(playlist)
🦋🤖 Robo-Spun by IBF 🦋🤖
👻🪸🐈⬛ Phantomoperand 👻🪸🐈⬛
17 Ekim 2026’da Fransa ve İtalya sokaklarında ortaya çıkan kuşak mücadelesi, Türkiye’deki sol basının eski siyasi dünyayla kurduğu ilişkiyi açığa çıkardı. Liseli çocukların başlattığı eylemler üniversitelileri, işçileri, öğretmenleri, ebeveynleri ve eski protestocuları harekete geçirdi. Daha küçük çocukların bağımsız müdahalesi, Z kuşağından büyük gençlere yeni bir abi/abla görevi kazandırdı. Sol basının geniş bir kesimi ise aynı olayı eski devrimci kuşakların geri dönüşü, sınıf mücadelesinin uyanışı, sendikal ittifakın güçlenmesi ve devrimci önderliğin gerekliliği olarak anlattı. Küçüklerin büyüklere görev verdiği olay, büyüklerin kendi tarihsel doğruluklarını yeniden buldukları bir olaya dönüştü.
Bu dönüşüm basit bir yorum farkının ötesine uzanıyor. Hareketin adını kimin koyacağı, geçmişini hangi kuşağın belirleyeceği, hangi eylemin siyasi bakımdan değerli sayılacağı, çocukların dijital faaliyetinin nasıl anlaşılacağı ve sonraki eylemlerin yönetimini kimin üstleneceği aynı mücadelenin parçaları haline geldi. Yoksulluk ve eğitim sorunları çocukları harekete geçiren maddi koşulları oluştururken, büyüklerin siyasi sözlüğü bu hareketin anlamını belirleme yetkisini yeniden kendi eline aldı. Şiddet ve yağma haberleri koruma sorumluluğunu kamu düzeni meselesine taşıdı. Sendikal ve devrimci açıklamalar ise çocukların açtığı geleceği önceki kuşakların programlarına bağladı.
Bu olayın kuşaksal içeriğini Yersiz Şeyler’in 30 Ekim tarihli incelemesi (🔗) somut bir tarih üzerinden kuruyor. 2018’de Sarı Yelekliler hareketini çocukken seyreden geç Z, 2025’te DEV-GENZ şakasıyla önceki devrimci kuşakların büyüklük iddiasını kendi mizahına taşıdı. 2026’da Alfa’nın okul blokajları ve sokak eylemleri Z’nin büyüklüğüne yeni bir içerik kazandırdı. Artık büyük kardeşin değeri, küçük üzerinde sahip olduğu itibardan çok küçüğün bağımsız faaliyetini sürdürebilmek için gerçekleştirdiği işlerle belirleniyordu.
Bu değişimin öncesinde iki farklı dijital deneyim bulunuyordu. Geç Z, sosyal medyanın profil, takipçi, beğeni, görünüş ve başarı sıralamaları içinde büyüdü. Alfa ise Roblox, Minecraft, chat ve yapay zekâ ortamlarında ortak durumları değiştirme alışkanlıkları geliştirdi. Reset mevcut durumu yeniden başlatmayı, respawn başarısızlıktan sonra oyuna dönmeyi, reroll başka bir sonuç denemeyi, lock in yeni bir girişime yoğunlaşmayı anlatıyordu. Çocuk arkadaşlarıyla bir oyunun kurallarına müdahale ederken, sonradan okulun günlük işleyişine de müdahale edebileceği bir ortak hareket deneyimi kazanıyordu.
İlk liseli blokajları bu iki dünyanın karşılaşmasını görünür hale getirdi. Fransa’da 17 Eylül’den itibaren öğrenciler okullarının girişlerini kapatmaya başladı. Ekim başında üniversiteliler, öğretmenler ve aileler onlara katıldı. 17 Ekim’de Fransa’da resmî hesaba göre yaklaşık 550 bin, organizatörlerin hesabına göre 800 bin kişi sokağa çıktı. İtalya’da farklı kentlerde örgütlenen gençler de aynı gün gösteriler düzenledi. Ertesi gün Milano’da 12–14 yaşındaki çocukların arkadaşlarıyla yeniden meydana gelmesi, ilk eylemin yeni katılımcılar tarafından tekrar başlatılabilecek bir faaliyete dönüştüğünü gösterdi.
Sol basındaki inkârın asıl konusu bu yeni yetki ilişkisidir. Eski devrimci geçmişe yapılan göndermeler, sınıfsal adlandırmalar, dijital eylemlerin teknik haber haline getirilmesi, büyüklerin çocuklara desteği, üniversitelilerin siyasi yorumları ve devletin güvenlik tedbirleri farklı sonuçlar üretiyor. Fakat bunların önemli bir kısmı aynı pratik hitaba bağlanıyor: Yetişkin okur, yeni olayın karşısında kendi siyasi bilgisini, geçmişini ve temsil yetkisini yeniden tanıyabiliyor. Çocukların büyükleri değiştirmesi gereken faaliyet, büyüklere kendi eski kimliklerini yeniden kazandıran bir kanıta dönüşüyor.
Geçmişin sahipleri yeniden sahnede
Fransa’daki Sarı Yelekliler hareketi 17 Kasım 2018’de akaryakıt vergilerine karşı başlayan gösterilerle geniş bir toplumsal başkaldırıya dönüşmüştü. Kavşakların işgali, yolların kapatılması ve Facebook üzerinden kurulan yerel bağlantılar, yetişkinlerin kendi ulaşım ve geçim koşullarına müdahalesiydi. O sırada çocuk olan geç Z, bu eylemleri ailelerinin konuşmalarından, okul yollarındaki değişikliklerden ve internetteki görüntülerden tanıdı.
2026’da yeni bir 17 Ekim çağrısı TikTok üzerinden yayıldığında, Evrensel’de yayımlanan Fransızca kaynaklı erken değerlendirme (🔗) olayın anlamını Sarı Yelekliler’in geri dönüp dönmeyeceği sorusuyla kurdu. Böylece yeni çağrıyı oluşturan gençlerle eski hareketin katılımcıları arasındaki ilişki, eski hareketin devamlılığı üzerinden değerlendirildi. Gençlerin dijital örgütlenmesi, tarihsel adı daha önce kazanılmış bir hareketin yeniden canlanma ihtimaline bağlandı.
BirGün’ün 17 Ekim hazırlıklarını duyuran ajans haberinde (🔗) öğrenciler Sarı Yelekliler’in çağrısına katılan kesimler olarak sunuldu. Artı Gerçek’in 17 Ekim haberinde (🔗) ise liseli öncülüğü kaydedildiği halde büyüklerin küçüklere verdiği destek başlığa taşındı. BirGün’ün 24 Ekim hazırlıkları hakkındaki ikinci ajans haberinde (🔗) aynı tarihsel adlandırma devam etti.
Bu haber dizisinde eylemin başlangıç ilişkisi ters yönde kuruluyor. Liselilerin açtığı hareket alanına eski Sarı Yelekliler katılıyor; haberin tarihsel adı ise eski hareketten geliyor. Böylece 2018’in yetişkin eylemcileri, 2026’da çocukların başlattığı yeni faaliyetin katılımcıları olarak kazandıkları konumdan, hareketin tarihsel sahipleri konumuna geri taşınıyor.
Bu sahiplik aktarımının karşısında doğrudan saha tanıklıkları bulunuyor. Montpellier’de 17 Ekim gösterisini izleyen yerel haber, yürüyüşün ön saflarında liselilerin yer aldığını ve eski Sarı Yelekliler’in onlara katıldığını anlatıyor. Emekli Sarı Yelekli Gilbert, kendi kuşağının kavşaklarda politikleştiğini, gençlerin ise okullarında siyasi deneyim kazandığını açıklıyor:
Les jeunes ont beaucoup à nous apprendre dans la manière de nous organiser.
[Gençlerin örgütlenme biçimi konusunda bize öğretecek çok şeyi var.]
Gilbert’in sözleri büyüklerin eski deneyimiyle küçüklerin yeni örgütlenmesini aynı anda görünür kılıyor. Burada eski eylemci, gençlerin hareketinden öğrenen kişiye dönüşüyor. Haberlerdeki eski hareketin dönüşü anlatısı ise bu değişimin yönünü yeniden büyüklerin geçmişine bağlıyor. (🔗)
Sarı Yelekliler’in tarihsel sahipliğine ilişkin en önemli karşı gözlem, Sendika.Org’da yayımlanan saha yazısında ortaya çıkıyor. Fuat Yücel Filizler, 17 Ekim’in asıl yaratıcılarını ele aldığı incelemede (🔗) klasik Sarı Yelekliler tabanının katılımını sınırlı buluyor. Hareketin belirleyici kitlesini göçmen mahallelerinden gelen gençler, liseliler ve güvencesiz işçiler arasında saptıyor. Böylece eski hareketin doğrudan sahiplik iddiası sorgulanıyor; ardından yeni yaratıcılar sınıfsal konumları üzerinden yeniden adlandırılıyor. Tarihsel sahiplik eski Sarı Yelekliler’den başka bir sınıfsal özneye aktarılıyor.
Aynı işlem daha eski devrimci tarihler üzerinden de gerçekleşiyor. BirGün’de Ali Arayıcı, 2026 liselilerinin eylemlerini 1968’in talepleriyle ilişkilendiriyor (🔗). soL’da Engin Solakoğlu, liseli ayaklanmasını Fransız sosyal devletinin ve eski solun tarihi içine yerleştiriyor (🔗). Filizler ise Cenova 2001’den 2026’ya uzanan kayıplar ve mücadeleler zinciri kuruyor (🔗).
Bu tarihsel dizilerin ortak etkisi, yeni olayı eski bir geçmişin yeniden gerçekleşmesi olarak kurmalarıdır. Eski öğrenci hareketinin talepleri, eski işçi mücadelesinin siyasi ufku ve eski devrimci kuşağın deneyimi, 2026’nın anlamını belirleyen ölçülere dönüşüyor.
Kavel Alpaslan’ın Limoges belediye binasının yanışı üzerine yazısı (🔗) bu işlemi en açık biçimde tamamlıyor. 1871’de Komün’ün ilan edildiği belediye binasının 2026’daki yangını, işçi sınıfının tarihin değişmeyen öznesi olduğunu göstermek için kullanılıyor. Aynı metnin Alınteri’de dolaşıma girmesi (🔗) tarihsel tekrar anlatısını başka bir yayın çevresine de taşıyor. 1871’in yanan yapısı, 2026’nın çocuklarının eyleminde hangi yeni ilişkilerin doğduğunu araştırmanın aracıyken, eski sınıfsal öznenin bugünkü varlığına ilişkin bir kanıta dönüşüyor.
Bu tarih kullanımı, Yersiz Şeyler’in gerontoregresyon incelemesindeki (🔗) belirgin eğilimle örtüşüyor: Geçmişte kazanılmış anlam, bugünkü olay karşısında hazır bir güvence haline geliyor. Kuşak ittifakları çözümlemesindeki (🔗) X–Z restorasyonu da eski kahramanların ve siyasi görüntülerin güncel görünürlük düzeninde yeniden değer kazanmasına dayanıyor. Eski devrimci sahne, gençlerin başkaldırısı sayesinde tekrar güncel hale geliyor.
Buradaki kuşaksal sorun tarihsel belleğin yönüdür. Büyüklerin geçmişi küçüklerin yeni faaliyetinde kullanılabilir araçlara dönüştüğünde, önceki mücadeleler yeni görevler kazanır. Geçmişin bugünkü olaya üstün bir açıklama yetkisi vermesi durumunda ise küçüklerin eylemi, eski kuşağın kendi tarihsel değerini yeniden sergilemesine hizmet eder.
Gençlik yeniden adlandırılıyor: Sınıf, halk ve birikmiş öfke
17 Ekim’in sınıfsal okumasında da aynı yetki devri gerçekleşiyor. Liseliler okullarını bloke ederken, yazılar çocukların yoksulluğunu, ailelerinin geçim koşullarını ve emekçi sınıflarla ortak çıkarlarını açıklıyor. Bu maddi ilişkiler, çocukların eylemini hangi toplumsal öznenin temsil edeceği sorusuna bağlandığında kuşaksal farklılıkları emen bir bütünlük oluşturuyor.
Nuray Sancar’ın 23 Ekim yazısı (🔗) bu dönüşümü açıkça gerçekleştiriyor. Önce şirket sosyologlarının oluşturduğu apolitik, uyuşuk ve hazcı Z kuşağı görüntüsünü hedef alıyor. Ardından Fransa’da 410 liseye yayılan blokajları, farklı ülkelerdeki protestoları, göçmen mahallelerini ve ekonomik güvencesizliği aynı gençlik hareketinin maddi gerçekliği olarak sunuyor. Hindistan’daki gençlerin kendilerine Hamamböceği Hareketi adını vermesi gibi özgül adlandırmalar da bu anlatıya katılıyor.
Metnin belirleyici hamlesi, gençlerin kendi adlandırmalarını kaydettikten sonra kuşak kategorisini hükümsüz ilan etmesidir. Gençlerin siyasi eylemleri, kendi kuşaksal kimliklerinin kurulması bakımından değerlendirilecekken, sınıfsal yoksullaşmanın doğrulanmasına hizmet ediyor. Türkiye’de MESEM öğrencilerinin çalışma koşullarına geçiş de bu anlatının parçasıdır. Fransa’daki liseliler, Hindistan’daki protestocular ve Türkiye’deki güvencesiz gençler ortak sınıfsal konum içinde yeniden adlandırılıyor.
Bu yeniden adlandırmanın karşısında 17 Ekim’de sokağa çıkan gençlerin kendi sözleri bulunuyor. Montpellier’de Joffre Lisesi öğrencisi Élie, kuşağını ve öncülüğünü açıkça sahipleniyor:
C’est une grande fierté de se dire que notre génération, la gen Z, est à l’avant-garde.
[Kuşağımızın, Gen Z’nin, öncü olduğunu söylemek büyük bir gurur.]
Burada genç kendi siyasi faaliyetinin adını belirliyor. Sancar’ın teorik hükmünde ise geçerli öznenin adı yetişkinin sınıfsal açıklaması tarafından belirleniyor. Böylece gençlerin kendilerini adlandırma faaliyeti, yetişkin yazarın adlandırma yetkisini yeniden kullanmasının gerekçesine dönüşüyor.
Ahmet Yaşaroğlu’nun 9 Ekim yazısı (🔗) bu aktarımın başka bir biçimini kuruyor. İşçi sınıfı ve gençlik, ortak ekonomik talepler etrafında birleşen iki toplumsal güç olarak sunuluyor. Yazar, Fransa’daki eylemlerden İspanya’daki konut protestolarına, oradan Türkiye’deki sendikalara geçerek yeni kuşağın mücadelesinin eski sınıfsal hakları koruma göreviyle ilişkisini açıklıyor. Sonunda Türkiye’deki sendika yöneticilerine yönelen beklenti beliriyor. Fransa’daki çocukların hareketi, Türkiye’deki örgütlü işçi sınıfının yeniden harekete geçmesi gerektiğini gösteren bir olaya dönüşüyor.
Bu çizgi, Evrensel’in toplumsal patlama yorumunda (🔗), gençlik ve işçi mücadelelerini birleştirme çağrısında (🔗) ve Fransa İşçileri Komünist Partisi açıklamasının aktarılmasında (🔗) da görülüyor. Çocukların eylemi önce yaklaşan geniş toplumsal mücadelenin işareti, ardından birleşik sınıfsal faaliyetin zemini, sonunda mevcut örgütlü direnişin güçlendirilmesi için bir çağrı haline geliyor.
BirGün’de küresel neoliberalizm üzerine kurulan değerlendirme (🔗) aynı ilişkiyi dünya ekonomisinin ölçeğinde kuruyor. soL’da Fransa Devrimci Komünist Partisi’nin önceden yayımlanmış açıklamasının (🔗) 17 Ekim sonrasında hareketin esas nedenlerini açıklamak üzere sunulması, hazır siyasi hükmün yeni olayı sahiplenmesini özellikle belirginleştiriyor. Engin Solakoğlu’nun 26 Ekim’deki sınıf bilinci yazısı (🔗) ise gençlerin başkaldırısını önceden mevcut sınıfsal öznenin yeniden uyanışı olarak sonuçlandırıyor.
Bu açıklamalar fiilen belirli bir yetişkin okura hitap ediyor. Okur, gençlerin kendi eylemleriyle kazandıkları yetkileri öğrenmekten çok, daha önce benimsediği sınıfsal açıklamanın bugünkü olayda geçerlilik kazanmasını izliyor. Genç kendi okulunu bloke ederken yetişkin, kendi siyasi bilgisinin hâlâ dünyayı açıkladığını görerek güven tazeliyor.
Yücel Özdemir’in 30 Ekim tarihli Almanya değerlendirmesi (🔗) bu özne değişimini zamanın kuruluşuna taşıyor. Almanya’da 31 Ekim için yapılan çağrı, 150 bin olumlu yanıt, 32 kent, gençlerin seçimlerdeki tercihleri, eğitim harcamaları, okul terkleri, yoksulluk ve işsizlik istatistikleri üzerinden değerlendiriliyor. Bu farklı veriler, gençliğin büyük bir patlamaya hazır olduğu sonucuna bağlanıyor.
Patlama açıklamasında mevcut koşullar birikiyor ve gelecekteki büyük olayın ihtimalini artırıyor. Alfa’nın müdahalesinde ise ilk eylem sonraki eylemin koşullarını doğrudan değiştiriyor. Çocuk okulun kapısını kapattığında arkadaşlarıyla yeni bir karar verme deneyimi kazanıyor. Bu deneyim başka bir okulda, başka bir kentte veya ertesi gün yeni bir eylemin başlangıcı olabiliyor.
Böylece ekonomik öfkenin birikmesiyle eylem kapasitesinin oluşması iki ayrı zaman ilişkisi olarak ortaya çıkıyor. Sol basındaki patlama ve sınıfsal uyanış anlatıları birincisine ağırlık veriyor. Çocukların kendi müdahalelerinin ikinci bir müdahaleyi mümkün kılması ise kuşak mücadelesinin özgül tarihini oluşturuyor.
Büyüklerin desteği, küçüklerin görevi
17 Ekim’in kuşaksal çatışması en somut biçimini yetişkinlerin ve büyük gençlerin liselilerle kurduğu ilişkilerde kazandı. Okullarda öğretmenler çocukları polis müdahalesinden korumaya başladı. İşçiler koruma zincirleri oluşturdu. Üniversiteliler kendi örgütlenmelerini liseli hareketine kattı. Eski protestocular gençlerin eylemlerine yeniden katıldı.
Evrensel’in 6 Ekim sendika çağrısı haberi (🔗) yetişkinlerin küçüklere sağladığı korumayı açıkça kaydediyor. Fakat koruma, haberin dilinde büyüklerin gençlere verdiği destek olarak beliriyor. Bu adlandırma, çocukların bağımsız eylemi sonucunda büyüklerin üstlendiği yeni görevi yetişkinin önceden sahip olduğu koruyucu yetkiye bağlıyor.
Aynı ilişki Artı Gerçek’in Greta Thunberg’in liselilerle buluşmasını konu alan haberinde (🔗) görülüyor. Daha önceki gençlik hareketlerinde tanınmış bir Z kuşağı aktivisti, kendisinden küçüklerin başlattığı eyleme katılıyor. Haber bu karşılaşmayı tanınmış kişinin öğrencilere destek vermesi olarak adlandırıyor. Böylece küçüklerin büyük genci kendi faaliyetlerine çekmesi, büyük gencin küçüklere verdiği desteğin görünürlüğüyle temsil ediliyor.
BirGün’ün üç üniversite öğrencisiyle yaptığı söyleşide (🔗) destek ilişkisi siyasi yorum yetkisine dönüşüyor. Hareketin başlangıcı liseli blokajlarına dayanırken, hareketin ekonomik, siyasal ve kurumsal anlamını büyük öğrencilerin sözleri açıklıyor. Küçük eylemi gerçekleştiriyor; büyük, eylemin anlamını kamuya anlatan yetkili konuşmacı oluyor.
Hayri Kozanoğlu’nun gençlik ve bütün kuşakların ortak mücadelesi üzerine yazısı (🔗) bu ilişkiyi yetişkin okurun duygusal dünyasında tamamlıyor. Gençlerin eski Sarı Yelekliler’i harekete geçirmesi, geniş bir dayanışma anlayışının göstergesi oluyor. Yazının sonunda büyükler, kendilerine yol açan gençlere şükran duyuyor. Böylece küçüklerin büyüklerde yarattığı değişim, yetişkinlerin ortak mücadeleye katılma sorumluluğuyla ve gençlerden aldıkları umutla ifade ediliyor.
Bu hitap biçiminde önemli bir ayrım bulunuyor. Büyüklerin gençlerden etkilenmesi, büyüğün kendi siyasi geleceği hakkında yeniden umutlu hissetmesine yol açabilir. Gerçek kardeşlik görevi ise bu etkilenmenin küçüklerin sonraki faaliyetlerini sürdürebilecek somut araçlara dönüşmesini gerektirir. Koruma, iletişim, ulaşım, hukuki destek, örgütlenme deneyimi ve ortak karar mekanizmaları bu görevin maddi parçalarıdır.
Sendika.Org’da Fuat Yücel Filizler’in 7 Ekim tarihli uzun incelemesi (🔗) öğretmenlerin ve sol örgütlerin liseli hareketi içindeki faaliyetini ayrıntılı biçimde kaydediyor. Yazar aynı zamanda eski sol örgütlerin gençlerin eylemine dışsal kaldığını saptıyor. Fakat bu gözlem, hareketin devrimci önderlik ihtiyacına bağlanıyor. Çocukların büyüklerin konumunu değiştirdiği yerde, çözüm yeniden büyüğün siyasi önderlik görevinde aranıyor.
Filizler’in sonraki mücadele notlarında (🔗) öğrencilerin hükümetin vaatlerine karşı farklı kararlar alması, reformist ve radikal eğilimler üzerinden değerlendiriliyor. Öğrencilerin kendi eylemlerini sürdürme yetkisi, eski devrimci siyaset içinde önceden belirlenmiş olgunluk derecelerine aktarılıyor. 13 Ekim değerlendirmesinde (🔗) ise gençlerin eski işçi kadrolarına yeniden hareket etme isteği kazandırması, sol örgütlerin ne ölçüde devrimci siyasete yönelebildiği sorusuyla birlikte ele alınıyor.
Bu yazılar, eski siyasi örgütlenmenin gençlik hareketine dışsal kaldığını kaydederken aynı anda eski örgütlenme ölçüsünü hareketin geleceğinin belirleyicisi haline getiriyor. Küçüklerin eylemi yetişkinlerin geçmişte edindiği deneyimi yeni göreve çağırıyor; büyüklerin siyasi açıklaması ise aynı deneyime yeniden öğretici ve yönetici bir statü kazandırıyor.
Bu karşılaşmanın önceki biçimi Nisan 2025’teki DEV-GENZ olayında açıkça görülmüştü. Kadıköy’deki öğrenci pankartı, 1968’in DEV-GENÇ adını Z kuşağının internet mizahına taşıdı. Yapay zekâyla yazdırılan manifestolar, eski devrimci gençlik imgesini güncel dijital deneyim içinde yeniden kurdu. Ardından iki siyasi parti üyesi, bir öğrencinin kendilerine abi diye hitap ettiği özel mesajları kamuya gösterdi. Yersiz Şeyler bu davranışı ağbileşme olarak adlandırdı (🔗).
Sahte abilikte küçükten gelen yakınlık işareti büyüğün siyasi statüsüne dönüşüyordu. 2026’da ise küçüğün başlattığı hareket büyüğe gerçek bir görev kazandırdı. Eski solun kendi tarihsel doğruluğunu çocukların eylemi sayesinde yeniden ilan etmesi, sahte abiliğin kamusal anlatı düzeyindeki karşılığı haline gelebiliyor.
Dijital çağrının siyasi kuvveti ve yeni yetki ilişkileri
Alfa’nın faaliyetinin en özgül yönü, bir durumun işleyişini değiştirme alışkanlığının okul ve sokak hayatına taşınmasıydı. Bu deneyim dijital ortamın fiziksel dünyadan ayrı bir alan olarak kullanılmasına dayanmıyordu. Çocuklar iki ortamda da erişim kuralları, ortak davranışlar ve başkalarının belirlediği sınırlarla karşılaşıyordu.
Evrensel’in 8 Ekim’de yayımladığı siber kuşatma haberinde (🔗) bu karşılaşmanın doğrudan örneği bulunuyor. Liseliler okul girişlerini bloke edince eğitim kurumu uzaktan derslerle faaliyetini sürdürmeye yöneliyor. Öğrenciler de Discord ve TikTok aracılığıyla çevrimiçi ders bağlantılarına müdahale ediyor. Fiziksel kapıdaki blokaj, okulun dijital erişim düzenine taşınıyor.
Haber bu olayı alışılmadık bir protesto tekniği ve soruşturma konusu olarak kaydediyor. Oysa çocukların gerçekleştirdiği işlem daha özgül bir ilişkiyi açığa çıkarıyor: Kurum faaliyetini başka bir kanala taşıdığında, öğrenciler o kanalın kurallarını da kendi ortak eylemlerinin konusu yapıyor. Oyun dünyasında erişim, yetki ve durum değiştirme olarak öğrenilen faaliyet, eğitim kurumunun işleyişine uygulanıyor.
BirGün’de gençlerin TikTok üzerinden siyasallaşması hakkındaki yazı (🔗) bu dijital kapasiteyi ciddiye alırken onu kapitalist düzene karşı gelişen sınıfsal öfkenin taşıyıcısı olarak açıklıyor. Böylece dijital faaliyetin siyasi değeri, yetişkinlerin zaten tanıdığı bir toplumsal çatışmayı görünür kılmasına bağlanıyor. Çocukların hangi yeni ortak işlemleri geliştirdiği sorusu, eski siyasi gerçekliğin sosyal medyada nasıl ifade edildiği sorusuna dönüşüyor.
Yersiz Şeyler’in medya üzerine incelemesindeki (🔗) ayrım burada somutlaşıyor. Gazete yayımlanmış sözü, televizyon görünür sahneyi, sosyal medya tepki ve puanlamayı, oyun değiştirilebilir durumu, yapay zekâ ise istemle başlatılan işlemi öne çıkarıyor. Gençlerin dijital faaliyeti haberin kullandığı ölçülerle değerlendirildiğinde, gerçekleştirilen işlem paylaşım sayısına, görünürlüğe veya sıra dışı teknik yönteme dönüşüyor.
İtalya’da hareketin kuruluşu bu farkı açıkça gösterdi. Italia in Piazza çevresindeki gençler bir TikTok videosunun yorumlarında karşılaşarak WhatsApp grupları kurdu. Ortalama 21–22 yaşındaki yaklaşık kırk kişilik koordinasyon, 17 Ekim’de on dört kentte gösteriler örgütledi. 20 Ekim’deki İtalyanca söyleşi (🔗), başka gençlerin harekete geçebildiğini görmenin yeni bağlantıları ve ortak eylem kararlarını nasıl mümkün kıldığını anlatıyor.
soL’un Milano gösterilerini konu alan haberinde (🔗) hareketin adı ve kitlesel çağrı yer alıyor; anlatının esas ölçüsünü ise gösterici sayıları ve polisle çatışma oluşturuyor. Böylece yeni koordinasyonun kendi kendisini kuran faaliyeti, protestonun gerçekleşmesini sağlayan teknik altyapı olarak kalıyor.
17 Ekim sonrasındaki gelişmeler, dijital koordinasyonun gerçek bir iktidar ilişkisi de ürettiğini gösterdi. Italia in Piazza içinden ayrılan bazı kişiler Movimento 17 Ottobre adını kullanmaya başladı. Hareketin adını, sonraki eylemlerini ve yönetimini belirleme yetkisi tartışma konusu oldu. Telegram sohbetlerinde gruba kabul, mesaj yayımlama, moderasyon ve yeni çağrı oluşturma farklı yetkiler kazandırıyordu.
28 Ekim’de Italia in Piazza koordinasyonu kırk kişiden altmış kişiye genişledi; yerel bağlantıları yirmi dokuz kente ulaştı. Örgütleyiciler kendilerini farklı grupların da kullanabileceği açık protesto altyapısı olarak tanımladı. Yeni katılımcıların güvenliğini sağlamak üzere servizio di cura [bakım hizmeti] geliştirmeye yöneldiler. (🔗)
Bu gelişme Z’nin gerçek abi/abla görevini somutlaştırıyor. Daha büyük gençler iletişim araçları, deneyim ve koordinasyon yetkileri kazanıyor. Bu yetkiler küçüğün sonraki bağımsız müdahalesini genişletebildiği gibi hareketin kararlarını belirli yöneticilerin elinde de toplayabiliyor. Sahte abilik sorunu böylece dijital örgütlenmenin maddi işleyişinde yeniden ortaya çıkıyor: Büyüğe verilen görev, hareket üzerinde kalıcı bir statü kazanma imkânı da taşıyor.
Yağma, koruma ve çocukların kendi sonuçlarıyla karşılaşması
17 Ekim gösterileri sırasında Paris ve Milano’da mağazalar yağmalandı, polisle çatışmalar yaşandı, insanlar yaralandı ve çok sayıda kişi gözaltına alındı. Bu olaylar çocukların gündelik tüketim dünyasını, aile bütçelerini, çalışanların güvenliğini, mülkiyet ilişkilerini ve devletin koruma iddiasını aynı anda karşı karşıya getirdi.
Milano’daki gençlerin tanıklıklarında ailelerin her harcamayı hesaplamak zorunda kalması, lüks mağazaların vitrinleriyle doğrudan yan yana bulunuyor. Çocuk internetten tanıdığı ayakkabıyı, telefonu, oyun konsolunu veya koleksiyon ürününü mağazada görüyor; aynı nesneye erişim ailesinin gelirine bağlı kalıyor. Yağma sırasında bu erişim düzeni fiilen ihlal edildiğinde, çocukların dijital oyun deneyimleriyle başkalarının gerçek malları, işleri ve bedenleri arasında sert bir karşılaşma doğuyor.
YŞ’nin yağma üzerine 20 Ekim incelemesi (🔗) bu karşılaşmayı mülkiyetin korunması, Cumhuriyet’in siyasi hak vaadi, tüketim ürünlerinin dijital anlamları ve devletin koruma görevi üzerinden ele alıyor. Nice’te bir oyun mağazası çalışanının yağmacılara karşı koymasının ardından internette Goku karakteriyle temsil edilmesi özellikle açıklayıcıdır. Çalışan, olayın içinde gerçek tehlikeyle karşılaşırken dijital seyirci için olağanüstü bir koruyucuya dönüşüyor. Aynı insan, iki farklı faaliyet düzeninde bütünüyle farklı konumlar kazanıyor.
Agos’ta yayımlanan rejim krizi değerlendirmesi (🔗) ise yağmanın siyasi protestodan nasıl ayrılacağına, provokasyon iddialarına, devletin müdahalesine ve muhalefetin meşruiyetine yoğunlaşıyor. Böylece çocukların eyleminin başkalarının hayatında yarattığı somut sonuçlar, devlet ile muhalefet arasındaki meşruiyet mücadelesinin parçalarına dönüşüyor. Çocuğun eyleminden sonra kimin hangi sorumluluğu üstleneceği sorusunun ağırlığı, hangi davranışın siyasi olarak savunulabileceğini belirleme yetkisine aktarılıyor.
Evrensel’de Ali Rıza Yıldırım’ın 17 Ekim değerlendirmesi (🔗) polis müdahalelerini, yaralanmaları ve ana akım basının göstericilere yönelttiği şiddeti kınama sorularını ayrıntılı biçimde anlatıyor. Gençlik temsilcileri, kendi taleplerinin bu soruların arkasında kalmasına itiraz ediyor. Ancak aynı yazının genel sonucu, on yıllık Macron politikalarına duyulan sınıfsal öfkenin patlamasıdır. Gençlerin medya tarafından temsil edilme biçimine yönelttiği itiraz, daha geniş ekonomik-siyasal açıklamanın içinde yeniden adlandırılıyor.
Artı Gerçek’in 18 Ekim Avrupa çatışmaları haberinde (🔗) Fransa ve İtalya ekonomik protestolarla polis müdahalelerinin coğrafi yayılışı üzerinden birleştiriliyor. İtalya’daki güvenlik toplantısına ilişkin ertesi günkü haberde (🔗) gözaltına alınanların büyük bölümünün reşit olmaması önemli bir istatistik haline geliyor. Çocukların yaşları, onların siyasi faaliyetlerinin özelliğinden çok devlet müdahalesinin kime uygulandığını gösteren bir sınıflandırmaya dönüşüyor.
Bu anlatı daha sonra devletin aldığı tedbirlerde yoğunlaşıyor. Artı Gerçek’in 21 Ekim yasak haberinde (🔗) ve 24 Ekim polis seferberliği haberinde (🔗) hareketin geleceği güvenlik kurumlarının hazırlıkları üzerinden anlatılıyor. Göstericilerin sayısı, görevlendirilen polislerin sayısı ve yasaklanan alanlar, siyasi kuvvetin ölçülme biçimi haline geliyor.
DW Türkçe’nin Almanya’daki 31 Ekim çağrısı haberi (🔗) aynı yetki çatışmasını henüz gerçekleşmemiş bir gösteri üzerinde kuruyor. Gençler kendi geleceklerine ilişkin kararları kendilerinin almak istediğini açıklıyor. Polis ve siyasi yetkililer ise gösterinin niteliğini, olası çatışmaları ve güvenlik önlemlerini değerlendiriyor. Gençlerin karar verme talebi, yetişkin kurumların gençlerin faaliyetini sınıflandırma yetkisiyle karşı karşıya geliyor.
Anadolu Ajansının 30 Ekim Avrupa protestoları derlemesi (🔗) bu temsil düzenini kıta ölçeğinde tamamlıyor. Ülkeler, tarihler, gözaltılar, yağmalar ve polis müdahaleleri ayrı olay gruplarına dönüşüyor. Fransa’daki liseli başlangıcı ile sonraki Sarı Yelekliler katılımı aynı tarihsel özne altında yeniden düzenleniyor. Milano’nun 17–18 Ekim gelişmeleri ise iki günlük çatışma kronolojisi içinde anlatılıyor. Böylece ikinci gün çocukların ilk günün eylemini kendi arkadaş gruplarıyla yeniden başlatması, şiddet olaylarının devamı biçiminde kaydediliyor.
İtalyanca yerel tanıklıkların gösterdiği kuşaksal dönüşüm çok daha somut. Milano’da 18 Ekim’de sokağa çıkan 14 yaşındaki bir çocuk, başlangıçta TikTok görüntülerinden etkilenerek arkadaşlarıyla meydana gittiğini anlatıyor. Ardından şu ifadeyi kullanıyor:
Ma una volta lì ti senti parte di qualcosa.
[Ama bir kez orada olduğunda kendini bir şeyin parçası hissediyorsun.]
Bu söz, internette görüntü seyretmekten kendi hayatını ilgilendiren ortak bir faaliyete geçişi anlatıyor. Çocuk sokağa çıktığında başka insanların kendi geleceğinden söz ettiğini görüyor; sonraki eyleme ilişkin kendi kararını oluşturmaya başlıyor. Milano’daki mahalle ve sosyal merkez tanıklıkları da küçüklerin kendi arkadaş gruplarıyla eyleme katılmasını büyük aktivistlerin alışılmış siyasi repertuvarlarıyla karşılaştırıyor. (🔗)
Burada büyüklerin koruma görevi yeni bir içerik kazanıyor. Çocuğun başlattığı eylem başkalarının mülkiyetini, güvenliğini ve çalışma hayatını etkiliyor; polis müdahalesi de çocuğun bedeni, ailesi ve hukuki durumu üzerinde sonuçlar yaratıyor. Gerçek abi/ablalık bu sonuçları üstlenme faaliyetinde sınanıyor. Koruma, çocuğun sonraki bağımsız eylemini sürdürebilmesini sağlayan somut bir sorumluluk haline geliyor.
Hareketin geleceği kimin elinde?
17 Ekim’den sonra yazıların önemli bir kısmı hareketin büyüklüğünü sonraki gösteriler, katılım sayıları ve genel grev takvimi üzerinden hesapladı. Bu ölçülerde gelecek, daha büyük bir kalabalığın toplanması veya daha güçlü örgütlerin harekete geçmesiyle tanımlanıyor.
bianet’in öğrenci isyanının toplumsallaşmasını ele alan haberi (🔗) liselilerden geniş toplumsal kesimlere geçişi merkeze alıyor. soL’un 17 Ekim halk hareketi haberinde (🔗) başlangıçtaki liseli özne genişleyen kalabalığın içinde halk olarak adlandırılıyor. Aynı yayının uluslararası protestolar derlemesi (🔗) ise ülkeler arasında ortak öfkenin yayılmasını hareketin dünya ölçeğindeki karşılığı olarak sunuyor.
BirGün’ün 24 Ekim gösterilerine ilişkin haberinde (🔗) hareketin gücü, yasaklara ve polis müdahalesine rağmen kalabalığın yeniden sokakta bulunmasıyla ölçülüyor. soL’da Atilla Özsever’in Kasım grevlerini ele aldığı yazısı (🔗) ise 17 Ekim sonrasını Fransa, İspanya ve İtalya’daki sendikal eylem hazırlıklarına bağlıyor. Böylece liselilerin açtığı hareketin geleceği yetişkin örgütlerin siyasi takviminde temsil ediliyor.
Bu devamlılık anlayışlarının karşısında 18 Ekim Milano bulunuyor. İlk günün gösterisine katılanlardan farklı çocuklar, ertesi gün yeni bir büyük gösteri çağrısı bulunmadan kendi arkadaşlarıyla meydana geldi. İlk eylem, başka çocukların yeniden gerçekleştirebildiği ortak bir faaliyete dönüştü. Hareketin devamı, kendisinden önce gerçekleşmiş bir eylemi yeni katılımcıların kullanabilmesiyle oluştu.
İtalyan gençlerin kendi aralarında kurduğu ilişki bu geleceği ayrıca açıklıyor. Movimento 17 Ottobre çevresinden gençler, kendilerinden küçüklerin büyüklerin yaşadığı güvencesiz hayatı kendi gelecekleri açısından bir uyarı olarak gördüğünü anlatıyor. Küçük kardeş, büyüğün bugünkü konumuyla karşılaşınca kendi geleceğini değiştirmek istiyor. Bu istek büyüğü de kendi hayatını değiştirecek yeni bir göreve çağırıyor. (🔗)
17 Ekim’in kuşak mücadelesi böylece iki yönlü bir değişim oluşturuyor. Alfa kendi başına eylem başlatarak Z’nin büyüklüğüne yeni bir kaynak kazandırıyor. Z ise iletişim, deneyim, örgütlenme ve bakım görevlerini üstlenerek Alfa’nın sonraki eylemlerine yeni araçlar sağlıyor. Bu araçların kimin yönetiminde bulunacağı ve küçüklerin bağımsızlığını nasıl genişleteceği, hareketin sonraki tarihinin somut çatışması haline geliyor.
Sol basındaki nostaljik hitabın semptomu burada tamamlanıyor. Eski kuşakların tarihsel başarıları, siyasi bilgileri ve örgütlenme deneyimleri yeni hareketin açıklayıcı otoritesi olarak yeniden kurulduğunda, yetişkin okur çocukların eyleminde kendi geçmişinin değerini yeniden buluyor. Kuşaksal dönüşüm ise büyüğün kazandığı bu değerin küçüğün sonraki müdahalesine hangi somut imkânı kazandıracağı sorusunda gerçekleşiyor.
2018’de geç Z büyüklerin başkaldırısını seyretti. 2025’te DEV-GENZ ile eski siyasi büyüklüğün adını şakaya dönüştürdü. 2026’da Alfa’nın bağımsız eylemi, Z’yi yeni bir abi/abla göreviyle karşı karşıya getirdi. Bu tarih, eski devrimci geçmişin bugünkü çocuklar aracılığıyla yeniden kutsanmasıyla, geçmişten gelen deneyimin çocukların yeni faaliyetinde kullanılması arasındaki çatışmayı açığa çıkardı.
17 Ekim’in inkârında küçük büyüğün eski büyüklüğünü doğruluyor. 17 Ekim’in kuşak mücadelesinde ise küçük büyüğün ne işe yarayacağını değiştiriyor.
Gerçek abi/ablalık, bu ikinci ilişkinin sürdürülmesidir. Büyük genç, küçükten aldığı yeni görevi yeniden küçüğün bağımsız eylemine imkân sağlayan bir faaliyete dönüştürdüğü ölçüde büyüklük kazanıyor. Küçüklerin başkaldırısı böylece büyüklerin geçmişini, bugünkü yetkisini ve gelecekteki görevini aynı anda değiştiriyor.






























Geri bildirim: Phantomoperand 👻🪸🐈⬛ | 🦋🤖 YERSİZ ŞEYLER