Slavoj Žižek — 16 Temmuz 2015 — LRB:37(14)
Alain Badiou demokrasinin fetişimiz olduğunu öne sürerken, bu beyan, tam olarak Freudcu anlamıyla anlaşılmalıdır; salt, demokrasiyi dokunulmaz bir Mutlak düzeyine yükseltiyoruz anlamında değil. ‘Demokrasi’, toplumsal alanın teşkil edici ‘eksiği’, yani ‘sınıf ilişkisinin olmaması’ olgusu ile, toplumsal antagonizma travması ile yüzleşmeden önce gördüğümüz son şeydir. Tahakküm ve sömürü gerçekliği ile, acımasız toplumsal mücadele gerçekliği ile yüzleşince ‘Evet ama demokrasimiz var!’ deriz; sanki bu, mücadeleyi çözüme kavuşturabilmemiz veya en azından patlamadan önce düzene koyabilmemiz için yeterliymiş gibi. Demokrasinin fetiş oluşu üzerine emsal bir vaka sunan Pelikan Dosyası ya da Başkanın Tüm Adamları gibi çok-satar ve çok-izlenirlerde, birkaç sıradan herif, ucu başkana kadar uzanacak bir skandalı açığa çıkarırlar ve nihayetinde başkanı istifa etmek zorunda bırakırlar. Bu öykülerde yolsuzluk her yerdedir, lakin bunların ideolojik tesiri paketledikleri iyimser mesajda yatar: O kadar büyük ve demokratik bir ülkedeyiz ki senin benim gibi birkaç sıradan herif bile dünyanın en kudretli adamını alaşağı edebiliyor!





























