lacan ya da Lacan’ın Sonu gibi doğrudan Lacan’a ayrılmış işler görünür (🔗). Kitap, ders ve söyleşi hattında Lacan bir ülke gibi açılmak yerine gezdirilecek koleksiyona dönüşür.

“Lacan’a giriş biletini kim kesecek?” sorusu burada gişe düzeni yaratır. Rehberlik büyüdükçe ülke vitrinleşir. Kavram gösterilir, isim anlatılır, oda gezdirilir, ama geziyi mümkün kılan gişe sürekli merkezde kalır. Harita ülkenin yerine geçer. Ziyaretçi kavramla boğuşmak yerine, kavramın sergilenişine bakar.

Özgür Öğütcen başlangıç sorusunu kayıt ekonomisine çevirir. Kendi sitesinde arzu, gündelik hayat, yapı ve psikanalitik tip soruları klinik-politik bir hatta açılır (🔗). Dernek, çeviri, seminer ve Lacancı başlangıç çevresi, “nereden başlanır?” sorusunu bitmeyen bir giriş rejimine bağlar.

Başlangıç burada bir eşik değildir; ürünleşmiş bekleme halidir. Bilmezlik “Lacan’a nereden başlayacağım?” diye gelir. Tezgâh ona form, duyuru, okuma sırası, seminer ve kurs uzatır. Kapı gösterilir, kapıdan önce kayıt masası kurulur. Başlangıç uzadıkça ustanın yetkisi büyür.

Oğuzhan Nacak, aynı kapı ekonomisini mikrofona bağlar. Kendi podcast sayfası Lacancı psikanaliz konuşmalarını ve Freud-Lacan öğretisini sesli süreklilik içinde kurar (🔗). Yetki tek bir dersle değil, sürekli dinleme rejimiyle üretilir. Mikrofon, kürsünün taşınabilir haline dönüşür.

“Lacancı söz nasıl sürekli dinlenecek?” sorusu minber düzenine bağlanır. Dinleyici ülkeye girmez; ülke ona anlatılır. Anlatı uzadıkça harita ülkenin yerine geçer. Süreklilik yetkiye çevrilir. Söz damlar, takipçi bekler, mikrofon açık kaldıkça minber de açık kalır.

Bu mühür, formasyon ve giriş kapısı figürleri aynı alanı paylaşır; ama birbirini gerçek muhatap haline getirmez. Birbirlerine sürekli atıf yapan bir gelenek kursalar kapıların sayısı, sırası ve fiyatı tartışmaya açılırdı. Onun yerine her kapı kendi eşiğini büyütür. Böylece formasyon ortak bir düşünce mücadelesi olmaktan çıkar, ayrı ayrı bekletme odalarının toplamına döner.

Gümrük Masası ve Arıtma Borusu

Saffet Murat Tura, Freud’dan Lacan’a geçişi gümrük masasına çevirir. Freud’dan Lacan’a Psikanaliz başlığı bile geçişin kendisini ürün haline getirir (🔗). Psikanaliz bir kapıdan Freud adıyla girer, Lacan damgasıyla geçer, sonra felsefe, zihin ve bilinç problemi ambalajına alınır.

“Bu klinik mi, felsefe mi, bilim mi?” sıkışması burada işlem görür. Kavram geçişte tutuldukça kıymetlenir. S1 çıplak kalırsa can yakar; gümrük masasında dosyalanır, beyan edilir, tekrar paketlenir. Geçiş ücreti düşünce emeği gibi görünür. S2 antreposu, keskinliğin üstünü dosya düzeniyle örter.

Erol Göka gümrükten çıkan mala yerli ruhsat masası kurar. Kendi biyografi sayfasında “Psikanalizin son döneminde iki kıtadan iki büyük kutup: Kohut ve Lacan” başlığı görünür (🔗). Lacan burada klinik kesik olarak değil, kültür-psikiyatri dosyasına alınacak yabancı kutup olarak tutulur.

“Bu kavram bu memlekette hangi izinle konuşulur?” sorusu bilgi evinin imar planını çıkarır. Bilmezlik yerli ruhsat masasına çağrılır. Yabancı adın kaçak gücü kaşeye bağlanır. Kavram ehlileştirilir, sonra bu ehlileştirme memleket bilgisi diye geri satılır.

Oğuz Cebeci, psikanalizi edebiyat aynasına yatırır. Yeditepe’deki özgeçmişinde Psikanalitik Edebiyat Kuramı merkezi bir yayın olarak yer alır (🔗). Rüya yorumundan metin çözümlemeye, yaratıcı kişilikten sanat yapıtına giden hat, okuma yetkisini parlatır.

“Bu metni kim psikanalitik okuyacak?” sorusu okumuşluk aynasını kurar. Metnin karanlığı okurun karşısına bir boşluk olarak gelmez; psikanalitik okuma yetkisinin yansıtıcı yüzeyine dönüşür. Okur metni değil, kendi okumuşluk pozunu görür. Metnin arzusu geri çekilir, okuma yüzeyinin parıltısı büyür.

Bülent Somay eksikliği kültür çilingir takımına çevirir. Bir Şeyler Eksik başlığı, psikanalizi aşk, cinsellik, hayat ve popüler kültür üzerinden işleyen bir soru düzenine bağlar (🔗). Eksiklik burada açık bir delik olarak bırakılmaz; her kapıya sokulabilecek anahtar haline getirilir.

“Bir şey eksik” cümlesi bitmeyen bir çilingir işi yaratır. Kapı açıldıkça yeni kilit belirir. Film, şarkı, gündelik hayat, arzu ve kültür aynı maymuncukla yoklanır. Eksikliğin huzursuzluğu alete çevrilir. Eksik kalmaz; işletilir.

Erdoğan Özmen, Freud-Lacan hattını Oidipus kasap tezgâhına yatırır. Freud ve Lacan: Oidipus Karmaşası, Narsisizm, Arzu, Zevk başlığı malzemeyi açıkça dizer (🔗). Aile, yasak, arzu, haz, zevk ve bilinçdışı aynı kesim yüzeyine gelir.

“Aile, arzu, yasak ve zevk aynı kütükte nasıl doğranacak?” sorusu bıçak gösterisine bağlanır. Kesim sergilenir. Sonra parça parça paketlenmiş kavram okura verilir. S1’in kaba gücü kitap düzeninin kıymasına çevrilir. Parçalama gösterisi düşünsel sertlik diye dolaşır.

Batuhan Demir, geç Lacan’ı teknik servis masasına alır. Kendi yazısında sinthome’u Gerçek, Simgesel ve İmgesel arasında bağlantı sağlayan çözüm olarak anlatır (🔗). Semptom, tekrar, düğüm ve Joyce hattı servis şemasına bağlanır.

“Bozuk düğüm nasıl bağlanır?” sorusu çizim ve vida düzenine sokulur. Geç Lacan’ın karanlığı şemaya alınır. Arıza tarif edilir, düğüm gösterilir, vida sıkılır. Pislik teknik ustalık gösterisine çevrilir. Sinthome, Gerçek’in yakıcı artığı olmaktan çıkar; servis edilebilir bağlantı parçası gibi dolaşır.

Bu gümrükçüler, ruhsatçılar, çilingirler, kasaplar ve vida sıkıcılar aynı S1 borusuna bağlıdır; ama borularını ortak hatta dökmezler. Birbirlerine düzenli atıf yapmaları, aynı kavramın farklı tezgâhlarda nasıl parçalandığını görünür kılardı. Bu görünürlük satışa zarar verir. O yüzden eksiklik ayrı dükkânda, Oidipus ayrı dükkânda, sinthome ayrı dükkânda, bilinç problemi ayrı dükkânda, yerli ruhsat ayrı dükkânda tutulur. Ortak teori alanı yerine komşu iş yerleri oluşur.

Teknik Servis, Nalbur Rafı ve Numune Kabı

Doğan Şahin’in yazı düzeninde özne psikodinamik şanzıman gibi açılır. Kendi sitesindeki Kişilik Bozuklukları yazısı DSM kümeleri, sınırda kişilik örgütlenmesi ve nevrotik örgütlenme ayrımlarıyla teknik bir sınıflandırma dili kurar (🔗). Bu dilde kişi konuşan bir yarık olarak değil, işleyişi çözümlenecek mekanizma olarak tutulur.

“İnsan nasıl çalışır?” sorusu teknik parçalama getirir. Öznenin çatlağı örgütlenme, yapı, sınıflandırma ve kaynakça düzenine ayrılır. Lacan burada delik açan söz değil, servis rafındaki kitapçıktır. Mekanik açıklama klinik derinlik gibi görünür. Şanzıman ustalığı, bilmezliği bakım talimatına bağlar.

Tahir Özakkaş, bütüncül nalbur rafını açar. Bütüncül Psikoterapi Eğitimi sayfasında dört yıllık modülün bütüncül psikoterapist yetiştirmeyi amaçladığı belirtilir (🔗). Raf çoktur, yaklaşım çoktur, modül çoktur, teknik çoktur. Bolluk tezgâhın ana görüntüsüdür.

“Hangi yaklaşım lazım?” sorusu her defasında yeni rafa yönlendirir. Çeşitlilik derinlik gibi pazarlanır. Lacan özel uçlu bir tornavida olur. Gerçek’e vida sıkılmaz; raf çoğaltılır. Her eksikliğe uygun aparat varmış hissi bütüncül nalburun esas kazancıdır.

Mutluhan İzmir, Lacan’ı karakter tornasına bağlar. Kendi sitesinde Freud Lacan Psikanaliz Derneği üyeliği ve psikanalist-psikiyatrist kimliği görünür (🔗). Lacancı Psikanaliz ve Karakter Çözümleme başlığı Lacan’ı karakter işleme makinesine doğrudan bağlar.

“Karakterim ne, yapım ne, arzum nerede sıkışıyor?” sorusu dönen malzemeye çevrilir. Özne açık çatlak olarak bırakılmaz; tezgâha yatırılır. Karakter talaşı çıkar. Profil oluşur. Bilmezlik karakter kalıbına sıkıştırılır. Tatlısu Lacancısı burada kurs açmış torna ustasına dönüşür.

Vedat Şar, Gerçek’i travma kavanozuna alır. Kendi sitesindeki Travma ve Dissosiyasyon Nedir? yazısı travmayı kişinin dayanabilme gücünü aşan stres yaşantısı olarak tarif eder (🔗). Travma, dissosiyasyon ve çoğul kişilik hattı klinik araştırma diliyle büyür.

“Parçalanmış özne nasıl ölçülecek?” sorusu kavanoz düzeni kurar. Korkunç olan etikete alınır, yayın alanına sokulur. Gerçek’in dağınıklığı numune düzenine çevrilir. Kavrama işlemi ölçümle karışır. Delik açık durmaz; örnek kabına alınır.

Bu teknik servis esnafı da birbirine gerçek muhatap olmaz. Kişilik örgütlenmesi, bütüncül terapi, karakter çözümleme ve travma-dissosiyasyon yan yana büyük bir klinik tartışma çıkaracak malzeme taşır. Fakat tezgâh düzeninde tartışma yerine ürün kategorileri oluşur. Şanzıman ustası nalburun rafını sökmez. Nalbur tornacının talaşını tartışmaz. Numuneci şanzıman ustasının parça listesini açmaz. Herkes kendi arızasını sahiplenir. Böylece özne, ortak bir klinik-politik soruya dönüşmeden ayrı ayrı servis masalarında tutulur.

Rafçılar, Vitrinciler ve Akış Esnafı

Cem Mumcu, psikanalizi yayın bakkalının rafına koyar. Okuyan Us’un Hakkında sayfası yayınevinin Cem Mumcu çevresinde doğduğunu ve duyguyu yayıncılık vaadi haline getirdiğini söyler (🔗). Psikiyatri, edebiyat, duygu ve yayıncılık aynı raf düzenine girer.

“Okur merakını hangi raftan satın alacak?” sorusu kitap sepetiyle cevaplanır. Raf doluluğu düşünce yoğunluğu gibi görünür. Lacan sarsıcı ad olmaktan çıkar; “bizde o da var” dedirten ürün olur. Bilmezlik kitap sepetine çevrilir. Kesik kapak yazısına, kapak yazısı satış yüzeyine bağlanır.

Bengi Semerci, klinik vitrin camını çalıştırır. Body Horror panel haberinde Freud ve Lacan üzerinden türün psikolojik yönünü değerlendiren konuşmacı olarak görünür (🔗). Çocuk, ergen, aile, beden, korku, panel ve uzmanlık aynı vitrine konur.

“Korku, beden, çocuk ve aile hangi uzman paketinde güvenli konuşulacak?” sorusu steril cam üretir. Kaygı cam arkasına alınır. Camın arkasındaki şey ürpertici görünür; camın kendisi güven üretir. Freud-Lacan aparatı etkinlik anında çıkarılır, sonra yeniden vitrine konur. Klinik vitrin ciddiyet gibi çalışır.

Agah Aydın, aşkı pazar sesine bağlar. Kendi sosyal medya duyurusunda Freud’dan Lacan’a: Neden aşık oluyoruz? başlığıyla aşkı Freud-Lacan hattında popüler video akışına bağlar (🔗). Aşk, talep, terk edilme, ilişki ve sevgi soruları kalabalığın en hızlı dönen malzemesine dönüşür.

“Neden seviyorum, neden terk edildim, neden talep ediyorum?” sorusu çığırtkan başlığa dönüşür. İzleyici kendi yarasını duymaya gelir; Lacan adı bu yaranın üstüne konur. Mahrem acı kalabalık akışına sürülür. Kalp dinlenmez; kalp bağırılarak satılır.

Kemal Sayar, şefkat aktarını işletir. Kendi sitesindeki Aşkın Diyalektiğine Derkenar yazısı psikanalitik aşk kuramını kasvetli koridor imgesiyle anıp merhamet, aşkınlık ve hasbi duygu kapılarına yönelen bir dil kurar (🔗). Acı sert kalmaz; deneme, maneviyat, toplum ve merhamet kavanozlarına doldurulur.

“Acı nasıl yumuşatılacak?” sorusu aktar rafını açar. Merhamet, ruh, iyilik, aile, incelik ve toplum kavanozları dizilir. Lacan gerektiğinde çıkarılan baharat olur. Kesik geldiğinde balsam sürülür. Şefkat örtü malzemesine çevrilir. Delik kapanmaz; güzel kokulu bezle sarılır.

Atakan Yorulmaz, Lacan’ı cep büfesine indirir. Kendi hakkında sayfasında Lacan: Her Anlama Bir Yanlış Anlamadır kitabı yer alır; Lacan kaynakça listesi hızlı okuma güzergâhı üretir (🔗, 🔗). Lacan taşınabilir bir giriş nesnesine çevrilir.

“Lacan’ı hızlıca nasıl anlarım?” sorusu kısalık pazarını açar. Kaynakça, cep kitap ve paylaşılabilir başlık aynı büfede satılır. Yanlış anlama kesik olarak bırakılmaz; başlığa çevrilir. Yolculuk broşüre, broşür giriş hazzına dönüşür.

Nihan Kaya, Jung-Lacan sınırında pasaport gişesi kurar. Kendi sitesindeki Thresholds and Pathways Between Jung and Lacan sayfası Jung ve Lacan arasındaki eşik ve geçitleri bilinçdışı süreçler üzerinden kurar (🔗). Çocukluk yarası, aile ve edebiyat hattı da aynı vitrinde durur (🔗).

“Çocukluk yarası hangi kapıdan okunacak?” sorusu geçiş gişesi yaratır. Jung bir sınır kapısı olur, Lacan başka sınır kapısı olur, çocukluk yarası pasaport sırasına sokulur. Geçiş hissi bilginin kendisi gibi satılır. Okur yarasını bir kapıdan diğerine taşıdıkça gişe çalışır.

Rafçılar, vitrinciler ve akış esnafı yan yana geldiğinde düşünce pazarı bütün açıklığıyla görünürdü. Yayıncı bakkal, klinik vitrin, aşk tellalı, şefkat aktarı, cep büfeci ve pasaportçu aynı müşteriye seslenir: yarası olan, anlam isteyen, hızlı giriş arayan, kendini eksik hisseden kişi. Fakat bu figürler birbirlerini sistemli biçimde anmaz. Çünkü anarlarsa aynı müşteriyi farklı ambalajlarla tuttukları anlaşılır. Her biri kendi ambalajını dünya sanır. Komşu ambalajın adını geçirmemek, dükkanın büyüsünü korur.

Kamu Nöbeti ve Tarih Dövme Tezgâhı

Raşit Tükel, doğrudan Lacan dükkanı açmaktan çok psikanalitik-akademik nöbet kulübesini tutar. Bağlam Yayınları sayfasında Freud Okumaları kitabı onun adıyla görünür (🔗). Akademik psikiyatri, meslek örgütü, Freud okuması ve kamusal temsil aynı nöbet noktasında birleşir.

“Krizde, kurumda, akademide kim konuşacak?” sorusu temsil makamına bağlanır. Doğrudan Lacancı mal satmadan Lacan çevresindeki sokağın zabıtası olunur. Sözün geçişi tutulur. Kalabalık sıraya sokulur. Yetki temsil makamından verilir.

Cemal Dindar, psikobiyografi bakırını döver. Psikobiyografi: Dinlemenin Bir Boyutu yazısı, onun çalışmalarında ruhsallığın bilgisini ana perspektif olarak kurduğunu ve temel psikanalitik metinlerle ilerlediğini aktarır (🔗). Tarihsel kişi, politik figür veya kamusal karakter ruhsal anlatı yüzeyine yatırılır.

“Tarihi kişi nasıl ruhsal hikâyeye çevrilir?” sorusu bakır levhayı hazırlar. Tarihin pürüzü biyografik motif diye işlenir. Kişi alınır, anlatı yüzeyine yatırılır, çekiçlenir, parlatılır. Tarihsel çatlak ruhsal menkıbeye çevrilir. Yerliş menkıbeci burada bakır döver.

Kamu nöbeti ile tarih dövme tezgâhı da ortak bir hesaplaşma alanı açmaz. Biri temsil makamını tutar, diğeri tarihsel figürü ruhsal levhaya yatırır. İkisi de psikanalitik otoriteyi kamusal alana taşır; fakat bu taşıma birbirine bağlanmaz. Temsil kendi kulübesinde kalır, biyografi kendi atölyesinde dövülür. Böylece kamu diliyle tarih dili yan yana çalışır, ama birbirini kesmez.

Aynı Kasanın Farklı Çekmeceleri

Bu figürler ayrı dükkanlarda görünür; aynı kasanın farklı çekmecelerini açarlar. Teber eski Freud sandığını işletir. Gürışık, Erten, Habip, Başer, Öğütcen ve Nacak giriş kapısını kontrol eder. Tura, Göka, Somay, Özmen ve Demir S1’i gümrüğe, ruhsata, anahtara, kasap tezgâhına ve teknik servise sokar. Cebeci metin aynasını parlatır. Şahin, Özakkaş, İzmir ve Şar özneyi mekanizma, aparat, karakter malzemesi ve numune haline getirir. Mumcu, Semerci, Aydın, Sayar, Yorulmaz ve Kaya raf, vitrin, pazar, aktar, büfe ve pasaport gişesi kurar. Tükel ve Dindar kamu nöbetiyle tarih anlatısı arasında güvenli bilgi evi üretir.

Aynı kasanın farklı çekmeceleri oldukları, aralarındaki sistemli atıfsızlıktan bellidir. Herkes Lacan çevresinde bir şey satar; kimse komşunun sattığıyla kendi sattığı arasındaki farkı açıkça hesaplamaz. Birbirlerine saldırmazlar, birbirlerini geliştirmezler, birbirlerinden borç çıkarmazlar, birbirlerinin kavramlarını kanırtmazlar. Bu sessiz yan yanalık, bir düşünce alanının huzuru değil, pazar yerinin düzenidir. Aynı sokakta bağıran esnaf, komşunun defterini açmaz.

Her tezgâhta kanırtma efekti aynı biçimde şiddetlenir. Bilmezlik yakalanır. Eksiklik adlandırılır. Kavram piyasaya uygun yüzeye bastırılır. Okur, izleyici, hasta, öğrenci veya takipçi kendi sorusunu geri almak yerine tezgâhın sunduğu biçime girmek zorunda kalır. “Lacan’a başlamak” kursa dönüşür. “Aşkı anlamak” videoya dönüşür. “Travmayı konuşmak” numuneye dönüşür. “Karakteri çözmek” tornaya dönüşür. “Eksikliği düşünmek” çilingir takımına dönüşür. “Acıyı taşımak” aktar kavanozuna dönüşür. “Tarihi anlamak” bakır levhaya dönüşür.

Bu dönüşümlerin hepsi S1 arıtma tesisine bağlıdır. S1 çıplak haliyle kalsa tezgâhı bozar. Bu yüzden arıtılır. Kaba tarafı alınır, kanırtıcı tarafı bilgiye yedirilir, sonra güvenli dolaşıma verilir. Üniversite dili, klinik dil, yayın dili, podcast dili, sosyal medya dili, kültür dili ve maneviyat dili aynı borunun farklı çıkışlarıdır. Borunun ucundan çıkan şey kavram gibi görünür; içeride arıtılmış yetki tortusu taşır.

Jaklakanya’daki Turistik Animatör, Yerliş Rehber ve Gerçek Rehber ayrımı bu yüzden merkezîdir (🔗). Turistik Animatör kavramı seyirlik yapar. Yerliş Rehber harita verir, isim tanıtır, geçişi düzenler. Gerçek Rehber çelişkinin yükünü taşır. Psikiyartiz Lacancı çoğu zaman ilk iki role sıkışır. Üçüncü rol tezgâha zarar verir; çünkü Gerçek Rehber müşteriyi kasaya yönlendirmek yerine tezgâhın altındaki hesabı gösterir.

Tezgâhın altındaki hesap şudur: Lacan adı, bilmezliğin kendi açıklığında kalmasını engelleyen bir yetki aracına çevrilir. Birisi gerçekten bilmek için yaklaşırken, karşısına çoktan hazırlanmış müşteri tipi çıkar. Öğrenci tipi, izleyici tipi, okur tipi, hasta tipi, takipçi tipi, aday tipi, yaralı çocuk tipi, aşk mağduru tipi, karakterini arayan tip. Jenerik kader burada çalışır. Kişi kendi sorusuyla gelmiş gibi hisseder; tezgâh onu hazır role yerleştirir.

Bu nedenle Jaklakanya’nın tezgâhları yalnızca psikanaliz çevresindeki isimlerin hikâyesi değildir. Türkiye’de uzman kamusallığının çalışma biçimini gösterir. Yetki önce kurumda görünür. Sonra kitapta görünür. Sonra ekranda görünür. Sonra sosyal medya akışında görünür. Göründüğü her yerde aynı yüzey hesabını kurar. Tezgâh değişir, satış cümlesi değişir, ışık değişir; kasa aynı kalır.

Bu kasanın en sert tarafı, kendini çoğu zaman yardım, öğretme, açıklama, tanıtma, rehberlik, şefkat veya kültürel katkı gibi göstermesidir. Tam burada kanırtma efekti büyür. Çünkü tezgâh kendini tezgâh olarak göstermediği ölçüde güçlüdür. Mühürcü kendini yol açıcı diye gösterir. Gümrükçü kendini açıklayıcı diye gösterir. Ruhsatçı kendini yerlileştirici diye gösterir. Aynacı kendini yorumcu diye gösterir. Çilingir kendini soru soran diye gösterir. Marangoz kendini yetiştirici diye gösterir. Vernikçi kendini inceltici diye gösterir. Nalbur kendini bütüncül diye gösterir. Tellal kendini ilişki anlatıcısı diye gösterir. Aktar kendini teselli edici diye gösterir. Pasaportçu kendini eşik açıcı diye gösterir.

Bunların tezgâhçı olduğunun en basit belirtisi, ortak meydandan kaçmalarıdır. Ortak meydan olsa atıf olurdu. Atıf olsa borç olurdu. Borç olsa hesap olurdu. Hesap olsa fiyat görünürdü. Fiyat görünse müşteri kendi bilmezliğinin hangi yüzeye satıldığını fark ederdi. Bu yüzden herkes kendi köşesinde konuşur. Yan yana geldiklerinde bile aynı tezgâh düzeninin bütününü açacak bir çarpışma üretmezler. Pazar yerinin gürültüsü vardır; düşüncenin kavgası zayıftır.

Jaklakanya’nın işi bu görünümleri yırtmaktır. Çünkü yırtık olmadan tezgâhın altındaki fiyat görünmez. Lacan adıyla açılan dükkanların her biri, bilmezliği başka biçimde fiyatlandırır. Eski defter nostalji fiyatı keser. Mühür kapı fiyatı keser. Formasyon sıra fiyatı keser. Paris verniği incelik fiyatı keser. Gümrük geçiş fiyatı keser. Ruhsat yerlilik fiyatı keser. Ayna okumuşluk fiyatı keser. Çilingir eksiklik fiyatı keser. Nalbur aparat fiyatı keser. Numuneci ölçüm fiyatı keser. Tellal yara sesi fiyatı keser. Aktar balsam fiyatı keser. Cep büfeci hız fiyatı keser. Podcast minberi süreklilik fiyatı keser.

Bu fiyat her zaman para biçiminde görünmez. Bazen saygı olarak ödenir. Bazen takip olarak ödenir. Bazen kayıt olarak ödenir. Bazen kendi sorusundan vazgeçme olarak ödenir. Bazen kavramı tezgâhın diliyle konuşma olarak ödenir. Bazen kendi bilmezliğini ustanın tarif ettiği eksikliğe dönüştürme olarak ödenir. En ağır bedel budur: kişi kendi sorusuyla gelmiştir, tezgâhtan tezgâhın sorusuyla çıkar.

Jaklakanya’nın Tezgâhları bu yüzden Lacan adı etrafında dönen bir uzmanlık eleştirisidir. Eleştirinin hedefi kavramın kendisi değil, kavramı yetki fişine dönüştüren satış yüzeyidir. Lacan adıyla ülke açılmış gibi yapılır; gerçekte dükkân açılır. Her dükkânın tabelası farklıdır. Hurda pazarı, mühür presi, gümrük masası, ruhsat bürosu, ayna dükkânı, çilingir tezgâhı, formasyon marangozhanesi, Paris cilahanesi, şanzıman servisi, nöbetçi kulübesi, klinik vitrin, bütüncül nalbur, yayın bakkalı, travma laboratuvarı, psikobiyografi bakırcısı, müze gişesi, karakter tornası, aşk pazarı, şefkat aktarı, Oidipus kasabı, başlangıç kursu, podcast minberi, cep Lacan büfesi, sinthome servisi, Jung-Lacan pasaport gişesi.

Bu dükkânların hepsi aynı sonuca çıkar: bilmezlik yakalanır, üstüne fiyat basılır, sonra bu fiyat yetki diye geri satılır. Kanırtma burada kişisel kabalık değil, söylemin çıplak mekaniğidir. Her tezgâh kendi inceliğiyle daha da pisleşir; çünkü incelik arttıkça satış yüzeyi pürüzsüzleşir. Pürüzsüz yüzeyde müşteri kendi yansımasını görür ve onu hakikat sanır. Jaklakanya bu yansımaya taş atar. Cam çatlayınca tezgâh görünür. Tezgâh görünür görünmez atıfsızlık da görünür: bunlar aynı düşünce sofrasının insanları değil, aynı sokakta komşu dükkân açmış yetki esnafıdır.

2 Yorum

Filed under Suni muhaberat

2 responses to “Jaklakanya’nın Tezgâhları: Lacan Adıyla Açılan Dükkanlar”

  1. Geri bildirim: Lacan Dersleri 浪🧩📞 | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER

  2. Geri bildirim: Phantomoperand 👻🪸🐈‍⬛ | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER