🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖
👻🪸🐈⬛ Phantomoperand 👻🪸🐈⬛
Bu yazı Deniz Göktaş’ı savunmuyor; Deniz Göktaş bahanesiyle kendi mahalle terbiyesi fantazisini okşuyor. Mamak’tan Cebeci’ye, Siyasal’dan ODTÜ’ye uzanan hattı anlatıyor; ama bu hattı tarihsel gerilimleriyle değil, emekli ağabey hatırası yumuşaklığıyla parlatıyor. Ortaya da şu harika sonuç çıkıyor: Deniz tutuklanmasın, çünkü Mamaklı çocuklar iyidir.
Ne büyük politik argüman. Ne ezici çözümleme. Ne keskin içgörü.
Devlet bir komedyeni tutukluyor; yazı buna karşı çıkmak için ifade özgürlüğünü, gösterinin iç düzenini, seyirci ekonomisini, politik mizahın bugünkü biçimini, riskin nasıl pazarlığa çevrildiğini konuşacak sanıyorsunuz. Hayır. Mamaklı çocukların saygılı olduğunu öğreniyoruz. Hatta iyi puan alırlarsa Siyasal’a, ODTÜ’ye, Hacettepe’ye gittiklerini de öğreniyoruz. Demek hukuk devleti formülü buymuş: İyi puan + semt terbiyesi + ağabey referansı = tahliye.
Yazının bütün kurnazlığı burada: Deniz Göktaş’ı tehlikeli bulunmayacak kadar evcilleştiriyor. Onu politik mizah yapan, risk alan, hınç üreten, kitleyi zekâ hazzıyla hizaya sokan sahne figürü olarak değil; ‘Mamak’ın saygılı çocuğu’ olarak yeniden ambalajlıyor. Böylece tutuklamaya karşı çıkarken bile Deniz’i had bildirilmiş, ölçüsü bilinen, kimseyi gerçekten incitmeyen, büyüklerin yanında uslu duran bir mahalle evladına indiriyor.
Bu savunma değil, vesayet.
Yazı diyor ki: Cumhurbaşkanına hakaret edilmeyeceğini, dinî değerler konusunda halkın hassasiyetini bilecek kadar zeki ve saygılıdır. İşte savunmanın kalbi burada atıyor. Deniz serbest bırakılsın, çünkü aslında haddini bilir. Deniz serbest bırakılsın, çünkü Mamak terbiyesi vardır. Deniz serbest bırakılsın, çünkü o kadar da ileri gitmemiştir. Deniz serbest bırakılsın, çünkü ateistlerin ağır esprileri yanında naif kalır.
Yani mesele sözün özgürlüğü değil, sözün aile büyüğünden geçer not almasıdır.
Bu ağabeylik tonu yazının en komik, en acıklı, en açıklayıcı yeridir. Yazar diyor ki gösteriyi önce izleseydim Deniz’i bulur, hangi ifadeleri kullanması gerektiğini anlatırdım. Harika. Devlet savcısı başka yerden, mahalle pedagogu başka yerden geliyor. Biri tutukluyor, öbürü usul öğretiyor. Biri ‘dini değerler’ diyor, öbürü ‘kimseyi kırmamak’ diyor. Biri cezayla, öbürü şefkatli hizaya sokmayla konuşuyor. İkisi de sahneye dışarıdan ölçü koyuyor.
İşte içkin çöküş burada: Yazı tutuklamaya itiraz ederken tutuklamanın ahlaki zeminini daha yumuşak bir dille yeniden kuruyor. Deniz’e özgürlük istiyor, ama onu önce zararsızlık belgesiyle temizliyor. Devlete, ‘Yanlış kişiyi aldınız, bu çocuk aslında saygılı’ diyor. Böylece mesele ‘komedyen tutuklanamaz’ olmaktan çıkıyor, ‘bu komedyen tutuklanacak kadar saygısız değil’ seviyesine düşüyor.
Bu da savunma değil, karakter kefaleti.
Mamak anlatısı da aynı işi görüyor. Mamak’ın sağcısı da solcusu da İslamcısı da delikanlıymış, çoktan barışıkmış. Ne güzel. 12 Eylül, Mamak Askerî Cezaevi, işkenceler, ölümler, kurtarılmış bölgeler, devrimci gecekondular, feodal ilişkiler, mezhepçilik, hemşericilik: Hepsi geliyor, sonra kentsel dönüşümle tatlı bir semt broşürüne bağlanıyor. Tarih önce sahneye çıkarılıyor, sonra emlak fiyatlarıyla rehabilite ediliyor.
Mamak artık mazide kaldı deniyor. Evet, mazide kaldıysa neden Deniz’i Mamak’la aklıyorsunuz? Mamak mazideyse Deniz’in masumiyet sertifikası neden hâlâ oradan kesiliyor? Mamak değiştiyse bu değişmiş Mamak hangi hakla eski solcu ailelerin, Siyasal’ın, ODTÜ’nün, Yüksel’in romantik sermayesini kullanıyor? Yazı hem eski Mamak’ın politik aurasından yararlanıyor hem de o eski Mamak’ın sertliğini ‘artık geçti’ diye tasfiye ediyor. Hafıza vitrine, çatışma depoya.
Bu tam bir semt müzesi ideolojisi: Kapıda ‘acı hatıralar’, çıkışta ‘kimseye zararı olmayan çocuklar’ hediyelik eşya reyonu.
Deniz Göktaş’ın sahne düzeninde asıl mesele zaten bu zararsızlık pazarlığıdır. Sahne risk kokusu üretir, ama risk kişisel prestij fantazisine çevrilir. Politik malzeme gelir, ama kesitlenebilir zekâ hazzına indirgenir. Karanlık çağrışım gelir, ama cingöz mahcubiyetle paketlenir. Seyirci kendini yalnız gülmüş değil, anlamış hisseder. Gülmeyen de anlamayan, kasıntı, kötü niyetli, korkak pozisyonuna itilir.
Yazı bu mekanizmayı hiç açmıyor. Çünkü açsa kendi yaptığı iş de görünür olacak. O da Deniz’i anlamıyor; Deniz’i kullanıyor. Sahnedeki ‘masum çocuk’ personasını alıyor, Mamak’ın ‘iyi çocuk’ pastoraline bağlıyor, sonra devletin karşısına çıkarıp ‘bu çocuk kimseye zarar vermez’ diyor. Sahnedeki çocuk kalkanı, yazıda mahalle çocuğu kalkanına dönüşüyor.
Böylece ‘Ölü Deniz’ gösterisinin risk pazarlaması, yazıda ‘Mamaklı çocukların zararsızlığı’ pazarlamasına bağlanıyor. Sahne ‘başına iş gelirse aydın olurum’ diyordu; yazı ‘başına iş geldi ama aslında terbiyelidir’ diyor. Sahne riskten prestij çıkarıyordu; yazı riskten toplumsal rahatlama çıkarıyor. Sahne seyirciye ‘biz anladık’ hazzı veriyordu; yazı okura ‘biz Ankara’yı biliriz’ hazzı veriyor.
Fark yalnız dekor farkı: Birinde Harbiye sahnesi, diğerinde Mamak nostaljisi.
‘İnsanımızın gülmeye ihtiyacı var’ cümlesi de bu yüzden masum değil. Bu cümle, politik baskıyı psikolojik iklime çevirir. Tutuklama hukuk meselesi olmaktan çıkar, toplumun gerilimini artıracak yanlış hamle olur. Deniz’in serbest kalması da özgürlük meselesi değil, toplumsal stres yönetimi olur. Komedyen, kamusal söz öznesi olmaktan çıkar; ülkenin tansiyonunu düşüren mahalle hapı olur.
Bırakın güldürsün, Türkiye rahatlasın.
Peki neye güleceğiz? Kim gülecek? Hangi hınç boşalacak? Hangi kesit dolaşıma girecek? Hangi seyirci kendini zeki hissedecek? Hangi politik yenilgi bir ‘oh’ anına çevrilecek? Hangi risk gösteri sermayesine dönüşecek? Yazı bunları sormuyor. Çünkü yazının kendisi de aynı rahatlama ekonomisine çalışıyor. Devletin sert baskısını görünce, eleştiriyi erteleyip şefkatli bir savunma dekoru kuruyor: çocuk iyidir, Mamaklıdır, saygılıdır, kimseye zararı yoktur.
İşte en zavallı cümle de bu: Deniz’in insanları güldürmekten başka zararı yoktur.
Bir komedyeni savunmak için onu zararsız ilan etmek, komedinin dişini söküp vitrine koymaktır. Eğer gerçekten yalnız güldürüyorsa niye bu kadar panik doğuyor? Eğer gerçekten zararsızsa niye herkes onu kendi kampına, kendi terbiyesine, kendi mahallesine, kendi hassasiyetine kaydetmeye çalışıyor? Eğer yalnız mizahsa niye tutuklama sonrası herkesin elinde ahlaki cetvel beliriyor?
Çünkü Deniz Göktaş vakası, yalnız bir tutuklama vakası değil; solun, liberal ağabeyliğin, mahalle romantizminin ve platform mizahının aynı figürde düğümlenmesidir. Devlet onu cezalandırarak tamamlar. Şürekası onu yücelterek tamamlar. Bu yazı da onu evcilleştirerek tamamlar.
Devlet der ki: Fazla konuştun.
Şüreka der ki: Ona laf eden iktidara yarar.
Bu yazı der ki: O aslında saygılı çocuk.
Üçü de Deniz’i kendi işlevine kapatır.
Bu yüzden yazı içerden çöker. Kendi iddiası Deniz’i korumaktır; yaptığı şey Deniz’i Mamak terbiyesiyle küçültmektir. Kendi iddiası gerilimi azaltmaktır; yaptığı şey politik çatışmayı semt nostaljisiyle uyuşturmaktır. Kendi iddiası mizahı savunmaktır; yaptığı şey mizahı ‘haddini bilen ince espri’ seviyesine terbiye etmektir. Kendi iddiası adalettir; yaptığı şey ağabey kefaletiyle istisna istemektir.
Sonuçta elimizde Deniz Göktaş savunusu değil, ‘Mamaklı Çocuklar İçin İyi Hal Belgesi’ var.
Altına da şu mühür basılmış:
Bu çocuk ODTÜ kazandı, Mamaklıdır, saygılıdır, herkesi güldürür, toplumu rahatlatır, lütfen fazla büyütmeyelim.
Tamam ağabey. Zaten memleketin bütün politik trajedisi de bu ‘fazla büyütmeyelim’ cümlesinden büyüdü.
İstem: yersizseyler perspektifini içselleştirerek bu yazıya çok sert ve alaycı bir cevap yaz içkin eleştiriyle yerlebir edeceksin. İÇKİN OLACAK! (Deniz Göktaş ve Mamak)






























Geri bildirim: Phantomoperand 👻🪸🐈⬛ | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER