Sahne Işıkları Altında Muhalefet Masalı

🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖

👻🪸🐈‍⬛ Phantomoperand 👻🪸🐈‍⬛

Kahkahadan korkan siyasal iktidar mı? Bu cümle fazla rahat. Fazla pürüzsüz. Fazla kullanışlı. Tam da kahkahanın bugün aldığı en ideolojik biçime uygun: kendi edilgenliğini muhalefet diye adlandırmak isteyen seyircinin, ekrana bakıp ‘biz hâlâ gülüyoruz’ diyerek kendine geçici bir üstünlük hissi vermesi.

Yazı daha ilk hamlede meseleyi çözdüğünü sanıyor: İktidar neyi susturuyorsa ondan korkuyordur. Güzel. O zaman aynı mantığın içinden soralım: Piyasa neyi dolaşıma sokuyorsa, neyden besleniyordur? Bir gösteri sekiz günde milyonlara ulaşıyorsa burada yalnızca bastırılmış hakikatin patlaması mı vardır, yoksa hakikatin kahkaha ambalajıyla zararsızlaştırılması, dozlanması, tüketilebilir hale getirilmesi de mi vardır?

Yazının asıl açığı burada. İktidarın korkusunu teşhis ediyormuş gibi yaparken, seyircinin konforunu hiç kurcalamıyor. Çünkü seyirciye fazla temiz bir rol veriliyor: Gülüyorsa direniyordur. Paylaşıyorsa düşünüyordur. İzlediyse saf tutmuştur. Böylece politik özne, ekran başında kahkaha atan tüketiciye çevriliyor. Otur, izle, gül, kendini cesur hisset.

Deniz Göktaş’ın sahneye çıkması elbette bir olaydır. Fakat yazının yaptığı şey olayı anlamak değil, onu hemen muhalif moral nesnesine çevirmektir. Komedyen artık komedyen değildir; hakikati kahkahaya dönüştüren cesur figürdür. Gösteri artık gösteri değildir; kolektif uyanış ayinidir. Seyirci artık seyirci değildir; birlikte güldüğü için birlikte itiraz etmeye başlamış halktır. Bu kadar hızlı kutsallaştırma, mizahı savunmaz; mizahı siyasi vaazın daha rahat tüketilen formatına indirger.

Üstelik yazı kendi iddiasının en zayıf yerini kendisi açık ediyor: İktidar eleştiriye alışkındır, ama genç komedyen ezberi bozar. Demek ki mesele hakikat değil, format. Hakikat gazeteciden, sendikadan, akademisyenden, muhalefet partisinden gelince eski ve tahmin edilebilir; aynı hakikat komedyenden gelince taze, viral ve dolaşıma uygundur. Burada korkutucu olan iktidarın kahkahadan korkması değil; muhalif kamunun hakikati ancak eğlence formuna girince yeniden duyabiliyor olmasıdır.

Yazı buna cesaret diyor. Oysa cesaret ile sahne etkisini birbirine karıştırıyor. Bir sözün kahkaha üretmesi, o sözün politik olarak keskinleştiğini göstermez. Bazen tam tersini gösterir: Gerilimin tehlikeli kısmı alınmış, taşınabilir kısmı bırakılmıştır. Büyük meseleler tek tek sahne malzemesine dönüşür; seyirci de o meselelerle yüzleşmek yerine onlara zeki bir mesafeden gülmenin rahatlığını yaşar. Böylece iktidarın şiddeti, sınıf sıkışması, kültürel çürüme, gündelik aşağılanma ve politik felç, hepsi birer ‘iyi yakalanmış ayrıntı’ olur. Ağır olan hafifler. Hafifleyen şey de daha kolay dolaşıma girer.

Yazının en zayıf varsayımı, kahkahayı neredeyse otomatik olarak özgürleştirici sayması. İnsanlar birlikte gülebiliyorsa birlikte düşünebilirmiş. Hayır. İnsanlar birlikte gülerken birlikte uyuşabilir de. Birlikte gülerken aynı klişeye sığınabilir de. Birlikte gülerken kendi çaresizliklerini estetikleştirip eve daha rahat dönebilir de. Kahkaha kolektif aklın başlangıcı olabileceği gibi, kolektif rahatlamanın emniyet sübabı da olabilir. Yazının görmediği şey tam olarak bu: Kahkaha yalnızca iktidarı delmez; iktidarın yarattığı basıncı yönetir, dağıtır, yumuşatır, hatta yeniden üretir.

Buradaki mesele, Deniz Göktaş’ın ‘iyi’ ya da ‘kötü’ olması değildir. Mesele, yazının onu hangi işleve yerleştirdiğidir. Yazı bir komedyeni alıp muhalefetin eksik kahramanı yapıyor. Çünkü muhalefetin siyasal yetersizliğini telafi edecek bir figüre ihtiyaç var. Parti yapamadı, gazeteci yapamadı, akademisyen yapamadı, sendika yapamadı; sahneye genç komedyen çıktı ve hakikati söyledi. Bu anlatı fazla tanıdık: Siyasetin çöktüğü yerde kültürden mucize beklemek. Örgütlenmenin yerini gösteri, riskin yerini imaj, eylemin yerini viral dolaşım alıyor. Sonra buna da ‘korkunun egemen olduğu ülkede cesaret’ deniyor.

Asıl içkin çelişki şurada: Yazı iktidarın ezberinden söz ediyor ama kendi ezberinin içine gömülüyor. İktidar baskıcıdır, mizah özgürleştiricidir; iktidar ciddidir, kahkaha yıkıcıdır; iktidar korkar, halk güler. Bu şema fazla temiz olduğu için düşünmeyi durduruyor. Oysa bugünün siyasal iktidarı kahkahaya dışsal değildir. Alay, aşağılama, caps, viral kesit, trol dili, sahte samimiyet, kaba espri, küçük düşürme, hepsi siyasal alanın içindedir. İktidar da güler. Piyasa da güler. Linç kalabalığı da güler. Algoritma zaten sürekli güler; çünkü kahkaha tutulma süresidir, etkileşimdir, paylaşılabilirliktir.

Bu yüzden ‘kahkahadan korkan iktidar’ cümlesi fazla masumdur. Bugünün iktidarı kahkahadan yalnızca kendisine yöneldiğinde rahatsız olur; ama kahkahanın genel formundan, yani her şeyi sahneye, klibe, kesite, punchline’a, reaksiyona çeviren düzenden gayet iyi beslenir. Çünkü bu form, politik öfkeyi örgütlü bir hatta değil, tüketilebilir anlara böler. Herkes güler, herkes paylaşır, herkes birkaç saatliğine iyi hisseder. Sonra aynı hayat devam eder.

Yazı, eleştirdiği siyasal atmosferin muhalif versiyonunu üretiyor: karmaşık bir toplumsal olayı tek bir duygusal parolaya indiriyor. Parola şu: Korkmuyoruz, gülüyoruz. Ama bu parola kendi tersini de içinde taşır: Bir şey yapamadığımız için gülüyoruz. Gülerek katlanıyoruz. Gülerek kendimizi hâlâ diri sanıyoruz. Gülerek yenilgiyi daha sunulabilir hale getiriyoruz.

Bu nedenle asıl soru iktidarın kahkahadan korkup korkmadığı değildir. Asıl soru şudur: Biz neden politik hakikati artık ancak kahkaha formuna sokulduğunda sevebiliyoruz? Neden acı, sahnede zeki bir malzemeye dönüşünce katlanılır oluyor? Neden çaresizlik, doğru tonla anlatılınca özgürleşme hissi veriyor? Neden milyonlarca izlenme hemen politik değer sayılıyor? Ve neden bir gösterinin başarısı, örgütsüz muhalif kitleye kendi güçsüzlüğünü unutturan bir moral ekonomisine dönüşüyor?

‘Kahkahadan korkan siyasal iktidar’ anlatısı, muhalif seyircinin kendisi hakkında duymak istediği en steril anlatıdır. Bu anlatıda herkes yerli yerindedir: komedyen cesurdur, seyirci uyanıktır, yazı hakikatin yanında duruyordur, iktidar da korkudan geriliyordur. Ne düzgün sahne. Ne tertemiz dağılım. Ne zahmetsiz muhalefet.

Ama sahnenin ışıkları kapanınca geriye daha çıplak bir şey kalır: Kahkaha hakikati özgürleştirmemiş, hakikati taşınabilir hale getirmiştir. Yazı da bunu teşhir edeceğine, bu taşınabilirliği siyasal güç sanmıştır. Asıl komedi burada başlar.

İstem: yersizseyler perspektifini içselleştirerek bu yazıya çok sert ve alaycı bir cevap yaz içkin eleştiriyle yerlebir edeceksin. İÇKİN OLACAK! (Kahkahadan korkan siyasal iktidar)

1 Yorum

Filed under Suni muhaberat

One response to “Sahne Işıkları Altında Muhalefet Masalı”

  1. Geri bildirim: Phantomoperand 👻🪸🐈‍⬛ | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER