Ülkenin en yetkili makamının mutlak kudretini temsil eden bir uzantıyla Boğaziçi’ni (ikinci kez) penetre etmesi elbette üniversiteler için epey sıkıntılı bir durum yaratıyor. Bugüne dek Boğaziçi bir başarı simgesiydi, her şeye rağmen kalemin kılıca üstün gelebildiğinin en azından izafi bir deliliydi. Ülkede etki gösteren kalemlerin çoğu yine kalemşörlük yapsa da, yani aslında kalem kılığına girmiş kılıç veya kılıca hizmet eden kalem olsa da, Boğaziçi penetre edilene kadar hala kalemin kılıcı yenebildiği istisnai yerler olduğuna inanabiliyorduk. Belki kulislerde yine entrikalar dönüyordu, belki güç yine aklı felce uğratarak kendi boşbeleş keyfini sürüyordu, ama en azından bunu göstere göstere yapmıyordu. Kamuoyu nezdinde hala aklın yolu ile başarıya ulaşılabilen bir güzergah vardı. Şimdi ise güç alenen akılcı yolun önünü kesmiş ve başarının tanımını değiştirmiştir. Başarının ölçüsü artık teori ve pratik değil, uzantılarla penetre etmektir, yani fallustur.
Okumaya devam et →