Tag Archives: Hüray Fidaner

“Gülün Adı”ndaki Çatışmalar — Bilim ve Sanat

Gülün Adı (*) bir çatışmalar filmi olarak da izlenebilir. Çünkü filmin sürükleyiciliğini, farklı düzlemlerdeki çatışmalar sağlıyor.

Aslında konusunda çatışma olmayan, herşeyin yolunda gittiği bir film düşünemezsiniz. Çünkü yaşam çatışmalarla doludur ve yaşamdan yola çıkan her film de bunları aktarmak zorundadır. Üç boyutlu gerçek yaşamdan iki boyutlu görüntüler dünyasına aktarılan bir çatışma, artık bir filmsel çatışma haline gelir ve kaderi yönetmenin ellerine geçer.

Genellikle bir filmde çok sayıda çatışma art arda ya da bir arada yer alır. Bir film çatışmalar bireysel düzeyde işlenebileceği gibi, toplumsal düzeyde de ele alınabilir, birçok başarılı filmde ise (örneğin Losey’in filmlerinde) bu iki düzeyin örtüştüğü gözlenir.

Filmsel çatışma, bir anlatıdır, aktarmadır, belki uydurmadır, yani gerçeğin kendisi değildir. Ama filmsel çatışma gerçekçi olabilir. Bunun için, anlatılan çatışmanın toplumda henüz geçerliliğini koruması, yaşanıyor olması, henüz aşılmamış olması gerekir. Örneğin Kurosava’nın Dersu Uzala‘da başarıyla anlattığı insan-doğa çatışması hiçbir zaman aşılamayacaktır. Buna karşılık Raj Kapoor’un Avare adlı filminde işlediği temel çatışma, “İnsanlar doğuştan suçlu olur” diyenlerle “İnsanları suça iten çevresidir” diyenlerin arasında yürür. 1957’de gösterildiğinde ülkemizde büyük olay yaratan bu filmdeki çatışma günümüzde aşıldığı için bu filmin artık aynı etkiyi yaratması beklenemez.

—

[William x Katil] : Kişi düzeyi

[Konuk (yoksul) keşişler x Manastırlı keşişler] : Kurum düzeyi

[Yoksul halk x Zengin kilise (Engizisyon)] : Kesim düzeyi

“Gülün Adı”ndaki filmsel çatışmalar

—

Gülün Adı‘nda da çeşitli düzeylerde çatışmalar var (Bak.Şekil). Kişi düzeyinde en önemli çatışma, Baskerville’li William ile katil arasında. Aslında bu çatışma bilimle kör inanç, özgürlükle tutsaklık, insanilikle insan düşmanlığı arasındadır. Sonuçta William büyük kitaplığın yanmasını önleyemez, ama birkaç kitapla birlikte canını kurtarmıştır. Katil ise, tarihin değişik aşamalarında olduğu gibi yenilmiş, düzenekleriyle birlikte yok olmuştur.

Kurum düzlemindeki çatışma, İsa’nın yoksul olduğunu savunan konuk keşişlerle buna katılmayan manastırlı keşişler arasındadır. Zengin kilise kuşkusuz ikinci yanı tutmaktadır, onun ağır basmasıyla yoksul keşişler susturulur.

Üçüncü düzlemde yer alan ve en kapsayıcı olan çatışma ise yoksul halk ile egemen zengin kilise arasındadır. Bu çatışmada kilisenin en etkin silahı engizisyondur.

İlk bakışta engizisyonun asıl çatışmasının manastırlı keşişler ile olduğu düşünülebilir. Oysa, iki keşişin yakılmasına dek giden bu çatışmanın tarihsel hiçbir önemi yoktur. Çünkü engizisyonun gerçek katili aramak, adaleti sağlamak gibi herhangi bir kaygısı olmadığı, tek işlevinin korku ve baskı ortamı yaratarak zengin kilisenin düzenini sürdürmek olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle de en geniş çatışmanın halk ile engizisyon arasında olduğu hissedilir. Bu çatışma kızın kurtarılması ve engizisyoncu Bernardo Gui’nin arabasının devrilmesiyle, sembolik biçimde de olsa halkın üstünlüğüyle çözümlenir.

Böylece filmdeki çatışmalardan iki eksen ortaya çıkıyor: Birinci eksende William, yoksul konuk keşişler ve halk var. Bunların karşısında ise, katil, manastırlı keşişler, zengin kilise ve engizisyon bulunuyor. Bu iki eksen arasındaki çatışmalar alabildiğine zengin, ölçülü ve etkiliyeci bir biçimde anlatılıyor. Bilgiyi de kendi egemenlik alanlarında sanan zenginler, o bilgiyi elde edip, yeniden üretmeye, halk için, toplum için, insanlık için kullanmaya çalışanlar…

Konu ortaçağda da geçse, bu filmin çağdaş olmadığı, anlattığı çatışmaların aşıldığı söylenebilir mi?

Hüray-Caner Fidaner
Sinemadan/Videodan
Bilim ve Sanat
Temmuz 1987, 79:55

(*) Gülün Adı, Umberto Eco’nun romanından, Yönetmen: Jean Jacques Annaud, Oynayanlar: Sean Connery, Murray Abraham, Christian Slater.

(pdf)

2 Yorum

Filed under Makale

Kahraman Fotoğrafçı Örgütçülere Karşı — Bilim ve Sanat

Yetmişli yılların başında sinemamıza damgasını vuran bir Yeşilçam akımı vardı. Bu dönem filmlerinde erkekler ya esas oğlandır ve “iyi” şablonuna uyar, ya da örneğin kaçakçı patron ve fedaileridir ve “kötü” şablonuna uymaktadır. Kadınlar derseniz, ancak bir erkeğin yanında var olabilen, kimliksiz ve kişiliksiz yaratıklar olarak anlatılırlar. Yetmişli yılların sonlarına doğru, Yılmaz Güney’le birlikte, sinemamızda Yeşilçam-dışı gerçekçi bir akım doğdu. İzleyicinin de artan desteğiyle bu gerçekçi akımın yıldan yıla etkinliğini arttırdığını gözledik. Seksenli yılların bütün savlı filmleri, bu akımın gelişmiş bir uzantısı olarak görülebilir. Gerçekçi nitelikler, çok satışlı filmleri de etkiledi. Bu durum aslında hem neden, hem de sonuçtu. Gişe kaygısının ağır bastığı güldürü filmlerine olsun, türkücü filmlerine olsun, “sosyal içeriğin” katıştırıldığını gözledik. Belki bu gelişmede, Yeşilçamın geleneksel seyircisinin televizyondaki Dallas dizisinden başını kaldıramaz olmasının da payı vardır. Sonuç olarak gerçek Yeşilçam melodramları sinema salonlarından TV dizilerine ve “TV’de Türk Sineması” saatlerine aktarılmış oldu.

Okumaya devam et →

2 Yorum

Filed under Makale

Bir Çöküşün Filmi — Bilim ve Sanat

Malcolm Lowry, ömrü boyunca tek romanla ün kazanmış bir İngiliz yazar. John Huston da, Volkanın Altında (Under the Vulcano) adıyla bu romanı sinemaya aktarmış. Amerikalı yaşlı ve usta yönetmen, bu uyarlama işinin hakkını vermiş doğrusu.

Okumaya devam et →

2 Yorum

Filed under Makale

Suskunluk mu, Türkü mü? — Bilim ve Sanat

Her önemli toplumsal süreç, öteki kurumları olduğu gibi sinemayı da etkiler. Örneğin Sovyet sineması içinde İkinci Dünya Savaşı teması çok büyük bir yer tutar, bunun gibi 1929’daki büyük ekonomik krizin ABD sinemasına önemli etkileri olmuştur.

Okumaya devam et →

2 Yorum

Filed under Makale

Güneye Giden Yollar — Bilim ve Sanat

Bir toplumsal olay çok sayıda insanı etkiler, ama bu etkiler herkeste başka başka sonuçlara yol açar. Bunun nedeni insanların birbirinden farklı ruhsal yapılarıdır. İşte Joseph Losey, gerek toplumun farklı kesimlerinden olan insanların içinde bulundukları ortamı, gerekse aynı toplumsal kesimden insanlarda ortaya çıkan sonuçları büyük bir başarıyla sinema diline aktarabilen bir yönetmen.

Okumaya devam et →

3 Yorum

Filed under Makale

“Çağdaş Zamanlar”: Çağdaş Şarlo — Bilim ve Sanat

taym

Charles Chaplin dendiğinde aklınıza yalnızca savruklamalı kısa güldürü filmleri geliyorsa eğer, sinema dilinin bu büyük ustasıyla henüz tanışmış sayılmazsınız. Çünkü sinema tarihinde Chaplin’in uzun filmleri, kısa filmlerinden çok daha fazla yer tutuyor. Bunların arasında da Çağdaş Zamanlar (Modern Times) (*) özel bir önem taşıyor.

Okumaya devam et →

4 Yorum

Filed under Bilim, Makale

Belinda’nın Büyüsü — Bilim ve Sanat

“Korkma evladım, sahici değil bunlar, hepsi masal…” Bu tip sözler, erken çocukluk döneminden kalma anılar olarak hepimizin belleğindedir. Gerçekten yaşamın ilk yıllarında düş ile gerçeğin farkı algılanamaz; düşünülen, söylenen her şey yapılmış, olmuş gibi etki yapar. Bu durum büyüsel düşünce denen erken çocukluk dönemindeki düşünce biçiminin bir öğesidir. Büyüsel düşüncenin izleri yetişkinlikte de gözlenebilir. Örneğin, oyuncunun gerçekte ölmediğini bile bile perdedeki ölüme ağlamak, bunun küçük bir örneğidir.

Okumaya devam et →

4 Yorum

Filed under Bilim, Makale