
Sharon Blackie — 5 Mayıs 2016 — folklorethursday.com
Efsaneler ve halk masalları kadim bir mirastır: İnsanların bize hayat veren toprakla ve bizimle birlikte toprağı işgal eden insan olmayan başkalarıyla binlerce yıllık etkileşiminin mirasıdır. Bu öyküler kendilerini kalplerimize derinden eker ve orada kalır, çoğu zaman da arketipleri –kişisel olanla evrensel olanı köprüleyen imgeleri– anımsattıkları için. Arketipler anahtar gibidir, sahip olduğumuzu belki de asla bilmeyeceğimiz kadim, derin, büyülü bir bilgeliğin kilidini açar. Ama bir öykünün vasıtası ile, arketipler salt imge olmanın ötesine geçer: Enerji olur, hayatın karmaşıklıkları boyunca bize rehberlik eden ve bize ne olabileceğimizi –ya da dünyanın gelişimine nasıl katılabileceğimizi– gösteren yönergelerle yüklenir. Efsanebilimci Joseph Campbell’in sözleriyle onlarda ‘insan ruhunu ileriye taşıyacak’ güç vardır. İşte bu yüzden, bireyler ve gruplarla terapi çalışmamda en derinden dönüştürücü tekniklerin, her zaman (efsane ve halk masallarıyla yaratıcı çalışmadan temellenen) anlatı teknikleri olduğunu buldum.
Okumaya devam et →