Onsekizinci yüzyıl matematikçilerinin tosladığı problem hâlâ teorik mekaniğin başını ağrıtmaktadır: Denklemleri yazmak kolaydır ama çözmek zordur… Onsekizinci yüzyıldaki başarıların çoğu fiziksel fenomenleri modelleyen denklemleri yazmakla ilgiliydi. Onları çözmek konusunda pek başarılı değildiler… Kendiliğinden bir seçilim süreci oluştu ve çözülemeyen denklemler çözülebilen denklemlerden daha az ilgi görür oldu. (Ian Stewart, Tanrı Kumar Oynar Mı?)
Böylesi bir seçilim sürecine teslim oldular diye bu matematikçi ve fizikçileri suçlayamayız çünkü o çağdaki matematiksel teknolojilerin dayattığı sınırlar dahilinde çalışıyorlardı. Fakat problemlerin çözülebilirlik kıstasıyla seçilmesi onların (ve haleflerinin) dünya görüşüne nüfuz etmiş ve gerçekliğin saat gibi işlediği bir tablo çizmiştir. Çünkü tam isabetle çözülebilen denklemler doğrusal (linear) denklemlerdi. Okumaya devam et





























