“Ama Barış, Derslerin Kalıyor!”
Category Archives: Makale
Sağlık Hizmetleri – Doğrular ve Yanlışlar — Bilim ve Sanat
Türkiye’de sağlık hizmetlerinin yetersiz olduğu konusunda herkes oydaş. Hastanelere işi düşenler başta olmak üzere pek çok kişi ülkemiz sağlık hizmetlerinden yakınıyor. Ancak iş çözümlemeye gelince, görüşler farklılaşıyor. Son yıllarda yeni bir gelenek yerleşiyor: Çok yanlış bazı yaklaşımları genel geçer doğrular, hiç tartışılması gerekmeyen gerçekler gibi benimsetmeye çalışmak. Bu yanlış yaklaşımların ortak bazı özellikleri var: Hiçbirisi rakam içermiyor, elmayla armutu toplamak gibi birbiriyle ilgisiz değişkenleri karşılaştırmaya dayanıyorlar. Bu yazının amacı, bu yanlışları sergileyerek konuya çok yakın olmayan kişilerin de bu yanlışlara sahip çıkmalarını önlemek.
İçimizden İnsanlar — Bilim ve Sanat
Biri ve Diğerleri, Yön: Tunç Başaran, Oyn: Aytaç Arman, Meral Oğuz
Sinemamızda artık kişilerin iç dünyaları, tedirginlikleri, zaafları da işlenmeye, hatta geleneksel “mevzu”nun yerini almaya başladı. Biri ve Diğerleri de, klişeleri yıkan, özgün ve insancıl yanı ağır basan bu yeni tip filmlerden birisi.
Eskimeyen “Arkadaş” — Bilim ve Sanat
Arkadaş: Yön: Yılmaz Güney, Oyn: Yılmaz Güney, Kerim Afşar, Azra Balkan, Melike Demirağ, Semra Özdamar, 1974 yapımı.
Eğer bir yaz günü Kumburgaz’ın “Kıyıkent”ine giderseniz, çevrenizde dolaşan, denize giren insanlara bakarken Yılmaz Güney’i anımsayın. Çünkü o da 1974 yılının yazında oralarda dolandı, çevresini inceledi, gördüklerini film şeridine geçirdi. Arkadaş’ın jeneriği yıllardır görmediği arkadaşı Cemil’e (Kerim Afşar) gelen Azem’in (Yılmaz Güney) gözünden bu çevrenin gözlemlenmesiyle başlar. Azem, bu çevrede temel insani değerlerin nasıl ortadan kalkmakta olduğunu izler. Yazlıktaki işçiler dışında, bu çevreden sağlıklı ilişki kurabildiği tek kişi Cemil’in baldızı olan ve bu çevredeki ilişkilerden dolayı huzursuzluk duyan Melike (Melike Demirağ) olacaktır. Filmin “olumlu kahramanı” ise Azem’in pansiyon sahibinin kızı olan Semra’dır (Semra Özdamar). Azem’in Cemil’i “kurtarmak” istediğini anlayan Semra elinde sandviçiyle bir kitapçıda Azem’i uyarır: “Bakalım o kurtulmak istiyor mu?”. Yine de Azem’in gelişi Cemil’in yaşam dengesini etkilemiştir, kırlara doğru koşarak kendi adını göklere haykırır: “Cemil, Cemil…”. Azem, bu çabanın boşluğunun farkındadır. “Sen kendini burada mı kaybettin ki, burada arıyorsun?” der. Finaldeki tabanca sesiyle Cemil, belki gerçek, belki düşsel anlamda intihar eder ve Azem’in yaşamından çıkar. Geride Azem’in gerçek ilişkileri kalır, yazlıktaki işçilerle, özellikle genç Halil’le kurduğu yeni arkadaşlıklar…
İstanbul Sinema Günlerinden Bir Demet — Bilim ve Sanat
Bir sanat yapıtını etkileyici ve uzun ömürlü kılan, içeriğiyle yansıttığı ve izleyenleri saran ortak duygulardır. İzleyici bir yandan bu duyguları yaşadığı için, öte yandan -örneğin film seyrederken- bu özgül durumun ancak sinemayla anlatılabileceğini bildiği, anladığı için haz duyar.
“Her Şeye Rağmen” — Bilim ve Sanat
13 Mart günü İsveçli genç yönetmen Ann Zacharias’ın Testet (Test) adlı filmiyle açılan I. Ankara Film Şenliği, 20 Mart akşamı ödül töreni ve Woody Allen’ın Radio Days (Radyo Günleri) filmiyle kapandı. Böylece “Ankara’da bir film şenliği yapılır mı, yapılmaz mı?” tartışmaları da sona erdi. Sayın Aziz Nesin’in ödül töreninde vurguladığı gibi, bu şenlikten çıkarılacak en önemli ders, parçalanarak değil, birleşerek bir şeyler yapılabileceğinin anlaşılması oldu. Şenliğin hiçbir çevre tarafından göz ardı edilemediğinin en önemli göstergesi de, Kültür Bakanlığı’ndan gelen parasal katkıydı. Şenlik programındaki sergiler, açıkoturumlar, söyleşiler, karikatür-kısa film-ilk film yarışmaları, toplu gösteriler ile çok sayıda yerli-yabancı film Ankaralı sinemaseverlere dolu bir hafta yaşattı. Gelecek yıllarda şenliğin gelişeceğini, uluslararası bir kimlik kazanacağını ummak aşırı bir iyimserlik değil. Ankara’da sanatla ilgilenen kuruluşların ortak çabası genişleyerek sürebilirse, umuyoruz ki önümüzdeki yıllarda daha seçkin filmler getirilebilecek, Metropol’ün göstericileri gibi teknik sorunlar giderilebilecek ve seyirci sayısı artacaktır. Şenliğin uluslararası özgün bir kimlik kazanması için, İlk Filmler Seçici Kurul Başkanı Bay Verdone’nin söylediği gibi Anadolu Kültürüyle sıkı bağlantılar kurması gerekiyor. Ödül heykelciklerinin bir Hitit Kabından esinlenerek yapılmış olması bu bağlantılara güzel bir örnek. Bunun gibi, örneğin, gelecek yıl etkinliklerin bir kısmı için müzeler (Anadolu Medeniyetleri, Resim-Heykel, Etnoğrafya Müzeleri gibi) kullanılabilir.
Her Gece Bir Yolculuktur — Bilim ve Sanat
GECE YOLCULUĞU, Yön: Ömer Kavur, Oyn: Aytaç Arman, Macit Koper, Zuhal Olcay, 1987 yapımı.
Kimi insanlarla ilişki kurmak, arkadaşlık etmek kolaydır, çünkü herşeyi anlatırlar, konuşurlar. Kimi insanları anlamak için ise çaba göstermek gerekir. Sinema filmleri de böyledir. Örneğin Amerikan sinemasının macera filmlerini izlerken, bazı olaylar seyredersiniz, bir şeyler olur, film biter. Geriye belki de yalnızca hareketin tadı, heyecan duygusu kalır. Oysa öyle filmler vardır ki, izleyiciden de çaba bekler, çünkü filmdeki kimi sahnelerin yalnızca kendi aralarında değil, film dışı öğelerle de bağlantıları vardır. Eğer seyirci bu dış bağlantıları da duyumsayabilirse, filmden daha çok tat alacaktır. Bu sürecin işleyebilmesi için yönetmenin başarılı anlatımı her zaman yeterli olmayabilir, seyircinin benzeri duyguları yaşamış ve tanıyor olması da gerekir. İşte Ömer Kavur’un Gece Yolculuğu, seyircilerden de yoğun çaba isteyen bir film.





























